HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Belh ve tahsil
Belh’te doğdu. “Hâce” unvanının bölgedeki seyyid ve ileri gelenler için kullanıldığı belirtilir. Hüseynî nesep iddiası aile şeceresiyle aktarılır. Tahsilini Bedahşan’da yaptı; Arapça, Farsça ve Çağataycaya vâkıftı.
Nakşibendî-Müceddidî silsilesi
Kaynakta silsilesi Şah-ı Nakşibend, Alâeddin Attâr, Ya‘kūb Çerhî, Ubeydullah Ahrâr, Muhammed Zâhid, Derviş Muhammed, Bâkī Billâh, İmâm-ı Rabbânî, Muhammed Ma‘sûm, Can-ı Canân ve Abdullah-ı Dehlevî üzerinden kendi mürşidlerine ulaşır.
On yıllık hicret
Belh’teki siyasî baskılar sebebiyle yaklaşık üç yüz müridiyle Mâverâünnehir’den İran’a geçti; Meşhed, Irak ve Bağdat üzerinden Konya’ya ulaştı. On yıl süren yolculuğun ardından Konya’da dört yıl kaldı ve Fütûhât-ı Mekkiyyenin bir nüshasını istinsah etti.
İstanbul ve Şeyh Murad Tekkesi
1278/1861-62’de İstanbul’a geldi. Sultan Abdülaziz’in himayesiyle Aksaray’da ikamet etti. Hicaz’a gitmek üzereyken Şeyh Murad Tekkesi meşîhatine tayin edildi; Meclis-i Meşâyih reisliğini kabul etmedi. 1867’den itibaren dokuz yılı aşkın süre tekkede irşad ve ders hizmeti yürüttü.
Eserleri
Yenâbîu’l-mevedde, İ‘câzü’l-Kur’ân, Meşrikü’l-ekvân ve Gıbtatü’l-emân kaynakta anılan eserleridir. Tefsir ve hadis okuttu; üç dilde şiir söyledi.
Vefatı ve ailesi
6 Şâban 1294/16 Ağustos 1877’de vefat ederek Şeyh Murad Tekkesi hazîresine defnedildi. Vasiyeti üzerine mezarına taş konulmadığı aktarılır. Oğlu Seyyid Abdülkādir-i Belhî tekkenin sonraki büyük postnişinidir; diğer çocuk ve eşleri ayrı kişi kayıtlarına taşınmalıdır.