İrşad III · kaynak sayfaları 473–481
İRŞÂD
YİRMI DOKUZUNCU DERS MÜNDERECAT:
Ihlâs sûresinin tefsir ve şerhi - Bu sûre-i celilenin sebeb-i nüzulü - Zikri cehri ve zikri hafi nedir - Resûl-ü zişânı katletmeğe giden Suraka'nın, iyman ile müşerref olması - Ihlâs sûresindeki dört Esmâ - Dünyaya gelen insanların karşılaşacakları yedi büyük tehlike nelerdir - Kelime-i tevhidin hassaları ve faziletleri - 60 yıl yaşayan bir insan, günde bir günah işlese, hayatı boyunca 21900 günah işlemiş olur - AHAD, VÂHID ve SAMED esmâlarının hisse ve hassaları - Ihlâs sûresi, Kur'an'ın üç bölügünden birine tekabül eder - Uç ihlâs neden bir hatim eder - Zikrullah'a ve ihlâsa lâyık olan ve olmayan ağızlar - Cüneyd-i Bağdadi hazretlerinin ibret-âmiz bir kıssaları - Bid'at-i hasene ve bid'at-i seyyie nedir - Ihlâs süresini okumaya devam edenlerin erdikleri ecirlere ve faziletlere dair bir çok kıssaları ve herkesin bilmesi ve bellemesi gereken hususları muhtevi mühim bir risâledir.
Sallû alâ seyyidinâ Muhammed Sallû alâ Mürşidinâ Muhammed Sallü alâ Şems-id Duhâ Muhammed Sallû alâ Bedr-id-Dücâ Muhammed Sallû alâ nur-il-Hüdâ Muhammed El-evvelü Allah.. El-âhirü Allah.. Ez-zâhirü Allah.. El-Bâtınü Allah.. Hayrihi ve şerrihi min'Allah.. Men kâne fi kalbihi Allah. Fe-mu'inuhu ve nâsıruhu fid-dâreyni Allah.. Rabbişrahli sadri ve yessir-li emri vahlül ukdeten min lisanı yefkahu kavli ve ufevvidu emri ilallah vallahü basiyrün bil-ibâd..
Sübhaneke lâ ilme lena illâ mâ allemténâ inneke ent-el alim-ül-hakim..
Sübhaneke lâ fehme lena illa mâ fehhemtenâ inneke ent-el cevvad-ül-kerim.
Bismillah-ir-rahman-ir-rahiym Kul hüvallahü ahad - Allah-üs-Samed - Lem yelid ve lem yûled ve lem yekül lehu kiifüven ahad.
El-Ihlâs: 1-2-3-4 (De ki: O Allah birdir, zâtında vâhid ve sifâtında ahaddir. Ululuk, yücelik ve büyüklük onda nihayet bulmuştur.
Dâim ve bâkidir; her şeyden müstağni, her dileğin merciidir. Doğmamış ve doğurmamıştır. Onun; benzeri, eşi ve eşiti yoktur.)
Ey ihvan-1 dini- mübiyn:
Islâmın temel prensibi TEVHID'dir. Tevhidi; en beliğ, en veciz ve en hâlis bir ifade ile açıkladığından dolayı, bu sûre-i celileye IHLAS denildiği gibi TEVHID veya ESAS da denilmiştir. Mâ'na ve muhtevası bakımından SAMED, NECAT veya MA'RIFET sûresi diyenler de vardır. Bütün bu mübarek isimlerle isimlendirilmesi caizdir.
Müfessiriyn-i kirâm, Mekki mi, Medeni mi olduğunda anaşamamışlardır. Keşşaf ve Râzi, Mekke-i Mükerreme'de nâzil olduğunu ileri sürerlerken, Beyzavi ve Ebüs-su'ud ihtilâflıdır demişlerdir. Hicrette, Medine-i münevvere yolunda nâzil olduğu da söylenmektedir. Fakat, hepsi sûre-i celilenin, fazilet bakımından Kur'an-ı azim-üş-şânın üçte birine muadil olduğunda müttefiktirler.
IHLÂS veya TEVHID sûre-i celilesinin, sebeb-i nüzulü de şöyle rivayet olunmaktadır:
Ubey oğlu Kâ'ab, Cabir oğlu Abdullah ve Ebu Aliyi Veşşabi ile Ikrime radıyallahu anhüm ecmaiyn diyorlar ki; Kureyş kâfirlerinden Amir oğlu Tufeyl ve Zeyd oğlu Kays ile avenesi, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerine geldiler ve sordular:
— Bizim ilâhlarımız olan tapındığımız putların kimisi altından, kimisi gümüşten, kimisi bakırdan ve kimisi de demirdendir. Yâ Muhammed!.. Sen bize taptığın Allah'ı vasfeyle.. Senin Allahın da altından mı, gümüşten mi, bakırdan mı, yoksa demirden midir?
Aleyhissalatü vesselâm efendimiz:
— Hiç.bir şey, benim Rabbim olan Allahu zül-celâle benzemez, buyurarak Kureyş kâfirlerinin sorularını cevaplandırmağa hazırlanırken bu âyet-i celile nâzil oldu ve meal-i münifiyle Hıristiyanların bozuk itikatlarını, yahudilerin sakat içtihatlarını ve putperestlerin sapık inançlarını red ve nakzeyleyerek tevhidi, ihlâsı ve Rabbil-âlemiynin vahdaniyyet ve samedaniyyetini hakkiyle izhar ve ifade buyurdu ve gerçek tevhidi bütün gafil insanlığa duyurdu.
Bu sûre-i celile ile, Allahu azim-üş-şân bütün insanlara zâtı ve sıfâtı ile ilgili bir hakikati ilâm ve dergâh-ı ilâhiyyesinde kabule şayan olan tevhid ve iymanı da ilân buyurmuş oldu.
Zira, Hıristiyanlar TES' LIS'e inanırlar, yani: (Bir, üçtür..
Uç, birdir) safsatasına itikat ederler. Onlara göre: ALLAH - MERYEM - İSA veya ALLAH - ISA-RUH-ÜL-KUDÜS üçlüsü birdir ve bir olan Allah böylelikle üç olur. Işte, Allah celle celâlühu bu safsata ve mugalatayı reddeylemekte ve Habibi-edibine:
— Kullara de ki: Allahu teâlâ birdir. Hiç bir şeye muhtaç değildir. Oysa, her şey ona muhtaçtır. Ululuk, yücelik ve büyüklük onda nihayet bulmuştur. O, dogmamıştır ve dogurmamıştır. Hiç bir şey, onun eşi ve eşiti olamaz. Onun benzeri, şeriki ve küfüvvü de yoktur, gerçeğini bütün insanlara talim ve tefhim eylemesini irade ve ferman buyurmaktadır.
Aslında, Hıristiyanların bu bozuk itikatlarının ne hak ve hakikatle, ne de akıl ve mantıkla te'lifi kabil değildir. Zira, Isa aleyhisselâm her mahlûk gibi bir anadan doğmuştur ve kendisini Meryem aleyhisselâm doğurmuştur. Ruh-ül-kudüs, yani Cebrail de mahlûktur. Allahu teâlâ ise, hâlık-1 ezeli olup; ahaddir vâhiddir, sameddir. Kemal sıfatları ile muttasıf ve noksan sıfatlardan münezzehtir. Zâtı ecelli â'lâsından gayrı ne varsa helâk olmağa mahkûmdur.
O halde, mahlûk nasıl hâlık olabilir? Her mahlûk gibi belirli şekilde dünyaya gelen, yiyen, içen, uyuyan, ayanan ve sonunda yine her mahluk için mukadder ve muhakkak bir sonuca varan nasıl Allah olabilir?
Netekim, Yahudiler de aynı sakat itikattadırlar. Onlara göre de, melekler Allahu tâlâ'nın kızları ve Uzeyir aleyhisselâm da Allahu sübhanehu ve tâlâ'nın oğludur. Üstelik, onlar:
(Allah, yalnız Yahudilerin Allahıdır..) derler ki, Ihlâs sûre-i celilesi, işte bunu da red ve nakzeylemektedir..
Mecusilere ve diğer putperestlere gelince: bunlarda kendi elleriyle altından, gümüşten, bakırdan, demirden, taştan topraktan, tahtadan bir takım şekiller yaparak onlara tapmak-
ta ve Allahu teâlâ'ya şirk koşmaktadırlar ki, bu sapık ve uydur.
ma inançlarını da ihlâs sûre-i celilesi reddeylemekte ve gerçek tevhid ve iymanı teblig buyurmaktadır.
Derhal ilâve edelim ki; gerek Hz. Musa aleyhisselâm ve gerekse Hz. Isa aleyhisselâm, Allahu teâlâ tarafından gerçek iyman umdelerini getirmişlerdir. Bugün, yeryüzünde bulunan bütün Yahudi ve Hıristiyanların amel edegeldikleri bozuk ve sakat itikatlar ki, melekler Allahu tâlâ'nın kızlarıdırlar, Uzevir aleyhisselâm Allahu tâlâ'nın oğludur, bir üçtür, üç birdir gibi safsatalar, bu peygamberlerden sonra ihdas olunmuş, kötü ve mesnetsiz inançlardır. Yoksa, Enbiyâ aleyhissalâtü vesselâm, kulları Allahu teâlâ'ya böyle yanlış inanç ve itikatlarla dâvet etmiş değillerdir. Bundan dolayıdır ki, islâmiyyetin tevhid konusundaki bu saglam, akla ve mantıga uygun prensibine, Avrupa ve Asyalılardan erbabı insaf hayran kalmaktadır.
Mü'mini- kâmil odur ki, Allahu sübhanehu ve teâlâ'yı bü tün noksan sıfatlardan tenzih ve bütün kemal sıfatları ile tavsif eder ve bunu lisanı ile ikrar ve kalbi ile iyman eyleyerek, mâ'rifetullah yönünden iymanın şu'ur ve gururuna, ikrarının feyiz ve sürüruna varır. Zira, marifetullah kalpte ve gönülde bir nurdur. Her kim: Allah'ı bilir, Allah'ı anar ve Allah'ı bulursa, o kimse saadet ve selâmete erişir. Mâ'rifetullah, en büyük mâ'rifettir. Hakkın birliğini bilmek, tevhid-i hakikidir. Hakiki irfan ise, eşyanın hakayıkına ermek ve eşyayı zâtında olduğu gibi görmektir. Allahu tâlâ'nın, evvellerin evveli, âhirlerin âhiri, bâtını ve zâhiri olduğunu, her şeyi hakkiyle bildiğini, her işin hâkimi bulunduğunu, bütün mahlükatın onun hükmüne mahküm olduğunu, onun bütün mahlükat, mevcudat ve mükevvenatın müstakillen mâliki, Rabbi ve rezzakı bulunduğunu idrak edebilmek şuuruna erenler ve onun zâtında ve sıfatında şeriki ve benzeri bulunmadığına iyman ve bunu kalpleri ile tasdik ve lisanlar ile de ikrar eyleyerek Allahu teâlâ'ya karib olanlar, mârifetullah sırrına âşinâ olurlar. O kutlu ve mutlu kişiler, onu HÛ lâfziyle bilir, bu lâfzı ancak Allahu teâlâ'ya râci kılar ve Allah celleden başka hiç bir şey görmezler.
Evet; bu zevatın zikri HÜ'dur. Zira, bu lâfz-1 celilde hiç bir garaz hiç bir ivaz yoktur. Ancak Allahu sübhanehu ve teâlâ vardır. Halbuki, YÂ REZZAK, YÂ GAFFAR veya YA SETTAR zikrinde, az çok bir garaz vardır. Bu esmâ-i ilâhi ile kul, âdeta dünya ve âhiretteki rızıklardan faydalanmak mağfiret olunmak veya suçlarının örtülmesini arzulamak gibi bazı karşılıklar bekler. HÜ lâfz-1 celilinden murat ise, ancak zât-ı ülûhiyyete tâlip olmak ve yalnız Allahu teâlâ'yı arzulamaktır. Yani, hiç bir karşılık beklemeksizin, Allahu azim-üş-şâna zikretmektir.
Bu bakımdan, HÜ esmâsı mukarrebiyn için bir mertebe-i azimdir.
HÛ zikrinin zevkine erenler ve bu zikirden hâlet alanlar bahr-i ledünne dalanlardır, âşinâ-i ruh olanlardır, kalplerini pâk edenlerdir, bu fâni âlemde iken âlem-i lâhuta gidenlerdir. Isimleri bu âlemde bulunduğu halde, cisimlerini vahdet âleminde aşk-ı ilâhi ile yakarak, yok edenlerdir ki, bunlar ukbâda devlet bulur ve makam-ı sıdka erişirler, Rabbi müte'al ile daim olurlar. Bu makam, BEKA-BILLAH makamıdır. Bu makama erişenlerin zikirleri HU'dur. Fikirleri HU'dur. Vecde geldiklerinde, HÜ ile olurlar. Bu makama eren zevat-ı âli-kadr, kesret-î vahdette vâhid görenlerdir:
Dil beytini pâk eden, Dervişi Anka eden, Âlem-i lâhuta giden, Mevlâ zikridir, zikri..
Zikirden hâlet alan, Âşinay-ı ruh olan, Ukbâda devlet bulan, Mevlâ zikridir, zikri..
Terk ehline karışan, Hem zevkine erişen, Bahr-i ledün'le görüşen, Mevlâ zikridir, zikri..
Âşıkların zikri HÛ Zikri Hü'dur, fikri Hû;
Vecde gelip diye Hü, Mevlâ zikridir, zikri..
NUREDDiN'i diri kılan, Tevhidle çeragı yanan, Bi-hamdillah tevfik olan, Mevlâ zikridir, zikri..
Muhammed Nureddin-il-Cerrahi (Kuddise sırruh)
Zikri cehriden, zikri hafiyye: zikri hafiden, zikri ruha;
zikri ruhtan, zikri sırra erenlerin; zikri sırdan sonra zikri cehriye dönmeleri tedennidir, demişler. Tatmayan bilmez; Allah celle bu HÜ zevk ve lezzetini, cümlemize tattırsın... (Âmin).
Makam-1 velâyete ve derecat-ı kurbiyyete henüz eremeyen.
yalnız sağ ashabı olanlar ise, vahdeti kesir olarak görenlerdir.
Birliği, çoklukla görenler de, HÛ lâfzına kani olamazlar ve hâlıkı mahlüktan fark ve temyiz için Lâfzatullah'ı HÜ zamirine zammederek Allah lâfzı ile Mevlâ'yı zikrederler.
Gafiller ise, Rabbilerini adet üzere bildiklerinden. Lâfzatullahın yanına AHAD ism-i şerifi ilâve olunmuştur. Allah celle, Kur'an-ı Kerim'de KUL HUVALLAHÜ AHAD âyet-i celilesiyle, o gafillerin yanlış akidelerini reddetmiş ve bizlere vani ivman zevkini tatmış olanlara. bu şarab-ı tevhidi aynı sûre-i celile ile, KUL HUVALLAHU AHAD sûresiyle sunmuştur.
KUL HÜVALLAHÜ AHAD sûre-i şerifi; Yahudilerin. Hıristiyanların, Mecusi ve putperestlerin yanlış akidelerini ve fâsit fikirlerini reddettiği gibi, kurbiyyete erişemeyenlerin ef'alini de aynı sûre-i celile nakzeder. Aynı zamanda. hakkın velilerinin ve kurbiyyette, ubudiyette olan âşıklarının makamlarını da gafillere ilân eder. Kurbiyyete istidatları olanları da avnı sûre-i celile ile irşâd buyurur. Bu suretle. Vâcib-ül-
vücud ve sahib-i kerem-i vel-cûd hazretleri, KUL HÜVALLAHÜ AHAD âyeti kerimesiyle bu üç lâfz-ı şerif ile, ashab-ı kurbiyyetin, ashab-ı yeminin ve ashab-ı şimalin makamlarına da irşât buyurmuştur.
Ol mâ'bud-u bil-hak, öyle bir sultandır ki her ihtiyaç ondan istenir. O (HU), her şeyden müstağnidir ve hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. Zâtında ve sıfâtında kâmildir. Bütün hacetler ondan istenir. Gaipte maksut, musibet ve müşkillerde yardımcı, her şey üzerine hâkim olup, ondan gayrı hâkim-i mutlâk yoktur, ki Zât-ı ecelli â'lâyı zorlayarak ona bir şeyin yapılmasını vâcip kılsın. Cümle kemalât ile mevsuf olup var etmek, yok etmek ve her türlü tedbir ve tasarruf ancak onun kabza-i kudret ve kuv..
vetindedir.
Her eşya ve her mahlûk ona merbut, ârifin yanında mâ'ruf, zâkirin zikrinde mezkûr, şâkirin şükründe meşkûr ve âşıkın kalbinde mahbub odur. Ona itaat, emirlerine ve hükümlerine mutavaat, nehiylerinden mücanebet şarttır, lâzımdır. Zira.
secde edilmeye lâyık ve müstehak odur, sevilmeye lâyık olur.
mahbubu hakiki odur.
Ihlâs sûre-i celilesinin sebeb-i nüzulü hakkındaki ikinci rivayeti de nakletmeden geçemeyeceğım:
Vaktaki, Mekke kâfirlerinden zulüm gören mü'minlere:
Medine'ye hicret etmek müsaadesi verildi, bir çok aileler gizlice Medine-i-münevvereye göçtüler. Mekke'de pek az müslüman kalmıştı. Kureyş kâfirleri, Dâr-ün-Nedve'de toplandılar.
Resülüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize bir suikast hazırladılar. Cenab-ı Peygamberin bulunduğu evi muhasara edecekler, aleyhissalâtü vesselâm efendimizin uyumalarını bekleyecekler ve her kabileden temin ettikleri adamlarla hücuma geçerek Nebi-i-zişânı katledecekler ve akıllarınca islâmı söndüreceklerdi.
Cebrail aleyhisselâm, ahvali Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerine haber verdi. Server-i Enbiyâ, gece kendi yataklarına Hz. Ali keremallahu vechehu efen- Irged, Old 3 - F: 31