HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Doğumu ve ailesi
eş-Şekāiku'n-nu'mâniyye'de verdiği bilgiye göre 14 Rebîülevvel 901 (2 Aralık 1495) tarihinde Bursa'da doğdu. Babası, Taşköprizâde nisbesiyle anılan Muslihuddin Mustafa Efendi'dir.
Şehir şehir tahsil
İlk çocukluk yıllarını Bursa'da geçirdi; sonra Ankara'da Akmedrese müderrisi olan babasının yanına gitti ve Kur'an'ı orada ezberledi. Babasının Üsküp'e tayini üzerine Bursa'ya döndü.
Ardından babası onu ve kardeşi Nizâmeddin Mehmed'i İstanbul'a, “Yetim” lakabıyla tanınan Alâeddin Efendi'nin yanına götürdü; medresede sarf-nahiv okudu. Sonra Bursa Molla Hüsrev Medresesi müderrisi olan amcası Kıvâmüddin Kāsım Efendi'nin yanında kardeşiyle birlikte tahsiline devam etti — kardeşi burada vefat etti.
Babasının Amasya Hüseyniye Medresesi'ne tayin edilmesi üzerine Amasya'ya gitti ve öğrenimini onun yanında tamamladı. Dayısının yanı sıra Şeyhzâde Muhyiddin Mehmed Kocevî, Mahmûd b. Kadızâde-i Rûmî ve Muhammed et-Tûnisî gibi âlimlerden ders aldı.
Müderrislik basamakları
931'de (1525) Dimetoka'daki Oruç Paşa Medresesi'nde müderrisliğe başladı; ertesi yıl İstanbul'da Hacı Hasan Medresesi'ne nakledildi. Babasının 935'te (1529) İstanbul'da vefatının ardından önce Üsküp Alaca İshak Bey (1530), sonra İstanbul Kalenderhâne (1536) medreselerine tayin edildi.
Giderek yükseldi: Koca Mustafa Paşa, Sahn-ı Semân, Edirne Üç Şerefeli ve Edirne Sultan Bayezid (1544) medreselerinde müderrislik yaptı.
Kadılık ve körlük
952'de (1545) Bursa kadılığıyla görevlendirildi. İki yıl sonra tekrar Sahn-ı Semân'da müderris oldu ve 958'de (1551) İstanbul kadısı oldu.
Ancak yakalandığı bir hastalık neticesinde görme duyusunu kaybedince görevinden ayrılmak zorunda kaldı. 30 Receb 968 (16 Nisan 1561) tarihinde İstanbul'da vefat etti; cenaze namazı Fâtih Camii'nde kılındıktan sonra Fatih'te Âşık Paşa Camii'nin hazîresinde, Seyyid Velâyet Türbesi yakınında defnedildi.
İlmî kişiliği
Kelâm, fıkıh, tefsir, ahlâk, mantık, biyografi, Arap dili ve edebiyatı, ilimler tarihi ve tıp gibi değişik alanlarda kitaplar ile otuza yakın risâle telif etti. Eserlerini Arapça yazdı ve büyük ölçüde şerh ve hâşiye geleneğini sürdürdü.
Dinî ilimlerde Fahreddin er-Râzî, Seyfeddin el-Âmidî ve Seyyid Şerîf el-Cürcânî gibi Eş'ariyye'ye mensup âlimlerin görüşleri etrafında tartışmalar yaptı, ancak Mâtürîdiyye mezhebine bağlı kaldı. Kelâm ilminin tarihini anlatırken Mâtürîdî'yi Sünnî kelâm mektebinin kurucusu diye göstermesi dikkat çekicidir.
Bir din âlimi olmakla birlikte asıl ünü ilimler tarihi ve biyografi alanındaki eserlerindendir. Tasavvufa da ilgi duyup Halvetiyye'ye intisap etti; böylece felsefe, kelâm ve tasavvufu birleştiren eklektik bir âlim tipini temsil etti.
Hattatlığı
Sülüs, nesih ve ta'lik yazılarında mahir bir hattattı ve hattan kazandığı parayı öğrencilerinin geçimine harcadı.
Bıraktığı iki büyük eser
Miftâhu's-saâde İslâm ilimlerinin tasnifini ve tarihini veren biyobibliyografik bir ansiklopedidir; oğlu Kemâleddin Mehmed Efendi tarafından Mevzûâtü'l-ulûm adıyla Türkçe'ye çevrilmiştir.
eş-Şekāiku'n-nu'mâniyye ise Osmanlı dönemi âlimlerini tanıtır ve Osmanlı ilim tarihinin temel kaynağı olmuştur; sonraki asırlarda kendisine zeyiller yazılmıştır — Nev'îzâde Atâî'nin Zeyl-i Şekāik'i bunların en tanınmışıdır.
Yanlış nisbet
Ahmed Neyle tarafından ona nisbet edilerek yayımlanan Tabakātü'l-fukahâ adlı eser (Musul 1954, 1961) aslında Kınalızâde Ali Efendi'ye aittir.