HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Hayatı ve irşad çevresi
Şeyh Abdullâh Efendi b. Fâzıl Ali Efendi: Nûreddîn-i Cerrâhî ser-tarîkı
olup, Eyüp’te medfûn bulunan Şeyh Râşid Efendi Dergâhı’nda medfûndur.
Şeyh Fâzıl Ali Efendi: Köstendilli Ali Efendi’nin şeyhidir. Üsküdar’da
Selâmî Dergâhı’nda medfûndur.
Şeyh Debbâğ Ali Efendi,
Şeyh İbrâhîm-i Rûmî,
Şeyh Mestci Ali Efendi,
Onun şeyhi Hz. Pîr Şeyh Ramazâneddîn-i Mahfî (Kuddise sırruhû)
* * *
Tekkelerin ve türbelerin seddedildiği sırada hizmet-kârı olduğu türbe dahi
seddolunmağla ve ahîren maâş olan 7 lira dahi kat’ edilmekle zavallı müfrit bir
zarûrete düşmüş ve mekteb muallimeliği eden kerîmesinin muâvenetine iftikâr
eylemiş idi. Kerîmesi ise ince hastalığa dûçâr olduğundan vazîfe-i ta’lîmiyyesine
devâm edememesi, dolayısıyla muallimelik maâşı dahi verilmemesi o zarûreti teşdîd
eylemekte idi. Zavallı Yûnus Efendi, 1346 (1927-28) senesinde sinnen seksenaltıya
kadem-zen olduğu bir sırada emr-i maîşet kendini pek tazyîk ediyordu. Miyânemizde
hakîkî bir muhabbet cârî idi. Fakîr-hâneye gelir giderdi. Elimden geldiği kadar arz-ı
hizmette bulunulur idi. 1346 senesi şehr-i Şâbânının onbeşinde (7 Şubat 1928) Berât
gecesini müteâkib bir gün gelmiş, evlâd ü ıyâlim tarafından i’zâz olunmuş idi.
Tesâdüfen bulunamadığıma müteessirim. Âdetâ irtihâlini îmâen sözler söylemiş,
vedâ’ eylemişti. Fakat evlâd ü ıyâlimin ziyâde teessürüne meydân vermemek üzere,
“İnşâa’llah yakında yine geleceğim, Ramazânda iftâr ederim.” buyurmuş idi.
Halbuki avdetinden birkaç gün sonra, birkaç sâatlik hastalığı müteâkib rahmet-i
Rahmân’a kavuşmuştur. Bir ay sonra haber aldım. Çok müteessir oldum.
(Rahmetu'llâhi aleyhim rahmeten vâsia.)
Tam tarîkat terbiyesi görmüş, ehl-i sülûk idi. Ümmî olduğu hâlde âlim-i tarîkat
ve vâkıf-ı hakîkat idi. Görüştüğüm ehl-i tarîkat arasında zamânen onun ka’bında bir
zât hatırlayamıyorum; son postası olmuştur. Bi-hakkın mütesennin, müteşerri’ âdâb-ı
hakîkat ile müeddeb idi.
Uzun boylu, pamuk gibi beyaz sakallı, melîhu’l-veche bir zât idi. Herkese
cebren şapka giydirildiği sırada başındaki tâcı çıkarmamış, destârını çıkararak o tâcın
üzerine siyah satenden bir kılıf geçirerek onu giyerdi. Li-hikmetin zâbıta ses
çıkarmazdı. Ekseriyyetle asâ-be-dest idi.
Fukarâ-yı sâbirînden idi. Tarîkat-ı Ramazâniyye’de zamânen ondan başka
burada kimse kalmamış idi. Zannederim, onunla inkıtâ’-ı silsile vukûa gelmiştir.
Atınca kendini deryâ-yı aşka
Kavuşdu rahmet-i Rahmân’a Yûnus
Çıkup üç er didi târîhi Vassâf
Dalınca bahr-i bî-pâyâna Yûnus
“Kemâl-i Hakk’a mazhar” târîhidir
Ulaşdı âkıbet cânâna Yûnus
(( )كمال حقه مظهر1349 – 3 = 1346)
HALVETİYYE’NİN CİHÂNGÎR KOLU