HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Ailesi ve tahsili
Süleymaniye Vakfı ruznamçecisi Osman Efendi'nin oğludur ve İstanbul'da doğdu. 1089/1678'de Çehrin seferi vesilesiyle Şeyhülislâm Ali Efendi'den mülâzemet aldı.
Medrese ve kadılık
Babasının yaptırdığı Cedîde-i Osman Efendi Medresesi'nin ilk müderrisi oldu. Şam yolculuğundan sonra Feyziyye-i Cedîde Medresesi'ni kurdu; İstanbul'un yüksek medreselerinde görev yaptı. Halep ve Mısır kadılıklarına yükseldi.
Vefatı
1136 Ramazanının ikinci Perşembe gecesi/1724'te, Mısır kadılığı sırasında vefat etti. Azil haberi gelmeden öldüğü kaynakta özellikle belirtilir.
Edebî ve tarihî kişiliği
Şeyhî, Tâib'in üç dilde söz söyleyebildiğini ve özellikle şiir ile inşada öne çıktığını bildirir. Tarih, ahlâk, biyografi, hadis ve tercüme alanındaki eserleri onu yalnız görev çizelgesi olan bir ilmiye mensubundan ayırır.
III. Ahmed ve Damad İbrâhim Paşa çevresi
Ahmed Tâib'in medrese basamaklarındaki hızlı yükselişinde iki metnin payı büyüktür: 1122'de (1710) III. Ahmed'in hastalığı münasebetiyle kaleme aldığı kırk hadis şerhi Sıhhatâbâd ve ertesi yıl Prut zaferi dolayısıyla padişaha sunduğu kaside. Meşâriku'l-envâr tercümesini de aynı yıllarda III. Ahmed'in emriyle yaptı.
Birkaç yıl sonra Mora'yı geri alan Damad (Şehid) Ali Paşa için yazdığı kaside 200 altınla ödüllendirildi ve şair bu sadrazamın himayesine girdi; Münşeât'ındaki bilgilerden Mora seferine katıldığı, hatta bazı ada ve kalelerin tahririnde görev aldığı anlaşılmaktadır. 1127'deki (1715) yangında evi yanınca padişah başta olmak üzere devlet büyüklerinin yardımını gördü; Şehid Ali Paşa'ya sunduğu arîzada otuz yıllık tedris hayatına rağmen “pâye-i maksûd”a ulaşamadığını yazarak Süleymaniye müderrisliğine talip oldu ve mevleviyetle kadılık mesleğine terfi ettirildi.
Halep kadılığı ve azli
16 Cemâziyelâhir 1129'da (28 Mayıs 1717) Halep kadılığına yükseltildi, ancak bir yıl kadar sonra azledilerek İstanbul'a döndü. Münşeât'ındaki bir arîzasından, kısa süren bu görevin sonunda Halep'te bir kiliseyi camiye çevirtmekle itham edilmesinin ve şehirdeki Fransız konsolosunun hükümet nezdindeki faaliyetlerinin rol oynadığı anlaşılmaktadır.
Mısır kadılığı ve ölümü
27 Rebîülevvel 1135'te (5 Ocak 1723) Mısır kadılığına tayin edildi. Şem'dânîzâde Süleyman Efendi bu tayini sert bir dille eleştirir ve arkasında sadrazamın himmetinin bulunduğuna işaret eder. Mısır'daki hayatı hakkında fazla bilgi yoktur; Halep nakibine, müftüsüne ve mahkemesinde birlikte çalıştığı Gürânîzâde'ye yazdığı mektuplarda Mısır mahkemesini anlatır ve maiyetindeki kâtiplerin yetersizliğinden şikâyet eder.
Kaynağa göre bu görevden azlinden kısa süre sonra, zamanın Mısır valisinin Kayserili olduğunu öğrenince söylediği bir latife yüzünden 2 Ramazan 1136'da (25 Mayıs 1724) vali tarafından zehirletilerek öldürüldü ve Kahire'deki Hazra-i Haseneyn Türbesi'ne defnedildi; Nef'î'den sonra hicvi yüzünden katledilen ikinci şair sayılır. Sitedeki mevcut biyografide ise vefatın Mısır kadılığı sırasında ve azil haberi gelmeden gerçekleştiği kayıtlıdır. İki rivayet birleştirilmemeli, ayrı ayrı korunmalıdır.
Reîs-i şâirân ve hiciv
Vezîriâzam Damad İbrâhim Paşa ile III. Ahmed'in takdirini kazanan Ahmed Tâib “reîs-i şâirân” diye anıldı ve bu ehliyetini meşhur kasidesiyle âdeta ilân etti. “Melikü'ş-şuarâ” unvanını aldıktan sonra yazdığı kasidede devrinin şairlerini birer nükteyle hicvedip sözü vekili saydığı Seyyid Vehbî'ye bıraktı; o da sözü Nedîm'e verdi.
Önceleri Hamdî mahlasını kullanan şair, yaptıklarına tövbe ederek “Tâib” mahlasını almışsa da hiciv tarafı yine ağır bastı. 1115 (1703) Edirne Vak'ası'yla ilgili manzumelerinde olaya karışan devrin ileri gelenlerini, hadisenin seyrini ve halkın tutumunu anlattı; saray düğünleri, imar hareketleri, İstanbul yangınları, hayat pahalılığı ve kıtlık üzerine söyledikleri dönemin sosyal tarihi için kaynak sayılmaktadır. Kaleminin dostları için tatlı dilli bir papağan, düşmanları için zehirli bir yılan olduğu söylenir; “su gibi ezberleme” ve “bir içim su” gibi ifadelerin ona dayandığı kaydedilir.