Sefîne'nin anlattığına göre Hâfız-ı İzmîdî, kendisine bir mürşid bulmak ümniyyesiyle İstanbul'a gelmiş, çok gezdiği hâlde aradığını bulamayarak me'yûs kalmıştır. Bir gece âlem-i mânâda, Hz. Hâlid'in türbesinde kendisine “Mürşid niyâz ederdiniz, işte istediğiniz bu zâttır” denilir ve Üsküdar ciheti işaret olunur.
Bunun üzerine Üsküdar'a geçer. Kaynağın ifadesiyle gördüğü zâta karşı kalbinde öyle bir incizâb hâsıl olur ki kendini zabtedemez hâle gelir; kim olduğunu sorduğunda “Âsitâne-i Hüdâyî şeyhi Rûşenî Efendi'dir” cevabını alır ve onun dâmen-i irfânına yapışır.
Çerçeve. Rüya yahut âlem-i mânâ yoluyla mürşide sevk edilme, menâkıb edebiyatının en yerleşik kalıplarından biridir ve genellikle intisabın “tesadüfî değil, takdir edilmiş” olduğunu anlatmak için kurulur. Anlatının Eyüp'te başlayıp Üsküdar'da bitmesi, İstanbul'un iki büyük ziyaret merkezini tek bir hidâyet güzergâhında birleştirir. Burada tarihî kayıt olarak sabit olan, Hâfız-ı İzmîdî'nin Hüdâyî Âsitânesi şeyhi Rûşenî Efendi'ye intisap etmiş olmasıdır; rüya sahnesi gelenek anlatısına aittir.