Ara
Menü

Sayfalar 293–300

1.734 kelime

İrşad III · kaynak sayfaları 293–300

kama gelecek ve orada kendi ruhunu kabzederken öyle bir haykıracaktır ki, eğer o ânda mahlükat hayatta bulunsa, bu sayhanın şiddetinden hepsi ruhlarını teslim ederler.

Azrail aleyhisselâm, bu sayha esnasında şöyle diyecektir:

— Eğer, ölümün bu kadar elemli, bu derece şiddetli ve acı olduğunu bilseydim, mü'minlerin ruhlarını rıfk ile, yunıuşaklıkla kabzederdim..

Nihayet, Azrail aleyhisselâm da ölecek ve Allahu teâlâdan gayrı varlık kalmayacaktır. Dünya, kırk yıl kadar harap re issız kalacak ve cenâb-ı hayyü lâ yemût, dünyaya şöyle hitap buyuracaktır:

— Ey deni dünya. Hani, nerede Allah'lık dâvasında bulunan Firavun'lar, Nemrud'lar?.. Hani, ben padişahım mülk benimdir diyerek böbürlenen sapıklar nerede? Nerede o zâlimler"?

Nerede bugünü inkâr eden hainler? Hani, o güvendikleri orduları, malları, tahtları, sarayları ne oldu? Nerede benim rızkımı yedikleri halde, benden gayrısına tapanlar? Nerede beni inkâr edenler? Hani ENE RABBİKÜM-ÜL-Â'LÂ (Ben, sizin yüce Rabbinizim) diyenler ve kıyâmeti inkâr edenler? Bak, hiç cevap veren yok.. Mülk kimin imiş? Sizin mi, benim mi? Sizi, bir katre meniden halk ettim.. Ana rahminde, kudret fırçamla tersim eyledim.. Evvelinizi ve ne olduğunuzu, âhiretinizi ve ne olacağınızı bildiginiz halde, hiç ölmeyecekmiş gibi küfran-ı nimet ettiniz.

Şimdi nerelerdesiniz? Her şeyin mâliki kimmiş? Yine kendisi:

Lillah-il vahid-il kahhâr..

El-Mü'min: 16 (Tek ve kahhar olan Allahın..)

buyuracaktır. Bundan sonra: Allahu teâlâ, rıh-î akımı gönderecek ve bu akım rüzgârı dünyayı dümdüz edecektir. Ne dağ, ne dere kalacak her taraf düz olacaktır.

ENEyKX Lâ terâ fiyhâ wecen velâ emtâ...

Tâ -Hâ: 107 (Onlarda, ne eğrilik ve kabarıklık göremeyeceksin.)

Allahu teâlâ, nihayet semaya emr-ü ferman buyuracak ve kırk gün hayat yağmuru yağacaktır. Yağmur suları, arzdan or iki zir'a yükselecek ve insan cesetleri yerden biten otlar gibi bitecektir. Bütün cesetlerin, uzuvları dünyadaki vücutları gibi tamam olacaktır.

Evvelâ arşın hâmilleri olan melâikevi ihya buyuracak.

sonra sıra ile Israfil'i, Mikâil'i, Azrail'i ve nihayet Cebraili ihya ederek bu dört melegi cennete gönderecektir. Onlara:

— Ey meleklerim, buyuracaktır. Evvel bil-haşr Muhammed'imdir. Evvelâ Habibimi haşredeceğim. Varın gidin cenne te, Habibimin bineceği bürakı, kuşanacağı kemeri. giyineceği libası, başına konulacak tâcı alın..

Rıdvan'a emrolunacak ve Cebrail'e bir burak, bir tâc, bir cennet elbisesi ile livâ'i hamdin teslimi buyurulacaktır.

Cebrail aleyhisselâm, sema ile arz arasında duracak ve arza soracaktır:

— Ey arz.. Muhammed aleyhisselâmın kabri nerede?

Dünya cevap verecektir:

— Seni bâ'seden Allah hakkıyçün bilmiyorum. Esen rüzgâr, beni parça parça etti, nerede olduğunu bilemiyorum.

O ânda, Cenâb-i Fahr-i âlemin kabrinden Allahu teâlâ bir nur yükseltecek ve nur semaya varınca kâinatı nura gark eyleyecektir. Cebrail aleyhisselâm, o nura doğru ağlaya ağlaya inecek, diğer melekler neden ağladıklarını sordukları zaman:

— Nasıl ağlamayayım? diyecektir. Şimdi Resûl aleyhisselâm bana ümmetini soracaktır. Ben ne cevap verecegim?

Bu düşünce ile aleyhissalâtü vesselâm efendimizin merkadi- mübareklerine varacak, o ânda kabr-i Muhammed titreyerek varılacak ve efendimiz mübarek başlarından toprakları silkerek kalkacaktır ve sağlarına, sollarına bakınacaklardır. Yeryüzünde hiç bir bina, hiç bir mâ'mure göremeyince, karşısında saf tutan Cebrail, Mikâil. Israfil ve Azrail aleyhimüsselâma dönecekler ve:

— Yâ Cebrail.. Bugün, hangi gündür? diye soracaklar ve:

— Yâ Resûlallah.. Bugün, hasret günüdür. Bugün, nedamet günüdür. Bugün, kıyâmet günüdür. Bugün, şefaat günüdür cevabını alacaklardır.

Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz, tekrar soracaktır:

— Nerede ümmetim? Yoksa, onları cehennemin kenarında bıraktın da bana mı geldin?

— Yâ Resûlallah.. Sana, cennetten burak, hulle-i keramet, kemer ve sancak getirdim, cevabını alınca:

— Ne burak, ne hulle, ne kemer ne tac istemem.. Illâ ümmetim.. Illâ ümmetim.. Bana, ümmetimden haber ver yâ Cebrail, buyuracaklardır.

— Yâ Resûlallah.. Senden evvel kimse haşrolmadı. Ilk haşrolunan sensin, diyince mübarek tâcı başlarına koyacaklar, cennet libasını giyecekler. kemeri kuşanacaklar ve buraka biner.

ken Cebrail aleyhisselâma:

— Ey kardeşim Cebrail, buyuracaklar. Nerede benim yar-1 garım? Nerede benim ashab-ü ensarım? Ebâ-Bekir nerede Omer nerede? Osman ve Ali nerede?

Habib-i edibinin bu arzu ve iştiyakı üzerine, Allahu zülcelâl bu dört sahabeyi de ihya buyuracak ve bu zevat-1 âliyye de cennetten burak ve cennet elbiseleri gönderilecektir. Hepsi de.

cennet elbiselerini giyecekler, gönderilen buraklara binecekler ve Resûl aleyhisselâmın huzuruna geleceklerdir. Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz, buraktan inerek secdeye kapanacaklar ve aglayarak:

— Ümmetim.. Ümmetim.. niyazı ile Rabbine yalvaracaklardır.

Allah celle, Habib-i edibinin bu niyazına da dayanamaya.

rak, İsrafil'e sûr'u üflemesini emr-i ferman buyuracaktır:

Sümme nüfiha fiyhi uhrâ fe-izâhüm kıyamün yanzurun...

Ez-Zümer: 68 (Sonra, sûr'a ikinci defa nefholunur. Bu sefer de hemen ayağa kalkıp bakışırlar ve ne olacak diye intizar ederler.)

Israfil, sûr'u ikinci defa üfleyince sema ile arz arası arı gibi vızıldayan insan ruhları ile dolar ve her ruh kendi cesedine sirer. Bütün mahlükat-ı ilâhiyye, dirilerek Allahu teâlâ'ya hesap vermek için mahşere sevkolunurlar.

Insanoğlu, kabrinden üç sınıf üzere kalkar:

1) Birinci sınıf, kabirlerinden kalktıklarında cennet bineklerini hazır bulurlar. Hakkın emriyle cennetten gönderilen cennet elbiselerini de giyerler ve cennet tamlarını hazır bularak memnun ve mesrur olurlar. Hizmetlerinde bulunan melikenin verdikleri müjdeler de. onları ayrıca mutlu kılar. Mahşere. böylece izzet ve ikram ile sevkolunurlar, arşın gölgesinde ve hamd sancağının altında ve server-i âlemin yakınında bulunurlar.

Bunlar hakkında melekler:

- İşte bu zevat-ı âli-kadr, dünyada iken Allahu teâlâ 'nin velileri olan müttekilerdir. Onlar için, korku ve mahzunluk yok.

tur. Arasat meydanı korku yeri olduğu halde, bunlar aslâ korkayacaklardır. Mahşer meydanı nedamet ve hayıflanma yeri olduğu halde, bunlar ne mahzun olacaklar, ne hayıflanacaklar, ne de başkaları gibi döğünüp ah-ü vah edeceklerdir. Çünkü, bunlar Rizayı Rahmana mazhar olmuşlar ve ebedi saadete ermişlerdir, diyeceklerdir.

2) İkinci sınıf günahkâr müslümanlardır ki, bunlar kabirlerinden çıplak olarak kalkacaklar, mahşer yerine yaya ve valın ayak, aç ve susuz olarak gideceklerdir.

3) Üçüncü sınıf, kâfirler ve fâcirlerdir. Bunlar, yılan gibi yüzleri üstünde sürünerek, meleklerin ateşten kamçılarının zoru ile mahşere sevk olunacaklardır.

Bu hainler, inatçı, zâlim, kibirli, küfründe ısrar eden, hak kelâmını dinlemeyen, aslâ nasihat kabul etmeyen, mü'minlere eziyyet ve cefa eden, Resûl aleyhisselâmı tahkir eden sefihlerdir ki, sürüne sürüne, kırbaç yiye yiye mahşer yerine varacaklardır. Bunlara tâbi olanlar, bu gibilerin keyiflerine hizmet eden zâlim ve kâfir uşakları da, bu uşaklıklarından dolayı aynı muameleye maruz kalacak ve aynı cezayı göreceklerdir.

İki günlük dünya hayatı için, iki lokma ekmek ve bir kemik parçası için böyle zalemeye uşaklık zilletine katlananlar da, o zâlim ve mütekebbir kâfirlerin ugradıkları cezaya düçar olunca, ah-ü vah edecekler amma ne fayda? Onların, iki günlük dünya hayatı için, para ile satın alınan o ahmakların, zâlimlerin zulüm ve küfürlerini idame ettirmek için yardakçılık edenlerin.

zâlim uşaklarının kıyâmette düşecekleri nedameti ve uğrayacakları korkunç azabı, Allah celle bu âyeti kerimelerle beyan buyurmaktadır:

o Çı TSESEEETES Innallâhe le'an-el kâfiriyne ve e'addelehüm sa'iyrâ Hâlidiyne fiyhâ ebedâ

lâ yecidine veliyyen le lâ nasıyrâ yevme tukallebü vücuhühüm fin-nâri yekuline yâ leylenâ atâ nallahe ve atâ'ner-Resûlâ ve kalû Rabbend innâ atârâ sadetena le küberâ'enâ fe adallun-es-seliylâ Rabbenâ âtilim di'feyni min-el azabi vel-anhüm lâ'nen kebiyrâ...

El-Ahzâb: 64 -65 - 66 - 67 - 68 (Allahu feâlâ, kâfirlere lânet etmiş, rahmetinden kovmuş onlar için yalınlanmış bir ateş hazırlamıştır. Orada, ebediyyen kalacaklardır. Ne bir dost, ne de bir yardımcı bulamayacaklardır. O gün, ateşte yüzleri bir taraftan bir tarafa döndükçe: AH.. NOLAYDI ALLAHU

TEÂLÂ'YA VE RESÛLÜNE TAAT ETSEYDİK DE BU AZABI GÖRMESEYDİK, diyeceklerdir. Onlara tâbi olanlar da o gün: EY RABBIMIZ.. GERÇEKTEN BİZ BÜYÜKLERİMİZE, İLERİ GELENLERiMiZE

İTAAT ETTİK.. BİZE, KÜFRÜ TEZYİN VE TELKİN ETMIŞLERDI. YOLUMUZU ONLAR ŞAŞIRTTILAR..

EY RABBIMİZ.. ONLARA İKİ KAT AZAP VER VE EN BÜYÜK LÂNETE UĞRAT, diyeceklerdir.)

Gerçekten, Allahü teâlâ kâfirlere lânet etmiş, onları Iblis gibi rahmetinden uzaklaştırmıştır. Küfürleri, sebebiyle onlara SA'İYRİ hazırlamıştır. SA'İYR. cehennem derekelerinden birisinin ismidir, ki korkunç bir yerdir. Onlar. orada ebediyyen kalacaklar ve kendilerini o azaptan kurtaracak bir dost ve yardımcı bulamayacaklardır. Işte, bu kâfirler, yüzleri cehenneme döndürülerek orada tadacakları azap gösterildiğinde:

- Eyvah.. Biz ne yaptık? Meger, ne yanlış yol tutmuşuz.

Iki günlük dünya hayatı için Rabbimize isyan ve Allahü teâlâ'nın düşmanlarına itaat ettik. Hem dünyada köpek gibi kemik yalayarak yaşadık, hem de âhiretimizi yıktık. Meğer, yanlış yollara gitmişiz.. Bugünlerin böyle olacağını, başımıza gelecek korkunç azapları haber verenlere inanmadık da, zalimlere ve kâfirlere uyduk, onların sözlerini dinledik. Bu korkunç günleri bize haber verenlere güler geçerdik. Başımızdaki zâlimlere

— 299 —_ uyarak onları hapseder, eza ve cefa ederdik. Keşke, o zâlimlere uşaklık edeceğimize, Allah'a ve Resûlüne itaat etmiş olsaydık.

bugünleri bu azapları da görmezdik. Vah, eyvah mahvolduk.

diyecekler ellerini ısıracak, saçlarını başlarını yolacaklar, Allahü tâlâ'nın affına dehalet edecekler, merhamet-i ilâhiyye mazhar olabilmek için bütün günahlarını sayıp dökecekler ve (Ey rabbimiz Saadetli zannettigimiz bu hainlere, bu kafirlere ve bu zâlimlere uşak olduk. Fakir idik, ekmek parası için bu zâimlerin zulüm ve küfürlerine alet olduk. Biz, bunları büyük insanlar sanıyorduk. Bunlar da bizi hak yol olan iymandan ve islâmdan ayırdılar, yolumuzu şaşırttılar, küfre ve dalâlete sürüklediler. Bizi, senden ve senin habibinin yolundan alıkoydular. Bizleri affetmeyeceksin, bunu biliyoruz.. Fakat, hiç olmazsa, bizleri senin yolundan ayıran bu zalimlere bize verecegin azabın iki mislini ver ve onlara hiç merhamet etme.. Onlara en büyük lânetlerle lânet ef) diyerek dünyadaki küfür efendilerine lânetler yağdırarak cehennemi boylayacaklardır.

Onların bu nedametleri ve bu ah-ü zârları, ölümleri ile başlayacak cehenneme kadar devam edecek, cehennemin kapılarının üzerlerine devrilmesine ve bağırıp çağırmalarının merkep anırmasına dönmesine degin sürüp gidecektir.

Geçici dünya nimetleri için, âhiretlerini satan bu kâfirlerle, onlara uşaklık ve yardakçılık edenlerin, zulüm ve küfürlerini idame ettirenlerin başlarına gelecekleri bu âyeti kerime ile öğren de, ibret al.. Hüküm budur ve bu mutlâka böyle olacaktır.

Esasen, bu dünyada bir takım alçaklıklarla elde edilen şeyler, nimet değil belki nikbet ve musibettir, Dünya som altından ve âhiret de tenekeden olsa, âhireti kazanan yine de kârlı çıkacaktır. Zira, âhiret ebedidir. Buna mukabil, dünya altından bile olsa, fâni ve geçicidir. Bu itibarla, fâni, geçici ve eğreti olması bakımından asıl dünya hayatı teneke ve bâki ve ebedi olması bakımından da âhiret hayatı altın sayılır.

Dünya; mal, mülk, evlât, ziynet, para, rütbe ve makam değildir. Seni Allahından alıkoyan şey her ne ise, işte dünya

odur. Allahü tâlâ'nın, Resûl aleyhisselâmın ve Kur'an-1 azimüş-şânın zemmettikleri dünya, Seni Allah'tan, peygamberden ve Kur'andan ayırıyor, tâ at ve ibadetten alıkoyuyorsa, dünya odur.

Bütün dünya senin olsa, her şeye kadir olsan, gönlünde Allah sevgisi Allah korkusu, vücudunun zâhir ve bâtınında Allah'a itaat varsa, o halde sen ehl-i dünya değilsin. ehl-i âhiretsin..

Dünya yüzünde yatacak yerin olmasa, yiyecek ekmeğin bulunmasa, dilenerek geçimini sağlamağa çalışsan, o dilencilik seni Hakka tâ'atten ayırıyorsa, Allah'a, peygambere, Kur'ana uymaktan alıkoyuyorsa, Allah'ın emirlerine riayetin ve nehiylerinden kaçınman yoksa, açlıktan ölsen yine de dünya perestsin.. Mal, mülk, kasa, kese, rütbe gibi şeyler, dünya ziynetleridirler. Ekseri insanlar, bu ziyniyetlere aldanırlar. «Mal. evlât, mülk para benim dediğin» gün, bütün bunlar senin için fitne olmuştur. Her şeyin Hakka ait olduğunu bildiğin gün, bunlar fitne olmazlar:

İnnemâ emiâlüküm ve evlâdükim fitne...

Et-Tegabun: 15 sizin için bir (Her halde, mallarınız ve evlâtlariniz, imtihandır.)

ayeti celilesinde, işte bu sır gizlidir. Her şey Allah'ın, sen de Allah'insın.. Bunu da unutma..

Kâfirlerin kıyâmet gününde mahşere yüz üstüne, surunerek geleceğini efendimiz haber verince: Ashab-ı kiram efendilerimiz:

— Yâ Resûlallah.. Nasıl olur da, insanlar yüzleri üstünde

Sayfalar 293–300 · İrşad III — tarikat.org