İrşad II · kaynak sayfaları 504–509
şerde ne olacaksa, Kıyamet, hesap, mizân, sırat, cehennem ve cennet ve cehennemin derekâtı ile cennatı-âliyatın derecatı, hûri gılman, vildan, cennet melekleri... Cehennemde olacak envai azaplar ve zebanilerin şiddetleri...
Hâk teâlânın Ummeti Muhammede olan rahmeti, affı ve keremi, ihsanı inayeti ve cemâli bâri yaş ve kuru ne olacaksa efendimize Miracında hepsi gösterilmiştir. Kendisine nâzil olan Kur'anı-kerimde; Semi, yani işitmekle bildirildiği gibi Miraçta da bizzat gözleri ile mânayı Kur'aniye gösterilmig, Miracında zevki vicdani bizzat efendimize tattırılıp, ilmel-yâkin, aynel-yâkin, hâkkal-yakiyn kendisine ihsan olunup, Ulum-ul-evvelin ve Ulumu-âhirin, ulumul-bâtının ve ulumuzzâhirin sırrı zuhura gelmiş.
Mâverai-hicapta ne var ise; Kul ile Allah, halık ile mahlûk arasındaki muamele tamama ermiş. Ummeti Muhammed'e de beş vakit namaz, Miraç olmuştu. Miraç sırrı, namaz kılan mü'minde de kendi bünyesine ve istidadına göre ayrı ayrı tecelliyat ile ayaı sır zuhura gelebilir.
Cemi enbiyanın miracı İlmel-yakındır. Yani işitmekledir.
Cenabi-sahibi-miraç efendimizin miracı ise, ilmel-yakıyn, Aynel-yakıyn ve Hakkal-yakıyndir. Yani, Efendimizin miraçları işitmekle olmuş. Bununla kalınmamış, mübarek gözleri miraç etmişler. Bununla da bırakılmamış. Miraçlarının zevkine varılıp, Kalp-Kalıp, Ruh-sır, Kulak-göz fuat, zevki zâhiri ve zevki vicdani ile miraç ettirilmiştir.
Namaz kılma nimetine erişen mü'minler de, namazlarında yalnız işitmek ile yetiniyor. İlmel-yakiyn ile kalıyorlar ise, diğer enbiyanın miracına vâris olmuş demektir. Habibi-hüda efendimizin miracına vâris olan zümrei-âşıkıyn ise, namaz miraçlarında, efendimizin işitip, görüp, tadıp, zevki kalp, zevki kalıp, zevki ruh, zevki sır, kulak, göz, fuat, zâhiri ve bâ-.
tini nimetlerine kendi istidatlarına göre ayrı ayrı tecelliyatı ilâhiyyeye ererler. Birine olan tecellinin ayni digerine olmaz.
Tecelliyatı-ilâhi mahdut ve sayılı değildir.
Allah, bizleri de bu Miracı Resûlüllaha vâris kılsın! Enbiya ve Evliyaullah zevkini tatdırsın. Her miraç eden, yani namaz kılan Mü'mine ayrı ayrı tecelliyat olur. Bazı mü'mir mescidin duvarını, bazısı Kâbe'yi, bazısı Beytilmâmuru, bazısı arşı, bazısı kürsiyi ve bazısı ise hakka karşı miraçlarını yaparlar.
Hak tealâ, bunlara cihetten, sesten, harften, sedadan âri
olarak tecelli eder. Bunlar ile sessiz sedasız, cihetsiz, harfsiz konuşur. Zaten, bu zevata Allah öyle yaklaşmıştır ki, bunların gören gözleri, tutan elleri, konuşan dilleri, yürüyen ayakları hakla beraber olmuştur.
Efendimizin Mekkeden Küdüs'e mâal-cesedi-verruh gitmesi, ayetle sarahaten beyan olundugu gibi, Kudüsten semaya urucu da âyetle sabittir. Surei-Necim, buna adili şahittir.
Süleyman aleyhisselâmın, üç aylık yolu öğle ile ikindi arasında kat'ettiğini Kur'anı-kerim zikretmektedir. Tabii, rüya ile degil, cesedi ve ruhu ile...
*k5ütügüüş süküts benter Sebe sûresi: 12 Süleyman aleyhisselâm, bir Beni-Israil peygamberi iken kendisinden böyle bir mucizenin zuhurunu, Allaha iyman ettim diyenler inkâr etmez iken: Sultanı enbiyanın ve cemii mahlükata peygamber olarak bâas olan, On sekiz bin âleme rahmet efendimizin bu mucizelerini inkâra kalkıp: «Efendim ruhu ile miraç etmiştir. Cesedi ile değil,» diyen ahmağa gaşılır.
Süleyman aleyhisselâmın mucizesi olan, bu rüzğâr ile uçuş bu gün ümmeti Muhammed de, fen olarak zuhura gelmiştir. Öğle ile ikindi arasında üç aylık yol değil, belki üç senelik yol kat edilmektedir. Bu mucize, Ummeti Muhammedden fen diye zuhura gelirse... Ve yine tayyi-mekân eden evliyaullahta vardır.
Süleyman aleyhisselâmın bu mucizesi, Ummeti Muhammedin velilerinde keramet olarak zuhura gelirse, Sultanı enbiyaya bu mucize çok görülüp; yahut münkirin gözüne güzel görünmek için: «Efendim, Miraç rüyada olmuştur,» demek kadar gülünç bir şey olamaz. Miraç, rüya ile olsa idi, hiç bir
kâfir bunu inkâr etmezdi. Çünkü rüyadır. Kâfirin miracı inkârı rüya ile olmadığındandır.
Miracı, peygamber efendimiz kendisi yapmamış, Allah celle ona bu lûtfu ihsan etmiştir. Allah her şeye kadirdir.
HIKAYE Bir zamanlar, bir toplulukta oturuyor idik. O toplulukta bir de münkir müftü vardı. Bu zavallı adam, kendini bir müçtehid gibi görür, sözüne itiraz edene: «Tahsiliniz nedir?» der.
hiç bir kimseye söz söyletmez, bütün mucizei Kur'aniyyeyi inkâr ederdi. Hepsine bir te'vil uydururdu. O mecliste, söz Miracı-nebiyye geldiğinde böyle bir şeyin olmadığını efendimizin rüya gördüğünü ileri sürdü. Orada bulunan halktan bazıları itiraza kalkınca:
— Efendim tahsiliniz nedir? dedi. O zat da:
- Tahsilim: Kur'anı-kerimi ezberledim, hâfızım. Mânayı-Kur'anı bilirim, Tefsir okudum. dediğinde o münkir müftü:
— Sen, cahil bir adamsın sus! deyip o zatı susturdu. Orarada bulunan halk, ben fakire bakıp: «Şuna cevap ver,» demek istediklerini ifade ettiler. Bu inatçi ile münazara yapmak çok zor idi. Ne ise fakir:
— Efendi hazretleri! Peygambere miracı ruh ve cesedi ile yapmak mümkün değil midir?
— Olmaz öyle şey, bu rüyadır, rüya diye israr etti.
— Miracı, peygamber yapmadı, Allah yaptırdı, dediğimde:
— Yine rüya, hep rüyadır, dedi.
Baktım ki olacak gibi değil:
— Evet! Allah celle bir kulunu Mekke'den alıp, Kudüs'e götürmeğe kadir degil! Müftü efendi doğru söylüyor, dedim.
Bu sefer o:
— Efendim, Allah kadirdir, dediğinde:
— Öyle ise neden inkâr ediyor da, rüyadır diye inat ediyorsun? dedim. Şaşırdı, cevap bulamadı ve kalkıp gitti.
Çok geçmeden de âhireti boyladı. Allah münasip ise rahmet eylesin.
Ne günlere kaldık! Bütün islâm uleması efendimizin Mekke'den Kudüs'e ceset ve ruhu ile gittiğinde müttefiktirler.
Kudüs'ten, semaya urucunda bazıları rüya ile olmuştur derler, ekseri ulemâ Kudüs'ten semaya urucunda ceset ve ruh'ile ol-
duğunu beyan ederler ki lâ şek, doğrudur. Zira, yukarıda söylediğimiz gibi, Sûrei-Necimde Allah celle hazretleri, bunun böyle olduğunu beyan etmektedir. Rüya ile olsa da bu bir ayıp degildir. Ama, her şeye kadir olan Allaha böyle ufak bir kudreti lâyık görmemek ve efendimizin: «Cesedimle miraç ettim,»
demesine mukabil, Miraç; rüya iledir diyerek efendimizi tekzip etmektir.
Efendimize ilk vahiyler rüyayı sadıka ile başlamıştır.
(Rüya ile bu gece ben miraç ettim) dese yine inanırız. Zira, rüyası haktır. Ama (Ben bu gece rüyamda Mekke'den Kudüs'e gittim) demeye hacet yoktur. Ben, bu gece rüyamda Kudüs'ü gördüm denir. Halbuki, her şeye kadir olan Allah, Abdini Mescidi-haramdan Kudüs'e götürdü denmesi vücudu lle gittıgınde şuphe gotürmez bır hakıkattır.
Ruhan ca miracı pek çok olduğunu süylemiştik. Onun, her sözü haktır. O va'dinde sadıktır. Peygamberlerin rüyası da haktır. Bizim rüyalarımıza benzemez. Allahın her şeyi yapmasına kadir olduğunu bilen, Allaha böyle ufak bir işi çok görmez. İyman eder, teslim olur, rahat bulur.
Eba Bekir gibi ona iyman edenler aziz ve şerif olup, «Sıddık» lâkabını aldılar. Kıyamete kadar ehli-iyman ve ehlivicdan tarafından sevilecekler, sayılacaklardır. Eba-Cehil gibi ona inanmayanlar da lânetlenmeğe mahkûmdurlar.
Ey miracı Muhammediyye ile gâd olanlar, affı-ilâhi ile miraçta müjdelenenler! Muhammed aleyhisselâma iyman edip ona gönül verenler! Bu miraç sana müjdedir! Bu miracı nebiy ile afta, magtirete, cennete, cemale erişecegin sana müjdelendi. Senin, gayb olarak iyman ettigin cennet ve derecati; Cehennem ve derekâtı, ne olacaksa hepsi sözünde sâdık, vadinde sabit olan sadıkül-vadül-emine gösterildi. Sen de ona iyman getirdiğin için, o gayba iyman ettiklerin artık gayb olmaktan çıktı, âyân ve beyan tafdil oldu. Artık, iymanın işitmekle kalmadı. Sana göz mahiyetinde olan Resûlü zişânın verdiği sadık haberlerle aynel-yakiyn, yani gözünle görmüş oldun.
Resûlün tattığı ile iymanın hakkel-yakiyn, yani sen de tatmış oldun. Zira sen de vücudu Muhammedin bir cüz'üsün. Onun miracı senin miracın oldu. Sana beşaret, sana müjdeler olsun!
Arzın vârisi, Cennetin mâliki sensin!
Şairlerin dile getiremedigi, kalemlerin yazamadığı, insanların tarif edemedigi, kulakların işıtemedigı, lisanların
söyleyemediği, gözlerin görmediği, kalplerin tahattur edemediği, insan havsalasının alamadığı nimetler senin içindir. Zira, sen Muhammed aleyhisselâma ümmetsin. Ona ümmet olan iki cihanda Sultan olur. Ondan yüz çevirip, ona iyman etmeyen de, iki cihanda perişân olur. Ona inanmak nimetine eremeyenlere yazık olsun, veyl olsun!
Allahin, bizlere en büyük in'âm ve ihsanı, lütfu ve keremi: Muhammed Mustafa'dır. Elhamdülillâh; ona ümmet olduk.. Ebedî saadete erdik. Yarabbi! Bizleri bu saadetten cüda kılma! Amin bi-hürmeti-seyyidil-mürselin-velhamdülillahi rabbilâlemin Ya Allah! Ya Kerim! Ya Rahim!
Sultanı Resûl, Şahı-iklimi-risalet hürmetine, iki cihan serverinin şanı, şerefi, izzetine; Miraçta Habibine gösterdiğin zâtı-uluhiyetine mahsus âyat-ı-beyyinat devletine, sessiz cihetsiz, harfsiz, savtsız hitabı, ilâhiden nimetine, Celâlin, azametin, kuvvetin, kudretin, inayetin hürmetine bizleri bu gece esrarı-miracına eriştir. Habibinde biliştir, sevgilinle tanıştır, mahbubunla seviştir Yarabbi!
Ilâhi! Kalplerimizden dünya kederlerini ihraç eyle! Aşkınl, muhabbetini bizlere sertaç eyle! Sana varan yola bizleri minhaç eyle yarabbi! Mahzun gönüllerimizi dilşâd, cümlemizi narından azâd, sana ve senin Habibine olan aşkı muhabbetimizi müzdad eyle yarabbi!
Arşı rahman, Kürsiyyi-sübhan, sidre-i müntehada sana arzı ubudiyyet eyleyen melâikei mukarrabin hürmetine; Beytil-mâmuru tavaf eyleyen yedinci kat melekleri ve altıncı katta sana tesbih eyleyen melikenin tesbihatı izzetine, beşinci kat gök meleklerinin ibadâtı, duaları, tesbihleri, temcidleri hürmetine, dördüncü katta olan melikenin secdeleri, tahiyyatları, tesbihleri ve duaları azametine, üçüncü kat gökte olan melikenin secdelerindeki duaları izzetine, ikinci kat gökteki meleklerin rükûu ve birinci kat gökteki meleklerin kıyamı, duaları ve tesbihleri sırrına bizleri son nefeste. cemalin ve cemali Habibin ile müşerref eyle! Bize rahmetin ile muamele eyle! Bizleri habibinden ayırma yarabbi!
Adem safiyullah, Şit nebiyullah, Nuh neciyullah, İbrahim halilullah, Musa kelimullah, Ismail zebihullah, Isa ruhullah hakkı için, islâmı ehli-küfür üzere galip eyle! Cemi peygamberan hakkı için, Resûlün Muhammedül-arabi hakkı için bizleri zalemeye pâymal etme yarabbi! Zâhirimizi nûru Kur'-
an ile pür-nûr, batınımızı muhabbetin ile memlû eyle yarabbi!
Burada ellerini açıp, âmin diyen şu ümmeti Muhammedi, buradan dağılmadan rahmeti-Sübhaniyyen ile cümlemizi mağfurin zümresine ilhak eyle yarabbi! Cümlemize affı mağfiretin ile tecelli eyle yarabbi!
Şu halimizden ruhu Muhammediyyeyi haberdar eyle yarabbi! Nigâhı-iltifatı-Ahmediyyene cümlemizi nail eyle yarabbi! Bizleri, burada tevfikin ile cem'ettiğin gibi; ol ulu divanda, yalın ayak baş açık durdugumuzda cehennem, ehlimahşere hücum edip cümle peygamberler dizleri üstüne düşerek nefsi, nefsi diyerek âhü zâr ettikte ol seyyidil-kevneya, Resûlüssakaleyn, imamel-harameyn, sahibi kıbleteyn, ceddel Hasaneyn Ahmet, Mahmut, Hamid, Mahi, Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri cehenneme karşı durup: «Kızım Fatıma, Zeynep, Rukiye, Ummü Gülsüm, Kasım, Ibrahim, Tayyibimi istemem. Hasanı müçtebamı, Hüseyni şehidi kerbelâmı al. Illâ şu zaif ümmetimi bana bağışla!» dediği günde, bu mecliste âmin diyen dilleri, ağlayan gözleri, inleyen gönülleri Habibinin Livâi-Hamd adlı sancağı altında lütfünle, kereminle, rahmetinle cem ve haşr eyle! Habibinin hürmetine bağışladığın kullarından eyle yarabbi.
Ruhlarımızı ruhu Ahmediyye ile âgina eyle! Ol korkulu günde gizli sırlarımızı meydana çıkarıp, hasımlarımız yanıda bizleri rezil rüsva eyleme yarabbi! O dehgetli günde, o kıyamet, o nedamet, o hasret, o şiddet, o vahşet gününde ol seyyıdı kevneynin on sekiz bin âleme rahmet olan Muhamned Mustafa'nın gefaatı uzmâsiyle Rabbim cümlemizi mesrur, memnun eyleye! O günde ellerimizden tutup: «Gel benim ümmetim, beraber olalım. Mizânda, hesapta senin yardımcınım. Sana sıratı geçireyim. Seni nârdan kurtarayım. Sen, dünyada iken beni sever, bana ve ehlime, eshabi, ensarı, etbaime ma'salavat okurdun. Gel, seninle beraber cennete varalim.
Ol ulu Allahu azimüşşanın didârmı görelim.» dediği has ümmetler zümresine, Rabbim cümlemizi keremiyle ilhâk eyleye!
Ömürlerimiz tamam oldukta, başlarımız ecel yastıgına dayandıkta, ciğer al kana boyandıkta, evlâtlarımız: «Ah babam, vah anam ölüyor» diye feryat ettikte, doktorlar bizden el çektikte, ilâç ve iğne faidesini bizden kestiğinde, can hul-