HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Fenârî ailesi, doğumu ve kimliği
Fenârîzâde Seyyid Mehmed Efendi, Osmanlı ilmiye tarihinde çok kuşaklı bir yer tutan Fenârî ailesinin XVII. yüzyıldaki yüksek rütbeli mensuplarındandır. Babası, Sultan İbrahim devri âlimlerinden Şeyhî Seyyid Mehmed Efendi’dir. Ailenin büyük oğlu olarak 1044/1634-35 yılında doğdu. “Seyyid” unvanı ve daha sonra üstlendiği nakîbüleşraflık, onu aynı ailedeki başka Mehmed efendilerden ayıran başlıca kimlik işaretleridir.
Kaynak onu doğrudan babasının adıyla tanıtır. Küçük kardeşi Fenârîzâde Seyyid Ahmed Efendi ve oğlu Seyyid Lutfullah için ayrı tercemeler bulunur; ancak canlı veritabanında kanonik kimlikler denetlenmeden ad benzerliği üzerinden yeni aile ilişkisi açılmaz.
Karaçelebizâde Mahmud’dan mülâzemet
Tahsilini tamamladıktan sonra Karaçelebizâde Mahmud Efendi’den mülâzemet aldı. Bu bağ, Osmanlı ilmiye mesleğine resmî girişini ifade eder; tasavvufî intisap değildir. Şeyhî, onun aileden devralınan ilmiye yolunda ilerlediğini söyler; okuduğu kitapları veya diğer hocalarını tek tek saymaz.
1061 Cemâziyelâhirinde, Nisan-Mayıs 1651’de Martoloszâde Abdurrahman’ın yerine Defterdar Yahyâ Medresesi’ne tayin edildi. Böylece kırk akçeli medrese aşamasından sonraki belgeli görev dizisi başladı.
İlk medrese basamakları
1064 Şabanında, Mayıs-Haziran 1654’te Konevî Mehmed Efendi’nin yerine Manisalı Çelebi Medresesi’ne geçti; 1065 Rebîülevvelinde bulunduğu görev dâhil derecesinde değerlendirildi. 1067 Recebinde Molla Gürânî, 1068 Saferinde Rüstem Paşa medreselerine tayin edildi.
Bu medreselerin her biri yalnız bir bina değil, ilmiye hiyerarşisindeki derece ve maaş düzeninin parçasıydı. Kaynak görev tarihlerini verirken hangi dersi veya kitabı okuttuğunu bildirmez; bu nedenle müfredat hakkında tahmin yapılmamıştır.
Sahn, Mihrimah Sultan ve Gevher Han Sultan
1070 Recebinde, Mart-Nisan 1660’ta Sahn-ı Semân medreselerinden birine yükseldi. 1072 Saferinde Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Medresesi’ne, 1074 Cemâziyelâhirinde Gevher Han Sultan Medresesi’ne getirildi. Bu sıra, İstanbul’un üst dereceli eğitim kurumlarında düzenli yükselişini gösterir.
1075 Recebinde, Ocak-Şubat 1665’te Hâkāniyye-i Vefâ’da ders vermeye başladı. Vefâ adı burada medrese kurumunu belirtir; tek başına tasavvufî aidiyet kanıtı değildir.
Kudüs kadılığı ve ilk arpalıklar
1078 Muharreminde, Haziran-Temmuz 1667’de Şehlâ Abdülbâkī Efendi’nin yerine Kudüs kadısı oldu. 1079 Recebinde görevden ayrıldı. Aynı yılın Şevvalinde Razlık ilavesiyle Hayrabolu kazası kendisine arpalık olarak tahsis edildi; 1081 Recebinde Vize kazası da eklendi.
Arpalık, bir görevlinin gelir veya geçim tahsisi olarak bağlandığı kazadır; her zaman orada fiilen kadılık yaptığı anlamına gelmez. Harita ve biyografi bu yüzden Kudüs’teki fiilî kadılığı Hayrabolu, Razlık ve Vize arpalıklarından ayırır.
İzmir kadılığı ve Şam payesi
1085 Şabanında, Kasım-Aralık 1674’te Şam payesiyle birlikte İzmir kadılığına getirildi. Bu tayin sırasında önceki arpalıkları başka görevlilere dağıtıldı. 1086 Şevvalinde İzmir görevinden ayrıldı.
“Şam payesi” Şam’da fiilen kadılık yaptığı anlamına gelmez; kendisine verilen rütbe ve itibar derecesidir. Bu nedenle Şam, fiilî görev durağı gibi haritalanmamıştır. İzmir ise açıkça yürüttüğü kadılık merkezi olarak kaydedilmiştir.
Edirne kadılığı, arpalıklar ve Mekke payesi
1090 Ramazanında Edirne payesi aldı; 1091 Cemâziyelâhirinde, Temmuz-Ağustos 1680’de fiilen Edirne kadısı oldu ve 1092 Cemâziyelevvelinde ayrıldı. 1093 Saferinde Menemen, Foçalar ve Harmancık kazaları arpalık olarak verildi. 1094 Rebîülevvelinde Mekke payesiyle onurlandırıldı.
Bu kayıtlar görev, paye ve gelir tahsisinin birbirine karıştırılmaması gerektiğini gösterir. Mekke’ye fiilen kadı olarak gittiği söylenmediği için Mekke haritaya görev noktası olarak eklenmemiştir.
İstanbul kadılığı ve gönüllü çekilişi
1098 Ramazanında, Temmuz-Ağustos 1687’de İstanbul kadılığına tayin edildi. Aynı yılın Zilhiccesinde seferdeki ordunun saltanat merkezine yönelerek büyük bir cülûs hareketine girişebileceği endişesi doğdu. Şeyhî’nin anlatımına göre bu hassas ortamda İstanbul kadılığından kendi isteğiyle çekilmeyi kabul etti ve yerine Antakyalı Mustafa Efendi getirildi.
Kaynak bu tavrı siyasî bir isyan veya mahkeme kararı olarak sunmaz. Güvenli okuma, belirsizlik içindeki merkez görevinden gönüllü olarak ayrılmasıdır.
Anadolu kazaskerliğine yükseliş
1099 Saferinde Balıkesir ve Balya arpalıkları verildi. 1100 Zilhiccesinde Anadolu payesi aldı; 1101 Recebinde Edremit de gelir tahsislerine eklendi. 1102 Şevvalinde bu arpalıklar Maraş’la değiştirildi.
1105 Şevvalinde, Haziran-Temmuz 1694’te Anadolu kazaskeri oldu. Kazaskerlik, kadı ve müderrislerin tayin düzeninde yüksek yargı ve ilmiye makamıdır. Aynı yılın Zilkadesinde Rumeli payesi verilmesi, fiilen Rumeli kazaskeri olduğu anlamına gelmez; kaynak paye dilini açıkça korur.
Nakîbüleşraflık: kurum ve görev sınırı
1106 Cemâziyelevvelinde, Kasım-Aralık 1694’te nakîbüleşraflığa getirildi. Bu makam, seyyid ve şeriflerin nesep kayıtlarıyla hukukî-idarî işlerini gözeten resmî kurumun başıdır. Tarikat postu, şeyhlik veya irşad makamı değildir.
Aynı yılın Şabanında görevden ayrıldı; Anadolu kazaskerliğine Ebezâde Abdullah, nakîbüleşraflığa Hoca-zâde Seyyid Osman getirildi. Kısa görev süresi, unvanının biyografik önemini azaltmaz; Fenârî ailesinin ilmiyeden nesep kurumunun başına uzanan devlet hizmetini gösterir.
Son arpalıklar, vefatı ve kabri
Nakîbüleşraflıktan sonra önce Tokat, ardından Gelibolu arpalığı verildi; Cisr-i Ergene de gelir tahsislerine eklendi. 1108 Rebîülevvelinde, Eylül-Ekim 1696’da vefat etti. Gelibolu ve Cisr-i Ergene tahsisleri ölümünden sonra başka görevlilere dağıtıldı.
Edirnekapı dışında Emîr Buhârî Zâviyesi civarına defnedildi. Kaynak çevreyi açıkça bildirir fakat günümüzde doğrulanmış mezar koordinatı vermediği için haritada zâviye çevresi orta güvenle gösterilir. Şeyhî onu yüksek ahlâklı, temiz kalpli, kötü sözden uzak, hoşsohbet ve iyi huylu biri olarak anar.