Ara
Menü

Yekçeşm Dürrî Ahmed Efendi

Vanlı Yekçeşm Dürrî Ahmed Efendi (ö. 11 Aralık 1722), Osmanlı kalem ve maliye görevlerinden İran elçiliğine yükselen; elçilik raporu, Dîvan’ı ve tarih manzumeleriyle tanınan devlet adamı ve şairdir.

Vefat
1722
Unvan
Osmanlı maliyecisi, İran elçisi, divan şairi ve sefaretnâme yazarı
Temalar
Van, Dîvân-ı Hümâyun, maliye, İran elçiliği, diplomasi, Sefâretnâme, Dîvan, tarih manzumeleri

Kimliği ve kaynakları

Yekçeşm Dürrî Ahmed Efendi, XVII. yüzyılın sonları ile XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşayan Osmanlı kalem görevlisi, maliyeci, İran elçisi, divan şairi ve sefaretnâme yazarıdır. Vanlı Ebû Bekir Vehbî Efendi’nin oğludur. Kalem görevleri, 1720-1721 İran elçiliği, başmuhasebeciliği, Dîvan’ı ve elçilik raporu kimliğinin temel unsurlarıdır. Hayatı Şeyhî’nin Vekāyi‘u’l-fuzalâ kaydı, tezkireler, TDV maddesi ve yazma-eser araştırmaları karşılaştırılarak kurulmuştur.

Van’da doğumu ve ailesi

Ahmed Efendi Van’da doğdu. Kesin doğum yılı kaynaklarda verilmez. Babası Vanlı Ebû Bekir Vehbî Efendi’dir. Şair Sa‘dî Abdülbâkî ile Feyzî mahlaslı Sâlih Efendi kardeşleri olarak anılır; üç kardeşin şiir ve tarih düşürme çevresi ailedeki edebî birikimi gösterir. Kardeşlerin eserleri ve görevleri birbirine taşınmamış, her biri kendi mahlas ve yazma tanıklarıyla ayrılmıştır.

Yekçeşm ve Kör lakapları

Çocukken bir gözünü kaybettiği için “Yekçeşm” ve bazı kayıtlarda “Kör” lakaplarıyla tanındı. Bu fizikî özellik tarihî kaynakların kişiyi ayırt etmek için kullandığı işarettir. Lakap, modern metinde küçültücü bir dil kurmak için değil, aynı mahlaslı şairlerden ayrılmasını sağlamak üzere açıklanmıştır. Gözünü hangi olayda kaybettiği bilinmediğinden sebep uydurulmamıştır.

Vâfî ve Dürrî mahlasları

Şiirlerinde Vâfî ve Dürrî mahlaslarını kullandı. Zamanla Dürrî adı daha baskın hâle geldi ve edebiyat tarihinde “Dürrî-i Yekçeşm” diye tanındı. Mahlas değişimi iki ayrı şair bulunduğu anlamına gelmez. Buna karşılık aynı yüzyıllarda Dürrî mahlasını kullanan başka şairler vardır; Van doğumu, Ebû Bekir Vehbî’nin oğlu oluşu ve İran elçiliği bu kişiyi ayıran güvenli kimlik kapılarıdır.

Öğrenimi hakkında bilinen sınır

Kaynaklar medrese tahsilinin kurumlarını, hocalarını ve tarihlerini listelemez. Farsça bilgisi, şiir ve inşâdaki ustalığı, Dîvân-ı Hümâyun kalemindeki görevleri ve diplomatik raporu iyi bir öğrenim gördüğünü düşündürür; fakat bu çıkarım belirli bir medrese veya hocayla doldurulamaz. Açık bir mülâzemet veya tarikat intisabı bulunmadığı için hayalî eğitim ve silsile zinciri kurulmamıştır.

İstanbul’a gelişi

Genç yaşta Van’dan İstanbul’a geldiği ve devlet kalemlerine girdiği anlaşılır. Yolculuğun kesin tarihi ve güzergâhı bilinmez. İstanbul, onun bürokratik ve edebî kariyerinin ana merkezine dönüştü. Doğu sınırındaki Van’da başlayan hayatının payitaht kalemlerine uzanması, iyi Farsça bilen ve güzel yazı yazan bir görevli olarak yükselmesinin zeminini oluşturdu.

Dîvân-ı Hümâyun kalemi

Dürrî Ahmed Efendi Dîvân-ı Hümâyun kâtipleri arasına katıldı ve hâcegân zümresine yükseldi. Kalem hizmeti yalnız yazı güzelliği değil; resmî belge dili, hesap, diplomatik yazışma ve devlet usulüne hâkimiyet gerektiriyordu. Tezkirelerin şiir, inşâ ve kitâbetteki kabiliyetini övmesi bu meslek çizgisiyle uyumludur. Görev basamaklarının açıklıkla belgelenmeyen ara yılları tahminle tamamlanmamıştır.

Şiir ve inşâ sayesinde kazandığı itibar

Tezkire yazarları onu nüktedan, ince görüşlü, nazik söyleyişli ve usta bir şair olarak tanıtır. Şiir ve nesir yazmadaki becerisi, vezirler ve yüksek devlet görevlileri çevresinde tanınmasına yardımcı oldu. Bu yakınlık yalnız edebî övgüden ibaret değildi; kalem ve maliye görevleriyle kurumsal bir karşılığı vardı. Bununla birlikte yazdığı her methiye kişisel dostluk veya siyasî nüfuz kanıtı sayılmamıştır.

Anadolu muhasebeciliği

Receb 1125/Ağustos 1713’te Nâimâ’dan boşalan Anadolu muhasebeciliğine getirildi. Bu görev devlet gelir ve hesap düzeninin önemli kalemlerinden biriydi. Dürrî’nin edebî kimliğinin yanında hesap ve bürokrasi alanında da yeterlilik kazandığını gösterir. Görevin kapsamı genel maliye teşkilâtından bilinse de onun imzaladığı hesap defterleri ayrı ayrı tespit edilmeden kişisel işlem listesi yapılmamıştır.

Sipah kâtipliği

27 Muharrem 1127/2 Şubat 1715’te sipah kâtipliğine tayin edildi. Bu makam kapıkulu süvarileriyle ilgili kayıt ve yazışma düzenine bağlıydı. Tarihin açık oluşu, maliye ve kalem kariyerinin kronolojisini sağlamlaştırır. Daha sonra süvari mukabeleciliği ve cizye-haraç muhasebesi gibi görevlere geçti; her basamak elçilik öncesindeki idarî tecrübesini genişletti.

Süvari mukabeleciliği

Sipah kâtipliğinin ardından süvari mukabeleciliği yaptı. Mukabelecilik, kayıtların karşılaştırılması ve yoklama-hesap düzeninin denetlenmesiyle ilgili bir kalem göreviydi. Bu tecrübe, ayrıntılı kayıt tutma ve farklı verileri karşılaştırma yeteneğini güçlendirmiş olmalıdır. Ancak görev süresi ve yaptığı tek tek işlemler kaynakta açıklanmaz.

Cizye ve haraç muhasebesi

Dürrî Ahmed Efendi cizye veya haraç muhasebeciliğinde de bulundu. İran elçiliğine gönderildiği sırada maliye teşkilâtındaki bu tecrübesi önem taşıyordu; çünkü görev yalnız siyasî temsil değil, Avusturya-İran ticaret yolunun Osmanlı topraklarındaki meselelerini çözmeyi de kapsıyordu. Maliyeci kimliği ile diplomat kimliği bu noktada doğrudan birleşti.

1718 Pasarofça sonrası ticaret zemini

Osmanlı Devleti ile Avusturya arasında 1718’de imzalanan Pasarofça düzenlemelerinin ticarî hükümleri, Avusturya’dan İran’a uzanan ticaretin Osmanlı topraklarından geçmesi meselesini gündeme getirdi. Ticaret antlaşmasının 19. maddesi bu yol ve geçiş şartlarıyla ilgiliydi. Dürrî’nin İran görevi, yalnız iki saray arasında nezaket elçiliği değil, savaş sonrası oluşan yeni ticaret düzeninin uygulama sorunlarını çözme teşebbüsüydü.

İran elçiliğine seçilmesi

Dürrî Ahmed Efendi, maliye ve kalem tecrübesi, Farsça bilgisi ve yazı kudreti sayesinde İran’a orta elçi olarak seçildi. Kendisine şıkk-ı sânî defterdarlığı pâyesi verildi. Elçi seçiminin yalnız şairlik şöhretine dayandığı söylenemez; ticaret, hesap, resmî yazışma ve bölge dili konusundaki birikimi görevin ihtiyaçlarıyla örtüşüyordu.

Açık ticarî vazifesi

Elçiliğin açıklanan hedefi, Osmanlı topraklarından geçecek Avusturya-İran ticaret yoluna ilişkin meseleleri Safevî yönetimiyle görüşmekti. Kervan güvenliği, geçiş düzeni ve ticaretin sürdürülebilirliği diplomatik temasların merkezindeydi. Kaynaklar görüşmelerin sonunda ticarî hususların çözüme bağlandığını bildirir; fakat bütün müzakere maddeleri modern bir antlaşma tutanağı ayrıntısıyla korunmamıştır.

Gizli siyasî talimat

Sadrazam Nevşehirli Damad İbrâhim Paşa, Dürrî’ye ayrıca gizli bir talimat verdi. İran’daki siyasî gelişmeleri yerinde izlemesi, ülkenin askerî ve idarî durumunu değerlendirmesi, örf ve âdetleri hakkında bilgi toplaması istendi. Bu talimat onun görevinin gözlem ve istihbarat boyutunu gösterir. Sefâretnâme bu nedenle yalnız yolculuk hatırası değil, karar vericilere sunulan siyasî bilgi raporudur.

Ağustos 1720’de İstanbul’dan ayrılışı

Dürrî Ahmed Efendi Ağustos 1720’de İstanbul’dan yola çıktı. Heyetin büyüklüğü, bütün görevlilerin adları ve günlük menzillerin tamamı mevcut kısa biyografi kaynaklarında verilmez. Buna karşılık Bağdat, Dergezîn, Hemedan, Kazvin ve Tahran çizgisi güvenle izlenebilir. Yolculuk, Osmanlı payitahtından Irak üzerinden İran içlerine uzanan uzun ve zorlu bir diplomatik seferdi.

Bağdat’ta Eyüplü Hasan Paşa ile görüşmesi

Bağdat’a ulaştığında Osmanlı valisi Eyüplü Hasan Paşa ile görüştü. Sınır siyaseti ve İran’daki gelişmeler konusunda bölge valisinin bilgisi elçi için önemliydi. Hasan Paşa’nın İran sınırındaki aşiretler ve Safevî ülkesindeki karışıklıklar hakkında tecrübesi bulunuyordu. Bu temas belgeli bir idarî görüşmedir; aralarında akrabalık, hocalık veya tarikat bağı yoktur.

Dergezîn ve Hemedan güzergâhı

Bağdat’tan sonra Dergezîn ve Hemedan üzerinden ilerledi. Bu duraklar İran içlerine giden tarihî yolun parçalarıydı. Kaynakların menzil adları günümüz sınırları ve yazım biçimleriyle her zaman birebir örtüşmez; coğrafya kayıtları tarihî rota olarak okunmalıdır. Dürrî’nin her şehirde yaptığı görüşmelerin ayrıntısı verilmediğinden genel İran tarihi kişisel seyahat günlüğüne eklenmemiştir.

Kazvin durağı

Heyet Kazvin üzerinden Safevî hükümdarının bulunduğu bölgeye ulaştı. Kazvin daha önce Safevî başkentliği yapmış, diplomatik ve ticarî yollar üzerinde önemini koruyan bir merkezdi. Bu tarihî arka plan rotanın anlamını açıklar; ancak şehirdeki bütün saray ve yapıların Dürrî tarafından ziyaret edildiği ileri sürülmez.

Tahran’da Safevî sarayı

Dürrî Ahmed Efendi, Safevî hükümdarı Sultan Hüseyin Mirza’nın bulunduğu Tahran’a ulaştı ve saray çevresinde görüşmeler yaptı. Kaynaklar hedef şehri ve hükümdarı açıkça bildirir. Tahran coğrafya noktası ülke ölçeğinde temsili bir işaret değil, belgeli saray temasına dayanır. Kabul töreninin bütün konuşmaları ve hediyeleri güvenli metin bulunmadan yeniden kurulmamıştır.

Ticaret görüşmelerinin sonucu

Elçi, yaptığı temaslar sonucunda ticaret yoluna ilişkin hususların çözümünü sağladı. Bu başarı, maliye geçmişinin diplomatik görevdeki önemini gösterir. Osmanlı merkezi için aynı derecede değerli ikinci sonuç, İran’ın siyasî durumu ve toplum hayatı hakkında toplanan bilgilerdi. Görev, resmî müzakere ile gözlem raporunu bir araya getirdi.

İran’da gözlem dönemi

Dürrî görüşmeler tamamlandıktan sonra bir süre daha İran’da kaldı. Bu zaman, kendisine verilen gizli talimat doğrultusunda siyasî hareketleri, örf ve âdetleri ve ülkenin genel durumunu izlemesine imkân verdi. Sefâretnâme’deki tasvirler tarihî bir diplomatın bakışını yansıtır; modern etnografik araştırma veya tarafsız toplum istatistiği olarak değerlendirilmemelidir.

Dönüşte Van’a uğraması

Dönüş yolunda doğduğu şehir Van’a uğradı. Böylece diplomatik rota, genç yaşta ayrıldığı aile coğrafyasına yeniden bağlandı. Van ziyareti yalnız geçiş değildir; atalarına ait bazı hayır eserlerinin onarımını yaptırdığı kaydedilir. Yapıların tamamı kesin biçimde teşhis edilmediğinden belirli bir cami veya çeşme kanıtsız biçimde ona bağlanmamıştır.

Van’daki hayratın tamiri

Aile hayratının onarılması, Dürrî’nin devlet görevi sırasında memleketiyle bağını sürdürdüğünü gösterir. Tamir faaliyeti yeni bir külliye kurduğu anlamına gelmez. Kaynak “atalarına ait hayır eserleri” çerçevesinde konuşur; bu nedenle yapı türü, kitabe ve masraf ayrıntıları belgelenmeden genişletilmemiştir. Van coğrafya kaydı doğum ve dönüş faaliyeti katmanlarını birlikte taşır.

5 Aralık 1721’de İstanbul’a dönüş

Dürrî Ahmed Efendi 15 Safer 1134/5 Aralık 1721’de İstanbul’a döndü. Açık dönüş tarihi, elçiliğin yaklaşık süresini hesaplamayı sağlar. Uzun yolculuk, Bağdat görüşmesi, İran içlerindeki rota ve Van’daki tamir faaliyeti bu döneme sığar. İstanbul’a varışı görevin bitişi değil, gözlemlerin devlet merkezine sunulması aşamasının başlangıcıydı.

III. Ahmed ve İbrâhim Paşa’ya raporu

Elçiliği hakkında hazırladığı raporu Sultan III. Ahmed ile Sadrazam Nevşehirli Damad İbrâhim Paşa’ya sundu. Bu metin Osmanlı sefaretnâme geleneğinin İran’a ilişkin erken örneklerinden biri kabul edilir. Rapor, yolculuk, görüşmeler ve gözlemleri karar vericilere aktaran resmî işlevli bir metindir; edebî anlatım gücü ise Dürrî’nin şair ve münşî kimliğiyle bağlantılıdır.

Sefâretnâme’nin niteliği

Dürrî’nin elçilik metni farklı çalışmalarda Sefâretnâme, Takrîr veya İran elçilik raporu olarak anılır. Adlandırma farkı ayrı eserler bulunduğu anlamına gelmeyebilir; yazma ve neşir geleneklerinin başlık tercihlerinden kaynaklanır. Metnin tarihî değeri, 1720’lerin başında Safevî İranı’nı bir Osmanlı maliyeci-diplomatının gözüyle kaydetmesidir.

Başmuhasebeciliğe getirilmesi

Elçilik hizmetinin ardından başmuhasebeciliğe tayin edildi. Bu terfi, görevin merkez tarafından başarılı bulunduğunu ve maliye kariyerinin en görünür aşamasına ulaştığını gösterir. Ancak başmuhasebecilik dönemi kısa sürdü; yaklaşık bir yıl sonra vefat etti. Bu nedenle yeni görevindeki icraatları hakkında uzun bir kayıt oluşmamıştır.

Dîvan’ı ve yazma nüshası

Dürrî’nin şiirleri bir Dîvan bütünlüğü içinde günümüze ulaşmıştır. Çalışmalarda temel alınan önemli tanık Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi 3409 numaralı şiir mecmuasıdır. Modern neşirler bu yazma üzerinden metni araştırmacılara açmıştır. Mecmua içindeki şiirlerin yerleşimi ve farklı eller, her parçanın aidiyetini ayrıca denetlemeyi gerektirir.

Yeni mecmua tanıkları

Millî Kütüphane 06 Mil Yz A 508 numaralı şiir mecmuasında, daha önce yayımlanmış Dîvan metninde bulunmayan müzeyyel bir gazeli tespit edilmiştir. Bu bulgu, Dürrî’nin şiir külliyatının tek nüsha ve tek neşirle bütünüyle kapanmadığını gösterir. Yeni şiir, mahlas ve bağlam karşılaştırmasıyla değerlendirilmiş; başka Dürrîlerin metinleri yalnız ad benzerliğiyle eklenmemiştir.

Gazel, kaside ve lügazları

Dürrî gazel, kaside, tarih manzumesi ve lügaz gibi türlerde şiirler yazdı. Şiirlerinde dönemin klasik estetik diliyle devlet ve şehir hayatına ilişkin somut olaylar yan yana gelir. Şairliği yalnız elçiliğinin süsü değildir; bürokratik kariyerinden bağımsız bir edebî üretim alanıdır. Bununla birlikte şiirlerin tamamını biyografi metnine yığmak yerine türler ve tarihî işlevleri açıklanmıştır.

Tarih düşürmedeki mahareti

En belirgin edebî özelliklerinden biri tarih manzumeleridir. Tahta çıkışlar, tayinler, doğumlar, düğünler ve ölümler yanında köşk, çeşme, cami ve başka yapıların inşası için ebced hesabıyla tarihler düşürdü. Bu şiirler hem edebî eser hem olay ve imar hafızasıdır. Her tarih manzumesindeki övgü, olayın bütün ayrıntılarını doğrulayan bağımsız belge sayılmaz.

Devlet erkânıyla edebî ilişkileri

III. Ahmed, Reisülküttâb Râmî Mehmed Paşa, Baltacı Mehmed Paşa ve Şehzade Selim gibi isimler için şiirler yazdı. Bu manzumeler saray ve bürokrasi çevresindeki görünürlüğünü gösterir. Fakat övgü şiiri yazmak her isimle sürekli kişisel dostluk veya siyasî ittifak kurduğu anlamına gelmez. İlişkiler edebî himaye ve görev çevresi sınırında değerlendirilmiştir.

Farsça bilgisi ve nesir üslûbu

Tezkireler iyi Farsça bildiğini, şiir ve inşâda maharetli olduğunu kaydeder. İran elçiliğinde bu dil bilgisi doğrudan işlev kazanmıştır. Güzel yazı ve nüktedanlık da çağdaşlarının öne çıkardığı özelliklerdir. Farsça bilmesi onu İranlı bir şair veya belirli bir Fars edebî ekolünün mensubu yapmaz; Osmanlı kalem ve şiir kültüründeki yetkinliğini gösterir.

Ölüm tarihi ihtilafı

Güçlü kayıtlara göre Dürrî Ahmed Efendi 2 Rebîülevvel 1135/11 Aralık 1722’de vefat etti. Bazı modern aktarımlarda rakam veya basım hataları görülür; özellikle 1772 tarihi kronolojiyle bağdaşmaz. İran’dan 1721 sonunda dönüşü ve başmuhasebecilik görevi dikkate alındığında 1722 tarihi güvenlidir. Kesin doğum yılı bilinmediği için vefat yaşı verilmemiştir.

Vefa’daki defni

İstanbul’da vefat eden Dürrî Ahmed Efendi, Şeyh Vefa Camii hazîresine defnedildi. Hazîredeki defin, Vefâiyye tarikatına intisap ettiğini kanıtlamaz; mezarlıklar farklı meslek ve çevrelerden kişileri barındırabilir. Kaynakta açık bir mürşid, hilâfet veya tekke görevi bulunmadığından defin yakınlığı tasavvufî ilişkiye dönüştürülmemiştir.

Adaşlardan ayrılması

Dürrî mahlasını kullanan şairler, Dürrî Mehmed adını taşıyan âlimler ve Dürrîzâde ailesiyle karıştırılmamalıdır. Bu sayfanın kişisi Vanlıdır, Ebû Bekir Vehbî’nin oğludur, bir gözünü çocuklukta kaybetmiştir, hâcegân ve maliye görevlerinde bulunmuş, İran’a elçi gitmiş ve 1722’de Vefa’ya defnedilmiştir. Bu bileşim güvenli kimlik kapısıdır.

Tarih içindeki yeri

Yekçeşm Dürrî Ahmed Efendi, şiir, maliye ve diplomasiyi aynı kariyerde birleştiren çok yönlü Osmanlı şahsiyetidir. Pasarofça sonrasındaki ticaret düzeni onu İran elçiliğine taşımış; açık müzakere görevi gizli siyasî gözlem talimatıyla tamamlanmıştır. Bağdat-Tahran-Van-İstanbul rotası Sefâretnâme’ye, saray ve şehir olayları ise tarih manzumelerine dönüşmüştür. Belgeli görevler, eserler ve coğrafya korunurken bilinmeyen tahsil, tarikat ve yapı ayrıntıları uydurulmamıştır.

COĞRAFÎ HAFIZA8 coğrafî bağlantı
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi8 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Eserleri ve metinleri

İlk 5 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

İran Sefâretnâmesi

1720-21 İran elçiliğinin güzergâhını, temaslarını ve Safevî ülkesine dair gözlemlerini kaydeden rapor.

Metni gösterMetni daralt

Metin siyasî bilgi kadar şehir, saray, topluluk, ticaret ve ulaşım tarihi için de değerlidir. Elçinin gözlemleri ile kendisine aktarılan haberler aynı kanıt düzeyinde okunmamalıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ, c. 4, s. 3413-3424; TDV İslâm Ansiklopedisi ve TEİS karşılaştırması.
TARİHÎ KAYIT

Dürrî Divanı

Yaklaşık 3500 beyitlik gazel, kaside, kıta, lugaz ve tarih manzumeleri külliyatı.

Metni gösterMetni daralt

Şeyhî onun özellikle tarih düşürmedeki maharetini vurgular; şiir külliyatı sefâretnâmeden ayrı bir edebî katmandır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ, c. 4, s. 3413-3424; TDV İslâm Ansiklopedisi ve TEİS karşılaştırması.
TARİHÎ KAYIT

Eser kaydı

[Dîvân].

Metni gösterMetni daralt

[Dîvân].

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İSAM Ulema Veritabanı.
TARİHÎ KAYIT

Mürettep divan

Şeyhî, tamamlanmış divanından kaside, gazel ve kıta örnekleri nakleder.

Metni gösterMetni daralt

Dürrî, şiir ve nesirde mahir, özellikle tarih manzumelerinde seçkin kabul edilmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Vekāyi‘u’l-fuzalâ, c. IV.
TARİHÎ KAYIT

İran sefâretnâmesi

Diplomatik yolculukla Safevî ülkesine dair gözlemleri kaydeden birinci elden eserdir.

Metni gösterMetni daralt

Sefâretnâme, elçinin saraya yalnız haber değil düzenli coğrafî, idarî ve siyasî bilgi taşıdığını gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Dürrî Ahmed Efendi Sefâretnâmesi; Vekāyi‘u’l-fuzalâ.

Kavram dünyası

İlk 1 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

İki mahlas, üç lakap: Vâfî, Dürrî, Yekçeşm, Kör

Yekçeşm, Kör ve Vâfî lakaplarıyla tanınır; şiirlerinde tek bir mahlas kullanmamış, Vâfî yahut Dürrî mahlaslarını yan yana kullanmıştır.

Metni gösterMetni daralt

Vanlı Ebû Bekir Vehbi Efendi'nin oğlu olan Dürrî Ahmed Efendi kaynaklarda Yekçeşm, Kör ve Vâfî lakaplarıyla da tanınmaktadır. Bunların ilk ikisi tek gözlü oluşuna işaret eden lakaplardır.

Şiir yazarken tek bir mahlasa bağlı kalmamış, Vâfî veya Dürrî mahlaslarını kullanmıştır. Bu ikili kullanım, kendisine ait manzumelerin tesbitinde dikkate alınması gereken bir husustur. Öğrenimi hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamakla beraber iyi bir medrese tahsili gördüğü anlaşılmakta; memuriyet hayatına İstanbul'a giderek Divan Kalemi'ne girmekle başladığı kaydedilmektedir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ, c. 4, s. 3413-3424; TDV İslâm Ansiklopedisi ve TEİS karşılaştırması
  2. [2]İSAM Ulema Veritabanı
  3. [3]Vekāyi‘u’l-fuzalâ, c. IV
  4. [4]Dürrî Ahmed Efendi Sefâretnâmesi; Vekāyi‘u’l-fuzalâ
Ortak kaynak kataloğunu aç →