Ara
Menü

Sayfalar 350–356

1.719 kelime

İrşad III · kaynak sayfaları 350–356

dir. Allahu teâlâ'ya giden yol, yaratılan her mahlükun nefesleri sayısıncadır. Fakat, Muhammed'siz o yola gidilmez. Bütün mahlûkatın nefesleri sayısınca yol bulundugu halde, bütün kapılar kapatılmış, yalnız Server-i kâinatın getirdiği din ve iyman yolu ile muhabbet kapısı açılmıştır. Meveddet, mürüvvet ve sabır ile, o zât-ı ecelli âlâya erişilir.

Ömrün geçmeden, ecel sana erişmeden; niçin halk olunduğunu düşün ve o kapıya yapış.. O kapı bir kapanırsa, bir daha açılmaz. Yaşı kemale eren kimse, yaşlandıkça şehveti artar, arzuları çoğalır amma yapınağa kadir olamaz. Kadir olsa bile, artık hevây-ı hevesatı terketmeli, sabır ve şükürle ölümü ve kabir azabını düşünmelidir. Bir gün Rabbinin huzuruna çıkacağını, yaptığı fenalıklardan ve isyanlardan dolayı sorulacağını, azaba ve ıkaba düçar olacağını daima hatırlamalı, hakka rücû etmeli ve tövbeye gelmelidir. Yaşlandığı halde bir türlü uslanamayan, tövbe edemeyen ve fakat yaşlılığı dolayısiyle kötülüklere de kadir olamayan kimsenin kötülükten elini etegini çekmesine sabır ve feragat denilemez ve artık kötülük yapmaması da tövbe addedilemez.

Kötülükler seni bırakmadan, sen kötültükleri bırak!..

Sıhhatine zarar verdiği için içkiyi bırakan kişi, içkiyi terketmiş sayılmaz. Zira, içki onu terketmiştir.

Artık kötülük yapmağa gücü yetmediğinden dolayı, kötülükleri terkedende kötülüğü terketmiş değildir, bilâkis kötülük onu terketmiştir.

Asıl cihad, nefs-i hevanın isteklerine karşı gelmek, nefsinin isteklerinin zıddını yapmak, nefsine kul olmaktan kurtulup Rabbine kul olmaktır. Kul olmakla da kalmamalı, kullukta sebat etmelidir. Allahu tâlâ'nın varlığına iyman eden Rabbini kendinde bulan, hakkın boyası ile boyanan kimselerin, dünyaları da âhiretleri de mâmur olur.

Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:

(Ben, ümmetimden iki zümreyi severim. Bunlardan birincisi, gençliginde Allahu tealâ ya ibadet eden ve Allah korkusu ile nefislerinin arzularına uymayan gençlerdir.

İkincisi, yaptığı kötülüklere tövbe ederek Allahu teâlâya rücû eden, yaptığı kötülükleri unutmayarak, o kötülüklerden dolayı nedamet duyan, ağlayan yaşlı kimselerdir.) buyurmuşlardır.

Bir diger Hadis-i şerifte:

(Bir kimse, kırk yaşını geçer de, hayrı şerrine galip olmazsa, cehennemde oturacağı yeri hazırlasın..) buyurulmuştur.

Bir kimse, kırk yaşını geçtiği halde nefsinin esiri, şehvetinin uşağı olur, ölümünü düşünmez ve âhiret kaygusu duymazsa.

onun son nefesinden korkulur. Insana ve insanlığa lâyık olan, kırkını ellisini beklemek ve islâh-ı nefs etmeği tecil ve tehir etmek değildir. Her nefeste Allahu teâlâ'ya muhtaç olduğunu bilmek, Hakka ibadet etmek, dünyada kalacağı kadar dünyaya ve bilhassa dininin ve milletinin bekasına hizmet etmek, âhirette kalacağı kadar da âhiret için hizmet ederek hazırlanmak, ateşe tahammül edeceği kadar günah işlemektir.

Evet; her nefeste Hakka muhtacız, ona olan ihtayacımız, onun varlığı kadar sonsuzdur. O kavi, biz zayıfız. O kadir, biz aciziz. Bu zaafımızı ve azimizi de pekâlâ biliriz. Gözümüzü kör, kulağımızı sağır etse, bir tarafımıza inme indirse, sevdigimiz evlâdımızı elimizden alsa, bizi malımızdan, mülkümüzden, rütbemizden, makamımızdan mahrum bıraksa, en kıymetli varlığımız olan aklımızı alsa, Hakka karşı bizi kim koruyabilir? Bizi, bu musibetlerden Haktan gayrı kim muhafaza edebilir? Akşam aziz olanlar, sabaha zelil olmadılar mı?

Sabahleyin sağ olanlar, akşama ölmediler mi? Sağ ve sağlam yatağına giren, ertesi sabah hasta ve kımıldamağa mecalsiz kalmadı mı? Hasta olup inim inim inleyenler, bir vakitler sağlam ve sıhhatli değiller miydi? Bugün âleme el açanlar, bir zamanlar har vurup harman savuran zenginler değiller miydi?

Şimdi zengin olanlar, evvelce fakir değiller miydi? Bugün, yaşlı ve ihtayar gördüklerimiz, bir zamanlar genç ve güzel degiller miydi?

Sen de gençsin, güzelsin, kuvvetlisin, tuttuğunu koparı-

yor, bastığın yeri titretiyorsun, amma yakında ihtiyarlaya.

caksın, çirkinleşeceksin, kuvvet ve kudretten düşeceksin, tutan ellerin tutmaz olacak, yürüyen ayakların zorla sürüklenecek, bugün ya acıyarak baktığın veya kendisiyle alay ettiğin:

(Yaşı yetmiş işi bitmiş..) dediğin kimselere benzeyeceksin.

Güvendiğin dağlara ve bağlara kar yağacak, emekli olacak yahut işine gücüne devam edemeyeceksin.. Bütün bir ömür boyu maişetlerini temin için geceyi gündüze kattığın, haram- helâl demeden ne bulursan alıp sattığın, giyimleri kuşamları.

süsleri ve lüksleri için hiç bir fedakârlıktan kaçınmadığın, uğurlarına gençliğini ve bütün gücünü harcadığın karınla çocukların, evde bir köşede oturmandan bıkacaklar. seni istiskal edecekler, yüzüne karşı söylemeseler bile içlerinden ölümünü temenni eyleyeceklerdir.

Ne kadar zayıf, ne derece âciz olduğunu anladın mı? O halde, Allahu teâlâ'ya muhtaçsın, ne duruyorsun? Ihtiyacın kadar Rabbine ibadet etsene.. Şeytanın vesvesesine aldanmış.

nefsinin igvâsına kanmış:

- Allahım beni affeder, sözüne inanmışsın.. Allahu teâlâ, kerimdir. rahimdir, gafurdur amma kulundan da ihlas ve gayret ister, kulluk ister. Insanı, helâya ve hamama bile bedava sokmuyorlar. Bundan ibret alsana. Nerede kaldı ki, bedavadan cennete gireceksin!.. Vakıa, cennet ibadet mukabilinde verilmez ya; büsbütün elin boş olursa halin nice olur?

Sana birisi bir ev bağışlarsa, yapılan bu iyiliği insan isen hiç bir zaman unutmaman gerekir. Daima, ona karşı medyunu şükran olman, kendisini minnet ve muhabbetle yad etmen icabeder.

Allahu teâlâ, sana bu dünyayı ve bunca nimetleri ihsan buyurmuş. seni eşref-i mahlûkat olan insan sifatiyle halk eylemiş, ona hiç bir teşekkürün olmayacak mı? Ev bağışlavanı hayırla yâd ettiğin gibi, bunca ihsanlarına mukabil Rabbini anmayacak, ona hamd-ü senada bulunmayacak mısın?

Onun emirlerini hâlâ yerine getirmeyecek misin? Kıyamın.

rükûun, secden olmayacak mı?

Halbuki, dünya hayatında mazhar olduğun bu ilâhi ihsanlar fâni, buna mukabil âhiret bâkidir. Dünyada bahşolunan bu nimetler, Allahu teâlâ'ya kulluk yapabildiğin takdirde âhirette nail olacağın ilâhi ihsanların ancak küçük birer nümuneleridir. Netekim, şatışa arzedilen malın nümunesi de bedavadır. O malın, tamamına malik olabilmek, elbette bazı şeyler karşılığıdır.

Çocuklarının, gece yarılarına kadar uykularını ve istirahatlerini terkedederek derslerine çalışmaları da, sana hiç bir şey ifade etmiyor mu? Uykusuz kalmalarına, yorulup hırpalanmalarına dayanamayarak, kendilerine artık dinlenmeleri gerektiğini söylediğin zaman sana ne cevap veriyorlar:

— Yarın. bu dersten imtihan olacağız. Öğretmen çalışıp hazırlanmayanlara çok kızıyor, demiyorlar mı?

Eger, birazcık aklın varsa, onların bu cevaplarında bir çok hakikatler gizli olduğunu farkedersin.. Çocuklarının imtihanları, senin de ölümün yarın, belki yarından da yakın... Mahşer var, sual var, hesap var, mizan var.. Çocuk, en kötü ihtimalle zayıf not alırsa, sınıfta kalır ve hayatından bir yıl kaybeder. Sen kabirde ve mahşerde sorulacak suallere, hesaba, mizana hazırlamazsan, yalnız âhiret saadetlerini kaybetmekle kalmaz, ebediyyen azaba düçar olursun. Acaba, bunlar seni hiç ilgilendirmiyor, hiç düşündürmüyor mu? Sınıfta kalacak çocuğunun azabı pek pek bir yıldır. Sen ise ebedi azaba mahkûmsun, sonunu neden düşünmüyorsun? Biraz gayret, biraz himmet ve biraz samimiyetle, cennete ve cennet derecatına nail olabilmek varken, neden gaflet ediyorsun? Gerçekleri görmemekte bu derece inat ettiğine göre, senin hayvandan ne farkın kalır? Bilmem, hiç tavukçu dükkânının önünden geçtin mi? Tavuklar, daracık kafesler içinde, bir mısır tanesi için mücadele ederlerken, tavukçu aralarından en semiz ve yağlı olanı alıyor ve diğerlerinin gözü önünde bağırta bağırta kesiyor. Kafeste kalanlar, bağıra bağıra can veren hemcins- Irgâd, clld 3 - F: 23

lerinin velvelesine aldırış etmeden, aynı mısır tanesini kapmak için çekişip duruyorlar.

Hısım akrabandan, eşinden dostundan bunca ölenler oldu, çoğunun cenazesinde ve son hizmetinde de bulundun, olümden niçin ibret almıyorsun? Dünya hayatında bile, kötülük.

edenleri zabıta kıskıvrak yakalıyor, hâkim huzuruna çıkarıyor, muhakeme ediyor ve mahkûmiyetine karar veriyorlar.

Ondan ibret almazsın, bundan ibret almazsın, hayvandan ne farkın kalır? Canın mı? Hayvanında canı var.. Kanın mı?

Hayvanın da kanı var.. Gözün, sözün, kulağın mı? Hayvanın da gözü, kulağı ve kendisine göre sözü var.. Arandaki fark şudur:

Senin insan olman, ve tekâlif-i ilâhiyye ile mükellef bulunmandır. Hayatın, yalnız bu âleme mahsus ve münhasır olmayıp, bu âlemden sonra başka bir âlemin mevcudiyetine inanman ve dünya hayatındaki fiil ve hareketlerinin hesabını Allahu teâlâ'ya vereceğini bilmendir. Hayvanlar, bunları bilmezler. Eğer, sende de böyle bir endişe yoksa, Allah aşkına söyle; cidden ve hakikaten hayvandan farkın olur mu?

Bu gidişinle, yarın kıyâmet gününde hesaplar görülerek boynuzsuz koyun; boynuzlu koyundan hakkını aldıktan sonra, hayvanların toprak olduklarını görecek ve o korkunç azabı çekmemek için hayvanlar gibi toprak olmayı Allahu teâlâ'dan dileyecek, fakat ondan da mahrum kalarak ebedi azaba mahkûm olacaksın:

Inni enzernâküm ozaben kariybâ yevme yenzur-ül-mer'ü mö kaddemet yedahü ve yekul-ül-kafirü yâleyteni küntü türâba...

Nebe': 40 (Biz, sizi yakın bir azapla korkuttuk. O gün, herkes el-

lerinin ne takdim etigine, önceden hayır ve şer ne yapmış olduğuna bakacak ve kâfir: KEŞKE TOPRAK OLAYDIM diyecek..)

Allah'a ibadet eyle, kul ol ki aziz olasın.. Sana Resûl aleyhisselâm şefaat eylesin.. Senden; Allah, Resûlü, melekler, ashap, evliyâ ve sâlihler razı olsunlar.. İymanla göçmek cennet libasını biçmek, âb-ı Kevser'i Allah Resûlünün mübarek elinden içmek isteyenler, Allahu teâlâ'ya kul olsunlar, kullukta bulunsunlar. Iyman ile göçene şefaat vardır. Iymansız göçenler için ebedi azap hazırlanmıştır.

DÜNYADA KALACAĞIN KADAR DÜNYAYA ÇALIŞ;

sözünde senin nefsinde senin milletin, kavmin ve devletin kastedilmiştir. Milletinin, kavminin ve dininin kıyâmete kadar bekası için çok çalışmak lâzımdır. Beri tarafta, nefsin için yarın ölecekmişsin gibi âhirete hazırlan. Zira, sen ölüme namzetsin amma, milletinin, kavminin ve dininin kıyâmete kadar bâki kalması şarttır. Eger çalışmazsan, okumazsan, anlamazsan, mârifet ve san'at sahibi olmazsan; seni yaşatmazlar. Kâfire esir, zâlime uşak olursun. Oglunu çalarlar, kendilerinden yapar, başına belâ ederler. Seni, evlâdına terbiye ettirirler. Kızının iffetini, eşinin ismetini gözünün önünde kirletirler. Sonra, seni dininden döndürür, camilerini kilise, türbelerini meyhane, kabristanını park, Kur'an'ını kese kâğıdı, din kitaplarını taharet kâğıdı yaparlar. Sinemalarında, tiyatrolarında, karikatürlerinde seni ve senin dinini rezil ve zelil ederler. Istiklâlsiz dinine sahip dahi bulunsan, senin ibadetinle alay ederler, iyman ve itikadınla oynarlar. Bütün bunların böyle olmasını istemiyorsan, senden olmayanlara mukadderatını kaptırma!..

ATEŞE TAHAMMÜL EDECEĞIN KADAR GÜNAH IŞLE!..

Elinle bir ateşe dokun bakalım; ne kadar tahammül edeceksin?

Oysa, dünya ateşi insanların faydalanmaları için halk ve icat olunmuştur. Âhiret ateşi ise kâfirlerin, zâlimlerin, âsilerin azap görmeleri için halk olunmuştur. Faydalanman için olan ateşe tahammül edemedigine göre, azap için halkolunan ateşe nasıl dayanacaksın? Ne kadar günah işlersen, cehennemde azap çe-

keceğin yere o kadar ateş gönderirsin, bunu unutma!.. Ahiret ebedidir, ister mü'min, ister kâfir âhirette ebedi kalacaklardır.

Mü'minler, cennette, nimette ve safada daim; kâfirler de cehennemde azapta, ikapta ve cefada ebedidir.

Mü'minler, yaptıkları suç ve isyan veya günah miktarı.

Allahu tâlâ'nın takdir buyuracağı azabı tattıktan sonra, iymanları sebebiyle ve şefaat-i Resûl-ü-Rabbil-âlemiynle nârdan azad olacaklar ve cennete gireceklerdir. Mazlûm, zâlimden hakkını böyle alacak, onun yakasına yapışarak kendisine yaptığı zulmün cezasını, nârda çektigi azabı görecektir. Dünyada Allah'ın kullarına cefa edenler de nârı boylayacaklardır. Cezaları kadar orada yandıktan sonra, imanları sebebiyle ve Resûl aleyhisselâmın şefaatiyle kurtulacaklardır.

Ey hakkın rizasını arayanlar:

Insan, nefsinden nefsi için; dünyasında âhireti için; gençliğinde ihtiyarlığı için;

sıhhatinde hastalığı için; hayatında ölümü için hazırlıkta bulunmalı, kendisini Resûl-ü ekreme sevdirmesini bilmelidir. Kendisini ona tanittıramaz ve sevdiremezse, kıyâmet gününde nasıl olur da şefaat umar ve şefaat-i Resûlüllah'a mazhar olabilir?

Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz, ümmetini havz-1 Kevser'e davet buyuracaktır. Ümmet-i Muhammed, dâvet-i Resûl ile havz-ı Kevser'e yaklaştıklarında, melekler ümmet içinden bazılarını havz-1 Kevser'den men'edecekler, Resûl aleyhisselâm bunların neden men'olunduklarını meleklerden soracak ve şu cevabı alacaklardır:

— Yâ Resûlallah.. Bunlar, sizden sonra aka'id ve ef'allerini tebdil ve tahvi etmişlerdir.

Meleklerin bu cevabı üzerine Fahr-i kâinat efendimiz:

- Mademki benden sonra aka'id ve amellerini tebdil ettiler, havzımdan uzak olsunlar, buyuracaklardır.

Havz-1 Nebi, San'a ile Eyle arası kadar olup, bir köşesinde Ebâ-Bekir, bir köşesinde Ömer, bir köşesinde Osman ve bir köşesinde de Ali kerremallahu vechehu rıdvanullahi aleyhim ec-