HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Adı, doğumu ve aile çevresi
Edib Harâbî’nin asıl adı Ahmed Edib’dir. Kendi divanındaki otobiyografik nefeste 1269 hicrî yılında İstanbul’da doğduğunu söyler; bu yıl 1852-53’e karşılık geldiği için kaynaklarda 1853 tarihi yerleşmiştir. Şiirlerinde Harâbî, Edib ve zaman zaman Edib Harâbî mahlaslarını kullandı. Divanın sonundaki aile kayıtlarına göre annesi Hatice Hanım 1901’de vefat etti. Çocuklarından Zeynep Saniye 1887’de, Fatma Belkıs 1890’da doğdu; Fatma Belkıs 1897’de öldü. İsmail Feridun için 1315 hicrî yılı kaydı vardır. Rıza Tevfik’in hatırasında adı geçen küçük oğlu Hüseyin ise divandaki aile notunda görünmez; bu iki tanıklık birlikte fakat kaynak farkı belirtilerek korunmalıdır.
Tahsili ve kendini yetiştirmesi
Çocukluğu ve ilk eğitimi hakkında güvenilir belge azdır. Rıza Tevfik, uzun süre mektepte kalmadığını ve Bahriye Mektebi’nin ilk sınıflarından ayrıldığını bildirir. Divanın imlâ ve vezin özelliklerinden hareket eden araştırmacılar düzenli tahsilinin sınırlı olduğunu düşünür. Buna karşılık eserleri, sözlü Bektaşî kültürü içinde yoğun biçimde yetiştiğini; Türkçenin yanı sıra Farsça ve Azerbaycan Türkçesiyle şiir denediğini, tasavvufî şerhleri takip edecek ölçüde Arapça terim dağarcığı edindiğini gösterir. Bu nedenle onu yalnız “az eğitimli” diye tanımlamak yerine, büyük ölçüde kendi kendini yetiştirmiş ve sözlü-yazılı iki kültür alanını birleştirmiş bir şair olarak görmek daha isabetlidir.
Bahriye memuriyeti ve seyahatleri
Harâbî uzun yıllar Osmanlı Bahriyesi’nde brik kâtibi olarak çalıştı; bazı geç kaynaklar görevini deniz levazım binbaşılığına kadar yükselen bir memuriyet diye kaydeder. Divandaki tarih ve notlar onun Preveze, Limni ve Çanakkale-Kilidbahir gibi liman merkezlerinde bulunduğunu doğrular. Bu hareketli meslek hayatı, şiirlerinin İstanbul’daki tekke çevresiyle sınırlı kalmayıp Rumeli ve ada coğrafyasındaki sözlü ağlara taşınmasına elverişli bir zemin oluşturdu. Emeklilik yıllarında maddî sıkıntı çektiği ve küçük bir maaşla geçindiği, çağdaşlarının hatıralarında yer alır.
Şahkulu Dergâhı ve Bektaşî nasibi
Harâbî, on yedi yaşındayken Merdivenköy Şahkulu Sultan Dergâhı postnişini Mehmed Ali Hilmi Dedebaba’ya bağlandı. Kendi nefesinde bu intisabı manevî bir yeniden doğuş diliyle anlatır ve Harâbî adını bu dönüşümün işareti olarak kullanır. Şahkulu çevresi onun Bektaşî kavram dünyasını, nefes geleneğini ve cem icrasını öğrendiği ana muhit oldu. Bununla birlikte Edib Harâbî’nin kurumsal konumu hakkında kaynaklar aynı şeyi söylemez: erken ve yaygın anlatı, icazetsiz babalık yaptığı için İstanbul Bektaşîleriyle ihtilâfa düştüğünü kaydeder; daha yeni divan araştırması ise Hacıbektaş postnişini Türbedar Mehmed Baba’dan babalık icazeti aldığı bilgisini öne çıkarır. Sayfa bu ihtilâfı gizlemez; ne reddiye dilini tarihî hükme dönüştürür ne de icazet kaydını görmeden bütün tartışmayı kapanmış sayar.
Evindeki toplantılar ve Rıza Tevfik bağı
Emeklilik ve yoksulluk döneminde evinde muhabbet ve âyin toplantıları düzenlediği aktarılır. İstanbul’daki bazı Bektaşî tekkelerine kabul edilmediğine dair anlatı da bu bağımsız çevreyle ilişkilendirilir. Rindmeşrep şairler ve Bektaşî olmayan edebiyatçılarla görüşmesi, onun kurumsal tekke sınırlarını aşan bir sohbet halkası kurduğunu gösterir. Rıza Tevfik Bölükbaşı başlangıçta ondan el aldığını belirtmiş ve daha sonra Harâbî hakkında hatıra yazısı kaleme almıştır. Bu ilişki, Harâbî’nin son Osmanlı dönemi edebiyat ve düşünce çevreleriyle temasının en açık örneklerinden biridir.
Şiir dili, türler ve hiciv
Harâbî hem heceyi hem aruzu kullandı; nefes, koşma, kalenderî, mersiye, gazel, tarih manzumesi, tahmis ve hicivler yazdı. Şiirinin ana eksenlerinde Ehl-i beyt ve On İki İmam muhabbeti, vahdet dili, insan-ı kâmil, ikrar, melâmet, rindlik ve harâbât sembolizmi bulunur. Sade söyleyişli nefeslerinde sözlü icraya uygun güçlü tekrarlar kurarken aruzlu şiirlerinde klasik mazmun ve terkiplere yöneldi. Hiciv yalnız dinî taassuba değil, günlük hayatın aksaklıklarına, çalışma ortamına ve dönemin edebî iddialarına da uzanır; Bahriye deposundaki tekdüze iaşeyi konu alan fasulye manzumesi bu gündelik mizahın örneklerindendir. Servet-i Fünûn çevresini alaya alan şiirler yazmış, Nâmık Kemal’in bazı şiirlerini tahmis etmiştir.
Meşhur nefesi ve sözlü dolaşım
“Kâf u nûn hitâbı izhâr olmadan” mısraıyla başlayan nefesi, Harâbî’nin en geniş dolaşıma ulaşan eseridir. Bektaşî dergâhlarında ezberlenmiş, farklı icra çevrelerinde besteli olarak okunmuş ve yazılı divanın dışına taşan bir sözlü hayat kazanmıştır. Harâbî’nin başka nefesleri de Anadolu, Balkanlar ve Mısır’daki Bektaşî çevrelerinde dolaşmıştır. Şairin anlamı katmanlandıran ve kimi zaman şathiye sınırına yaklaşan dili, tek tek mısralar tarihî ve tasavvufî bağlamından koparıldığında yanlış yorumlanabilir; şiirleri biyografik itiraf veya kelâmî risale yerine edebî-tasavvufî söylem olarak okunmalıdır.
Divanın nüshaları ve neşirleri
Oldukça hacimli divanın müellif hattı kabul edilen nüshası Süleymaniye Kütüphanesi İhsan Mahvî Balkır koleksiyonu 98 numaradadır. Atatürk Kitaplığı’nda iki defterlik bir nüsha bulunur; karşılaştırmalı tez çalışması ayrıca Çorum Hasan Paşa Halk Kütüphanesi ve Millet Kütüphanesi Ali Emîrî koleksiyonundaki nüshaları da değerlendirmiştir. Nüshalar arasındaki eksiklikler ve müellif hattındaki tahribat, tek bir baskının mutlak metin sayılmasını güçleştirir. Sadettin Nüzhet Ergun elli bir şiir yayımlamış; Hüseyin Hüsnü Erdikut ve Sefer Aytekin seçme ve derleme neşirler hazırlamış; Kemal Üçüncü ile Yıldız Balaban’ın çalışmaları metin tarihini daha geniş nüsha karşılaştırmasına taşımıştır.
Vefat tarihi ve mezar meselesi
Edib Harâbî’nin vefat yılı kaynaklarda 1916 ve 1917 olarak iki biçimde verilir. TDV maddesi ve Kemal Üçüncü’nün ayrıntılı incelemesi 1916’yı; 2017 tarihli karşılaştırmalı metin tezi 1917’yi kullanır. Gün ve ayı kesinleştiren bir kayıt ortaya konmadıkça ihtilâf not edilmelidir; ana tarih alanında yaygın 1916 değeri korunmuştur. Mezarı ve ölüm şekli hakkında güvenilir bilgi bulunmadığı akademik incelemede açıkça belirtilir. Bu yüzden İstanbul doğum ve hayat çevresi haritada gösterilebilir, fakat mezar noktası üretilemez.