İrşad II · kaynak sayfaları 456–460
Bi-hürmeti-tâha ve Yasin ve âli-yasin ve selâmün-alel mürselin.
Bir vâdiye geldim, o vâdiden çirkin kokular duyulnıakta, korkunç bir ses yükselmekte idi. O ses, Allaha şöyle münacaat ediyordu: (Ey benim Rabbim! Bana, vaid ettiğin kâfir ve zâlimleri artık bana gönder. Benim zincirlerim, diken lerim, kelepçe ve bukağılarım hazırlandı. Zakkum ve kaynar sularım, envai türlü azablarım, yılan ve çıyanlarım, akreplerim çogaldı. Korkunç ates vâdilerim iyice kızdı. Bana, vaid ettiğin zâlimleri, kâfirleri, hâinleri bana gönder de, türlü azab ile onlardan mazlûmların intikamını alayım. Senin nimetini yiyip de sana karşı şirk koşanları, halka zulûm eden hâinlerden âsilerden intikam alayım. Vazifemi yapayım)
diyordu. (Bu nedir ya Cebrail?) dediğimde, (O pis koku, cehennemin kukusu ve bu çirkin, korkunç ses de cehennemin sesidir.) dedi. Cehennemin bu niyazına karşı Cenabı Allah celle ve âlâ buyurdu: (Ey nâr! Ey cehennem! Bana şirk koşanları ve beni, benim peygamberimi inkâr eden kâfirleri ve kullarıma eziyet ve cefa eden zâlimleri, yetim hakkı yiyen hâinleri ve her hâbis olan kadın, erkeği yevmi kıyamete iyman etmeyen cebbarları sana koyacağım. Seni, insan ve cinkâfirleri ile inatçı cebbar kâfirlerle dolduracağım) dediğinde, cehennem, (Razı oldum yarabbi.) dedi.
Sonra bir vâdiye vardım, Gayet güzel kokular duydum.
Bunun ne oldugunu Cebrail'e sordugumda, (Burada bir şehide yavruları ile yatmaktadır. Bu güzel koku onların kabirlerinden gelmektedir. Bunların kabirlerinde cennet yemişleri vardır. Bu kokular o yemişlerin kokusudur. Bu kabirde, Firavun'un kızının hizmetçisi ve gocukları yatmaktadır.) (Bunların hikâyesini Sabır hakkındaki risalemizde yazmıştım. Bu hikâyeyi oku.)
Sonra bir vâdiye geldim. O vâdide lâtif bir rüzgâr esiyor, lâtif kokular geliyordu. Gayet hoş sesler kulağımı okşuyordu. Hz. Cebraile sordum: (Yâ Cebrail! Bu güzel kokular, bu güzel sedalar nedir?) Hazreti Cebrail: (Yâ Resûlallah! Bu güzel kokular cennetten geliyor ve bu güzel ses cennetin sesidir. Dinleyin, Yâ Resûlallah!) dedi. Ben de dinledim. Cennet, şöyle niyaz ediyordu: (Ey benim kerim olan Rabbim!
Bana vaad ettiğin kullarını bana getir artık. Benim saraylarım, köşklerim, haymelerim, istebrak ve sündüslerim, ipeklerim ve türlü altın, incilerim, mercan, zümrüt, yakut ve gümüşlerim, misk amberim, kâselerim, kablarım ve türlü türlü
yemişlerim süt ve içeceklerim, su, süt, bal, şarap ırmaklarım, hüri gılman, vidânlarım ve hesaba gelmez, sayılmaz nimetlerim tezyin oldu, Çogaldı, Bana vaad edip, bana ithal edecegin o has kullarını artık getir. Benim, onları beklemege sabrı tahammülüm kalmadı. O kullarını bana gönder ki, türlü envai nimetlerin ile, in'am ve kerematın ile mükerrem ve türlü lûtufların ile muazzez ve mükerrem, muhterem edeyim) dediginde Cenabı Ekremel ekremin cennetin bu niyazına cevap verdi:
(Ey Cennetim!) Bana iyman edenleri, Habibime gönül veren, beni tevhid edip Resüllerime iyman edenleri ve güzel ameller ile bana itaat ve ibadet eden kullarımdan kadın, erkek, cümle mûti kullarımı, bana girk koşmayan, bana itimat eden kullarımı sana ithal ederim. Her kim ki benden korkar, benim azabımdan çekinir ise, ben onu azabımdan emin eder, senin bağlarını, bahçelerini ona mekân ve mesken ederim.
Her kim ki, muradını, maksudunu, dileğini, hâcetini bana niyaz eder, ben onun hâcetini kabul ederim. Muradını, maksudunu ihsan eder, veririm. Her kim ki, bana karz, yani benim rızam için fukara, zuâfa, yoksullara ve muhtaçlara verilen sadakalar ve hak yoluna, hayıra harcanan mallardır. Ben ona mükâfaten kat kat ecirler, sevaplar ihsan ederim. Her kim ki, umurunu bana havale eder, bütün işlerinde bana tevekkül eyler, ben onun cümle işlerine kifayet ederim. Ancak, ibadete, iymana lâyık Allah benim. Benden başka iyman ve ibadete lâyık ilâh yoktur! Ben, cümle vadimi yerine getiririm. Vâdimden, sözümden dönmem. Muhakkak cümle mü'minler felâha dahil oldular. Cennetim onlara hazırlandı. Cennet bana iyman edenlerin yeridir. Bana iyman edenler senin ehlindir.
(Fetebarekallabü ahsenel halikiyn)
hitabı geldiğinde cennet (Razı oldum Yarabbi!) dedi.
Sağ tarafımdan «Yâ Muhammed. Dur!» diye bir seda işittim. Bu seda «Dur! Sana azıcık bir sualim var?» diye ilâve etti ve bu seda üç kere durmamı söyledi. Ben bu sedaya iltifat etmedim ve durmadım. Sol tarafımdan dahi üç kere:
«Ya Muhammed dur!. Biraz eylen. Sana sualim var» denildi.
Bu sedaya da iltifat etmedim ve yoluma devam ettim. Önüme. gayet güzel giyinmiş bir kadın çıktı. Uzaktan güzel göündüğü halde yakından baktığımda çok çirkindi. Bana üç kere (Azıcık dur. Sana bir sualim var) dedi ama ona hiç il-
tifat etmedim geçtim. Onümde asasına dayanmış bir ihtiyar gördüm. Zangır zangır titreyen bu ihtiyar da bana üç kere (Dur. Sana bir sualim var. Dur da cemâlini göreyim) dedi.
Aslâ durmayıp onu da geçtim. Bir güzel delikanlı gördüm.
Yüzünden nûr leman ediyordu. Bana hitap edip: (Ya Resûlallah! Dur, size bir şey söyleyeceğim var!) dediğinde burak durdu. Selâm verdim, selâmımı aldı ve bana: (Ya Muhammed! Sana müjde olsun. Bütün hayırlar sende ve senin ümmetindedir.) dedi. Ben de Rabbime hamdü senâ edip «Elhamdülillah» dedigimde Cebrail aleyhisselâm da «Elhamdülillah»
dedi, ben Cebraile sordum: (Bunlar kimlerdir?) Cebrail Aleyhisselâm cevaben: (Yâ Resûlallah! Sağ tarafından seslenen yahudi sedası idi. Eger, bu sedaya iltifat etse idiniz, sizden sonra bütün ümmetiniz yahudi olup, yahudiye esir olurdu. Onların tahtı kalırında hor, zelil olacaklardı. Sol tarafınızdaki seda edende hıristiyanlık idi. Eğer, durup iltifat etseydiniz sizden sonra bütün ümmetiniz hıristiyan olacaklardı. Hıristiyanlar, bütün ümmetinizi esir edip hor ve zelil edeceklerdi. O kadın ki, size seslendi; onun dâvetine icabet etseydiniz, sizden sonra bütün ümmetiniz dünyaya hâris olup, Allahı unutur, dünyaya taparlardı. Güzel giyiniş, ziynetlerle süslenişi insanları aldattığına işarettir. Kocalığı kıvamete işarettir. Yakından hakıldığında çirkinliği görülmesi ise; dünya hayatı, düşünüldüğünde bütün çirkinliğinin meydana çıkmasına işarettir.
Önünüzde seslenen ihtiyar ise, şeytanı lâin idi. Sizin, ziyade merhametli oldugunuzu bildiginden size ihtiyar olarak göründü, o ihtiyarlıkla size iltica etmesi, ona iltifatınıza hiyle idi. Eğer, durup ona iltifat etse idiniz, ümmetiniz âhir ömründe onun hilesinden necât bulamazlar ve ekseri ümmetinize galip olur, azdırır ve onları iymansız âhirete gitmesine sebep olurdu.
taze nurlu yigit ise dini-islâma misâldi. Durdunuz.
Sizden sonra ümmetiniz tâ kıyamete kadar cümle düşman hilesinden emin olur ve dini islâm üzere sâbiti-kadem olurlar)
dedi.
Bu konuşmadan sonra Mescidi-Aksâ'ya kadar Resûlüsakaleyn Efendimiz çok acaip ve garip şeyler gördü. Lâkin, en meşhurları bunlardır. Efendimiz diyor ki; (Mescidi-Aksâ'ya geldiğimde, semadan melekler inip beni karşıladılar.
Allahın bana olan türlü ikramı ve nimetleri ile beni müjdeleyip, bana selâm verdiler: «Esselâmü aleyke ya evveli, esselâ-
mu aleyke ya âhiru, esselâmu aleyke va haşirû» diye selâm verdiklerinde ben cebraile dedim ki: (Yâ Cebrail. Bu meleklerin bana ettigi tahiyye ve selâmın mânası nedir? Zira, evvel, ahir, haşir, Allahtır) dedigide Hz. Cebrail: «Ya Resûlallah! Kıyamet günü en evvel siz kabrinizden kalkarsınız.
Buna binaen, haşir dediler. O günde en evvel siz şefaat edersiniz. Bunun için Evvel dediler. Alemi dünyada, siz cümle peyamberlerden sonra ba's olduğunuz için «Ya âhiru» diye selâm verdiler» dedi.
Mescidi-Aksâ'nın kapısına geldigimde Burak'tan indim Hz. Cebrail'in gösterdigi halkaya Burak'ı bagladım. Bu halkaya enbiya bineklerini bağlamışlardı. Bütün ervahı-enbiya beni karşıladı, bana tâzim ve tekrim ettiler.
(Alimlerin bazılarına göre Cenabi-peygambere hürmeten Allah celle bütün enbiyayı cesetleri ile diriltip, öylece cenabı peygamberi karşıladılar, deniyor.)
Enbiyanın ruhlarını gayet muazzam gördüğümden Hz.
Cebrail'e (Bunlar kimlerdir?) diye sordum. Hz. Cebrail:
(Bunlar, sizden evvel gelen enbiyai-mürselinlerdir. Selâm veriniz!) Ben de selâm verdim. Mescidi-âksa'ya girdiğimde kâmet okunuyordu. (Kim kâmet ediyor?) diye baktığımda Cebrail aleyhisselâm beni mihraba geçirdi ve: (Sizin imamet etmeniz lâzım. Çünkü, siz efdâl ve ekremsiniz) dedi. Ben de mihraba geçip, cümle enbiyayı-mürseline imamet edip iki rekât namaz kıldırdım. Yüzümü enbiya aleyhimüsselâma döndürüp onlar ile konuştum. Her Nebiyyi zişân, kendilerine keremi ihsan olunan nimeti-ilahiyyeyi takdisen senâ edip. Allaha hamd ettiler. Bende hak teâlânın bana olan ihsanını, lûtfunu tahdis-ün-ni'me saydım ve Rabbime hamdü sena ettim.
Ibrahim Halilullah; Allaha hamdü senâ edip dedi ki:
(Rabbim beni dost, halil ittihaz eyledi. Bana mülki-âzim verdi. Benim, senin ümmetine baba olduğumu Kur'an'ında zikr eyledi. Benim oğlum Ismail'e bedel koç indirip beni ve evlâdımı taltif eyledi. Bana ve oğlum Ismail'e, Kâbe'sini yapmakla emrü ferman eyleyip, senin ve ümmetinin salâtında ve Kur'an'ında isimlerimizi zikr eyleyip, bizlerin gânını cümle âleme beyan eyledi. Bana, nârı Nemrud'u nûr eyledi. Beni Ishak'a baba kılmakla cemi enbiyaya ced'dede olarak ikram eyledi. Beni, nâra atan Nemrud'u sivri sinek ile imha eyledi.)
dedi.
Musa kelim, Allaha hamdü senasında: (Hamdü-sena Al-
lahü tealâya olsun ki; benim ile vasıtasız konuştu. Bana, Tevrat'ı verdi. Benimle, Firavun'u ve âlini denize gark eyledi.
Bana ve kavmime necât etti. Bana Harun'u vezir kıldı. Asâmı mucize kılıp, Firavun'u onunla Tedip eyledi. Bana ve Kavmime gökten bıldırcın ve helva yağdırdı. Allahın ona olan inam ve ihsanına şükürler etti.)
Hz. Musa'dan sonra Davut aleyhisselâm hamdü senasında: (Hamd ve senâ şol ecelli âlâ için olsun ki, bana büyük mülk verip beni padişah eyledi. Bana Zebur'u verdi. Beni, pey gamber ve oğlumu da peygamberlikle taltif eyledi. Demiri elimde mum gibi yumuşak kıldı. Dağları ve kuşları bana müsahhar kıldı. Bana, güzel bir ses verdi ki, dinleyen gaşyolur, dağlar ve taşlar benimle birlikte Allahı zikr ve tesbih ederler.
Bana ilmi şeriatı ve faslı hitabı ihsan etti) dedi.
Hazreti Davut'dan sonra oğlu Süleyman aleyhisselâm.
Allahın kendisine ihsan ettiği nimetleri sayıp hakka hamdü senâ eyledi ve şöylece kendine verilen nimetleri saydı. (O1 kadiri kayyum olan mevlâ bana rüzgârları, cinnileri, şeytanları müsahhar etti. Onlara istediğimi yaptırdım. Bana, kuşların ve hayvanların lisanlarını bildirdi. Beni, bir çok kulları üzere tafdil eyledi ve bana bir mülki-azim verdi ki, benden sonra öyle bir mülke kimse nail olamaz.)
Isa aleyhisselâm ise hamdü-senasında dedi ki: (Hamdüsenâ şol bâri teâlaya ki, Adem'i topraktan, ana ve babasız hâlk ve icad ettiği gibi, beni de babasız, maddesiz: «Kün» emri ile hâlk ve icat eyledi. Bana; ilmi-kitabı, Yani Tevrat ve Incil'in ilmini ve ilmi-geriatı öğretti. Benim duam ile körlere ve hastalara şifa ihsan eyledi, ölüleri diriltti. Beni ve anamı şeytanın mekrinden emin eyledi ve beni diri olarak semaya kaldırdı ve kendisine verilen diğer nimetleri saydı ve Allahu teâlâya şükür etti.)
Her nebiyyi-mirsel, kendilerine verilen nimetleri sayıp hamdü senâ ettiler. Ben de onlara dedim ki: «Sizler Rabbilâlemine, size verilen nimetlerini sayıp hamdü-senâ ettiniz.
Ben de Rabbimin bana verdiği nimeti-ilâhiyyeyi sizlere zikr edeyim. Şol gaffar, Rahim, Gani, Kerimi, Zülcelâli-vel-ikram ki; benim nûrumu kendi nûrundan hâlk etti. Arşı, Kürsiyi, cenneti, semavâtı ve yerleri benim hürmetime, benim nûrum dan hâlk etti. Ayı, güneşi, cennetteki hûrileri ve bütün güzellikleri ve Adem'i benim nûrumdan yarattı. Beni, bütün âlemlere ve kâffei-nâsa ve cinnilere müjdeci ve korkutucu olarak