HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Adı, ailesi ve kimlik ayrımı
Asıl adı Mehmed’dir; kaynaklarda Pîr Mehmed Çelebi ve Ebüssuûdzâde Mehmed Çelebi diye de anılır, şiirlerinde Meylî mahlasını kullanır. 931/1524-25’te İstanbul’da Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi’nin oğlu olarak doğdu. Asıl adı Pîr Mehmed olan Âşık Çelebi ile aynı dönemde yaşadığı için iki şahıs zaman zaman karıştırılmıştır. Meylî’yi ayıran güvenli kimlik kapısı Ebüssuûd ailesi, 931 doğumu, Muhyiddin Fenârî’den mülâzemet, Şam-Halep kadılıkları ve 971 vefatıdır.
Aile çevresi ve ilk öğrenimi
İlk eğitimini devrin yüksek ilmiye çevrelerinden birine mensup olan ailesi içinde aldı. Babasının şeyhülislâmlığı ona güçlü bir ilmî çevre sağladı; ancak biyografisini yalnız aile nüfuzuna indirgemek doğru değildir. Kaynaklar düzenli medrese tahsili, başka bir âlimden mülâzemet ve tarihlenebilen görev basamakları kaydeder.
Muhyiddin Fenârî’den mülâzemet
Öğrenimini Muhyiddin Fenârî’nin yanında tamamladı ve ondan mülâzım oldu. Osmanlı ilmiye düzeninde mülâzemet, medrese görevlerine girişin kurumsal eşiğiydi. Bu kayıt Meylî’nin meslek yoluna doğrudan babasının adıyla değil, Fenârî’nin ders ve icâzet çevresinden geçerek başladığını gösterir.
Abdurrahim Bayrâmî’den hat meşki
Fenârî yanında bulunduğu dönemde Hacı Çelebi diye tanınan Şeyh Abdurrahim Bayrâmî Efendi’den sülüs ve nesih yazılarını meşk etti. Hat eğitimi, dönemin müderris ve kadıları için metin üretimiyle estetik terbiyeyi birleştiren önemli bir maharetti. Bu ilişki belgeli bir hat hocalığıdır; tek başına tarikat intisabı veya Bayramî silsilesi sayılmamıştır.
Kasımpaşa ve Eyüp basamakları
955/1548-49’da Kasımpaşa Medresesi’ne müderris tayin edildi. 957/1550-51’de Eyüp payesine yükseldi. Görev çizgisindeki bu ilk iki halka, yirmili yaşlarının ortasında ilmiye teşkilâtında görünür bir konuma geldiğini ve ders verme sorumluluğunu üstlendiğini gösterir.
Sahn-ı Semân ve Yavuz Sultan Selim medreseleri
958/1551-52’de Sahn-ı Semân medreselerinden birine, 962/1554-55’te Yavuz Sultan Selim Medresesi’ne geçti. Sahn ve Selimiye görevleri yüksek dereceli müderrislik basamaklarıydı. Böylece kadılığa geçmeden önce İstanbul’un başlıca eğitim kurumlarında yaklaşık dokuz yıllık bir müderrislik tecrübesi biriktirdi.
Şam kadılığı ve Bâkî ile karşılaşması
964/1557’de Şam kadısı tayin edildi. Halep’ten İstanbul’a dönen genç Bâkî’nin Konya’da yeni görevine giden Meylî ile karşılaştığı, ona bir kaside sunduğu ve Ebüssuûd Efendi’ye iletilmek üzere tavsiye mektubu aldığı kaydedilir. Bu hadise Meylî’nin ilmiye makamı ile şiir çevreleri arasındaki aracılık rolünü gösterir. 967/1560’ta Şam görevinden azledildi; kaynaklar azlin sebebini açıklamadığından siyasî veya şahsî gerekçe üretilmemiştir.
Halep kadılığı, vefatı ve kabri
970/1563’te Halep kadılığına getirildi. Ertesi yıl, 971/1563-64’te görevi başında vefat etti ve Halep’e defnedildi. “Eyledi terk-i âlem-i fânî” mısraı ölümüne tarih düşürülmüştür. Kaynaklar mezarın kesin konumunu vermediğinden haritada Halep şehir merkezi vefat ve defin bölgesi olarak gösterilmiştir.
Üç dilde şiir ve Acemâne üslûp
Meylî’nin Türkçe, Arapça ve Farsça şiir söyleyebildiği; bilhassa Farsça gazellerindeki Acemâne söyleyişle tanındığı kaydedilir. Tezkireler ondan sınırlı sayıda beyit aktarır. “Turâ ey nûş-leb kâm-ı dil ü cân mîtevân güften / Be-cân-bahşî lebet-râ âb-ı hayvân mîtevân güften” beyti sevgilinin can bağışlayan dudağını âb-ı hayâta benzeten bu Farsça şiir diline örnektir.
Türkçe şiir izi
Kafzâde Fâizî’nin Zübdetü’l-eş‘ârında “Kûhkenden sanma bende eksük ola derd ü gam / Artık anma anı yanumda benüm ey gonce-fem” beyti Meylî adına kaydedilir. Bu tekil örnek, Türkçe şiir söylediği bilgisini destekler; fakat dağınık tezkire parçalarından hareketle müstakil bir Türkçe divan kurulmasına yetmez.
Eser meselesi ve mahlas yazımı
Kaynaklar günümüze ulaştığı doğrulanan müstakil bir eser veya divan bildirmez. TEİS metninin iki cümlesinde “Muhyî” biçimi görünmesine karşılık madde başlığı, tezkireler ve şiir örnekleri Meylî mahlasını destekler. Tekil yazım kayması ayrı bir mahlas ya da ayrı şahıs meydana getirmek için kullanılmamıştır.
Tarih içindeki yeri
Meylî kısa ömründe İstanbul’un yüksek medreselerinden iki büyük Arap eyaletinin kadılıklarına uzanan bir ilmiye kariyeri kurdu. Hat meşki, üç dilde şiir ve Bâkî ile karşılaşması onun yalnız bürokrat âlim değil, yazı ve edebiyat çevresinin de mensubu olduğunu gösterir. Buna karşılık belgeli bir tarikat intisabı bulunmadığından babasının veya hat hocasının tasavvuf bağlantıları ona otomatik yol aidiyeti olarak taşınmamıştır.