HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve Aksaray’daki ilk yılları
Ali b. Şaban el-Aksarâyî, XVII. yüzyılın ikinci yarısında Aksaray’da yetişmiş Osmanlı âlimi, müderris, vaiz ve müftüdür. Kaynak onu “Aksarâyî Şeyh Ali Efendi” başlığıyla ve babasının adını da vererek kaydeder. Bu açık künye, onu aynı yüzyılda yaşayan Nisârî Ali Efendi gibi başka Aksaraylı âlimlerden ayırır.
Aksaray’da doğdu. İlk ilimlerini Konevî Ali Efendi, Aksarâyî Mehmed Efendi ve Sivâsî Mehmed Efendi’den tahsil etti. Ardından Küçük Receb Efendi’nin derslerine devam ederek ilmî eğitimini ilerletti. Kaynakta belirli bir tarikat intisabı veya irşad silsilesi verilmediği için başlıktaki “şeyh” unvanı tek başına bir yol aidiyeti sayılmamıştır.
Abbâsiyye Medresesi ve Ulu Cami
Tahsilini tamamladıktan sonra Aksaray’daki Selçuklu devri kurumlarından Abbâsiyye Medresesi’nin müderrisliği ile Câmi-i Kebîr’in vaizliği kendisine verildi. Yaklaşık otuz yıl boyunca medresede ilim öğretti; Ulu Cami’de vaaz ve dinî öğüt hizmetini sürdürdü. Bu uzun görev dönemi onu şehirde hem medrese öğretimi hem de halka açık dinî anlatım bakımından etkili bir isim hâline getirdi.
Yaklaşık yirmi yıl fetva vermekle de görevlendirildi. İlmî rütbesi zamanla Sahn ve Süleymaniye derecelerine denk kabul edildi. Böylece Aksaray’daki yerel eğitim ve fetva hizmeti, merkezî Osmanlı ilmiye hiyerarşisi içinde de tanınmış oldu.
Kayseri Şifâiyye Medresesi
1110/1698-99 yılında Kayseri’deki Şifâiyye Medresesi kendisine verildi. Bu tayin, uzun Aksaray hizmetinin ardından başka bir Selçuklu ilim ve sağlık külliyesinde görev üstlenmesi demekti. Kaynak yalnız medrese adını bildirir; görev süresine veya oradaki ders halkasının ayrıntılarına girmez.
Şikâyet, Edirne’de inceleme ve beraat
1111/1699-1700 yılında Kayseri halkından yaklaşık beş yüz kişi padişah makamına onun hakkında bir şikâyet dilekçesi gönderdi. Bunun üzerine Ali Efendi Edirne’ye getirildi ve birkaç gün İslimiye tarafında bekletildi. Yapılan inceleme sonunda hakkındaki sözlerin yalan ve iftira olduğu, isnat edilen fiilin kendisine ait bulunmadığı ortaya çıktı. Ardından İstanbul’a gitmesine izin verildi.
Bu olay kaynakta bir keramet veya gelenek anlatısı olarak değil, resmî bir şikâyet ve tahkikat süreci şeklinde kaydedilir. Biyografisinin dikkat çekici yönlerinden biri, kalabalık bir şikâyete rağmen yapılan incelemenin onun lehine sonuçlanmasıdır.
Vefatı ve kabri
İstanbul’a geldikten çok geçmeden, 1111/1699-1700 yılı içinde hummaya yakalanarak vefat etti. Topkapı dışında, Kadızâde Şeyh Mehmed Efendi’nin kabri civarına defnedildi. Kaynak ölümünü “çok zaman geçmeden vefat etti, yüce cennetlere yöneldi” anlamındaki bir beyitle anar.
İlmî şahsiyeti
Şeyhî Mehmed Efendi onu çok sayıda faziletiyle tanınan, sâlih, ibadete düşkün, riyazet ve mücahede sahibi, Arap dili ilimlerinde mahir; tefsir ve hadis alanlarında seçkin bilgileri hazır bulunan, derviş tabiatlı ve sağlam itikatlı bir âlim olarak tasvir eder. Bu ifadeler onun ilmî yeterliliğiyle zühd ve ibadet hayatının kaynakta birlikte değerlendirildiğini gösterir.
Eserleri
Ali Efendi’nin eserleri arasında mantık ve felsefe geleneğinin temel metinlerinden Hikmetü’l-ayn üzerine yazdığı şerh ile Kul Ahmed’in hâşiyesi üzerine kaleme aldığı hâşiye özellikle anılır. Yâsîn sûresinin “Güneş de kendisi için belirlenmiş bir yörüngede akıp gider” meâlindeki 36/38. âyeti hakkında müstakil bir risale yazmıştır. Şeyhî, bunların dışında çeşitli ilim dallarında başka risalelerinin de bulunduğunu bildirir; fakat adlarını tek tek vermez.
Tarihî yeri
Ali b. Şaban Aksarâyî’nin hayatı Aksaray, Kayseri, Edirne ve İstanbul arasında uzanan bir Osmanlı ilim güzergâhını gösterir. Yaklaşık otuz yıllık öğretim ve vaazı, yirmi yıllık müftülüğü, Kayseri tayini ve Edirne’de sonuçlanan tahkikatı onun yalnız yerel bir vaiz değil, ilmiye teşkilatı içinde tanınmış bir müderris ve fetva ehli olduğunu ortaya koyar.