İrşad III · kaynak sayfaları 357–364
maiyn efendilerimiz bulunacaklardır. Bir mübarek makamda da, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem efendimiz ile İmam-ı Hasan ve İmam-ı Hüseyn-i mazlûm-u şehid-i Kerbelâ, kaim olacaklar ve ümmeti, Havz-1 Nebi'den suvaracaklardır.
Imdi, bir kişi bu zevattan herhangi birisine buğzederse onlara düşmanlık beslerse, o kişi Havz-ı Kevser'den su içemez.
Ulemâ, Enbiya'ya vâris olduklarından, alimlerin şeref ve itibarlarını izhar için Resûl aleyhisselâm onlara bizzat mübarek avuçları ile su içirecek, dinine ve şeriatine hizmet edenlere iltifat-1 Resûl böylece tecelli eyleyecektir.
Ey Resûlün cemaline âşık olan ehl-i safa ve ey Resûlden şefaat bekleyen ehl-i vefa:
Cenab-ı Fahr-i cihan sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin, mahşer gününde dertli ümmetlerine şefaat edecekleri makam, MAKAM-I-MAHMUD'dur. Makam-ı Mahmud, Resûl aleyhisselâm için Allahu teâlâ tarafından hazırlanan ulu ve müzeyyen bir kürsidir. Bütün enbiyaya bahşolunan kürsilerin ortasında, arşın gölgesinde kurulacaktır. Cenab-1 Fahr-i cihan, bu kürsünün üstünde Allahu teâlâ'ya niyazda bulunacak, âsi ve günahkâr ümmetine şefi olacak ve Zat-ı Risaletpenahilerine şefaat izni bu kürsüden yapacakları münacata karşılık ihsan buyurulacaktır.
Bazı rivayetlere göre de, Makam-ı Mahmud arş-1 âlânın altında kurulacak. Fahr-il-mürseliyn efendimiz bu kürsünün üzerinde secde etmiş oldukları halde, âsi ümmetlerinin imdadına yetişecek, onulmayan dertlerine çare olacak, onlara şefaat ederek cehennemin nârından kurtaracak ve cennete kabullerini Rabbinden niyaz ile ümmetini rahmet-i ilâhiyyeye mazhar kılacak ve izn-i ilâhi ile cennete girmelerini temin buyuracaktır.
Bu şefaat makamının, Makam-ı Mahmud oldugu itimada şayan bir çok delillerle sâbittir. Kur'an-ı azim-ül-bürhan' 'in Israsûre-i celilesinde cenab-i vâcib-ül-vücud:
SERESEN ŞENNEE Ekrm-s-salâte li-dülük-iş-şemsi ila gasak-il-leyli ve Kur'an-el-fecr inne Kur'an-el-fecri kâne meshudâ ve min-el-leyli fetehecced bihi nâfileten leke asâ en yeb'aseke Rabbüke makamen Mahmuda...
El-Isrâ: 78-79 (Güneşin zevalinden gecenin karanlığına kadar namazıdosdoğru kıl, sabah namazını da eda et, zira sabah namazı meşhuddur. Gecenin bir kısmında da uyanıp gece namazı kıl. Bu, sana mahsus fazla bir ibadet, bir fazilettir. Ümit edebilirsin, Rabbin celle şâne seni bir Makam-ı Mahmud'a gönderecektir.)
buyurmuştur.
Hazreti Enes ibn-i Malik radıyallahu anh buyururlar ki:
— Ben, Ahmed ibn-i Faıl'dan işittim. Cenab-1 Resûl-ü Rabbil-âlemiyn ve şefi-al-müznibiyn efendimiz için dört makam vardır. Bu makamların her birinde, Cenab-i Rabbilâlemiyn'den ümmetleri hakkında rica ve niyazda bulunacaklar, âsi ve günahkâr ümmetlerinin bağışlanmasını dileyeceklerdir. Allah cella celâluhu, âsi ve günahkâr ümmet-i Muhammed'in affı ilâhiyye mazhar olacaklarını Resûlüne, mahbubuna vâ'd buyurmuştur.
Bu makamlardan birisi, MAKAM-I-MEŞHUD'dur. Mirâc gecesi, KÂBE KEVSEYNI EV EDNÂ'dir, halvet-i cenab-1 hazreti Hüdâ'da, sahib-i mülk-ü vel-melekût'tâ cenab-ı Erham-er râhimiyn'den âsi ümmetlerinin affı için niyaz ve istirhamda bulunduğu makamdır.
Cenab-1 erham-er-râhimiyn, habibine hitaben:
- Ey benim habibim.. Gece ve gündüz, benden cemalimi görmeği arzu ederdin. Işte, gör cemalimi.. buyurarak habib-i edibine altı cihetten münezzeh, keyfiyyeti bizce meçhul, Allah ve Resûlünce malûm, harfsiz, savtsız cemali ba-kemâlini müşahede ettirdiği makamdır ki, bu halvette ve bu lâ-mekân âleminde Habibine daha bir çok iltifatlarda bulunmuş, bir derde bin türlü deva, bir maraza binlerce şifa verecegini vâ deylemiş:
—Seni razı edinceye kadar, sana ikram edeceğim, buyurdugunda Resûl aleyhisselâm:
— Yâ Rabbi.. Ümmetim zayıftır, ümmetim gariptir, ümmetimi bana bağışla, niyazında bulunmuş:
- Ey habibim... Cennetimi ve cemalimi onlara ihsan edeceğim. Gam yeme, mahzun olma, ümmetini sana bağışladım..
Sen benim sevgilimsin. Indimde, bir avuç toprak kadar kıymetsiz olan bütün dileklerini kabul eyledim. Benim rahmet ve merhametim yanında, onların isyan ve günahları, bir kuşun gagasındaki çamur kadardır. Ümmetini sana verdim ve bağışladım. Iki cihan sultanı sensin, cennetimi senin için halk ve icat eyledim. Ne istersen sana verilecektir, tebrişat-ı ilâhiyyesi şeref-sâdir olmuştur.
Bunun üzerine, Habib-i Hüdâ efendimiz:
— Ille ümmetim.. Ille ümmetim.. diyerek âhû-zâr ve naz-ü niyaz eylemiş ve:
Gufraneke Rabbenâ ve ileyk-el masiyr..
El-Bakara: 285 (Senden gufranını dileriz. Ve âkibet, ölümümüzden Sonra varılacak merci ancak sensin, dedller..)
buyurmuştur.
O gece, Cenab-1 vahid-i ferd-üs-samed-i ahad ile, on sekiz
bin âleme rahmet olarak gönderilen Resûlü Ahmed arasında.
Ümmet-i Muhammed hakkında daha bir çok tebşirat-ı ilâhiyye vârid olmuş ve bu ümmete olacak iltifat-ı ilâhiyyesini ol kayyumdan bilâ vasıta ögrenmiştir:
Nebbiy ibadiy enni en-el-gafur-ur-rahiym...
El-Hicr: 49 (Yâ Muhammed!.. Kullarıma haber ver ki; ben hakkıyle gafur ve rahiymim, mağfiret isteyeni af, tövbe edene rahmet ederim..)
Ikinci makam; MAKAM-I MÜNACAT-IL-MÂBUD'dur. Cenab-ı Fahr-ül-mürseliyn efendimiz hazretlerinin, hayatları boyunca gecede ve gündüzde ve bilhassa mübarek gecelerde ve mübarek günlerde, her dua ve ibadetinde, sırası geldikce Cenab-ı erham-er-rahimiyn'den âsi, müznip ve mücrim ümmetlerinin affını niyaz eyledikleri makama da makam-ı münâcat-ıl mâ bud denilmiştir.
Üçüncü makam; MAKAM-I-MEFKUT'tur. Cenab-ı İmamel-müttekiyn efendimiz, vuslât-1 Cenab-1 hayyi lem-yezele dâvet olundukta, dünya hayatından ayrılırken, ruh-u enverleri cesed-i mübareklerinden ayrıldıktan sonra:
- Ümmetim.. Ümmetim.. diyerek Allahu sübhanehu ve teâlâ'dan ümmetlerinin affını rica ve niyaz eyledikleri makama da MAKAM-I-MEFKUT denilir.
Hazreti Imam-ı Ali kerremallahu vechehu radıyallahu anh efendimiz rivayet ediyorlar:
Aleyhissalâtü vesselâm efendimizin son dakikaları idi. Bize, şöyle hitap buyurdular:
- Sizlere, Allahu teâlâ'ya itaat etmenizi, ondan korkmanız1, namaz kılmanızı ve elinizin altında bulundurduğunuz kimselerin haklarını yerine getirmenizi tavsiye ederim.
Bu vasiyyet ve nasihatlerinden sonra da:
— Refik-ul-âlâ.. Refik-ul-âlâ, buyurdular ve ruh-u pürfutuhları buruc etti. Fakat, mübarek dudakları bâlâ kımıldamyordu. Bu kımıldanışı duymak mümkün olmadığından kulağımı Resûl aleyhisselâmın mübarek dudaklarına yaklaştırdım ve şu sözleri duydum:
— Ümmetim.. Ümmetim.. Ümmetim.. diyorlardı.
Dördüncü makam; MAKAM-I-MAHMUD'dur ki, yukarıda da anlatıldığı gibi mahşerde kurulacak ve Resûl aleyhissalâtü vesselâm bu makamdan Hudâyı lem yezele ümmetlerinin af ve mağfiretini niyaz eyleyecektir.
Mü'minlerin anası, Cenab-1 peygamberin pek ziyade sevdikleri Hazreti Humeyrâ ki, yâr-1 gar-1 Nebiy Hz. Eba-Bekir radıyallahu anhın kerime-i tâhireleri A'işe-i Sıddıyka radıyallahu anha diyorlar ki:
— Efdal-ül-âlem sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, benim hanemde idi. Beraberce yattık ve uyuduk. Uyandığımda, Efendimiz yanımda yoktu. Bir de baktım ki, odanın köşesinde namaz kılıyorlar. Fakat, kıyamını ve rükûunu uzatıyor ve Rabbine şöyle münacat ediyorlardı: (ilâhi ümmetim..
ilâhi ümmetim..) Sonra, başını rüküdan kaldırıyor ve tekrar:
(Lâhi ümmetim.. ilâhi ümmetim..) niyazında bulunuyorlardı.
Hattâ, namazın bütün rükünlerinde lisanından bu sözü bırakmıyor: (ilâhî ümmetim.. İlâhi ümmetim..) niyazını tekrarlıyorlardı. Selâm vererek namazdan çıktıklarında:
— Anam babam sana feda olsun yâ Resûlallah, dedim..
Rabbinden dilediğin ve ÜMMETIM, UMMETIM diye niyaz ettiğin hangi ümmettir? Onlar için bi-huzur oldun, istirahatını terkettin.. Kimdir bu kutlu ümmet?.
Saadetle şöyle buyurdular:
- Yâ A'işe.. Benim ümmetim olan bu ümmettir. Uykumu ve rahatımı terkederek, onların bana bağışlanmalarını istedigime taaccüp mü ediyorsun. Yalnız bu gece degil, hayatta olduğum müddetçe ben UMMETİM, UMMETIM diyeceğim. Hatta.
yalnız hal-i hayat ve sıhhatimde değil, irtihalimde, kabrimde. sûr üflendiğinde, kabrimden kalktığımda ve mahşer yerin-
de de yine ÜMMETİM, ÜMMETIM diyeceğim.. Mizanda ve siratta (YÂ RAB.. SELLİM ÜMMETİY, SELLIM UMMETIY..)
niyazında bulunacağım. Benim kalbim, ancak ümmetimle beraber olursam safaya erer..
HIKÂYE Hz. Ömer Ibn-il-Hattab radıyallahu anh diyorlar ki:
Ebâ-Bekir-is-Sıddıyk radıyallahu anhın hilâfeti zamanı idi.
Bir gün, Hz. Ebâ-Bekir'in hanesi önünden geçiyordum. Ebâ-Bekir'in ağladığını duydum. Dışarıdan duyulacak derecede hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Bu hal, merakımı mucip oldu. Kapıyı çaldım ve bana kapıyı açan ailesine, Hz. Sıddıyk-ı Ekber ile görüşmek istediğimi söyledim. Kabul buyurdular, huzurlarına girer girmez bu şekilde ağlamalarının sebebini sordum. Bana:
— Yâ Ömer.. Ashabı buraya davet eyle buyurdular.
Emirlerini yerine getirdim ve ashabı onun hanesine topladım. Ashab, Hz. Ebâ-Bekir'in hanesinde toplandı. Hz. Sıddıyk-1ekber bizlere şu hitabede bulundular:
— Ey Allah'ın Resûlünün ashabı.. Ey ehl-i vefa, ensar.
Bilirsiniz ki ben, Resûl aleyhisselâmın dünya hayatında arkadaşı idim. Bu arkadaşlığımız, vakt-i cahiliyyetimden beri devam ediyordu. Sonra. Allah Resûlü islâmı tebliğ etti. Kadınlardan Hz. Hatice validemiz, çocuklardan Imam-ı Ali, kölelerden Zeyd ve yetişkin kimselerden en evvel ben islâmı kabul ettik.
Resûl aleyhisselâm ile, emr-i ilâhi muktezasınca | Mekke-i-mükerremeden, Medine-i Münevvere'ye hicret eyledim.. Onunla mağarada arkadaşlık etmek ve ona yoldaş olmak şeref ve bahtiyarlığına mazhar oldum. Aleyhissalâtü vesselâm efendimize yapılacak fenalıktan ve onun vücud-u şerifine gelecek zarardan ötürü korku ve endişeye kapıldığım için, Allahu teâlâ bana habibi vasıtasiyle: (Korkma, mahzun olma.. Ben, sizinle beraberim.) buyurdu. Bizi teselli etti. Hüznüm ve korkum, bu tebşirat-ı ilâhi ile zail oldu:
- ==9.
Illâ tensuruhu fekad nasarahullahu iz ahrecehülleziyne keferû sâniyesneyni iz hümâ fiyl-gar-i iz yekulû li sahibihi lâ tahzen innallahe mâ'ana feenzelallahu sekiynetehu aleyhi ve eyyedehu bi-cünudin lem terevhâ ve ceale kelimet-elleziyne kefer-üs-süflâ ve kelimetullahi hiyel-ulyâ vallahu aziyzün hakiym….
El-Tövbe: 70 (Eğer, siz Resülüme yardım etmezseniz, Allahu teâlâ ona evvelce yardım ettiği gibi yine de yardım eder. Hatırlayın ki, kâfirler onu Mekke'den çıkardıkları zaman yanında Ebu-Bekir'den gayrı kimse yoktu. Sevr dağında bir magarada idiler. Peygamber, arkadaşı Hz. Ebu-Bekir'e:
MAHZUN OLMA, Allah TeâlâNIN NUSRETi Bi- ZIMLEDIR, demişti. Allahu teâlâ, ona sekinetini indirdi.
Onu da, görmediğiniz ordularla, meleklerle takviye etti.
Kâfirlerin şirke davet eden kelimelerini alçalttı. Allahu tâlâ'nın kelimesi olan tevhid ve islâma davet kelime-i şerifini yüceltti. Allahu azim-üş-şân emrinde aziz ve tedbirinde hâkimdir..)
Kızım A'işeyi. Allahu tâlâ'nın emriyle Resûl aleyhisselâm zevceliğe kabul buyurdu. Münafıkların kızım aleyhindeki bühtanlarını ve Resülün namusu ile oynamalarını reddiyle, kızımın Sıddıyka olduğu hakkında âyet nâzil oldu. Resûl aleyhisselâmın.
tekrar kızımın yanına gelmesi ve ona zevcelikte iltifat buyur.
ması, kızımın ihanetten beri olduğunun işaretidir. Eğer, münafıkların. kızıma isnat ettikleri suç sabit olsaydı ve Resûl aleyhisselâm bu suçuna rağmen kendisini kabul buyursaydı. Efendimizin ne çirkin bir mevki ve sıfata düşeceği malûm idi. Hasılı, ben Resûlün sağlığında onun veziri olmak şerefine eriştim. Havatında, on sekiz vakit onun mihrabında imamette bulundum.
Âlem-i cemale gittiğinde de halifesi olmayı Allahu teâlâ bana nasip ve müyesser eyledi. Resûl aleyhisselâm ile çocukluğumuz ve gençligimiz bir arada geçti. Onu, yarım saat görmesem tahammül edemezdim. Hasreti içime çökerdi. Resûl aleyhisselâm.
alem-i cemale gideli iki ay kadar bir zaman oldu. hasret ve iştiyakı beni yaktı, kül etti. Dün gece, kadıyül-hâcâta niyaz eyledim ve Resûlü rüyamda bana müşahede ettiresini diledim.
Onu, mâ'nada olsun görebilmek ümit ve hayali ile tazarru ve niyaz ederken ağlayarak içim geçmiş, ki ne göreyim? Alem-i mâ'nada beni mahşere götürdüler. Kıyâmet kopmuş ve halk mahşerde toplanmıştı. Mahşer meydanı, tahammül olunamayacak kadar dehşetli idi. Güneş, bir fersah kadar insanların başlarına yaklaşmış, doğu ile batıyı ihata etmişti. Halkın etrafını cehennem çevirmişti. Insanlar karıncalar gibi birbirlerinin üstünde idiler. Herkes günahlarını sırtına yüklenmiş. akıllar zail olmuş, bütün mahşer halkı ne yapacaklarımı şaşırmış, şaşkın ve perişan ortalıkta kalmıştı. Manzaranın dehşetinden ağlamağa başladığım sırada yanı başımda bir zat zuhur etti. Kendisinden:
— Bu hal nedir? diye sordum.
O meçhul zat bana:
- Görmüyor musun, dedi. Burası mahşer meydanıdır.
— Arkalarında yükleri olduğu halde, saf saf duran, ne ya-