İrşad III · kaynak sayfaları 482–489
dimizi yatırdılar ve Kureyş kâfirlerinin üzerine bir avuç toprak atarak, hepsini bakar kör haline getirdiler. Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz de, hiç birisi tarafından görülmeksizin aralarından geçip gittiler.
Evet; bu derslerimizde her vesile ile tekrarladık. Bakmak kuldan, göstermek Allahu teâlâ'dandır. O göstermeyince, kimse bir şey göremez.
Resül-ü efham efendimiz, beraberlerine Hz. Ebâ-Bekir-is- Sıddıyk radiyallahu anhı alarak bir kaç gün Sevir dağındaki mağarada saklandılar. Kâfirler, mağaranın önüne kadar geldikleri halde, içeride gizlenen Hak dostlarını göremediler. Kureyş kâfirleri: elleri boş, mahcup ve perişan Mekke'ye döner dönmez, aleyhissalâtü vesselâm efendimizle, yâr-ı garı Sıddıykı Ekber, Medine-i-münevvere'ye müteveccihen yola çıktılar.
Ebâ-cehil lâ ini, münâdiler vasıtasiyle Kureyş kâfirlerine vâ'adlerde bulunuyor, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi sag veya ölü olarak getirene yüz kızıl deve, yüz cariye ve yüz arap atı vereceğini ilân ettiriyordu. Suraka namındaki kâfir:
— Ben, Muhammed'i ölü veya diri olarak sana getiririm, diyerek atına atladı ve Medine yolunda Cenabı Peygambere yetişti. Kılıcını çekerek, Fahr-i cihan efendimize hücum edeceği sırada, Cebrail aleyhisselâm nâzil oldu ve:
— Yâ Resûlallah.. Rabbil-âlemiyn, sana selâm etti ve arzı senin emrine verdi, dedi. Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz:
— Yâ arz.. Şunu yut, buyurur buyurmaz, Suraka'nın atı göğsüne kadar yere gömüldü ve kendisi de efendimizin önüne yıkıldı. Yer, Suraka' yı yutuyordu. Aklı başına gelmiş olacak ki:
— Aman, el'aman yâ Resûlallah, diye inlemeğe başladı.
Sahib-i mürüvvet efendimiz, yere tekrar emir buyurdu ve Suraka bu bâdireden kurtuldu. Fakat, gözünü hırs bürümüş ve yüz deve, yüz cariye ve yüz arap atına malik olabilmek ihtirası, ona insanlığını unutturmuştu. Biraz önce aman dilediği zat-ı
kerime tekrar kılıcı ile hücuma yeltendi. Resül-ü zişân, yere tekrar emir buyurdu ve yer Suraka'yı yutmak üzere iken:
- Dahilek yâ Resûlallah el'aman, bir daha böyle küstahlıkta bulunmam. lûtfet beni affeyle, diye yalvardı.
Sahib-i kerem efendimiz onu bir daha bağışladı ve yere emir buyurarak kendisini kurtardı. Suraka, bu defa aleyhissalâtü vesselâm efendimizin devesi önünde diz çökmüş soruyordu:
— Size bu lûtfu bahşeden kimdir?
Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem saadetle buyurdular:
- Benim Rabbimdir.
Korku ve dehşet içinde bulunan Suraka, tekrar sordu:
— Yâ Resûlallah.. Rabbin ne kadar da azamet, kudret ve kuvvet sahibi imiş.. Lûtfet bana haber ver, Rabbim dedigin Allah altından mı, yoksa gümüşten midir?
Server-i Enbiya efendimiz, bu soruya cevap vermediler, sükût buyurarak başlarını önlerine eğdiler ve işte bu sırada Cebrail aleyhisselâm sûre-i ihlâsı veya diğer ism-i şerifleri ile Tevhid, Samed sûre-i celilesini imam-ül-enbiyâ ve sened-i asfiyâ efendimize, taraf-ı ilahiden inzâl buyurdu.
Suraka, hemen oracıkta şeref-i iyman ile müşerref oldu.
islâma bir çok hizmetlerde bulundu ve ezcümle Iran muharebelerinde, şahın yani Kira'nın sarayına kadar girerek, Kira'nın koluna taktığı bilezikleri çıkardı ve kendi koluna taktı. Zira, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, kendisine:
- Yâ Suraka.. Senin kollarında, İran Kisra'sının bileziklerinin takılmış olduğunu görüyorum, müjdesiyle sevindirmişlerdi.
Böylelikle, bir mûcize-i peygamberi zuhura gelmiş ve Suraka'ya Ebâ-Cehil'in Habib-i Hüdâ'yı katletmek karşılığı vâ'dettiği atiyyelerden daha kıymetlisi nasip olmuş, bir çok ganimet mala tesahüp eylemiş, dünyada ASHAB rütbesine irtika ve âhirette de nârdan necat bularak ebedi saadet ve selâmete itilâ etmiştir.
Burada biraz düşünelim:
Ebâ-cehil, neye niyyet etti? Suraka, neye niyyet etti?
Allahu teâlâ Suraka hakkında neyi kısmet ve kendisini nelerle taltif etti? Suraka, Ebâ-cehil'den alacağı mükâfat karşılığında böyle bir cinayeti kabul etmeseydi, bu nimetlere erebilir miydi?
Resûl-ü zişânı öldürmek kasdiyle gitti, iyman ile müşerref oldu.
Allahu azim-üş-şân, mülkünde dilediği gibi tasarruf ve hükmeder. Diledigini hidayete, diledigini de dalâlete iletir.
Mülk onundur, hüküm onundur. her şey onundur. Sen, hemen ona ibadet ve kulluk edegör..
Ey âşık-ı sadıklar:
Hz. Ibn-i Abbas diyor ki, (Allahu teâlâ, ondan ve babasından razı olsun. Bilindiği gibi. Hz. Abbas aleyhissalâtü vesselâm efendimizin amcasıdır. Bu haberi veren ibn-i Abbas da onun oğludur ki efendimizin amcazadesidir.) Resülüllah sallallahu aleyhi ve sellem bana buyurdu:
- Bu sûre-i celili, Cebrail aleyhisselâm bana getirinceve kadar. ümmetimin âkibetinden endişe eder ve onların azab-i ilâhiden kurtulamayacaklarından korkardım. Vaktaki, bu sûre-i celile bana nâzil oldu. fazilet ve ehemmiyeti ve bu sûreyi okuyanların dereceleri bana arzolundu, artık o korku ve endişelerimden kurtuldum. Rabbimin. ümmetim hakkındakı muamelesinden emin oldum. Rabbimin, bu sûre-i celileyi ümmetime inzal buyurmasından sonra, onlara azap olunmayacağını bildim ve anladım. Zira, bu sûre-i celile Allahu teâlâ'ya nisbet edilmiş olup, onun birligini ve sıfatlarını beyan eden süredir.
Bu sûre-i şerifi okuyanların başlarına, semaden BİRRİ- TEKVÂ tâcı vaz'olunur. Okuyanın üzerine, sükûn-u ilâhi nâzil olur ve gönlü sefaya erer. Okuyanı, rahmet-i ilâhi gaşyeder. Allahu teâlâ, bu süreyi okuyan kuluna, rahmet nazarı ile nazar eder. Allahu azim-üş-şân, bir kuluna rahmet nazarı ile bakarsa, onu bir daha nâra koymaz. O kulunu, öyle bir mağfiret ile affe-
der ki, onu ebediyyen azaptan uzaklaştırır. O kul, Allahu teâlâ'dan ne murat eder, neyi diler ve isterse, reddolunmaz ve diledigi ve istediği kendisine verilir.
Nitekim, bazı sûver-i Kur'aniyyenin faziletlerini beyan ederken, bir kimse şu sûreyi okursa, şu kadar sevaba erer demiştik. Bu sûrenin kıraatinden maksat, okunan sûrenin kalp ile tasdiki ve muktezesı ile âmil olunması ve ihlâs ile hareket edilmesidir.
Ihlâs sûre-i celilinde, dört esmâ-i ilâhî mevcuttur, ki bu esmâlarla meşgul olanlar. kısa zamanda nail-i meram olurlar.
BIRINCISI: HÜ esmâsıdır ki, yukarıda bir nebzecik bahsetmiştik. Bu makam, mukarrebiyn olan Evliyâ'ullahın makamıdır. Bu zevatın, zikirleri ve tesbihleri HÜ esmâsıdır.
IKINCISİ: Ashab-1 yeminin esmâsı olan YÂ ALLAH'tır ÜÇÜNCÜSÜ: YÂ AHAD'dır.
DÖRDÜNCÜSÜ: YÂ SAMED'dir Lâfz-1 celâlin elifini hazfedersek, LILLAH kalır.
Lâm'ın birisini hazfedersek, LEHÛ kalır.
Diğer Lâm'ı da hazfedersek HÜ kalır.
Lâfzatullah, dört harftir. Alem üçtür: DUNYA - BERZAH - ÂHİRET.
Bu dört harften, üç harfinin biri dünya, biri berzah, birisi de âhirete remzdir.
Dünya nimetlerinde.
berzah âleminde ve âhiret lezzetlerinde gözü olmayanlar, Mevlâ'yı isteyenler HÛ esmâsı ile Rabbi zikir ve tesbih ederler.
Ebâ-Hureyre'nin rivayetine göre; Allahu zül-celâlin doksan dokuz esmâsı vardır. İşte. bu Hadis-i şerif doksan dokuz esmâyı ezberleyerek hıfzedenlerin, cennete dahil olacaklarını.
Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin müjdesi olarak bizlere ulaştırmaktadır.
-486 -- Etfa lisantain!
Ehl-i-tevhid: AVAM - HAVAS - HAVAS'S-ÜL-HAVAS olarak üç sınıftır.
Bu ümmetin avamı; esmâ-i hüsnâyı lâfzen hıfzederek saydıklarından dolayı cennete girerler.
Ummetin havassı ise, esmâ-i hüsnânın mânasını düşünür ve o esmâ ile ahlâklanırlar. Böylece hıfz ve tâ'dat ederek cennet-i sıfata dahil olurlar.
Havassül-havas ise, hakikat itibariyle tecelliyat-1 esmâya vuslât ederler ve cennet-iz-zata dahil olurlar ki, böylece tebşir olunmuştur.
Esmâ-i-hüsnânın, doksan dokuz oluşu, cennât-i âliyatın derecelerinin de doksan dokuz olmasındandır. Esmâ-i ilâhi, doksan dokuz; cennet derecatı da doksan dokuzdur.
Buna mukabil. Cenabı-Hakkın rahmetinden ve zikrinden yüz çevirenlerin ve Hakkı inkâr edenlerin durumlarını da:
Yusallitullahü alel-kâfiri mi'ateyna...
(Allahu teâlâ, kâfirlere yüz derekâtta yüz türlü azap musallat kılar.)
hükmü ile açıklanmıştır.
ALLAHÜMME ECİRNÂ MİN-EN-NÂR VEDHİLNEL CEN.
NETE MAAL-EBRÂR..
Ihlâs sûre-i şerifinin birinci esmâsı:
Hüvallah'lzr.
Hüvallah, Esmâ-i-hüsnânın sultanı mertebesindedir. Allah ism-i şerifidir. Bütün Esmâ-i hüsnâyı, ef'al, hikmet, meal, sıfat ve azameti kemale cem'olup Allahu azim-üş-şâna mahsus ve münhasır ismi pâki Kibriyâ'dır.
Allah lâfzı şerifi, bütün kemâlât-ı ilâhiyyenin, hüviyyet-i gayb-ı lâhutiyyesinde bi-zâtihi kıyamına işarettir.
Allah lâfzının bu suretle yazılması, mevcudatın ve mümkinatın tafsilâtıyle bahr-i kudret-i ahadiyyetten zuhuruna, kayyumiyyetle kıyamına işarettir.
Allah lâfz-1 şerifinin mânayı münifi bilinmek itibariyle.
künh-ü hakiki ilâhisini idrakten beri, ayn-ı zat-ı ilâhiyyedir.
Abdin hassası, ülühiyyet-i kâmile ile tecelli, ülühiyyete kalben tâ-zim ve kalıp olarak tâ'at, vicdanen itimat ve tevekkül ve himmet, ruhan muhabbet ve tekva, mâsivâ'ullahı müşahededen masruf olmaktır. Yani, kâinatta ne görülürse, o eşyada eşyadan evvel Kudretullah-1 görmektir.
YA ALLAH esmâsının hassası:
Her cuma günü, bin kerre YÂ ALLAH diyen kimse, evliyâ zümresine dahil olur.
Cuma günleri, taharet-i kâmile ile —ki gusül abdesti almaktır— cuma namazından evvel, yüz kerre YÂ ALLAH derse.
ne gibi dileği varsa matlûbuna nail olur.
Her gün bin kerre YÂ ALLAH derse, ILM-EL-YAKIN'e yükselir, kalb-i selime nail olur.
Bir hastaya iki yüz kerre YÂ ALLAH okunsa. eceli gelme.
mişse şifaya kavuşacağı muhakkaktır.
LÂ İLÂHE İLLALLAH kelime-i tayyibesi, Mâbud-u bil-hakkın cümle meratib-i esmâ ve sıfatını câmi olan, ancak künh-ü zat-ı ülühiyvetidir. Kulun, kelime-i tevhidden hassası; Allahu azim-üş-şânın Mâ'bud-u bil-hak olduğuna kalben itikat etmek, ruhan maksud-u matlûb-u bil-hak olduğuna itikat etmek, sırran Mahbub-u bil-hak olduğuna itikat etmek, künh-ü zat-ı ilâhisini noksan sıfatlardan münezzeh ve kemal sıfatlariyle Mevsuf'u bil-hak olduğuna itikat etmek, fail-i müessir, mevsuf-u ezeli, vücud-ü vâcip ile mevcudiyetini yakin bilerek kemal-i tevhid-i ef'ale, tevhid-i sıfata ve tevhid-i zata erişmektir.
Her namazdan sonra, yüz kerre kelime-i tevhidi okuyanın, gaflet ve unutkanlıgı gider. Kalp sıkıntılarından kurtulur.
LÂ ILÂHE ILLALLAH lâfz-1 şerifine, MUHAMMED RE- SÛLÜLLAH'ı da zam ve ilâve edebilirse, nice hikmetleri vardır.
Bu kelime-i tayyibe, yedi kelimeden teşekkül etmiştir. Dünyaya gelen insan, yedi şeye müptelâ olur ve yedi tehlike ile karşılaşır;
BİRINCİSİ: Ölümdür. İnsan, ya iyman üzere göçer, ya küfür üzere ölür. (Allahu teâlâ'ya sığınırız!)
IKINCISI: Yolu, kabire uğrar. Kabri ya nur ile münevver veya zulmet ile karanlık olur. (Kabir karanlığından ve zulmetinden de Allahu teâlâ'ya sığınırız.)
ÜÇÜNCÜSÜ: Kabirde, sual sormaya gelen münkereyn namındaki meleklerle karşılaşır. Insan, bu meleklerin suallerine va doğru, dürüst cevap verir, veya çeneleri kilitlenir.
DÖRDUNCUSU: Kıyâmet gününün tehlikeleridir. Kıyâmet günü, bazı zevatın yüzleri nurlu, bazı kimselerin de yüzleri kara ve gözleri gök olacaktır. Yüzleri beyaz ve nurlu olan ehl-i necat, yüzleri kara ve gözleri gök olanlar da ehl-i nardır.
BEŞINCISI: Hesaba çekilmektir. Mizanın hasenat tarafı mı, yoksa seyyiat tarafı mı ağır gelecektir.
ALTINCISI: Hesap, kolaylıkla mı müyesser olur, yoksa zorluklara mı ugranır.
YEDINCISİ: Yolumuz, cennete mi, yoksa cehenneme mi varır.
Acaba, bunları hiç düşündük mü? Bu nâzik ve tehlikeli ânları hiç gözönüne getirdik mi? Meselenin ciddiyet ve vehametini hiç hesaba kattık mı? Ölüm, ergeç bizlere de gelecektir; bunu inkâra mecal var mı? Yok!.. Elbette, yok.. Kabri inkâr edebilir miyiz? Elbette, hayır!..
Siz, bazı cahil veya gafillerin, yahut kasd-ı mahsusla hareket eden hâinlerin ve zâlimlerin:
— Canım; insanı vahşi bir hayvan parçalarsa, ateşte yanarak kül olursa, denizde yüzerken köpek balıklarına yem olursa.
bu gibiler kabre girmeyecekler ki, kabir azabı görsünler, demelerine bakmayınız.
Bu bozuk niyyetli ve sapık zihniyetli kimselerin. Kudretullah'a karşı geldiklerini hatırlatmakta fayda vardır. Allahu azim-üş-şân, bir kuluna azap edecek veya onu mükâfatlandıracak ise, o kulun vahşi hayvan tarafından parçalanmasının, ateşte yanarak kül olmasının veya köpek balıkları tarafından yutulmasının ne önemi vardır? Hâşâ sümme hâşâ, Allahu teâlâ âciz midir ki, o kula tekrar bir vücut yaratmak kudretine mâlik olmasın. Dilerse, tekrar tekrar o kulu halkeder, dilerse azap eder.
dilerse mükâfatlandırır. Allahu teâlâ, zaman içinde zaman, mekân içinde mekân halk ve icat eder. O, hükmünde galiptir. KUN dedi mi, diledigi hemen o ânda âdeta göz açıp kapayıncaya kadar kısa zaman içinde, gaip âleminden şühud âlemine zuhur eder. Kudret-i ilâhiyye, insan idrak ve havsalasına sığmaz. Onlar. böyle şeylerle kafalarını yoracak ve ibadullahı idlâl edecek verde, Cenabı-Hakkın kudret ve azametini tefekkür etsinler.
Yarım kilodan fazla tartmayan terazileri ile, milyarları tartmağa kalkmasınlar. Insanoğluna verilen akıl terazisi, gerçekten yarım kilo ya tartar, ya tartamaz. O akıl terazisi ile. semalara çikar, ummanları aşar amma; nihayeti, belirli bir sınırı ve ölçüsü olmayan Kudretullah'ı aslâ ölçemezsin..
İlim, ilim bilmektir;
Ilim, kendin bilmektir;
Sen, kendin bilmezsin;
Ya nice okumaktır?..