HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Batum'dan saraya
Yaklaşık 1040/1630'da Batum'da doğdu; babası Abdürraûf'tu. 1056/1646-47 dolaylarında İstanbul'a gelerek Galata Sarayı'na girdi. Şâmî Hüseyin Efendi, Kiçi Mehmed Efendi ve Minkārîzâde Yahyâ Efendi'den ders aldı. Saray-ı Cedîd'de küçük ve büyük oda hizmetlerinden kiler odası serhalifeliğine yükseldi; sarayda on altı yıl kaldı.
Medrese ve kadılıklar
1072/1661-62 dolaylarında saraydan ayrılıp ilmiye mesleğine geçti. Osman Efendi, Kasım Paşa ve Nişancı Paşa medreselerinde ders verdi. Kamaniçe seferine katıldı; fetih sonrasında Kamaniçe kadılığı verildi. Yenişehir, Mısır, Mekke ve İstanbul kadılıklarında bulundu.
Kazaskerlik ve şeyhülislâmlık
Üç ayrı dönemde Rumeli kazaskerliği yaptı; aziller, sürgün ve geri dönüşlerle kesintili bir devlet hayatı yaşadı. 1126 Zilhiccesinde/1715'te şeyhülislâm oldu; yaklaşık altı ay sonra görevden ayrıldı. Trabzon ve Bolu'da ikamete mecbur edildi, daha sonra İstanbul'a döndü.
Son yılları ve vefatı
Son yıllarını İstinye'deki yalısında ilim ve ibadetle geçirdi. 3 Safer 1135'te/1722'de doksan beş yaşına yaklaşmışken vefat etti. Fâtih Camii'ndeki cenaze namazından sonra Kalenderhâne karşısında defnedildi.
İlmî portresi
Kaynak onu Arap dili, aklî ve naklî ilimler, tefsir, fıkıh, kelâm ve hadiste derin; Kur'an hâfızı, zâhid ve ibadete devam eden bir âlim olarak anlatır. Bu zühd tasviri, açık bir tarikat intisabı bulunmadığı için yol aidiyetine çevrilmedi.
Kadılıktan kazaskerliğe: görevler ve sürgünler
1072'de (1661-62) ilmiye mesleğine geçtikten sonra önce derecesi 40 akçe olan medreseye ulaştı; 1 Safer 1075'te (24 Ağustos 1664) Osman Efendi Dârülhadisi Medresesi'ne, 22 Muharrem 1081'de (11 Haziran 1670) Kasım Paşa Medresesi'ne, 25 Muharrem 1083'te (23 Mayıs 1672) ibtidâ-i dâhil itibariyle Nişancı Paşa-yı Atîk Medresesi'ne müderris oldu. Aynı yılın safer ayında (Haziran 1672) IV. Mehmed'in Kamaniçe harekâtı sırasında Musâhib Mustafa Paşa'nın yanında sefere katıldı; fethin ardından receb ayında (Kasım 1672) Halep pâyesiyle Kamaniçe kadılığına getirildi.
1 Şâban 1085'te (31 Ekim 1674) görev süresi dolunca kendisine Cisriergene kazası arpalık verildi. 1 Cemâziyelevvel 1086'da (24 Temmuz 1675) Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa'nın desteğiyle Yenişehr-i Fenâr kadısı oldu, bir yıl sonra azledildi. 13 Muharrem 1092'de (2 Şubat 1681) Mısır, ardından Mekke kadılığına, Rebîülâhir 1099'da (Şubat 1688) İstanbul kadılığına getirildi.
Bundan sonrası inişli çıkışlı geçti. Sadâret Kaymakamı Ömer Paşa ile araları açılıp birbirlerini padişaha şikâyet edince Rebîülâhir 1100'de (Şubat 1689) İstanbul kadılığından azledildi, arpalık olarak Antep verildi ve Midilli'ye sürgüne gönderildi. Affedilip İstanbul'a döndüyse de bu defa II. Süleyman'ı hal'edip IV. Mehmed'i tekrar tahta çıkarmak isteyen ulemâ arasında yer aldığı gerekçesiyle Şâban 1102'de (Mayıs 1691) Limni'ye, oradan Kıbrıs'a sürüldü; Şâban 1103'te (Nisan 1692) dönmesine izin verildi.
25 Rebîülevvel 1105'te (24 Kasım 1693) Anadolu kazaskerliği pâyesini aldı. Şâban 1106'da (Mart 1695) Rumeli kazaskeri oldu, bir yıl sonra emekliye sevkedildi. 1 Şâban 1109'da (12 Şubat 1698) ikinci defa Rumeli kazaskerliğine getirildi; 15 Zilhicce 1110'da (14 Haziran 1699) azledilince Emirgân'daki yalısına çekildi, birkaç gün sonra görevi sırasında uygunsuz işler yaptığı ve rüşvet aldığı isnadıyla Sinop'a sürüldü. Dört yıl ailesiyle orada kaldı; Receb 1115'te (Kasım 1703) İstanbul'a dönmesine izin verildi. II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi ve Şeyhülislâm Seyyid Feyzullah Efendi olayının ardından uzun süre görev alamadı, arpalıklarıyla geçindi. 27 Zilkade 1120'de (7 Şubat 1709) üçüncü defa Rumeli kazaskeri oldu.
Meşihat, azil ve son yılları
8 Zilhicce 1126'da (15 Aralık 1714) İmâm-ı Şehriyârî Mahmud Efendi'nin yerine şeyhülislâm tayin edildi. Kendisine hitaben çıkarılan ferman üzerine mülâzemet sisteminin düzene konulmasıyla ilgili bazı yeni düzenlemeler yaptı. Meşihati, iki kazasker aleyhindeki manzum arzuhal meselesi yüzünden 24 Cemâziyelâhir 1127'de (27 Haziran 1715) sona erdi ve Trabzon'da mecburi ikamete gönderildi.
Şevval 1128'de (Eylül 1716) Bolu'ya gelmesine müsaade edildi, daha sonra affedilerek İstanbul'a döndü. Ömrünün kalan kısmını II. Mustafa'nın kendisine temlik ettiği Emirgân'daki Mîrgûnoğlu yalısında geçirdi. 3 Safer 1135'te (13 Kasım 1722) vefat ettiğinde yaşı doksanı geçmişti. Fâtih Camii'nde namazı kılındıktan sonra yalısı yakınındaki Kalenderhâne'de yaptırdığı mektebin yakınına defnedildi. Kâmî Mehmed Efendi ölümüne yazdığı şiirin sonunda "Mesken-i Mirzâ Efendi ola firdevs-i naîm" mısraıyla tarih düşürmüştür.
Ailesi ve nesli
Batumlu Abdürrauf Efendi'nin oğludur. Kendi oğlu, Cemâziyelâhir 1099'da (Nisan 1688) İstanbul'da doğan ve asıl adı Mehmed olan tezkire sahibi Kazasker Mirzazâde Sâlim Efendi'dir. Sâlim ilk eğitimini Yenibahçeli Çelebi Efendi'den aldı, babası ilmiye sınıfına mensup olduğu için 1104'te (1692-93) Şeyhülislâm Ebû Saidzâde Feyzullah Efendi'den mülâzım oldu ve tahsiline babasından ve diğer âlimlerden okuyarak devam etti. Baba ile oğulun kaderi birlikte yürüdü: babası şeyhülislâm olunca Sâlim Galata kadılığına getirildi, babası azledildiğinde ikisi birlikte Trabzon'da ikamete memur edildi, birlikte Bolu'ya ve ardından İstanbul'a döndüler. Sâlim, on yaşlarında iken babasının ikinci Rumeli kazaskerliği dolayısıyla Edirne'de bulundukları yıllarda hat öğrendiğini kendi tezkiresinde belirtir. Mezarları da Şehzadebaşı'nda yan yanadır.
Aileden daha sonra başka âlimler de yetişmiştir; ailenin, bir diğer ulemâ ailesi olan Mirzazâdeler'le ilgisi yoktur. Nitekim 1188'de (1775) vefat eden Şeyhülislâm Mirzazâde Mehmed Said Efendi bazı kaynaklarda yanlışlıkla Batumlu Mirza Mustafa Efendi'nin oğlu gösterilirse de gerçekte Şeyhülislâm Mirzazâde Şeyh Mehmed Efendi'nin oğludur.