HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Ailesi ve posta geçişi
Şeyh el-Hâc İbrâhim Necâtî Efendi, Şeyh Nazif Efendi’nin oğludur. Şeyh Ubeyd Efendi’nin Uşşâkî Dergâhı’na nakledilmesi üzerine boşalan posta getirildi.
Nakşibendî ve Sünbülî bağları
Babası Şeyh Nazif Efendi, Selimiye’de Nakşibendî şeyhi Ali Behçet Efendi’den feyiz almıştı. Hadîkatü’l-Cevâmi‘ bu aile bağı sebebiyle Necâtî Efendi’yi Nakşibendî olarak kaydeder. Kâdirîhâne tomarında ise Şeyh Yûnus-ı Sünbülî’den de icazet ve hilâfet aldığı belirtilir. Oğlu Ebü’l-Feyz Efendi’ye Sünbüliyye hilâfeti verdi.
Otuz beş yıllık hizmeti
Dergâhın toplantı gününü çarşambadan salıya çevirdi ve otuz beş yıl irşad hizmetinde bulundu. Vefat tarihi için iki kayıt vardır: Sefîne 1286’yı (1869), Kâdirîhâne tomarı 1282’yi (1865) verir. İhtilaf gizlenmeden korunmuştur. Ahmed Efendi’nin türbesinde onun sol tarafına defnedildi.
Meşîhate tayin ve otuz beş yıllık hizmet
Sefîne'ye göre selefinin başka bir dergâha nakli üzerine posta Şeyh Nazîf Efendizâde Necâti Efendi geçmiştir. Babası Şeyh Nazîf Efendi, Selimiye'de kibâr-ı meşâyıh-ı Nakşiyye'den Ali Behçet Efendi hazretlerinden tarîk-ı Nakşî'den feyz aldığı için, Hadîkatü'l-cevâmi'in beyanına göre mahdûmu da Nakşiyye'den olarak burada icrâ-yı meşîhate memur buyurulmuştur.
Onun devrinde dergâhın yevm-i mahsûsu Çarşamba gününden Salıya çevrilmiştir. Otuz beş sene bu dergâhta irşad ile meşgul olmuştur. Nakşî nisbetinin yanında, Sefîne'nin daha önce zikrettiği Şeyh Yûnus-ı Sünbülî'den de icâzet ve hilâfeti bulunduğu ayrıca kaydedilir.
Vefatı ve iki tarih
Sefîne, Necâti Efendi'nin 1286/(1869) senesinde irtihâl ettiğini ve Ahmed Efendi'nin türbesinde sol tarafına defnedildiğini yazar. Ancak hemen ardından ikinci bir kayda yer verir: “Tomarda irtihâlleri 1282/(1865) gösteriliyor.”
Vassâf iki tarihi de nakleder, aralarında tercih yapmaz. Bu yüzden vefat yılı burada tek bir rakama indirgenmemiş, kaynağın verdiği ihtilâflı hâliyle bırakılmıştır.
Na't-ı şerîfi
Sefîne, naklettiği bir na'tın Şeyh Hacı İbrâhim Necâti Efendi'ye ait olduğunu açıkça belirtir. Manzûme Hz. Peygamber'e hitapla açılır: “Sensin ey mefhar-i âlem o Nebiyy-i Kureşî / Zâtının gelmedi gelmez dahi mânend ü eşi.”
Devam eden bendlerde şirk karanlığının dağı taşı kapladığı bir zamanda doğan bir güneşten söz edilir; manzûme, günahın çokluğuna rağmen bu kapıya bağlanmanın kurtuluş sayıldığı bir teslimiyetle bağlanır: “Sen emîre kul olan her ne kadar müdbir ise / Bende-i mukbil olur misl-i Bilâl-i Habeşî.”