Ara
Menü

Şeyh el-Hâc Muhammed Dede Efendi

Şeyh el-Hâc Muhammed Dede Efendi Bursalıdır. “Gümüş Ayak” diye meşhûrdur. Şeyh Ali Dede Efendi Bursa’da Veled-i Enbiyâ Câmi’-i şerîfi kayyımı olup, Hz. Pîr Bursa’ya geldiğinde en evvel onun hânesinde misâfir olmuştur. Sulehâ-yı ümmetten idi. Şeyh Muhammed Çelebi Efendi Cenâb-ı Şeyh’in berberi olup, Limnilidir. Vesvese-i dünyâyı kalbinden çıkarmağa muvaffak olmuş erlerdendir. İstanbullu Şeyh Ali Nazmi Fefendi Fenn-i m

Vefat
1738
Unvan
Bursalı, Gümüş Ayak lakaplı Cerrâhî dervişi

Şeyh el-Hâc Muhammed Dede Efendi
Bursalıdır. “Gümüş Ayak” diye meşhûrdur.

Şeyh Ali Dede Efendi
Bursa’da Veled-i Enbiyâ Câmi’-i şerîfi kayyımı olup, Hz. Pîr Bursa’ya
geldiğinde en evvel onun hânesinde misâfir olmuştur. Sulehâ-yı ümmetten idi.

Şeyh Muhammed Çelebi Efendi
Cenâb-ı Şeyh’in berberi olup, Limnilidir. Vesvese-i dünyâyı kalbinden
çıkarmağa muvaffak olmuş erlerdendir.

İstanbullu Şeyh Ali Nazmi Fefendi
Fenn-i mûsikîde mâhir ve emsâli nâdir bir azîzdir. “Derviş Ali” demekle şehîr
idi. Hz. Şeyh’in zâkirbaşısı idi. “Sûre-i Furkân” (‫( )سورة الفرقان‬1128) târîh-i vefâtıdır
İstanbul’da Hekimoğlu Ali Paşa Câmi’-i şerîfi şadırvanı kurbunda medfûndur.
Gazeliyyâtı vardır.

Yeter ma’mûr oldun bir zamân vîrâne ol gönül
Hudâ’ya âşinâ ol gayriye bî-gâne ol gönül

Şeyh Mustafa Efendi
Câmi’-i Kebîr ser-müezzini olup, “Kara Oğlan” denmekle meşhûrdur.
Mûsikîde mahâret-i kâmilesi vardı. Hz. Pîr’le mâ-cerâsı ibret-nümâdır.

Şeyh Mustafa Efendi (1129/1717)
Câmi’-i Kebîr ser-müezzinidir. "Ak Hâşiyeli" denmekle meşhûrdur. Fenn-i
mûsikîde mâhir olduğu gibi, sesi de gâyet güzel imiş. Selîs ifâdeye muktedir,
müderrisînden bir güzîde-i zümre-i zâkirân ü fırka-i sâlikân idi. Elli sene salât-ı subhu
cemâatle kılmıştır. Azîz Limni’de iken hânkâhda vekâlet etti. Pınarbaşı’nda Mevlevî-
hâne karşısında medfûndur.

Şeyh Ahmed Efendi
Hz. Pîr’in hıdmet-i dâimesinde bulunup, bu da berber-i hâssı idi.

Emîr Kâsım-zâde Şeyh Muhammed Emîn Efendi
Sülâle-i sâdat-ı kirâmdandır. Hâlisü’l-fuâd ve ulûm-ı mütenevviadan müstefâd
bir zât-ı kerîmdir. “Seyyid" malasıyla ma’rûf olup, müretteb Dîvân-ı İlâhî’leri vardır.
1134/(1722)’te ism-i “Hû” ile hatm-i enfâs eyleyip, Bursa’da Şeyh Hüsâmeddîn
Efendi Dergâhı altındaki Mısrî Tekkesi Kabristanı’na defn olunmuştur.
Târîh-i irtihâli:
Şeyh Efendi bezm-i Adn'e "Hû" ile buldu vusûl
(‫)شيخ افندي بزم عدنه هو ايله بولدي وصول‬
İlâhiyyâtından:
Cânâna virüp cânı cânân olalım âşık
Bu râh-ı hakîkatde bürhân olalım âşık

Sıdkile eğer mü’min tutar kese sivâ savmın
Gel îyd-i visâle kurbân olalım âşık

Aşkile olup zinde dostu bulalım dilde
Gel ilm-i ledünnîde Lokmân olalım âşık

Şeyh Mahmûd Efendi
Kastamonu’da Boyabat kasabasında pâ-nihâde-i mehd-i vücûd olup, müddet-i
medîde tahsîl-i ulûm ile istikmâl-i kemâl eyledikten sonra hıdmet-i Şeyh'e dâhil ve
hilâfete nâil olup, emr-i Şeyh’le neşr-i tarîk için memleketine avdet eylemişti. Hz.
Mısrî’nin Limni’de civâr-ı rahmet-medârındaki Mahmûd Efendi, Şeyh Mahmûd
Efendi bu zât olsa gerektir. Azîzinin Limni’de ziyâretine gelmiş olması melhûzdur.
Kabri el-ân mevcûddur.

Îyd-i Ekber Şeyh Muhammed Efendi
Ebkişehirlidir. 1135/(1723)’te irtihâl eylemiştir. Bursa’da Emîr Sultân Câmi’-i
şerîfinin Azapkapısı civârında medfûndur. Fevâid-i Zümrüdiyye nâmıyla, Hz.
Mısrî’nin Kasîde-i Bür’e’si üzerine şerhi vardır.

Şeyh Kâsım-ı Verdî Efendi
Emîn Yahyâ b. Kâsım-ı Eyyûbî’dir. 1044/(1634-35)’te doğmuştur.
Cemâziye'l-âhir 1135 (Mart-Nisan 1722) "mahzu'n-nûr" (‫ )محض النور‬târîh-i irtihâlidir.
91 sene muammer olmuştur. Akbıyık Zâviyesi’nde şeyh idi. Eyüp’te Yahyâ-zâde
Tekkesi hazîresinde medfûndur. Bunun tafsîli yukarıda geçmiştir. (s.117)

Şeyh Ahmed-i Gazzî
Kuds-i Şerîf tevâbiinden Gazze kasabasında 1054/(1644) senesinde dünyâya
gelip, henüz küçük yaşında iken ulûm-ı zâhireyi tahsîl ile, onsekiz yaşında iken
muhaddis olmuş, Mısır’da Câmiü’l-Ezher’de yedi sene Şeyh Ahmed-i Beşîşî’den
ulûm-ı âliye tahsîlinde bulunmuş ve orada neşr-i ulûm etmiştir. Onsekiz kerre hacca
gittiği gibi, evlâd-ı vüzerâdan olduğu mervîdir. Şeyh-i müşârünileyhin emriyle
1087/(1676)’de Bursa’ya hicret edip Câmi’-i Kebîr’de tedrîs-i ulûmla iştigâl etti.
Molla Fenârî Medresesi müderrisliği uhdesine tevcîh olundu. Reîsü’l-muhaddisîn
oldu.
1094/(1683)’te tekrâr hacca azîmetinde esnâ-yı râhda ba’zı ahvâl ü esrâr
zuhûra geldi. Bidâyeten münkir-i tarîkat iken, bunun üzerine, 1103/(1691-92)’te Hz.

Mısrî’ye mürâcaatla ahz-i inâbet etti, bir sene sonra nâil-i hilâfet oldu. Hz. Üftâde ve
şeyhinin işâret-i ma’neviyyesiyle 1114/(1702-03) senesinde Bursa’da güzel bir dergâh
inşâ eyledi ki, Bursalı Belîğ Efendi şu târîhi söylemiştir:

Bu hayrâtın ki bânîsi Cenâb-ı Ahmed-i Gazzî
Fazîletle vücûdu âsumân-ı ilm-i mâhîdir

Esâsından binâ itdi bu zîbâ tekyeyi çûn kim
Anın her gûşesi erbâb-ı tevhîdin penâhıdır

Tamâm itse aceb mi dest-i himmetle bu âsârı
Muhakkak Şeyh Mısrî’nin ana feyz-i nigâhıdır

Şerefdir çıksa ayyûka sadâsı anda tevhîdin
Müselsel okunan şâm u seher zikr-i ilâhîdir

Misâli gelmemişdir bu ibâdet-gâh-ı vâlânın
Zuhûr itmiş var ise ol dahi sun’-ı ilâhîdir

Arak-rîz oldu sanma devr ile a’zâ-yı uşşâkı
Çıkan hep âteş-i tevhîd ile âb-ı günâhıdır

Didi itmâmını gördükde târîhin Belîğ-i zâr
Bu tekye kudsiyân-ı âsumânî cilve-gâhıdır
(‫)بو تكيه قدسيان آسماني جلوه كاهيدر‬
Süleyman Efendi nâmında bir zât tarafından yazılan bir terceme-i hâlleri elime
geçti, mütâlaasıyla şeref-yâb oldum.
Ahmed-i Gazzî cidden eâzım-ı ulemâ vü urefâdandır. Pederleri Şeyh
Müferricü’l-Kâdirî, onun babası Şeyh Îsâ nâm zâttır. Gerek Câmi’-i Kebîr’de, gerek
Câmiü’l-Ezher’de beş def’a Kur’ân-ı azîmü’ş-şânı tefsîr ile hatm etmiş idi. Ulûm-ı
zâhire vü bâtınada yektâ-yı zamân ve mağbût-ı cihân olmuşidi. Bir Tefsîr’i, bir de
Mîzânü’l-Akâid’i ile Ta’lîkât-ı Gazziyye’si vardır, gayr-i matbû’dur. Âsâr-ı sâiresi
de varmış, fakat gayr-i ma’lûmumdur.

Kıble-nümâ-yı Ka’betü’l-Uşşâk nâm eserde mütâlaa-güzâr-ı âciz-ânem
olduğuna göre, 1120/(1708) senesinde Acem seferi fütûhâtından kırk kese akça gazâ
mâlı hediye gelmiş, fakat kabûl etmeyip cümlesini Câmi’-i Kebîr’in ta’mîrine sarf
eylemiştir. Hâlâ minberde asılı olan dört sancak Hz. Gazzî’nindir. Bi'l-âhare bunlar
tecdîd edilmiştir. Dâire-i Kübrâ ricâlinden olduğu müttefakun aleyhdir. Âsitânelerinde
kırk sene inzivâ edip çıkmamış, çok kerâmâtı görülerek, Kerâmât-ı Gazziyye diye bir
mecelle-i kebîre yazılmıştır.
1150/(1737-38) senesi âzim-i dâr-ı bakâ ve nâil-i ni’met-i likâ olduklarına
müsâdiftir. Kabr-i âlîleri dergâh-ı şerîf derûnundadır. Lehü’l-hamd mükerreren
ziyâretle şeref-yâb oldum. Orada gördüğüm bir levhadan şu beyitleri istinsâh eyledim:

Halvetiyye-Uşşâkıyye tâc-ı şerifi
BAĞLI YOLUN MADDÎ HAFIZASIHalvetiyye-Uşşâkıyye tâc-ı şerifi

Yeşil kubbeli, dört terkli ve yirmi dallı tâc. Kubbe merkezinde beyaz düğme, lengerinde siyah destar ve üstten sarkıtılmış taylasan bulunur.

Ağ ve yol