İrşad II · kaynak sayfaları 461–466
irsal buyurdu. Beni, bütün âlemlere rahmet eyledi. Beni, Nebiylerin sonu ve beni nübüvvet ve risâlet ile bütün mahlûkata irsal eyledi. Bana, Kur'anı-azimi inzâl edip, ümmetimi cümle ümmetlerden hayırlı kıldı. Bana, inzâl ettiği Kur'an'ıkerimin içinde bütün eşyanın beyanı olup, beni Ulum-u-evveline ve ulum-u-âhirine vâkıf eyledi. Benim, ümmetimi ümmeti vasat eyledi. Benim sadrımı yardı ve beni günahtan âri kıl dı. Benim zikrimi, ünvanımı yüceltti ve beni mahlükatın fâtihi ve cümle enbiyanın âhiri eyledi. Bana, ayı şak eyledi» dediğimde ceddim Ibrahim aleyhisselâm buyurdu ki (Bu fatih ve âhirlik ile cümle enbiya üzerine tafdil oldunuz) dedi. (Makamat rivayetinde)
Resûlüllah sallallahu aleyhi vesellem hazretleri vakta ki beyti Mukaddese geldi, cümle Enbiyayı-mürselin hazeratı kendisini karşılayıp, merhabalayıp ikbâl ile karşılamağa geldiler. Türlü senâlar ile methü senâ ettiler ve üzerine nûrlar saçtılar. Burak'ın önünde ta Mescidi-âksa'ya kadar yürüdüler. Mescidi-âksa'ya gelindiğinde Resûl aleyhisselâm Burak'tan indi. Cebrail aleyhisselâm Burak'ı bağlayınca durdular.
Resûl aleyhisselâtü vesselâma hitaben: (Yâ Resûlallah!
Mescide giriniz) dediler. Efendimiz cümle Enbiyaya hitaben:
(Siz benden evvel gönderildiniz. Sizin benden evvel girmeniz evladur) dediginde Rabbil aleminden:
«Ey habibim! Senin bâ'sın sonradır. Velâkin senin nûrun hepsinden evveldir. Onların cümlesi, senin nûrundan hâlk olundu. Tekaddüme sen lâyıksın, evlâsın. Onlardan evvel sen gir!» hitabı-izzeti geldi.
Resûl aleyhisselâm, Cebrail ile beraber içeri girdi. Arkasından cümle Enbiya Mescidi-âksa'ya dahil oldular. Cebrail aleyhisselâm ezan okudu, kâmet getirdi. Resûl aleyhisselâm imam olup bütün Enbiyai-mürselin ve hazır olan melâikeimukarrabiyn efendimize uyup iki rekât namaz kıldılar. Namaz bittiğinde bana vahy olundu ki (Şimdi dua vaktidir, ümmetine dua eyle!) denildi. Ben de ellerimi Dergâhı muallâya açtım. Rabbime tazarru ve niyaz edip, zaif ümmetlerimin necat ve selâmetleri, affı mağfiretleri ve nârı cehernemden kurtulmalarını ve cennete dahil olmalarını Rabbimden dilediğimde cümle enbiyai-mürselin ve melâikei mukarrabiyn aleyhimüsselâm bu duama (Âmin!) dediler. O ânda kalbime nida geldi ki: (Ey habibim! Oturduğun mekân Mescidi-âksa- Bulunduğun gece Leyle-i-Miraç. Dua eden senin gibi Nehiy-
ler serveri. Amin diyenler ise peygamberler ve melekler. Dua ettigin Erhamerrahimin ve Ekremel-ekremin ve cümleyi nüru-hidâyetine idhal edici Allahu zül-celâl-vel-ikrâmdır.
Dualar kabul olup, ümmetinin günahları af ve setr olundu. Azab tan necatlarına şüphe yoktur. İzzi celâlim hakkı için onlara rahmetimi atâ eyledim. Onları cemâlim ile de şâd edeceğim.)
denildi.
Cennet, rıdvan o gece ümmetime bahşolundu. Yarab! Bizi iyman ile göçür. Rüyeti cemalin ile şâd eyle. Amin. Ya Rahmanı, ya Rahim bi-hürmeti-seyyidil-mürselin.
Mescidi-âksa'dan dışarı çıktığımda Hz. Cebrail elinde üç kadeh olduğu halde beni karşıladı. Birinde süt, birinde şarap, birinde su vardı. Bana: (Ya Resûlallah! Üçünden birini alınız, içiniz!) dedi.
Bende sütü ihtiyar ettim ve içtim. Bir miktar kaldı. Cebrail'e verdim. Cebrail aleyhisselâm: (Fitreti islâmı ihtiyar ettiniz) dedi.
Hâtifden bir seda geldi ki (Yâ Muhammed! Eğer, bardaktaki sütün hepsini içse idin, ümmetinden hiçbir kimse cehenneme girmez idi) diyordu. Cebrail'e dönüp arta kalan sütü alıp içmek istedim (Ver o geri kalan sütü) dediğimde Cebrail aleyhisselâm: (Ezelde takdir olunup, ümmül-kitaba yazılan yerin bulur ve buldu. Ya Resûlallah!) dedi. Ondan sonra Miraç geldi. Ona bindim. Birinci kat semaya dahil olduğumuzda Cebrail aleyhisselâm semanın kapısını vurdu. İçeriden (Kimdir O?) denildi. Cebrail (Benim; yanımda Muhammed aleyhisselâm var) dediğinde; (O gönderildi mi?) dedi.
ve bizi içeri aldı. Birinci kat semada bir nûrani zât gördüm.
Bu zat, sagına bakıyor, gülüyor. Soluna bakıyor, ağliyordu.
(Kimdir?) diye sorduğumda; Cebrail aleyhisselâm: (Bu Adem aleyhisselâmdır) dedi. Ben de selâm verdim. (Merhaba ey salih peygamber oğlum) dedi. Sağına dönüp güldüğünü ve soluna bakıp neden ağladığını Hz. Cebrail'e sorduğumda cevaben: (Sagda kendinden gelen enbiya, Resülleri ve salih evladlarını gorüp şad oluyor. Solunda ise şakiy, kafir evlâtlarına nazar edip aglamaktadır) dedi. Bu meseleden şu anlaşılıyor ki; bir kimse ölse; geride bıraktığı evlâtlarının hali ile o ölen kimse âhirette ferahlanır, yahut azap duyar.
Iyi sâlih evlâtlarımızın yaptığı yahut yapacağı iyilikler, namuslu yaşaması bizi hayatta memnun, mesrur ettiği, âsi ve kötü çocuklarımızın yaptığı, bizi me'yüs ve dertli ettiği gibi, ölümden sonra da evlâtlarımızın hali bize arz olup, iyi evlât-
lar bırakabıldık ıse kabrımızde mesrur; kotu evlad bırakıp, onların yaptıgı ve çektıgı çıleli hayat bızlere bıldırılip kabrımizde ayrıca bunlardan da azab olunuruz. Evlâdına sahib ol!
Onu iyi yetiştir!
Birinci kat semadaki bütün melekler Habibi hüda Efendimizi karşılayıp: (Merhaba ya Ahmed! Merhaba ya Habib Allah!) dediler ve sonra dönüp ibadetleri olan kıyamen yani ayakta zikri-tesbihlerine devam ettiler.
Ikinci kat göğe, Cebrail'in kanadında çıktım. Oradaki melekte, gök kapısını vuran Cebraile (Kimsin? Yanında kim var?) dedi. (Ben Cebrailim, yanımda Muhammed aleyhisselâm var) dediğinde, (Ya, Hakkın sevgilisi geldi mi? Buyurun) deyip göğün kapısını açtı. İçeri girdiğimizde ikinci gök ehlini rükûda olarak ibadet ve tesbih ettiklerini gördüm. Beni görünce hepsi: (Merhaba ya Ahmed! Merhaba ya Mahmud!) dediler. Bana ikbal ve tâzim gösterdiler ve ibadetleri olan rükûa döndüler ve rükûlarında Rabbil-âlemini tesbih ediyorlardı. Hepsinin ayrı ayrı tesbihi vardı. Cebrail aleyhisselâm, (Birinci kat melekleri kıyâmen, ikinci kat melekleri rükûda olarak Rabbil âlemine ibadet eder) dedi. Orada Hazreti Isa ile Hazreti Yahya aleyhisselâmı gördüm. Bana: (Ey Salih peygamber kardeşimiz hoş geldin!) dediler. Yüzbinlerce melek Allah'a tesbih ediyorlar idi. Tesbihleri bu idi:
(Sübhanellahi ve bi-hamdihi sübhanellahil-âziym ve bihi estağfirullah.)
Bir kimse, rızkı dar olsa; bu tesbihi sabah namazının sünneti ile farzı arasında yüz kere okusa, rızk sıkıntısından kurtulur.
Üçüncü göğe çıktığımızda sayısını Allahu teâlâ bilir, melâikeler gördüm. Hepsi Rabbil-âlemine secde etmişler, secdelerinde tesbih ediyorlardı. Beni görüp bana izzet ikram kıldılar.
Burada Hz. Yusuf ile Süleyman Aleyhisselâma rast geldim.
Bana: (Merhaba ey salih nebi kardeş) dediler. Burada çok acaiplikler müşahede ettim.
Dördüncü göğe çıktığımda, bütün sema ehlini diz üstünde Allahı tesbih eder buldum. Orada Hz. Musa ve Hz. Musanın validesi, Firavun'un ailesi Asiye ve Hz. Meryem'e mülâki oldum. Bana izzet ve ikram ettiler.
Beşinci kat semaya urûc ettik. Beşinci katta sayılamayacak melâike ayak üzeri durmuşlar, ayak parmaklarına bakıp ibadet ediyorlar, hepsi Cenabı-hakkı tesbih etmekte. Huzû-
hüşu üzere duruyorlar. Cebrail aleyhisselâma, (Bunlar böyle mi ibadet ederler?) dediğimde: (Evet, Ya Resûlallah! Kıyamete kadar böyle ibadet ve dua ederler. Bu meleklerin cümle ibadeti senin ümmetine farz olsun) dedi. Ben de dua ettim.
Orada Hz. Ismail, Ishak, Yakup ve Lût aleyhisselâma vasıl oldum. (Rabbine dua eyle. Ummetine tahfif etmesin niyaz eyle) dediler. Bu gökte de acaiplikler gördüm.
Altıncı kat göge çıktık. Burada olan melâike hûzu, hûşu, içinde Rabbil-âlemini zikr ediyordu. Bana, tâzim ve ikram ettiler. Burada da Hz. Idris ile Nuh aleyhisselâma rast geldim.
Bana iltifat edip: (Ey salih kardeş, nebi) dediler.
Yedinci göğe çıktığımda orada sayısız melâike gördüm.
Bana beşaret ve müjdeler ettiler. Tâzim ve tekrimde bulundular. Orada Ibrahim aleyhisselâma rast geldim. (Ey benim Salih ve Nebiy oğlum!) dedi. Bana iltifat ve eşarette bulundu. Oradan Sidreyi-müntehâya vardık. Burada da sayısını Allahu teâlâ bilir, Melâike ile müşerref olduk. Benim cemalimi gördüklerinde Allaha şükürler edip, yaptıkları ibadetin sevabını benim ümmetime bağışladılar. Bana tebşir ve müjdeler verdiler. Sidreyi-Müntehada Beytil-Mâmuru ziyaret eden meleklerin kesretinden Cebrail aleyhisselâma sordum:
(Ya Cebrail! Bir melek, bu beyti mâmuru kaç kere tavaf eder?) Cebrail aleyhisselâm cevaben: (Ya Resûlallah! Bu beyti-Mâmuru bir kere Tavaf eden melâike, burasını bir daha Tavaf edemez. Bu beyt-i mâmur gögün kıblesidir. Cuma günü, burada Cuma namazı eda edilir. Burada hutbeyi ben okurum. Israfil imamet eder. Mikâil ezan okur, Azrail de kâmet eder. Bütün melâike de namaz kılarlar. Ben, okuduğum hutbenin sevabını, dünyada hutbe okuyan hatiplere; Îsrafil de kıldırdığı namazın sevabını dünya yüzünde Cuma namazı kıldıran imamlara; Mikâil de okuduğu ezanın sevabını dünya yüzünde Cuma ezanı okuyan müezzinlere bağışlar. Azrail aleyhisselâm da okuduğu kâmeti, cuma günü cuma namazı için kâmet edenlere bağışlar. Diğer melâike de: (Yarabbi! Dünya yüzünde Cuma namazı kılan kullarına, bu kıldığımız ibadeti bağışladık.) derler. Cenabı hak da (Siz böyle kerem edip, Ümmeti Muhammede yaptığınız ibadetin sevabını bağışladınız.
Ben de onları, yani Cuma namazı kılanları affı mağfiretim ile şâd kıldım.) der.
Cenabı fâhri-risalet sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem
efendimiz, burada kendisine üç hediye verildiğini beyan ettiler. Bir, beg vakit namaz; iki, Süre-i-Bakaranın âhiri, üçüncüsü ise: Ummeti-Muhammedin büyük günahları af oldu.
Meleklerin ettigi ibadetin, ümmetime farz edilmesini arzu etmiştim. Bütün melâikenin ibadetinin cemi olan beş vakit namaz, ümmetime elli vakit farz oldu. Ben niyaz ederek beş vakte indirdim. Musa aleyhisselâm: (Ya Muhammed! Bu beş vakti de kılamazlar. Var, Rabbinden tahfifini işte) dedi.
Ben cevaben: (Artık Rabbimden hâyâ ederim. Benim ümmetim iseler bu beş vakti kılarlar) dedim. Bu beş vakit namazı hüzu, hüşu ile vaktinde edâ edene, elli vakit sevabı ihsan olundu, ve cümle gök ehli sevabı verildi.
Sidretül-Müntehadan sonra cennete vardim. Hz. Cebrail: (Ya Resûlallah! Hak celle ve âlâ hazretleri zâtını takdis eder. Ben de: (Ne der?) diye sordum.) Cebrail: Hak celle ve âlâ hazretleri «Sübbuhun kudusün rabbil-meliketi - verruh sabakat rahmeti âlâ gazabi» diye cevap verdi. Sidretül-Müntehâyı ve cenneti geçtik. Hz. Cebrail: (Yâ Resûlallah! Burası benim makamımdır. Buradan yukarıya çıkarsam, ben yanarım. Buradan ileriye senden başka hiçbir mahlûka yol yoktur) dedi. Ref refe bindirildim. «Udnü, Udnü» emri verildi.
Arşa vardığında, mahbubu-hüda efendimiz ayakkabılarını çıkarmak diledi. Hak teâlâ «Yâ Ebel-Kasım! Yâ Ahmed! Nalınlarını çıkarma! Tâ ki, Arş ve Kürsi senin nalınlarının altından şeref bulsunlar» buyurdu. Ben dedim ki: (Yarabbi!
Kardeşim Musa'ya Tür'da ayakkabılarını çıkarmakla emir eyledin. Orası dünya idi. Burası arşındır.) Hak teâlâ buna karşılık: (Ey benim sevgili Habibim! O benim kelimim, sen ise benim Habibimsin.) buyurdu.
Resûlüllah, göklere çıktığında: Kalem, Muhammed benimdir. Levh benimdir. Arşı kürsi, Cennetler, Muhammed benimdir dediğinde hâk teâlâ (Ey Habibim! Kalemi, levhi, arşı kürsiyyi, cenneti sana verdim) dediğinde, Resûl aleyhisselâm: (Yarabbi! Bunları arzu etmem. Ummetimi senden dilerim) dedi. Rabbilâlemin de: (Ummetini sana verdim) buyurdular.
Efendimiz Kâbe-kavseyn'e erişti. Kendisine işaret edildi ki: (Rabbine selâm ver!) Aleyhisselâtu vesselâm efendimiz:
irsad, cilt 2 - F: 30
1 — «Ettehiyyatü lillâhi ves-selâvatü-vettayyibat» dedi. Cenabı Rabbil âlemin:
2 — «Esselâmü-aleyke-eyyühen-nebiyyü ve rahmetullahi ve berekatüh» buyurdu. Efendimiz aleyhisselâtü vesse lâm hemen:
3 — «Esselâmü-aleyna ve âlâ-ibadillahissalihin» dediğinde bu muhavereyi işiten melâike de:
4 — «Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resülüh» dediler. Efendimiz tahiyyat okudu.
Mânası:
1 — Tahiyyeler, dualar, ibadetler, temiz güzel şeyler hamdler, senâlar, hepsi Allaha mahsustur.
2 — Bereketim, rahmetim, selâmetim, Nebiyyi-muhterem sana olsun!
3 — Yarab! Selâmın, bereketin, rahmetin yalnız benim üstüme değil, bütün salih kullarına olsun. Bu muhavereyi işiten Cebrail ve Melâike:
ammed a sehadet eder iz kah kutan baskeslah yoktur.
Eğer efendimiz (Esselâmü aleyna ibadillah) deseydi, salih kaydını koymasa idi, Cehennemde maydanoz biterdi demişler.
Cenabı Allah efendimize iltifat edip: «Ey Mahbubum!
Senin kerâmetin benim yanımda pek büyüktür. Eğer, yüz arş olsa, senin ayağının bastığı toprak bana onlardan sevgilidir»
buyurdu.
Hâk teâlâ:
- Ey Habibim! Bana ne hediye getirdin? dedi. Efendimiz:
— Iki hediye getirdim; birisi tâat eksikliği, diğeri mâ'siyet ve isyan çokluğu. Hak teâlâ:
— Tâat eksikliğini rahmetim ile bağışladım. Mâ'siyet çoklugunu senin hürmetine, şefaatına af eyledim.
Efendimiz buyurdular ki Ümmetimden beş şey ile şikâyet edildi. Yâ Ahmed! Ben, ümmetinin, yarın ki ibadetini istemezken; onlar benden yarınki rızıklarını peşin isterler. Ben, onların rızkını başkasına veremem.. Onlar amellerini benden