Râmiten’e bir, Buhara’ya üç fersah mesafede bulunan Semâs köyünde doğan Semâsî,617 aynı zamanda burada yaşayıp burada vefat etti. Babası Seyyid Abdullah’tır. Semâsî bir süre memleketinde dinî ilimler tahsili ile meşgul oldu. Zâhir ilimlerinde belli bir derinlik kazandıktan sonra, mânevî ilimlere yöneldi. Babasının tavsiyesi ile Mahmûd Encîrfağnevî’ye intisap etti. Fakat Encîrfağnevî de onu halifesi Ali Râmîtenî’ye havale etti. Ali Râmîtenî’nin yanında tasavvufî eğitime devam eden Semâsî onunla birlikte Harizm’e gitti. Riyazet ve mücahedede, edep ve ifadede akranları karşısında bariz üstünlükler elde etti. Seyr ü sülûkünü tamamlayıp şeyhinin halifelerinden biri olarak irşad makamına geçti.
Şeyhi Râmîtenî vefatı sırsında müridlerine; “Buna bağlanın, emrini tutun, sağ olduğu sürece onun yanından ve yolundan ayrılmayın.”618 diye vasiyette bulundu.619 Semâsî, halkın arasında dolaşır, müridlik ve dervişliğe kabiliyetli insanları nerede bulursa hemen yanına cezbederdi. Nitekim daha sonra kendi yerine halife olarak bırakacağı Emir Külâl ve ondan sonraki halkada yer alan Bahâeddîn Nakşbend’i o bulup keşfetmişti. Emir Külâl’i er meydanında güreşirken buldu. Onun gürbüz vücudunda, en az bedeni kadar güçlü olan mâneviyat istidadını keşfederek onu tutup er meydanından gönül erleri meydanına çekti. Sırtındaki kispeti çıkartıp dervişlik kisvesi giydirdi ve gönül sultanları makamına erdirdi. “Bu er, zâhirin değil, bâtının pehlivanıdır.
Nice insan onun elinden kemâle erecektir.” dedi.620 Rivayete göre, Bahâeddîn Nakşbend’in doğmasına yakın bir tarihte Muhammed Baba Semâsî müridleriyle birlikle Kasr-ı Hinduvân köyünden geçmiş ve yanındakilere: “Bu topraktan bir yiğit kokusu geliyor, yakında Kasr-ı Hinduvân, Kasr-ı Ârifân olacak.” demişti. Semâsî’nin bu menkıbede geçen