İrşad III · kaynak sayfaları 490–497
Insana ve irfana yakışan; her şeyden önce kendini bilmek aczini ve zaafını idrak etmektir:
Bakuben ne göresin?
Gözün açılmayınca, Kimseyi ne bilesin?
Sen, seni bilmeyince..
Tek ve sâlim çıkar yol, hayatta iken ona, o büyük kudrete teslim-i külli ile teslim olmaktır. Aklın ve irfanın varsa, teslim olur ve rahat bulursun. Dünya hayatında iken teslim olmaz, o büyük kudrete âsi olursan, yakın bir zamanda elini kolunu bağlar, seni teslim ederler. Hiç bir canlının kaçınamayacağı bu teslimiyyet ölümdür.
Demek ki. yedi büyük tehlikenin ikisini gözlerinle görüyorsun: Biri ÖLÜM, birisi de KABİR.. Geri kalan beş büyük tehlikeyi de sana, muhbiri sadık haber veriyor. Öyle ise, önce o muhbir-i sadıka uy ve ona teslim ol.. Onun gösterdiği yol, Hak rizasına giden, bâb-i ilâhidir.
Onun kapısından giren, mutlaka Hakka vasıl olur, Hak rizasını bulur. Hak cemalini görür, ebedi ve daimi saadet ve selâmete, necata ve felâha erer.
Yukarıda saydığımız yedi büyük tehlikeden kurtulmak, o yedi korkunç mevkıften sâlimen geçmek istevenler, ol kelime-i tayyibei mübareke ki, LÂ ILÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜN RESÜLULLAH.tır, bu kelime-i tevhide devam etmelidirler. Kelime-i tevhide devam edenlerin, dünyada erecekleri saadetler.
den bazılarını, yukarıda beyan etmiştim. Gelecekteki faydalarından da haber vereyim de, bu ulu nimetten mahrum kalma!..
Kelime-i tevhide, hayatlarında devam edenler, ölüm acısı duymadan iyman ile göçerler.
Kabirleri, kelime-i tevhidin nuru ile pür-nûr olur. Kabir zulmetinden kurtulur, Hazret-i münkereyn in sorularina çeneleri kilitlenmeksizin kolayca cevap verirler.
Mahşer günü, yüzleri nurlu ve beyaz olur.
Hesapta, muhasebeleri kolay ve çabuk olur.
Mizan'da, terazinin hayır tarafı olan sağ kefesi ağır gelir.
Sırat'ı yıldırm gibi geçer ve yolu Firdevs-i â'lâya varır.
Civar-ı Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemde iskân olunur.
Maksad-ı â'lâ ve matlâb- râ'na olan cemal-i lâ-yezali müşahede nasip olur.
Bu yedi kelime-i mübareke hürmetine, Allahu teâlâ kulunu bu yedi mühlik müşkilâttan kurtarır, şeytanın vesvesesinden korur, yedi nimet-i uzmâya lâyık kılar.
Müslümanlığın aslı, esası, özü ve özeti LÂ ILÂHE ILLAL- LAH'tır ki, bu kelime-i tayyibe ayn-ı zikirdir. Kur'an-ı azm-ülbürhanda, otuz bir verde âyet-i tehlil vardır.
Kavlühû teâlâ:
Min şerril-vesvas-il-hannâs...
En-Nâs: 1 (Insanların kalplerine daima vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden..)
buyurulmuştur. Yani, vesvese veren şeytan, Zikrullah'a başlanıldığında vesvese veremez olur ve Zikrullah'tan firar eder.
Zira. Zikrullah mânada gayet büyük bir ateştir ki, düşmanın kalbe duhulüne mânidir. Zikrullah ile gönüller, her türlü çirkinliklerden. hadesten temiz ve tâhir olur, vech-i kadim ona zâkir olur. Zikrullah, cesede güzel bir koku, ruha kuvvet. gözlerde ve gönüllerde nur ve munis-i zamairdir. Zikrullah, kalb-i insanı Allahu tâlâ'nin nuru ile nurlandırır. Gönülden, şeytanın iğvâsını uzaklaştırır. Zikrullah, kalbe ve kalıba nur ve inayettir, ruha rüşd-ü hidayettir. Her derde devâdır. Zikrullah.
dünva ve âhiret belâlarına mânidir. Kim ki, Mevlâsını zikreder.
şeytan ve insan şeytanı ondan nefret eder. Zikri daim olanın kalbi naim olmaz. Kalbi naim olmayan da, şeytanın vesvesesini bulmaz. Zikrullah'ın efdali LÂ ILÂHE ILLALLAH'tır. Gizli veva aşikâr, huzur-u kalp ile zikredenler, sultan olurlar.
Bazı zevat: (Zikrin efdali, hafiyyen yapılan zikirdir..) demişler. Halbuki. Zikrullah'ın hafisi de, cehrisi de. gizlisi de.
âşikârı da efdaldir. Zira, Cenabi-Hak:
FEZKÛRULLAHE LÂ'ALLEKÜM TÜFLİHUN, buyurmuş tur.
Hafiyyen zikredilmesi kaydı mevcut değildir. Yapılan her türlü hayırlı işler, ister gizli, ister âşikâr olsun, ihlâs ile yapıldıktan sonra, Allahu teâlâ indinde makbul ve merguptur.
Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de. Hadis-i şeriflerinde:
EFDAL-ÜZ-ZİKR LÂ İLÂHE İLLALLAH, buyurmuş ve zikri, zikredenin zevkine bırakmıştır. Yani, Zikrullahın gizli veya âşikâr yapılması hususunda hiç bir emir ve tavsiyede bulunmamıştır. Bu itibarla, yerine göre bazan gizli, bazan da cehri yapılması haktır. Mutlaka hafi zikredilmelidir, diyenler hatadadır. Netekim, mutlaka cehri yapılmalıdır, diyenler de hatadadır.
Zikrin en ulusu namazdır ki, namazda bütün ibadetlerin neş'esi vardır. Namazda, oruç vardır. Namaz kılınırken, yemek yenilmez, su içilmez. Namaz içinde, lisan orucu da vardır. Dünya kelâmı edilmez. Namazda kıyam, namazda rükû, namazda kavme, namazda secde, namazda tesbihat, namazda celse, namazda tahiyye, namazda tekbir, namazda tehlil, namazda kıraat, namazda salât-ü selâm, namazda dua namazda selâm, namazda hudû, namazda huşû, namazda urûç vardır. Bunca faziletine binaen, namaz en büyük zikri ilâhidir.
Böyle ulu ve yüce bir zikr-i ilâhi olmasına rağmen, beş vakit namazın ikisi hafi, üçü cehridir. Cuma ve bayram namazlarının da cehren kılındığını nazara alacak olursak, zikr-i cehrinin zikr-i hafiden efdal olması icap eder. Düşmanla savaşırken, zikr-i cehri ile vuruşmak lâzımdır. Böyle olunca, Zikrullah nefs ve şey-
- $93 tanla mücadele olup, gaza-i ekberdir. Tabiatiyle, düşmanla ve bahusus insanın iki büyük ve amansız düşmanı olan nefs ve şeytanla cihad ederken, zikr-i cehri ile cihad olunmalıdır ve netekim öyle de olmuştur.
Hal ve hakikat böyle iken, bazı yerde zikr-i hafi, bazı yerde de zikr-i cehri yapmak efdaldir. Zâkir, hangisinde olursa olsun, zikirden hâlet alır ve zevklenirse, öylece Allahu teâlâ'yı zikretmelidir. Bir çok Pirân-ı izâm, müritlerine zikr-i cehriyi talim buyurmuşlardır. Tarikat-i aliyyede müçtehit olan on bir tarikat ve bunlardan da nice şu'abat zuhur etmiştir. Yalnız tarikat-i aliyye-i Halvetiyye'nin kırk sekiz şubesi vardır. Bu on bir tarikatin kâffesi, zikr-i cehri ile kuud ve kıyamen devranda Mevlâ'yı aşikâr yani cehri olarak zikrederler. Tarikat-i Nakşibendiyye zikr-i hafi ile mevlâ'yı zikreder.
Bununla beraber, tarikat-i Nakşibendiyye'nin de, cehren zikreden şubeleri mevcuttur. Mevlevi'ler, semağ ederken, hafiyyen ism-i celâli okudukları gibi, cehren de ism-i celâli ve ismi HÜ'yu zikrederek Mevlâyı müte'ali tesbih ederler. Bunca Hak bendeleri, Allahu teâlâ'yı cehren zikrederlerken, yalnız zikr-i hafi efdaldir, demek hatayı azimdir. Allahu sübhanehu ve teâlâ'yı zikreyle de, ister cehri, ister hafi olsun; ister oturarak.
ister kıyamen, ister semâğ ederek, ister devranen olsun..
Zikrin bir mânası da hatırlamaktır. Allahu azim-üş-şânı unutma!..
Nerede olursan ol, Mevlâ'yı zikreyle!.. Zikreyle de.
nasıl olursa olsun vesselâm...
Netekim, Hadis-i şerifte de:
Ejdal-üz-zikri Ld ilâhe illallah (Zikrin efdali Lâ ilâhe illallah'tır.)
buyurulmuş, ictihadı bize bırakılmıştır.
HİKÂYE Bir zat. zikr-i cehri yapan diğer bir zata:
— Biz, Allahu teâlâ'yı hafiyyen zikrederiz. Zira, zikr-i hafi daha efdaldir, demiş.
Zikr-i cehri yapan zat da. zikr-i hafi yaptıklarını söyleyene:
- Zikr-i hafi yaptığınızı söylemekle, işte şimdi de zikr-i cehri yapmış oldunuz, cevabını vermiş ve muhatabını susturmuştur.
Evet; bütün mesele Allah celle celâlühu hazretlerinden gafil olmamak ve Mevlâyı müte'ali zikretmektir. Zikre ve tevhide giren, Allahu tâlâ'nın kalesine girmiştir, iki cihanda azab-ı ilâhiden emin olmuştur. Zira, Hadis-i Kudside Cenabı Rabbil-âlemiyn:
buyurmuştur ki, her kim LA ILAHE ILLALLAH kalesine girerse muhakkak ebedi devlete erer, sermedi nimeti tahsil eder.
Allahu tâlâ'nın bu metin kalesine girenler, azab-ı ilâhiden emin olurlar. Tevhid kalesine girmeyenler ise, ezeli şekavete ve daimi felâkete düçar olur, azab-ı ilâhiye mahkûm olunarak cehennem yoluna girerler.
Zikret Rabbini susma; tevhide gel ey ahi, Zikrederse, kulunu zikreder Allah dahi..
İmam-ı Ali kerremallahu vechehu efendimizin şu sözü, sana kâfi gelsin:
(Ölümünden sonra sâkin olacağın yeri, ölmeden bina eyle..)
Kendine mezar hazırlama!.. Nasıl olsa, cesedini meydanda bırakmazlar ve sana münasip bir mezar bulurlar. Fakat, kendini kabre hazırla!.. Evet; kabre girmeden kendini kabre
hazırla!.. Ölüm sana gelmeden, bu hazırlığı yapmazsan, kabirde halin yamandır, iyi bil!..
Dilediğin gibi yaşa; nihayeti ölümdür..
Dilediğini sev; sonu ayrılıktıı..
Dilediğini yap; yaptıklarınla cezalanacaksın..
Hiç bir yazı yazan yoktur ki, ölümü tatmasın.. Zaman, onun eliyle yazılmış olan şeyi, kendisinden sonraya bırakır.
Böyle olduğuna göre, kıyâmet günü görerek memnun ve mesrur olacağın şeylerden gayrısını yazma!
Bir tarlaya ne ekersen, onu biçersin.. Küflenmiş, böceklenmiş ve kötü buğday ektiği halde, iyi hasat alacağını uman ahmağın ta kendisidir. Imam-ı Ali kerremallahu vechehu efendimizin buyurdukları da, bundan ibarettir. Bir insan, dünyada iyi ameller işlerse, âhirette o güzel amellerinin mükâfatını görür. Dünyada, ömrü boyunca kötülük edenin, âhirette iyilik beklemesi akıl kârı değildir.
Yaptığın kötülüklere tövbe et!.. Nâdim ol, bir daha o kötülüğü işlememeğe azm-ü cezmeyle!.. Sefer hazır, yolculuk yakındır.. İyi ve güzel işleri, âhiretin tarlası olan dünyada işle de.
orada da yaptığını bulabilesin.. Ibadete ve Tevhide devam eyle ki, iki cihanda da aziz olasın..
HIKÂYE Bir kimse, nefsini muhasebeye çekti. Altmış yaşında idi, hesap etti bu altmış yıl içinde 21.900 yirmi bir bin dokuz yüz gün vardı. Kendi kendisine:
— Eğer, her gün Rabbime karşı bir günah işledimse, demek ki bu yaşıma kadar 21.900 günahım olmuş, diyerek feryat ve figan etmeğe, ağlayıp dövünmeğe başladı:
— Bunca günahıma rağmen, Rabbim beni affeder mi? endişesiyle çırpına çırpına bayıldı. Bir müddet baygın kaldıktan sonra, ayılıp kendisine geldi ve muhasebeye devam etti:
- Halbuki, ben en azından günde üç günah işledim. O halde, altmış yıl içinde 65.700 kerre Rabbime isyan etmişim.
Bu kadar çok günah ile huzur-u izzete nasıl çıkacağım? korkusu ile tekrar bayıldı.
Konu komşusu toplandılar, yüzüne su vurdular, bileklerini ve şakaklarını ugdular, ama ne çare? Biçare adamcağız, Allah korkusu ile ruhunu teslim etmişti.
Ey meçhul okuyucu:
Kıssadan hisse al!.. Altmış yıl yaşayan bir insan, günde yalnız bir günah işlerse 21.900, üç günah işlerse 65.700 günah işlemiş oluyor. Bu korkunç rakkama dikkatini çekerim. Yaşın kaça vardı? Oturup, günah listeni topladın mı? Neden insafa gelmiyor ve uslanmıyorsun? Saçına ve sakalına ak düştü, hâlâ çocukluğu ve haylazlığı bırakmadın.. Her gün, Allahu teâlâ'ya karşı sayısız günah işliyor, isyanlarda bulunuyorsun.. Şu hesabı bir de sen yap; bakalım ne neticeye varacaksın. Bu günah hamlesiyle, huzur-u izzete ne yüzle çıkacaksın? Hâlâ ve her şeye rağmen gülüp eğlenebiliyorsan, ağlanacak haline güldüğün için mutlaka aklından zorun vardır. Otur ağla!.. Ağayamıyorsan. neden ağlayamadıgına ağla!.. Aglayamamak, kalp karanlığından ileri gelir. Kalp karalığı da, isyanlardan ve günahlardan hâsıl olur.
Meşhur Lokman Hekim: (Âhiretini dünyasına satan, her iki âlemde de mahrum kalır..) demiştir. Dünyasını âhireti için terkeden de, iki cihanda mesrur olur. SEVEN, SEVDIGİNİ ÇOK ZİKREDER. Unutma ki, kişi sevdiği iledir. Seven, sevdiğinin dilediğini canına minnet bilir ve hemen yerine getirir.
Eğer, Allahu teâlâ'ya muhabbetin varsa. Resûl-ü zişânın yolunda bulun ki, Allah celle de sana muhabbet etsin. Allah'ı unutma ki, Hak da seni unutmasın. Allahu teâlâ'yı zikreyle ki. Mevlâ da seni zikreylesin. Allahu teâlâ'yı kıyamen zikredersen, yarın herkesin ayakta bulunacağı o müthiş günde Hak celle ve âlâ da seni zikreder. Zira, kabirlerimizden kalktıktan sonra, bütün mahşer halkı ile huzur-u Rabbilâlemiynde kıyamda olacağız.
Allahu tâlâ'yi oturarak zikredersen, kıyâmetin şiddet ve dehşetinden Enbiyâ'nın dahi Hak ve nâr korkusu ile dizleri
üzerine düşecekleri, ümmetlerini, ehillerini, evlâtlarını unutarak nefislerinin kaygusu ile tiril tiril titreyecekler, NEFSI NEFSI diye inceleyecekleri o korkunç gün de, Allah celle seni zikreder.
Allahu teâlâ'yı yatarken zikredersen, yarın ölüm yatağında sırt üstü yatacağın, karanlık kabrinde de yanı üstünde asırlarca muhasebe ve muhakeme gününü bekleyeceğin devrede de Rabbin seni zikreder, seni affına ve mağfiretine lâyık kılar, ihsanlarına ve rahmetine daldırır, sana cennet ve cemali ile ikram eder.
Evet: dersimize devam edelim:
Ihlâs sûre-i şerifinde bulunan esmâlardan birisi de:
Hatate aji EL-AHAD (Celle celâluhu)
esmâ-i şerifidir. Künh-ü zat-ı ilâhisi şirket kabul etmekten masundur. YÂ AHAD ve YÂ VAHİD isimleri, esmâ-i hüsnâdandır. Allahu azze ve celle bütün mevcudat ve mahlükatı yaratmadan evvel de MEVCUD-U-EZELİ olduğundan, Yâ Vâhid mahlûkuna ihtiyaçtan beri, şeriki ve naziri bulunmaktan münezzeh olması itibariyle de:
El-Ahad' dir.
Irgâd, Cild 3 — F: 32