Fatih hocalarından ve meşâyih-ı Gülşeniyye'den Şehrî Efendi'nin naklettiğine göre Yakovalı Ali Efendi, belâgat ve fesahatle ders okutan, derin bilgili İslâm âlimlerindendi. Bir gün ilm-i akāid dersinde sıfat bahsindeyken talebelerden bazıları zâhir ilminin neşvesiyle çözülmesi mümkün olmayan sorular sorar; cevabı erteleye erteleye âdeta birkaç dersi tatil edecek raddeye gelinir. Tam o sırada tesadüfen Hammâmî Muhammed Tevfik Efendi'nin konağına uğrar. Sohbet sırasında Hammâmî hazretleri onda bir durgunluk sezip sebebini sorar; Ali Efendi, onun bu türden ilmî hakikatlerdeki payına kani olmadığı için anlatmak istemezse de ısrar üzerine meseleyi açar. Metnimiz tam bu noktada kesildiğinden hâdisenin sonucu okunamamaktadır.
Çerçeve. Anlatının kurgusu tanıdıktır: zâhir ilminin yetmediği bir noktada, ilmî itibarı küçümsenen bir ârifin meseleyi çözmesi beklenir. Bu kalıp, medrese bilgisi ile tasavvufî idrak arasındaki hiyerarşiyi tersine çevirmek için kullanılır. Sonucun eldeki metinde eksik kalması sebebiyle burada yalnız okunabilen kısım aktarılmış, anlatının varmak istediği hüküm tahmin edilmemiştir.