HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Ailesi ve lakapları
İskender adlı bir kişinin oğludur. Aksaray'daki eski Kâtip Camii'nin bânisi Mustafa Efendi'nin kardeşi olarak kaydedilir. Malkoç ve Muhammed Çelebi adlarıyla; yeniçeri kâtipliği sebebiyle Kâtip, Yeniçeri Efendisi ve Koca Yazıcı lakaplarıyla anıldı. Doğum tarihi kaynaklarda 960–970/1554–1563 aralığına yerleştirilir; yaklaşık 1558 tarihi bu aralığın göstergesidir, kesin yıl değildir.
Yenikapı Mevlevîhânesi
Yenikapı Mevlevîhânesi'nin kurucusudur. Yapıyı 1006/1597-98'de tamamladı ve 1 Receb 1006, 7 Şubat 1598 Pazartesi günü açtı. Bu merkez, sonraki yüzyıllarda İstanbul Mevlevîliğinin en önemli âsitânelerinden biri hâline geldi.
Vefatı
1056/1646-47'de vefat etti. Pazar Tekkesi'nde 1005 tarihli bir sandukanın ona ait olduğu yönündeki eski kayıt kronolojik olarak sorunludur. Muhammed Ziyâ'nın dikkat çektiği üzere bu sanduka başka bir Kâtip Muhammed'e ait olabilir veya kitabe tarihi yanlış okunmuş olabilir; ihtilaf gizlenmeden korunmuştur.
Metin tashihi
Eski kaydın devamına taşan Ümmî Sinan ailesi, Âbide Hatun, Mir Ali Alemdar ve sonraki Sinânî postnişinlerine ait şecere Kâtip Muhammed'in biyografisi değildir ve bu dosyadan ayrılmıştır.
Adı, soyu ve lakapları
Sefîne-i Evliyâ, Kâtip Muhammed Efendi'yi tek bir adla değil bir lakap dizisiyle tanıtır ve her lakabın kaynağını ayrı ayrı gösterir. Mensup olduğu hânedana nisbetle “Malkoç” ve “Muhammed Çelebi”, münselek bulunduğu yeniçeri kitâbetinden dolayı “Kâtib” ve “Yeniçeri Efendisi”, ömrünün sonlarında ise yaşlılığından kinaye olarak “Koca Yazıcı” ve “Koca Bektaşî” diye yâd olunmuştur.
Babası İskender adında bir zâttır. Vassâf, bu bilgileri Muhammed Ziyâ Bey'in Yenikapı Mevlevîhânesi adlı eserinden naklettiğini belirtir. Aynı bölümde, vaktiyle bir camiye “Kâtip Camii” denildiği de kaydedilir; ancak elimizdeki metin bu cümlenin öncesinde kesildiği için hangi caminin kastedildiği belirlenememektedir.
Mevlevîhânenin kuruluşu
Sefîne, kuruluşu iki ayrı işaretle tarihler: tesis 1006/(1597-98) senesi içinde gerçekleşmiş, resm-i güşâd ise Recebin gurresine, yani ayın ilk gününe rastlayan bir Pazartesi icra edilmiştir. Metin bu güne mîlâdî karşılık olarak 7 Şubat 1598'i verir ve aynı günü Nevrûz-ı Sultânî diye anar.
Açılışın Receb'in ilk gününe konması tekke geleneği açısından anlamlıdır; Receb üç ayların başlangıcıdır ve yeni bir kurumun kapısı tercihen böyle bir eşikte açılır. Bununla birlikte metindeki iki takvim işareti birbirini tam tutmaz: Nevrûz-ı Sultânî alışılmış kullanımda ilkbahar noktasına denk düşer. Bu ayrım kaynakta olduğu gibi bırakılmıştır.