Ara
Menü

Muhammed el-Bekrî

Muhammed el-Bekrî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin dînever hattı halkalarındandır. Kayıtları Kudüs çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.

Yol
Cerrâhiyye
Mekân
1 bağlantı
Unvan
Dînever hattı
Geniş biyografi

Bu metin, Cerrâhî silsile arşivindeki kişi dosyasının tamamı esas alınarak paragraf ve manzume düzeni korunmak suretiyle hazırlanmıştır. Gelenek içi menkıbeler tarihî kayıtlarla aynı kesinlikte değerlendirilmez.

Hayatı ve silsiledeki yeri

Muhammed Bekri Hz. K. S. A.

Şeyh Muhammed Bekri, Şeyh Muhammed Dineven'nin akrabalarındandır. Kudüs'te dogmuştur. Gençliğinde Muhammed Dineveti ile tanışmış, onunla hac yaptıktan sonra, birlikte Batdat'a dq!1müşler. Bağdat'ta on yıl kadar şeyhinin yanında kalmış ve ona hizmet etmiştir. ümrilnün sonunda hacceuikten sonra doğum yeri olan Kudüs'e dönmüş ve 380/990 yılında vefat etmiştir.

Şeyh Muhammed Bekri Hazretlerini Beyan Eder. O, Hakkı aşk ve sevk ile zikredenlerin piri Hüda’yı fikredenlerin üstazıdır. Ana tarafından Hz. Ebu Bekri’s-Sıddık (ra) neslindendi.

Fıkıh âlimi ve evliyânın büyüklerinden. İsmi, Muhammed bin Muhammed bin Muhammed bin Abdürrahmân İbni Ahmed bin Muhammed’dir. Künyesi Ebü’l-Mekârim olup, lakabı Şemsüddîn’dir. 930 (m. 1523) senesinde Mısır’da doğdu. 994 (m. 1585) senesinde burada vefât etti. Mısır'da yaşayan velîlerin büyüklerinden. İsmi Muhammed olup, babasınınki de Muhammed'dir. Ebû Bekr-i Sıddık'ın neslindendir. Aynı zamanda soyu, hazret-i Hasan tarafından da Resûlullah efendimize ulaşır. Ebû Bekr künyesini ona babası vermiştir. Ebü'l-Mekârim künyesinin verilmesi ise şöyle oldu: Ninesi Hadîce binti Hâfız, sâliha bir kadın idi.

Hicaz'a gidip, Mekke-i mükerreme ve Medîne-i münevverede otuz sene ikâmet etti. Mekke'de iken Mısır'da Bekrî'nin doğduğu gece, bir rüyâ gördü. Rüyâsında Bekrî'yi kendisine getirdiklerinde onu kucağına alıp, Kâbe-i muazzamanın etrâfında tavâf etmiş, bu esnâda; "Yâ Rabbî! Senden bu torunumun âlim ve sâlih olmasını diliyorum." diye duâda bulunmuş, sonra Kâbe-i muazzama tarafından gelen, ve; "Ona Ebü'l-Mekârim künyesini verin." diyen bir ses işitmişti. Bunun üzerine Mısır'a döndüklerinde, Bekrî'ye, Ebü'l-Mekârim künyesini verdiler. Fıkıh âlimi ve evliyânın büyüklerinden.

İsmi, Muhammed bin Muhammed bin Muhammed bin Abdürrahmân İbni Ahmed bin Muhammed’dir. Künyesi Ebü’l-Mekârim olup, lakabı Şemsüddîn’dir. 930 (m. 1523) senesinde Mısır’da doğdu. 994 (m. 1585) senesinde burada vefât etti. Umdet-üt-tahkîk kitabının sahibi Muhammed Bekrî’nin hayâtını, kendisinden şöyle nakleder: “Büyük âlim ve evliyâdan olan babamın terbiyesinde yetiştim. Yedi yaşımın sonlarında Kur’ân-ı kerîmi, sekiz yaşında iken İmâm-ı Mâlik’in “Elfiye” adlı eserini ezberledim. Bunu, Mekke-i mükerremenin en büyük âlimlerinin huzûrunda okudum.

Huzûrlarında “Elfiye”yi okuduğum âlimler arasında; Şafiî mezhebi âlimi İsmâil Kayrevânî, Mâlikî mezhebi âlimi Muhammed Hattâb-ı Kebîr, Hanefî mezhebi âlimi İbn-i Bûlâd bulunuyordu. Bunlar bana icâzet (diploma) verdiler. On yaşına girmeden, büyük âlim ve velî bir zât olan Ebû İshak Şîrâzî’nin “Tenbîh” isimli eserini ezberledim. İlim öğrenmem, babamın derslerine devam etmek sûretiyle onun vefâtına kadar devam etti. Bu süre içerisinde muhtelif ilimleri okudum. Meşhûr altı hadîs kitabından olan sünenleri ve çeşitli fıkıh kitaplarını okudum. Onyedi yaşı civarında iken eser yazmağa başladım. 951 (m.

1545) senesinde, dedemin ve babamın isimleri ile bilinen Câmi-i Ebyâd (Beyaz Câmi) diye meşhûr olan câmide; kırâat, hadîs ve fıkıh dersleri verdim. Aynı sene babam bir mecliste şöyle buyurdu: “Oğlum Muhammed’e bu sene öyle bilgi ve ma’rifetler hâsıl oldu ki, talebelerimin en gözde olanı bunları elde etmek için altmış sene uğraşmış olsaydı, onun ulaştığı mertebeye ulaşamazdı.” Yine babam, son haccına gitmeden önce şöyle buyurdu: “Bu sefer dönüşümde, şeyh ve mürebbî olursun.” Nitekim hacdan dönüşünde, bana bu husûsta izin verdi. Hattâ bana; “Senin durumunu Resûlullaha ( aleyhisselâm ) arz ettim.

“Yâ Resûlallah ( aleyhisselâm ), oğlum Muhammed için ne vardır?” diye sordum. Resûl-i ekrem ( aleyhisselâm ); “Eğer Kureyş’e, onun gibiler için olan şeyi haber vermiş olsaydım, muhakkak ki, onlar hayret ederlerdi” buyurdu.

Babam, 952 (m. 1546) senesi Rebî’ul-evvel ayının onüçünde, Pazartesi günü öğleden sonra vefât etti. Vefât etmeden önce, onun izni ile, dînî ilimleri okutmak için onun yerine oturdum. Hadîs, tefsîr, fıkıh ilimleri ve tasavvuf yolunu tâliblerine öğrettim. Allahü teâlânın çok lütuf ve ihsânlarına kavuştum. Allahü teâlâ bana öyle ilim ve ma’rifetler lütfetti ki, Câmi’ul-Ezher’de Besmele-i şerîfin “Be” harfinin derin ma’nâlarını anlatmak için ikibinikiyüz ders yaptım. Ebû Bekr künyesini bana babam vermiştir. Ebü’l-Mekârim künyesine gelince, onu şöyle anlattılar Anneannem olan Hadîce binti Hâfız, sâliha bir kadın idi.

Hicaz’a gidip, Mekke-i mükerreme ve Medîne-i münevverede otuz sene ikâmet etti. Mısır’da doğduğum gece, anneannem Mekke-i mükerremede bir rü’yâ görmüş. Rü’yâsında beni ona götürmüşler. O da beni kucağına alıp, Kâ’be-i muazzamanın etrâfında tavaf etmiş. Tavaf esnasında; “Yâ Rabbî! Senden bu torunumun âlim ve sâlih olmasını diliyorum” diye duâ etmiş. O esnada Kâ’be-i muazzamadan doğru gelen ve; “Ona Ebü’l-Mekârim künyesini verin” diyen bir ses işitmiş. Sonra da bana Ebü’l-Mekârim künyesini verdiler. Lakabım Zeynel âbidîn’dir. Ancak Şemsüddîn lakabım daha çok kullanılmaktadır.

Babam, Tâc-ül-ârifîn Muhammed Ebü’l-Hasen’dir. Babam soyumuzun, baba tarafından Hazreti Ebû Bekr’e, anne tarafından ise Resûl-i ekreme ( aleyhisselâm ) ulaştığını söylemiştir.” Sâlihâ bir hâtun olan annesi ona hâmile iken bir rüyâ gördü. Sanki güneş ve ay şehâdet parmağında idi. Uyandıktan sonra rüyâsını kocasına anlattı. Büyük âlim olan Muhammed bin Abdurrahmân şöyle dedi: "Doğacak oğlumuz, doğu ve batıyı ilim ile dolduracak." Nitekim öyle oldu. İlimde ve tasavvuf yolunda yüksek derecelere kavuştu. Tatlı ve hoş sohbetinden dolayı, insanlar onun meclisine koştu.

Allahü teâlâdan bahsedince, en katı kalpler bile yumuşardı. Onun meclisinde bulunanlar kendilerinden geçerdi. Ebü'l-HasanMuhammed Bekrî'nin annesi her gün Allahü teâlâyı zikr ederdi. Oğlu Ebü'l-Hasan Muhammed'in doğumundan bir müddet geçmişti. Bir gün annesi, her günkü zikrini unutmuştu. O sırada Ebü'l-Hasan şehâdet parmağını kaldırarak, Allahü teâlânın zikrini annesine hatırlatmak için; "Allah, Allah, Allah!" dedi. Yanlarında bulunan ve Ebü'l-Hasan'ın konuştuğunu işiten bir kişi, çocuğun bu durumuna hayret ederek, kaç yaşında olduğunu sordu.

Annesi oğlunun hâlini belirtmemek için, başka sözlerle durumu geçiştirdi. Küçük yaşta ilim tahsîline başlayan Ebü'l-Hasan Muhammed, fıkıh ve diğer ilimleri; Kâdı Zekeriyyâ, Burhâneddîn bin Ebû Şerîf ve daha birçok âlimden öğrendi. Büyük bir âlim ve velî olan babasının terbiyesinde yetişti. Yedi yaşının sonlarında Kur'ân-ı kerîmi, sekiz yaşında iken İbn-i Mâlik'in Elfiye adlı eserini ezberledi. Bunu, Mekke-i mükerremenin en büyük âlimlerinin huzûrunda okudu.

Huzûrlarında Elfiye'yi okuduğu âlimler arasında; Şâfiî mezhebi âlimi İsmâil Kayrevânî, Mâlikî mezhebi âlimi Muhammed Hattâb-ı Kebîr, Hanefî mezhebi âlimi İbn-i Bûlâd bulunuyordu. Bunlardan icâzet, diploma aldı. On yaşına girmeden, büyük âlim ve velî bir zât olan Ebû İshak Şîrâzî'nin Tenbîh isimli eserini ezberledi. İlim öğrenmesi, babasının derslerine devâm etmek sûretiyle onun vefâtına kadar devâm etti. Bu süre içerisinde muhtelif ilimleri okudu. Meşhûr altı hadîs kitabından olan Sünenleri ve çeşitli fıkıh kitaplarını okudu. On yedi yaşlarında iken eser yazmaya başladı.

Tasavvuf yolunu, Radıyyüddîn Gazzî, Âmirî ve Abdülkâdir Deştûtî'den öğrendi. Ebü'l-Hasan Muhammed, tasavvuf yolunda hal ve ilim bakımından çok yüksekti. Allahü teâlâ, ona derin ilim ve mârifetler ihsân etmişti. Bir ilim dalında konuştuğu zaman, onun o ilimde deryâ gibi olduğu görülürdü. Nûrânî yüzlü ve görünüşü heybetli idi. Büyük-küçük, herkesin hakkına riâyet eder, onlara hürmet gösterirdi. Gizli ve açıktan çok sadaka verirdi. Devâsı, çâresi olmayan bir iş başına geldiği zaman, Allahü teâlâya sığınırdı.

Devletin ileri gelenleri, onun çok meşakkat içerisinde olduğu halde Harem-i şerîfe gitmesine, her sene orada üç bin dinara ulaşan masraf yapmasına çok şaşarlardı. Hattâ ona; "Efendim! Hicaz'a ne kadar da çok gidiyorsunuz?" dediklerinde, onlara, "Siz memleket işleri ile alâkalı bir işiniz olduğu zaman ne yaparsınız?" dedi. Onlar; "Onu arz etmek için sultânın kapısına gideriz." dediler. Bunun üzerine o da; "İşte benim de hâcetim, dileklerim olduğu zaman, sultânın kapısına gidiyordum. Bu kapı, Allahü teâlânın kapısıdır." dedi.

Muhammed Zafarî anlattı: "Bir gün akşam namazından sonra, Ebü'l-Hasan'ın huzûrunda bulunuyordum. Bir ara Ebü'l-Hasan Muhammed uyumaya başladı. O sırada hatırımdan; "Yatsı namazından önce nasıl uyuyor? Hâlbuki öyle uyumak iyi değildir." diye geçti. Vallahi bu düşünceler hatırıma gelir gelmez, Ebü'l-Hasan Muhammed gözlerini açıp; "Resûlullah efendimiz uyurlar, fakat kalbleri uyumazdı." dedi. Onun bu sözleri karşısında tüylerim diken diken oldu ve utandım." Babası Şeyhülislâm Ebü’l-Hasen Bekrî, vefâtına yakın onunla yalnız bir odada kaldı.

Muhammed Bekrî bu arada, Allahü teâlânın babasına lütuf ve ihsânda bulunduğu feyz ve ma’rifetlerden çok istifâde etti. Ebü’l-Hasen Bekrî, sonra herbiri şeyhülislâm ve zamanının ileri gelen âlimlerinden olan ve ömürlerinin büyük bir kısmını ondan ilim öğrenmekle geçiren talebelerini yanına çağırarak, oğlu Muhammed Bekrî’den istifâde etmelerini, ondan ilim öğrenmelerini, onun emri altına girmelerini vasıyyet etti. Babasi vefât edince, talebelerinin büyüklerinden biri, onun yerine Câmi-ul-Ezher'de ders vermek istedi.

O sırada Muhammed Bekrî'nin yaşı küçük olduğu için, daha babasının yerinde ders verebilecek durumda olmadığını sanıyordu. Daha önce ilim meclislerinde ders de vermemişti. Bütün bunlara rağmen, ders vermesi için ona bir meclis kuruldu. Bu mecliste, Mısır'daki dört mezheb âlimlerinin ekserîsi hazır bulundu. Muhammed Bekrî ders vermeye başladı. Önce sâdece tefsîr ilmine dâir ders vereceği zannedildi. Fakat o, bütün ilimlerden, derin mârifetlerden ve hiç duymadıkları bilgilerden bahsedince, dinleyenler hayrete düştüler.

Onun ilimdeki üstünlüğünü ve Mısır'da babasının yerine ders vermeye herkesten daha lâyık olduğunu kabûl ettiler. Sözlerinde ve hâllerinde babasına benziyordu. Câmi-ul-Ezher'de Besmele-i şerîfin "B" harfinin derin mânâlarını anlatmak için iki bin iki yüz ders yaptı. Büyük âlim olan Muhammed Bekrî'nin derslerinde ve sohbetlerinde bulunanlar, onun anlattığı şeylere hayran kalırlardı. Anlattıkları, beşer aklı ile bilinebilecek şeyler değildi ve bu bilgiler Allahü teâlânın bir ihsânı idi.

Muhammed Bekrî ilimde o kadar yükselmişti ki, ömrünü zâhirî ilimleri tahsîl ile geçirmiş ve ilâhî mârifetlerden de nasîbini almıştı. Âlimler onun hakkında; "Vallahi, ondan işittiğimiz bu sözleri nereden aldı, nereden öğrendi, bilmiyoruz. Eğer peygamberlik kapısı Resûlullah efendimiz ile kapanmamış olsa idi, sözlerini, onun peygamber olduğuna delîl getirirdik." derlerdi.

Muhammed Bekrî, tefsîr ilminde de derin bir âlim idi. Tefsîr dersleri verirken, derin ve ince mânâlardan bahsederdi. Âlimlerin, tefsîrini yaptığı âyet-i kerîmelerle alâkalı olarak bildirdiklerini de naklederdi. Bunlar arasında evlâ olan en iyi mânâyı da söylerdi. Sonra tasavvuf büyüklerinin her âyet-i kerîmeye dâir bildirdiklerini naklederdi. Bütün bunları; fesâhat, belâgat ve yüksek bir ifâde üslûbu ile açıklardı. Hadîs ve fıkıh derslerini de aynı şekilde anlatırdı. Hangi ilme dâir derse başlarsa, dinleyen onu, o ilmin bütün temel bilgilerine ve inceliklerine vâkıf görürdü.

Câmi-ul-Ezher'de ve başka yerlerde ders verdi. İnsanlar, onun elini öpmek ve duâsını almak için yanına gelirlerdi. Onun bulunduğu yer çok kalabalık olurdu. Abdülvehhâb-ı Şa’rânî, Tabakât-ül-kübrâ isimli eserinde, onun hakkında şöyle yazmaktadır: “Muhammed Bekrî, dînî ilimlerde ulemâ-i râsihînden, kâmil oğlu kâmil bir zâttır. Onun şöhreti, onu anlatmaya ihtiyâç bırakmamaktadır. Allahü teâlânın, kalbine ilim, ma’rifet ve sırları akıttığı, asrında hiçbir kimseye nasîb olmayan mertebeye ulaşan bu mübârek zâtı nasıl anlatabiliriz?

Âlimler, yeryüzünde Mısır’dan daha çok âlim bulunan bir yer olmadığı hakkında ittifâk etmişlerdir, işte böyle bir diyarda onun gibisi yoktur. Onun faziletini ancak hasedciler ve kalb gözü açık olmıyanlar inkâr edebilir. Onunla iki defa hacca gittim. Onun kadar ahlâkı güzel, insaniyeti ve insanlara muâmelesi iyi birisine rastlamadım. Sözleri çok tatlı idi. Zâhirî ve batınî ilimlerde fetvâ verirdi. O asırda bütün memleketlerde bulunan âlimler, onun üstünlüğü husûsunda ittifâk ettiler. Muhammed Bekrî, babası gibi vera’, takvâ ve zühd sahibi olarak yetişti. Dünyâya rağbet etmedi.

Onun için dünyâ, ona boyun eğerek geldi. Onun o kadar yüksek ve güzel hâlleri vardır ki, anlatarak bitirmek zordur. Onun Hazreti Ebû Bekr’in soyundan olduğunun delîllerinden birisi şöyledir: “Mekke-i mükerremede şöyle bir rü’yâ gördüm. Rü’yâmda Muhammed Bekrî’nin hasedcilerinden birisi, onun gıybetini yapmıştı. Ben o şahsın, hocam Muhammed Bekrî’yi gıybet etmesine mâni oldum. Fakat o şahıs, gıybet etmeye devam etti. Sonra Hazreti Ebû Bekr-i Sıddîk’ı ( radıyallahü anh ) rü’yâda gördüm.

Bana şöyle buyurdu: “O şahsın oğlum Muhammed’i gıybet etmesine mâni olduğun için, onun tarafından Allahü teâlâ seni hayır ile mükâfatlandırsın.” Bu rü’yâdan sonra, Muhammed Bekrî’nin Hazreti Ebû Bekr’in soyundan olduğunun doğruluğunu anladım. Hocam Muhammed Bekrî, asrında, tasavvufun inceliklerini fasih ve beliğ bir şekilde anlatması bakımından, Abdülkâdir-i Geylânî’ye benzemektedir. O, Allahü teâlânın lütfuna ve ihsânına kavuşmuştu. Hocam Ali Vefâ; “İnsanlar arasında Hazreti Ebû Bekr’in soyundan, Ebü’l-Hasen Bekrî isminde birisi gelecektir. Bütün hâllerimizde, bize vâris olur. Bizim mertebemize ulaşır.

Ondan sonra Muhammed Bekrî gelir” buyurarak onun üstünlüğünü belirtmiştir.” Bir defâsında Mekke-i mükerremede talebesi Abdurrahim Şa'râvî ile mücâvir, komşu idiler. Harem-i şerîfte, Bâb-ı İbrâhim denilen yerde oturdukları bir sırada, hizmetçisi gelip, bâzı ihtiyaçlarını almak için para istedi. O sırada parası olmadığı için hizmetçiye; "İnşâallah ben birazdan gönderirim." dedi. Sonra hizmetçi gitti. Fakat tekrar gelip, ısrarlı bir şekilde para istedi. Muhammed Bekrî önceki gibi cevap verdi. Fakat hizmetçi ısrarla para istiyordu.

Hizmetçinin bu ısrârı karşısında Muhammed Bekrî, Kâbe-i muazzamayı tavâf etmek için kalktı. Talebesi de onunla birlikte gitti. Muhammed Bekrî tavâf ederken şu sözleri söylüyordu:

"Yâ Rabbî! Bitkiler kurudu. Onları lütfedeceğin yağmur ile sula. Bize yardım eyle. Çünkü biz, senin lütuf ve ihsânını umuyoruz." Bir müddet sonra Hindistanlı bir zât, Muhammed Bekrî'nin yanına gelerek, elini öptü. Cebinden, içerisinde bir mikdâr dinâr bulunan bir kese çıkarıp verdi ve; "Efendim! Bu kese size hediyedir. Bunu, Hindistan Sultânı gönderdi." dedi. Bunun üzerine Muhammed Bekrî bu ihsânından dolayı Allahü teâlâya şükür secdesi yaptı. Sonra o keseyi hizmetçisine verdi. Hizmetçi sevinçle ihtiyaçları karşılamak için çarşıya gitti.

Bir gün birisi Muhammed Bekrî'den bahsederek; "Bilmiyorum, Muhammed Bekrî, bu kadar bol yiyecek ve giyeceği nasıl buluyor?" dedi. Bu sırada Muhammed Bekrî, oraya gelerek; "Oğlum! Dünyâ bizim kalbimizde değil elimizdedir." dedi. Muhammed Bekrî, bir sene hacca gitti. Bu sırada Resûl-i ekremin kabr-i şerîflerini de ziyâret etti. Mescid-i Nebevî'ye gelip, Ravda-i mutahhera ile minber arasına oturdu. O sırada Resûlullah efendimiz şifâhî olarak; "Allahü teâlâ seni ve soyunu mübârek kılsın." buyurdu.

Muhammed Bekrî, bir gün talebelerinden birisine; "Git, bize biraz yiyecek satın al, gel!" dedi. Talebenin üzerinde hiç para yoktu. Para yanında olan talebe o sırada orada değildi. Bu talebe; "Efendim, paranın bulunduğu arkadaşımız şu anda burada yok." deyince, Muhammed Bekrî; "Bizim masrafımızı, rızkımızı, her şeyin sâhibi ve mâliki olan Allahü teâlâ verir." deyip, elini orada bulunan bir ağacın dalına uzattı. Birkaç yaprak koparttı ve talebesine verdi. Talebe yaprakları eline alınca, onların birer dinâr olduğunu gördü.

Muhammed Bekrî tekrar; "Şimdi git, bir şeyler al da gel!" dedi. Orada bulunanlar da, ağaç yapraklarının, Allahü teâlânın izni ile dinâra döndüğünü gördüler. 1545/1585 (H.952/994) senesinde Kahire'de vefât etti. İmâm-ı Şâfiî'nin kabri civârına Karâfe Kabristanlığına defnedildi. Büyük âlim Abdülkâdir Mahallî; "Bir yerde bir ihtiyâcınız olduğu zaman, Muhammed Bekrî'nin kabrine gidin. Ey hocam Muhammed Bekrî! Falanca ihtiyâcımın yerine gelmesi için, seni Allahü teâlânın katında vesîle ediyorum, deyin. Allahü teâlânın izni ile o ihtiyâcınız hâsıl olur. Bu tecrübe edilmiştir." buyurdu.

Muhammed Bekrî buyurdu ki: "Tasavvuf yolunda olan kimseye en önce lâzım olan, tövbe ile günah kirlerinden temizlenmesidir. Tövbe; günahtan vazgeçmek, o günâhı yaptığına pişmân olmak, o işi terketmeye azmetmek, haksız aldığı malı sâhibine geri vermek, kaçırmış olduğu namazlarını kazâ etmek, hocasının hizmetinde bulunmak, onun emrine uymakla olur. Kendisini günahlardan temizlemesi için, hocasını nefsine âmir ve hâkim kılmalıdır. Günahlardan kurtulmak için, Allahü teâlâya duâ etmelidir." Muhammed Bekrî'nin bir şiirinin tercümesi şöyledir: "Darıldığın bir şeyden dolayı canın sıkıldığı zaman feryâd etme.

İşini Allahü teâlâya teslim et. Bu niçin böyle oldu diye Hakk'a îtirâz etme. Çünkü Hakk'a îtirâz eden pişmân olur. Allahü teâlânın kazâ ve kaderine râzı olan kimse, pek yüksek ve şerefli derecelere kavuşur. Matlûbu ve maksûdu peşînen verilir. Sıkıntıları ondan gider. Evliyânın sözlerini yerine getirip, onlara sâdık kaldıklarından ve kendilerini Allahü teâlâya teslim, işlerini de havâle etmelerinden dolayı başkalarından üstün olur. Bir sıkıntın olduğu zaman ümîdini kesme. Duâlara icâbet eden Allahü teâlânın fazlından ve lütfundan ümitli ol. Nice sıkıntı ve darlığın peşinden Allahü teâlânın yardımı yetişmiştir.

Ey kalbim! Eğer benim kalbim isen, benlikten uzaklaş. Ey kalbim! Eğer kalbim isen, Allahü teâlânın kazâ ve kaderinden râzı ol. Gizlide ve açıkta Allahü teâlâyı murâkabe et. Ey kalbim! Eğer benim kalbim isen, Allahü teâlâdan başkasına meyletme. Rabbimin hükmüne sabret. Sonunda hayır bulursun. Allahü teâlâya karşı sâdık ve samîmî ol. Kuşlar gibi, bilmediğin yerden rızka kavuşursun." Ebü'l-Hasan Bekrî, çok kıymetli eserler yazdı. Eserlerinden bâzıları şunlardır: 1- Teshîl-üs-Sebîl: Yazmadır. Kur'ân-ı kerîm tefsîrine dâirdir. Buna Tefsîr-ül-Bekrî de denir. 2) Şerh-ul-Lubâb lil-Müzeccid, 3) Şerhu Minhâc-in-Nebevî, 4) Tuhfetü Vâhib-il-Mevâhib fî Beyân-il-Makâmât vel-Merâtib:Tasavvuf ilmine dâir yazma bir eserdir. 5) Ed-Dürret-ül-Mükellile fî Feth-i Mekket-il- Mübeccele, 6) Ikd-ul-Cevâhir-ul-Behiyye: Resûlullah efendimize salevât-ı şerîfe okumaya dâirdir. 7) İrşâd-üz-Zâirîn li Habîbi Rabb-il-Âlemîn, 8) Şerhu Ravdı İbn-i Mukrî, 9) Şerh-un-Nefhat-ül-Verdiyye.

1) Mu'cem-ül-Müellifîn; c.11, s.229 2) El-A'lâm; c.7, s.57 3) Şezerât-üz-Zeheb; c.8, s.292 4) El-Kevâkıb-üs-Sâire; c.2, s.192 5) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.1, s.181 6) Nûr-us-Safir; s.414 7) Brockelman; Gal-2, s.438, Sup-2, s.461 8) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.14, s.244

COĞRAFÎ HAFIZAMuhammed el-Bekrî TürbesiMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi1 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç2 doğrudan bağlantıAğda gör →
YOL ATLASISilsiledeki yerini açÖnceki ve sonraki halkalarla birlikte

Öğütleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Söz, öğüt ve irşad kaydı 1

Ebubekir es-Sıddik efendimizin nesl-i pakindendir. Vaktini daima va'z u nasihatle geçirir, muttaki, salih bir pir-i ru­ şen-zamir idi.

Metni gösterMetni daralt

Ebubekir es-Sıddik efendimizin nesl-i pakindendir. Vaktini daima va'z u nasihatle geçirir, muttaki, salih bir pir-i ru­ şen-zamir idi.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 2.

Kavram dünyası

İlk 1 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Usul, zikir ve seyrüsülûk 1

ŞEYH MUHAMMED-İ BEKRİ Kuds-i şerifde dünyaya revnak-feza olup ba'de't-tahsil Şeyh Muhammed-i Dine­ veri hazretlerinin meclis-i sohbetine erişmiştir. Ebubekir es-Sıddik efendimizin nesl-i pakindendir.

Metni gösterMetni daralt

ŞEYH MUHAMMED-İ BEKRİ Kuds-i şerifde dünyaya revnak-feza olup ba'de't-tahsil Şeyh Muhammed-i Dine­ veri hazretlerinin meclis-i sohbetine erişmiştir. Ebubekir es-Sıddik efendimizin nesl-i pakindendir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 2.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

ÖNCEKİ HALKAMimşâd DîneverîMimşâd Dîneverî → Muhammed el-Bekrî: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.SONRAKİ HALKAKadı VahyüddinMuhammed el-Bekrî → Kadı Vahyüddin: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

TARİHÎ MEKÂNMuhammed el-Bekrî TürbesiZiyaretgâh kaydı Kaynakta “EŞ-ŞEYH MUHAMMED EL-BEKRİ” adıyla, CÜNEYDİYYE çevresinde, ------------------- ziyaretgâh kaydı olarak yer alır. Adres tarifi -------------------