HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği, ailesi ve Eğirdir çevresi
Burhâneddin b. Mehmed b. el-Hâc Hasan, Hamîd ili içindeki Eğirdir’de doğdu. Nev‘îzâde Atâyî onu müstakil terceme başlığında bu tam adla kaydeder; “Eğirdirli Burhâneddin Efendi” adı da doğum ve hizmet merkezini ayırt eden güvenli biçimdir. Aynı dönemin başka Burhân ve Burhâneddin Efendileriyle yalnız ad benzerliğine dayanarak birleştirilemez.
Atâyî, nesebini Şeyhülislâm Berda‘î ailesine bağlar. Anne tarafından dedesi Şeyh Mehmed b. Pîrî el-Hamîdî’nin hem bu ailenin damadı hem de müridi olduğunu belirtir. Bu kayıt, Burhâneddin Efendi’nin daha sonra başına geçeceği Eğirdir zâviyesinin tek nesillik bir teşebbüs olmadığını; aile, ilim ve Zeyniyye terbiyesinin birleştiği daha eski bir çevreye dayandığını gösterir.
Tahsil yolculuğu
Dinî ilimlerle meşgul olup tahsilini ilerlettikten sonra İstanbul’a gitti. Ardından Bursa’da bir müddet kaldı. Kaynak bu iki şehirde okuduğu hocaları veya medreseleri tek tek saymaz; dolayısıyla İstanbul ve Bursa safhası, belgelenmemiş bir görev yahut belirli bir okul adıyla genişletilmemiştir.
Bu yolculuk onun ilmî tarafıyla tasavvufî terbiyesini bir araya getiren hazırlık devresidir. Nitekim Eğirdir’e döndüğünde yalnız zikir yöneten bir tekke şeyhi değil, tefsir ve hadis nakleden bir vaiz olarak görünür.
Tosyalı Nasuh Efendi’nin yanında Zeyniyye terbiyesi
Burhâneddin Efendi, Zeyniyye şeyhlerinden Tosyalı Nasuh Efendi’nin huzurunda tövbe ve inâbet etti. Atâyî onun mücâhede ve riyâzetle terbiyesini tamamladığını, ardından irşad izni aldığını açıkça yazar. Bu nedenle Zeyniyye bağı tahmin değil, doğrudan kaynak kaydıdır.
Buna karşılık sitedeki Nasuh adlı kişiler arasında “Tosyalı Nasuh Efendi” kimliğini güvenle karşılayan müstakil bir kayıt bulunmadığından yanlış bir kişi bağlantısı kurulmamıştır. Mürşid bağı metinde korunmuş, fakat adaşlardan birine otomatik silsile ilişkisi verilmemiştir.
Eğirdir zâviyesinde postnişinlik
Anne tarafından dedesi Şeyh Mehmed’in vefatı üzerine Eğirdir’deki tanınmış aile zâviyesine postnişin oldu. Atâyî zâviyeyi gelenlerin ve gidenlerin uğrağı, başka bir deyişle yolculara ve müracaat edenlere açık bir irşad merkezi olarak tasvir eder.
Buradaki hizmet iki eksen taşıyordu. Burhâneddin Efendi bazı meclislerde tefsir ve hadis naklederek vaaz ve nasihatte bulunuyor; başka zamanlarda tevhid ve tekbir zikriyle topluluğu yönetiyordu. Böylece medrese bilgisinin anlatımıyla tekke pratiğini aynı mekânda birleştiriyordu. Bu düzen, hayatının sonuna kadar sürdürdüğü temel hizmet biçimi olarak kaydedilmiştir.
Tekkenin iktisadî dayanağı ve devlet çevresi
Reşat Öngören’in Osmanlı döneminde Zeyniyye üzerine araştırması, Kanûnî Sultan Süleyman’ın Eğirdir’deki Zeyniyye tekkesinin şeyhi Burhâneddin Efendi’ye Eğirdir Gölü içindeki Nis adasının gayrimüslim ahalisinden alınan haraçtan günlük otuz akçe maaş bağlattığını bildirir. Bu kayıt, zâviyenin yalnız mahallî bir aile ocağı olmadığını; merkezî idarenin mali tahsisiyle tanınan bir kurum hâline geldiğini gösterir.
Aynı araştırmada Sadrazam Rüstem Paşa, Burhâneddin Efendi’ye mürid olanlar arasında sayılır. Bu bilgi şeyhin İstanbul’da sürekli yaşadığı anlamına gelmez. Onun esas hizmet merkezi Eğirdir’dir; Rüstem Paşa bağlantısı ise irşad çevresinin taşra sınırlarını aşabildiğini gösteren ayrı bir kayıttır.
İrşad çevresi ve sonraki izler
Atâyî’nin başka tercemelerinde Burhâneddin Efendi, Zeyniyye yolunda yetiştirici bir şeyh olarak yeniden görünür. Ağruslu Velî Efendi’nin onun inayetiyle seyrini tamamladığı, daha sonra memleketinde mescid ve zâviye kurduğu kaydedilir. Bu açık hoca-talebe kaydı, Eğirdir merkezli irşadın Hamîd ili içindeki başka kasabalara taşındığını gösterir.
Kaynak ayrıca oğlu veya soyundan gelenlerin ilmiye ve edebiyat çevrelerinde görünmesine imkân veren bir aile hafızası taşır. Ancak aynı adlarla dolaşan sonraki şahısların her biri ayrı kimlik kapısından geçirilmeden Burhâneddin Efendi’ye ilişki olarak bağlanmamıştır.
Hac yolculuğu
Burhâneddin Efendi’nin Hicaz’a gittiği, Atâyî’nin hac yolculuğu sırasında geçtiğini belirttiği anlatılardan anlaşılır. Kafile yolu ve Cidde limanı hakkındaki ayrıntılar tarihî seyahat çerçevesini verir; olağanüstü sonuçlara bağlanan kısımlar ise dönemin menâkıb dili içinde ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu anlatıların ilkinde bıyık kısaltma biçimi üzerinden kendisini eleştiren bir yolcu, ikincisinde Cidde’de aceleyle denize açılan bir gemi, üçüncüsünde ona zarar vermeye çalışan bir kişi yer alır. Biyografide hac olgusu korunmuş; keramet iddiaları tarihî vakıa gibi sunulmayarak ayrı “gelenek içi anlatı” kartlarına taşınmıştır.
Vefatı ve tarih meselesi
Atâyî vefat tarihini açıkça Safer 970 olarak verir. Bu hicrî ay milâdî takvimde Ekim-Kasım 1562’ye karşılık gelir. Önceki üst bilgi alanındaki 1563 değeri, 970 yılının iki milâdî yıla yayılmasından doğan kaba dönüşümdü; açık ay kaydı bulunduğu için ölüm yılı 1562 olarak düzeltildi.
Kaynak, hayatının tefsir, hadis, vaaz, tevhid ve tekbir meclisleriyle sürdüğünü; vefatına kadar Eğirdir zâviyesindeki hizmetini koruduğunu bildirir. Kesin mezar noktası ve zâviyenin bugünkü açık adresi aynı biyografi sayfalarında verilmediğinden haritada yalnız doğrulanabilir şehir merkezi gösterilmiştir.
Tarihî yeri ve kaynakların sınırı
Burhâneddin Efendi’nin tarihî önemi üç katmanda belirginleşir: aileden devralınan Eğirdir zâviyesini Zeyniyye terbiyesiyle sürdürmesi; tefsir ve hadis öğretimini zikir ve irşadla birleştirmesi; devlet tahsisi ve Rüstem Paşa gibi mensuplar sayesinde mahallî çevrenin dışına ulaşması.
Atâyî’nin 410-412. sayfaları kimlik, tahsil, mürşid, irşad izni, zâviye hizmeti, vefat ayı ve menkıbelerin ana kaynağıdır. Öngören’in çalışması mali tahsis ve mürid çevresini tamamlar. Modern açık adres, kesin mezar koordinatı ve müstakil eser adı bulunmadığı için bu alanlar tahminle doldurulmamıştır.