HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Adı, mahlası ve doğum tartışması
Asıl adı Ali olan şair ve Bektaşî büyüğü, Ali Tûrâbî, Yanbolulu Ali Tûrâbî Baba ve Hacı Ali Tûrâbî Dedebaba adlarıyla anılır. Kendi tarih manzumesindeki “Mahlasım derler Tûrâbî, nâmım el-Hac Ali” mısraı adını ve mahlasını birlikte doğrular. TEİS maddesi 1201/1786'da Yanbolu'da doğduğunu kaydeder; divan araştırmaları ise Yanbolu yanında Yanya, Koniça ve Ankara rivayetlerini sıralayıp kesin doğum yerinin belirlenemediğini söyler. Yapılandırılmış yıl 1786 olarak tutulmuş, Yanbolu coğrafyası ihtilaf notu ve düşük güvenle işaretlenmiştir.
Gençlik seyahatleri ve Üsküp
Gençlik yıllarında sazıyla farklı beldeleri dolaştığı aktarılır. Üsküp'te üçüncü devre Melâmîliğinin pîri Seyyid Muhammed Nûrü'l-Arabî ile tanışıp ona intisap ettiği TEİS maddesinde yer alır. Bu temas, sonraki Bektaşî kimliğini ortadan kaldıran bir kurum değişikliği gibi değil, yolculuk yıllarındaki tasavvufî arayışın bir safhası olarak değerlendirilmelidir. Canlı kişi havuzunda güvenli Muhammed Nûrü'l-Arabî eşleşmesi bulunmadığından tahminî ilişki açılmamıştır.
Şahkulu Dergâhı ve Halil Revnâkî
İstanbul'a geldikten sonra Merdivenköy Şahkulu Sultan Dergâhı'nda Halil Revnâkî Baba'dan Bektaşî ikrarı ve mücerredlik erkânı aldı. Halil Revnâkî'nin vefatının ardından dergâha baba seçilerek hizmeti sürdürdü. Bazı çalışmalarda Şahkulu postnişinliği 1850-1851 diye tarihlenir; bu tarihler 1849'da Hacıbektaş dedebabalığına seçildiği kaydıyla çakıştığı için kesin ve kesintisiz görev süresi gibi sunulmamıştır. Esas olan, Pîrevi postundan önce Şahkulu hizmet çevresinde yetişmesidir.
İcâzetnâmesi ve yasaklı dönem
Yazma nüshası tespit edilip neşredilen icâzetnâmesi, Tûrâbî'nin Bektaşî erkânındaki yetkisini ve aktarım dilini birinci elden gösterir. 1826'da Bektaşîliğin yasaklanmasından sonraki yıllarda bazı tekkelerin Nakşibendî görünümü altında varlığını sürdürdüğü bilinmektedir. Bir araştırma Tûrâbî'nin Nakşibendî icâzeti de aldığını ve yasaklı dönemde posta Nakşî şeyhi görünümüyle oturduğunu aktarır. Bu idarî koruma katmanı, onun temel Bektaşî aidiyetini değiştirmez.
Hacıbektaş Pîrevi dedebabalığı
Çorumlu Seyyid Hasan Hüsnü Dedebaba'nın vefatının ardından seçimle Hacıbektaş Pîrevi dedebabası oldu. Ana tarih aralığı 1266-1285/1849-1868'dir ve toplam on dokuz yıl eder. Bazı ikincil metinlerde geçen “dokuz yıl” ifadesi başlangıç ve bitiş tarihleriyle uyuşmayan bir aktarım hatasıdır. Dedebabalık, yalnız yerel postnişinlik değil, mücerred Bektaşî teşkilâtının merkezî temsil ve icâzet makamıydı.
Pîrevi tamirleri ve 1865 kitâbesi
Dedebabalığı sırasında Hacıbektaş Dergâhı'nda onarımlar yaptırdı. Meydanevi kemerindeki 1282/1865 tarihli tamir kitâbesi adını taşır. Bu imar faaliyeti, II. Mahmud devrindeki kapatma ve müsadere sonrasında Pîrevi'nin yeniden kurumsal görünürlük kazanma sürecinin somut izidir. Kitâbe, menkıbevî anlatıdan bağımsız bir tarih ve mekân belgesi olarak değerlendirilmiştir.
Mehmed Ali Hilmi ile belgeli bağ
Daha sonra Şahkulu Sultan Dergâhı'nın ve Bektaşî edebiyatının önemli isimlerinden olacak Mehmed Ali Hilmi, Hacıbektaş Pîrevi'nde Tûrâbî Dedebaba'nın mücerredlik erkânına girerek mengûş taktı. Bu doğrudan terbiye bağı canlı kişi kayıtları arasında öğretmen-talebe ilişkisi olarak kurulmuştur. Hilmi'nin daha sonraki babalık ve hilâfet icâzetleri ise Selânikli Hacı Hasan Dedebaba devrine aittir; bütün yetkileri Tûrâbî'ye mal edilmemelidir.
Irak Bektaşî ağı ve Hüseyin Mazlum Baba
Hacı Hüseyin Mazlum Baba, Necef, Kerbelâ ve Kâzımiye ziyareti için Tûrâbî'den izin istediğinde, Dedebaba ona geri dönmek yerine ihtiyaç bulunan Irak sahasında hizmet etmesini tavsiye etti. Mazlum Baba önce Necef Tekkesi'nde yedi yıl kahvecilik hizmeti yürüttü. Bu kayıt, Pîrevi merkezinin yalnız Anadolu ve Balkanlarla değil Irak'taki Bektaşî tekkeleriyle de irtibat kurduğunu gösterir; Tûrâbî'nin bizzat bu şehirlerde ikamet ettiği anlamına gelmez.
Dîvânın tertibi ve nüshaları
Tûrâbî mürettep bir divan sahibidir. Taç beyitteki noktalı harflerin ebcedi 1257/1841'i verdiğinden divanın bu tarihte tamamlandığı kabul edilir. Yaklaşık 2800 beyitlik külliyat gazel, nefes, mersiye, murabba, koşma ve başka şekilleri içerir. Baki Yaşar Altınok neşrinde Ali Baki Gül'ün 1956 tarihli istinsahı esas alınmış; Birol Azar geniş bir inceleme ve tenkitli metin hazırlamıştır. Nüsha farkları görülmeden her dolaşım metni ana divana eklenmemelidir.
Risâle ve istinsah faaliyeti
Risâlet-i Tûrâbî Baba, Hurûfî terim ve kavramlarını bütünüyle manzum biçimde işler. Ayrıca Hacı Bektaş Velî'nin hayatı ile Anadolu'daki Alevî ocaklarını anlatan Kerâmât-ı Hünkâr Hacı Bektaş-ı Velî adlı metnin müstensihi olarak kaydedilir. 1853'te Ali Ufkî Bey tercümesi Kitâb-ı Mukaddes'in Yeni Ahit kısmını tashih etmiş olması, dil ve metin bilgisinin Bektaşî şiiriyle sınırlı olmadığını gösterir.
Şiir dili ve inanç dünyası
Aruzla yazdığı şiirleri divanında, heceyle söylediği nefesleri ise cönkler ve sözlü aktarımda yer alır. Akıcı ve yalın söyleyişinde Hz. Ali, Ehl-i beyt, on iki imamlar ve Hacı Bektaş Velî sevgisi merkezîdir. Vahdet-i vücûd, insan-ı kâmil, Hurûfî remizler, ilâhî ve beşerî sevgi şiirlerinin başlıca fikir alanlarıdır. Klasik şiirde özellikle Fuzûlî'nin mazmunlarından yararlanırken hece şiirinde gündelik hayatın daha doğrudan izleri görülür.
Türâbî mahlaslı şairlerin ayrımı
Türâbî mahlası farklı yüzyıl ve çevrelerde çok sayıda şair tarafından kullanılmıştır. Özellikle Tûrâbî-i Sânî diye anılan Kulalı Mehmed Ercan'ın şiirleriyle karışma riski yüksektir. Cönkte, mecmuada veya sözlü repertuvarda yalnız “Tûrâbî” tapşırması taşıyan bir nefes, dil, tarih ve nüsha zinciri denetlenmeden bu kişiye bağlanamaz.
Menkıbelerin kaynak katmanı
Karda mahsur kalan yolcuları dergâha getiren köpekler ile köyünde yalnız kaldığını söyleyen dervişe çocukların mektebe gidiş gelişini temaşa etmesini öğütlemesi, Kırşehir çevresinde derlenen anlatılardandır. Bu menkıbeler misafirperverlik, himaye ve gündelik hayattan irfan çıkarma hafızasını taşır; arşiv belgesi veya kesin tarihli biyografik olay gibi sunulmamıştır.
Vefatı, kabri ve tarih manzumesi
Cemâziyelevvel 1285/Eylül 1868'de dedebabalık görevindeyken vefat etti. Hacıbektaş Pîrevi'nde, Hacı Bektaş Velî'nin yatırına çıkan merdivenin solundaki kemer altında bulunan altı dedebaba mezarının ikincisine defnedildi. “Şerbet-i mevti içirdi âkıbet devrân bana” mısraıyla başlayan ve ölümünden önce mezar taşına yazılmak üzere hazırladığı manzume hem divan nüshasının sonunda hem kitâbede yer alır.