Ara
Menü

Sayfalar 498–503

1.739 kelime

İrşad II · kaynak sayfaları 498–503

âlâya yüksel! Bu gece, senin de miracındır. Akil isen her gece miraç ve her miracın bir evvelinden yüksek olsun. Senin kadrin yücedir. Senin sahibin Muhammeddir. O Allahın sevgili Resûlü ve mahbubudur. Bu gece bir derde, bin deva olur.

Bu gece, sultan ile sohbet olur. Bu gece, ümmeti Muhamınedin hepsi, Habibi-hüdâya bağışlanır. Bu gece, cennetin bütün derecatı ümmete verilmiş. Bu gece, ümmete hakkın cemali gösterileceği müjdesi verilmiştir. Bu gece, tevhidiefâl, tevhidi-sifat ve tevhidi-zâta yükselmiş. Bu gece, Kâbekavseyn sırrı zuhura gelmiştir.

Rivayet edildi ki; Allahu teâlâ: «Ya Resûlüm! Muhammedim bana ne hediyye getirdin?» buyurduğunda; Mahbubu hüda, şefii-dü cihan-efendimiz:

— Yarabbi! Bir elimde ümmetim için tâat azlığı var.

Ümmetim zâtı-ecellana lâyık ibadet yapmadılar. Senin, onlara olan lûtfu keremine karşı onlar zâtı-ulûhiyyetine karşı edâyı şükür edemediler. Işte, bu noksanlıklarını, zâtı-izzetine hediyye getirdim. Diğer elimde de, isyan ve mâsiyet var. Seni hakkı ile bilip, seni hakkıyla zikir edemediler. Yarabbi! Senin, kullar tarafından lâyık olan ibadeti bilmeleri, seni hakkı ile idrâk etmeleri, senin onlara verdiğin nimetlere karşı tam abdiyyet ve şükür etmeleri, sana lâyık olan zikri yapmaları, bilmeleri zatı-ecelli-âlânın için noksanlıktır. Seni, noksan sıfatlardan tenzih eder, kemâl sıfatlar ile muttasıf kılarım, dediğinde, Erhamerrahimin, ekremel-ekremin olan Allahu sübhanehu ve teâlâ:

— Ey Habibim! Ben bütün mahlûkatıma gaffarım. Ben Gafurum, ben Rahmanım, ben Rahimim. Bahusus, senin ümmetine olan şefkat ve rahmetim, sana olan sevgimdendir. Seni, nasıl diğer enbiyadan üstün tuttu isem, senin ümmetini de diğer ümmetlerden üstün tuttum. Onların ibadet azlıklarını, ibadet taksirlerini rahmetimle sana bağışladım. Mâ'siyet ve isyanlarını da, senin şefaatınla affı mağrifet kıldım.

Senin hürmetine işte bu müjdeyi vermek için seni kabul ettim, buyurdu.

Efendimiz, Kâbe-kavseyn'e vasıl olduğunda, her ne cihete nazar kılsa Rabbini görürdü. Rabbi cihetten münezzeh idi, Tecelliyat öyle olmuştu. Bil-külliye ihtimam ve sükûn Rabbe oldu ve küllisi nazarı rüyet oldu. Hicap yoktu. Hicap ref' olmuştu. Efendimiz, bu makama erigince, bu makamdan gitmek istemedi. Hucubu âlayık zâil olduğu için hudusu nefsi ve

halayıkı unuttugundan o makamda kalmak ve cebbarı-âleme o halde, o makamda ibadet etmek istediğinde, yani Allahın cemâlini görünce, mestü-hayran olup dünya ve mâfihâyı unutup, o makamda kalarak daima arzı ubudiyvet etmek istediginde Allahu teâlâ:

— Ya Resûlüm! Sen, benim beşir ve nezirimsin. Seni Resül olarak dünyaya gönderdim. sen, halkı bana dâvet edicisin. Seni, Ademe, Musa'ya, Isa'ya ve cemi enbiyaya, bütün resüllere müjde ve beşaret ettim. Bütün halk, senin kudümüne, dâvetine ve miraçta gördügün bu iltifatıma ve af, inağrifet müjdeme müntazırdırlar. Gerçi, bu makam çok yüce bir makamdır. Bu makama, hiçbir nebiyyimi, hiç bir resûlümü, hiç bir melek ve melâikei mukarrabiyni lâyık görüp, getirınedim.

Ancak, sana olan muhabbetimi, keremimi sana lâyık gördüm.

Bu mevkide ve bu makamda kalırsan, tebliği risalete yani halkı bana dâvete kadir olamazsın. Bu makam, senin makamı vilâyetindir. Halkı bana davet için makamı risalete dönmen lâzımdır. Geri, dünyaya dön. Her nereye ayağın namaz için varsa, bana salât için safa dursan bu makamı sana müçahede ettirir, bu makamdaki zevki safayı hâleti sana veririm.

Tâ, külliye beni görürsün. Sana hicabı ref' ederim, dedi.

Fe-eynemâ tuvellu fesemme vechullah..

Bakara sûresi: 115 «Her nereye dönersen, Allahın yüzü ile karşılaşırsın.»

O gece, Efendimize cennetler arz olundu, huriler, saraylar küşat olundu. Cehennem ve azapları, dünya ve ûkbada, aktarı-âlemde ne var ise, Kur'anı-kerimde ne zikr olundu, ne oldu ve ne olacak ise hepsi nebiyyi-ekreme gösterildi. O Habibi-hüda efendimize, sürei-Bakaranın sonu bilâ-vasıta nâzil oldu. Bu sûrei-Bakaranın sonunu ezberle ve oku! Bir kimse, bu âyetleri akşamdan okur, yatarsa sabaha kadar ibadet etmişçesine ecre nail olur. Zaten her müslümanın Kur'anı-kerimi okumasını öğrenmesi şarttır. Bir kimse, senede en aşağı üç hatim indirmesi Kur'anı-kerime olan edâyı şükrüdür. Okumasını bilmeyen de hiç olmazsa okutmalıdır. Eğer; kudreti okutmağa yetişmez ise Kur'anı-kerimin sahifelerine nazar ederek, ziyaret etmelidir. Bildiği kadar, bildiği sûreleri ve

kendine kolay gelen yerleri tilâvet etmelidir.

Kur'anı-kerimi okumak, en büyük ibadettir. Bütün evliyaullah son demlerini Kur'an okuyarak ihyâ etmişlerdir.

Allah, son kelâmımızı kelimei-tevhid ve Kur'anı-mecid eylesin. Bi-hürmeti-seyyidil-mürselin.

Nebi aleyhisselâm: «Bir, kişi Kur'anı namazda okursa, her harfine yüz sevap verilir. Abdestli olarak okusa, her harfine elli sevap verilir. Abdestsiz olarak ezberden okusa, her harfine yirmi beş sevap verildiğini» buyurmuştur. Bu Kütübü Mûteberede yazılıdır.

Bu sevaplar en azdan böyledir. Dilerse, Allah kat kat sevap yazar. Kur'ana bakan gözleri, Allah nâra haram kıldı. Kur'an okuyan dilleri ateş yakmaz. Kur'ana nazar eden yüzler nurlanır.

HIKAYE Hafız Esad Gerede, güzel sesli bir hafız idi. Genç; yaşında hakka yürüdü. Hafız arkadaşlarından biri, rüyasında görüp:

— Rabbin sana ne muamele etti? diye sorduğunda, — Aman Kur'an okuyun! Rabbim, beni Kur'an okuduğum için affedip, cennetine koydu dediğini, Sofular imamı hafız Hacı Ali efendiden işittim. Bu Esad efendi benim de arkadaşım idi. Zamanımızın meşhur okuyucularından idi rahmetullahı.aleyh.

Ey mü'min!

Mushafı şerif, yüz on dört sûrei-şeriftir. Otuz cüzdür.

Bir cüz'ü dörder hizıftır. Cem'an yüz yirmi hizıf olur. Altı bin altı yüz altmış altı âyettir. Bin adedi vaad, yani müjde, bin adedi vaid, yani korkutucu, bin âyeti emir, bin âyeti nehiydir. Bin âyeti misaller ve ibretler beyanında, bin âyeti haberler ve kıssalar beyanındadır. Beş yüzü helâl ve haramı beyan eder. Yüzü, tesbih ve dua beyanındadır. Altmış altısı nâsih ve mensuh beyanındadır.

On dört secde âyeti vardır. Tefsiri Begaviyde zikr olunduğuna göre: Altı bin altı yüz altmış altı âyette, doksan dokuz bin altı yüz otuz altı kelime vardır. Üç yüz yirmi üç bin altı yüz yetmiş bir harf vardır. Elli altı bin yetmiş iki elif. On bir bin dört yüz yirmi sekiz Be, on bin yüz yetmiş. yedi Te, bin iki yüz yetmiş altı Se, üç bin iki yüz yetmiş üç Cim harfi

ve 3773-Ha, 2426-H1, 5642-Dal, 4699-Zel harfi ve 11673-R1, 1570-Ze, 5800-Sin, 2253-Şın, 2013-Sad, 1707-Dad ve 1270-Tı, 842-Z1, 9220-Ayn, 2220-Gayn, ve 8499-Fe, 6813-Kaf, 7500-Kef, 30432-Lâm, 26135-Mim, 26560-Nun, 25136-Vav, 19070-He ve 4720-Lâmelif, 25719-Ye harfidir.

Işte, bir kimse namazda Kur'anı-kerimi hatim ederse, her harfini okuyana ve dinleyene ne miktar sevap verildiğini Resûl aleyhisselâmın haber verdiğini söylemiştik. Hak teâlâ okumayı ve dinlemeği nasibi müyesser eylesin! Amin bi-hürmeti-seyyidil-mürselin.

Bir kimse, namazda Kuranı hatim indirirse, ister dinleyerek ister okuyarak her harfine verilen yüz sevap olduğuna göre, alacağı hasanat: Otuz iki milyon üç yüz altmış yedi bin yüz hasenedir.

Bir kimse, abdestli olarak Kur'anı okur ve yahut dinlerse, her harfine elli hasene verildigine göre, on altı milyon yüz seksen üç bin beş yüz elli hasene alır.

Bir kimse, abdestsiz olarak ezberden Kur'an okusa veyahut dinleyerek hatim etse, her harfine yirmi beş sevap aldığına göre, aldığı sevap sekiz milyon doksan bir bin yedi yüz yetmjş beş haseneye nail olacaktır.

Kur'anı-kerimi abdestsiz olarak okuması caiz olup, kitabı-kerim abdestsiz tutulmaz. Cünüb olarak ne okunur, ne de kitabı âzize cl vurulur. Cünüp olarak dinlenmesi caizdir.

Velâkin, mü'min cünüb gezmez. Cünüb olduğumuzda hemen yıkanmak lâzımdır. Allah celle Kur'an'ında: «Cünüb olduğunuzda vakit geçirmeden yıkanın, temizlenin,» diyor.

Kur'an okuyanın, hatim indirenin ve hatim indirtenin ne kadar büyük ecre nail olduğunu bildirdim. Efendimiz: «Ümmetimin en şereflileri, hâmili Kur'an olandır.» buyurması, hafız olanlara yahut Kur'an okuma nimetine nail olanlara. ne büyük bir şereftir.

Ey hafız-1-kur'an kardeşim! Ey Kur'anı okuma nimetine erişen hâk yoldaşım! Sana müjdeler olsun! Erdiğin nimeti gördün mü? Işte, miraçta, Efendimize sûrei-Bakaranın sonu «Amener-Resûlü» bilâvasıta nâzil olup ve nice iltifatı Rabbani zuhura gelmiştir. Efendimiz: (Rabbim Miraçta bana doksan bin kelimât ile hitap etti. Otuz binini ehline, otuz binini herkese, diğer otuz bini ise benim ile Rabbim arasındadır)

huyurdular. Otuz bin kelâmı her ümmetine bildirdi. Otuz binini ehline bildirdi ki, bu zevat: Eha Bekir, Ömer, Osman,

Ali, Saad, Said Abdurrahman ibni Cerrah, Talha, Zübeyr, Eba-Saidil-hudri, Eba-Derda, Hüzeyfetül Yemani, Selman, Eba Hüreyre ve Îbni Abbas gibi zevatı âli-kadirdir. (Rıdvanullahi aleyhim ecmain.)

Allah teâlâ; Habibi edibine: «Ya Ahmed! Ya Resûlüm sen cenuetime girmeden diğer peygamberleri koymayacağım. Enbiyayı mürseline haramdır. Tâ ki sen cennete girmoyince diğer ümmetlere de haramdır. Tâ ki senin ümmetin cennetime girmeyince... Yani, sen ve senin ümmetin evvelâ connetime girecek sonra diğer peygamberler ve ümmetleri girecekler.»

Rivayet olundu ki...

Musa aleyhisselâm münacâtında: «Yarabbi! Tevratta bir ümmet vasf etmişsin. Onların kalpleri üzere nûr var. Sanki yıldızlar nûru gibi. Toprağı, onlara temiz kıldın. Bu kavim sana cemaatle ibadet ederler. Bunların, her namazına yetmiş namaz sevabı verilir. Bu kavim senede bir ay oruç tutarlar.

Hiç günahları kalmaz. Bu ümmet senin yolunda, senin dinin için savaşırlar. Hep günahları mağfur olur. Bu ümmet için beytullahı tavaf ederler diyorsun ve bu tavalarına mukabil onları günahlardan pâk ve tâhir kılacağını vaad buyuruyorsun. Bu ümmet, kıyamette haşr olduklarında bunların başından cevherler ve inciler dökülüp nûrlar içinde haşr olacağını bildiriyorsun. Bu ümmetin cebeli Tehâme kadar günahları olsa, ulema meclisine varıp oturmakla, ders dinlemekle günahlarını affedeceğini bildiriyorsun. Bu ümmetin, bir sevabına en azından on hasene; bir günahına, bir günah yazılıyormuş. Bu ümmetin, son ümmet olup, cennete her ümmetten evvel gireceklermiş. Bu ümmet, hangi ümmettir? Bu ümmeti bana nasip eyle, ben bu ümmete peygamber olayım! dediğinde:

— Ya Musa! O ümmet, ümmeti-Muhammeddir, cevabı verildi.

— Yarabbi! Ne sebep ile bu zevata bu muameleyi yapıyorsun? Hangi kerametten dolayı bu rıf'âte eriştiler? dediğinde Allahu teâlâ:

— Ya Musa! Onların, yani o kavmin Nebisi sevgili Muhammedimdir. O sebeple, bu ümmeti bu rif'âte eriştirdim. Muhammedim hürmetinedir. Yâ Musa! Seni, insanlar üzere seçtim. Seni, kelâmım ve risâletimle şerefyap ettim. Sen, bana şükür edicilerden ol! diye buyurduğunda Musa aleyhisselâm:

- Yarabbi! Mademki, o kavmi bana ümmet olarak vermedin, hiç olmazsa beni o kavimden eyle! dediğinde Allahu teâlâ:.

— Ya kelimim! Bu temennin olmaz. Zira, onlar son ümmettir. Ama, istersen sana onların sesini işittireyim dedi. Hz.

Musa:

— Seslerini işitmegi arzu ederim! dediginde cenabı-kadiri-kayyum:

— Ya Ümmeti Muhammed! diye nida ettiğinde; ana rahminde, baba sulbünde olan bütün ümmeti Muhammed bu dâveti ilâhiyyeye karşı «Lebbeyk. Lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk.» dediklerinde Allahu teâlâ bu icabeti, şeairi hacdan kıldı. Yani haccın farzlarından biri de telbiyyedir. İşte bu telbiyyenin sebebi budur.

Ne mutlu hazreti Resûlü-ekreme ümmet olana!

Yarabbi! bizi ümmeti Muhammed getirdiğin gibi, ümmeti Muhammed olarak yaşat ve Ummeti Muhammed olarak ruhumuzu kabz eyle! İşte Miraç. İşte miraçta olan hakkın bize ikraml.

Habibi-hüda efendimiz o gece zâtı-uluhiyyete ait bazı âyâtı gördü. Bu makama hiç bir Nebiy, hiç bir Resûl ve hiç bir melâikei-mukarrabin nail olamadı ve olamazdı. Zira, Habibi hüda efendimiz cemi enbiyanın serveri, Allahın yektâ bir nebiysidir.

Bütün peygamberler Miraç etmiştir. Fakat, Habibullahın Miracına hiç bir peygamberin Miracı benzemez. Allahın Nebiysi çok, velâkin Resûlü ekremi başka...

Her peygamberin bir Miracı vardır:

Hz. Adem'in miracı; tövbesi kabul olduğu zamandır.

Hz. Nuh'un miracı, Ümmetinin gemiye iltica edip, mü'minleri garktan halâs olmaları ve imansızların da helâk olmalarıdır.

Hz. İbrahim'in miracı, Nârı Nemrud'a atılıp, o ateşin Hz. Halil'e gülzâr olması esnasındadır.

Hz. Yunus'un Miracı: Balığın karnındadır.

Hz. Musa'nın mira'cı ise Tur-u-Sinâ'da bin bir kelâmda olmuştur.

Habibi hüda, şefiî rûzi-ceza, hatemil-enbiya efendimizin yüz küsur miracı ruhen, bir miracı da cesedi ve ruhu ile Kâbeden Kudüs'e, oradan semalara uruç ettirilmiş. Dünyada ne olmuş ve ne olacaktır. Kabirde ne olmuş ve ne olacaksa, Mah-

Sayfalar 498–503 · İrşad II — tarikat.org