Ara
Menü

Sayfalar 450–455

1.728 kelime

İrşad II · kaynak sayfaları 450–455

Bu cennet ibrigine kevser suyu doldurulmuştu. Allah, böylece Rıdvana emrü ferman etmişti. O ibrik ile, o leğene dökülen kevser suyu ile abdest aldım. Beni, Kâbe'de, hatem denilen yere getirip, yatırdılar. Gögsümü yardılar, kalbimi çıkardılar. Zemzem ile yıkadılar. Nur-i-mârifet ile doldurdular, diktiler Cennetten gelen müzeyyen bir elbiseyi bana giydirdiler, başıma bir sarık sardılar ki; o emame, o sarık da cennetten getirilmiş idi. Üzerine tâç konuldu, güneş gibi ziyâdar idi. Belime, müzeyyen bir kemer sardılar. Üzeri kızıl yakuttan yapılmış idi. Ben bir binek murad ettiğimde, Cebrail Burak'ı getirerek binmemi söyledi. Burak serkeşlik etti.

Cebrall aleyhisselam: (Ey Burak. Ne yapıyorsun! Bu kustahlık nedir?) dediğinde Burak: «Ben Ahmed, Muhammed aleyhisselâmdan başka kimseyi sırtıma bindirmem» cevabıyandiğn, Cebran sevgisi ıkamed aleyhisse gem buradaz dedi. Bunun üzerine Burak, yüzünü yere koyup aşk ile göz yaşı döktü ve (Yâ Resûlallah! Senin aşkın ile cenneti terk ettim. Bana söz veriniz. Yarın, kıyamet gününde yine bana süvâr olup, benim sırtımda cennete giriniz) diye yalvardı.

Cenabi-Sahibi-Miraç efendimiz kendisine söz verdiler ve kabrinden kalktıkta, yine aynı burak ile cennete girmeği taahhüt edip ağladılar. Cebrail «Yâ Resûlallah! Ağlamanıza sebeb nedir?» dediğinde Efendimiz: «Ben kabrimden kalktığımda Burak'a binerek mahşere gideceğim. Ya, benim ümmetlerim yürüyerek mi mahşere varacaklar?» dediler. Bu muhavere üstüne:

1°5.

21 22:25 Yevme nahşür-ül-müttekıyne iler-rahmani vefda.

Meryem sûresi: 85 (Biz müttakiyleri, bineklere bindirerek mahşere getiririz.) meâlindeki ayet nâzil oldu. Efendimiz teselli buldular.

Rabbil-âlemine, ümmetlerini de binekler ile haşr edecek olan Allaha hamdü sena kıldılar.

Yarın, mahşer gününde insanlar üç kısım üzere kabirle lerinden kalkar:

1 — Enbiyayı-mürselin; Evliyayı sâlihin ve müttakiylere, cennetten Buraklar gönderilir ve onlar cennet elbisele-

rini giyerek cennet yiyeceklerini ve içeceklerini yiyip içerek Buraklara binip arsayı mahşehe böyle şanlı ve saltanatlı olarak gelecektir.

2 — Diğerleri, yaya olarak, çıplak bir vaziyette kabirlerinden kalkıp, mahşere sevk olunacaktır ki, bunlar âsi olan ümmeti-Muhammedtir. Hattâ, efendimiz bunların çıplak vaziyette haşr olunacağını söylediğinde, mü'minlerin annesi Cenabı Ayşe radiyellahu anha «Yâ Resülallah! Bu çıplak haşr olanlar arasında bulunan erkekler, kadınlara bakmazlar mı?» diye sormuştu. Efendimiz cevaben: «Yâ Ayşe! Kıyamet öyle bir gündür ki, hiç bir kimse kendinden başkasını göremez. Herkes, kendi nefsine düşmüştür.» buyurmuştur.

3 — Bu gurup ise öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden kâfirlerdir. Bunlar başlarındaki toprakları silkerek (Bizi kabirlerimizden kim kaldırıyor? Vay bizim hâlimize! Biz, bu olânin vaadi bd idi. Peygaiberier, melbu günin boyle olman ğını haber vermişlerdi.) deyip bu kâfirleri kabirlerinden çıkarır, bunlar yüz üstüne sürünerek mahşere sevk olunacaklardır.

Ashab-ı Kiram efendilerimiz, kâfirlerin yüzüstüne sürünerek mahgere geleceklerini, efendimizden işittiklerinde: «Yâ Resûlallah! Insan, yüz üstü sürünerek nasıl yürüyebilir?»

sualine Efendimiz: «Yılan, solucan ve diğer yüz üstüne yürüyen hayvanları görmüyor musunuz? Onlar nasıl yüz üstüne yürüyorlarsa, kâfirler de yüz üstü, sürüne sürüne mahşere sevk olunurlar.» buyurdu.

Işte mü'minler! Müttakiyler bineklere binerek mahşere gelecek müjdesi duyuldu. Efendimiz; Cenabı hakkın, ümmetine bu lûtfu keremini duyan, bu va'di-ilâhiyyi işiten sultanı-enbiya efendimiz, mesrur olup Buraka bindiler. Cebrail aleyhisselâm melek orduları ile gelmişti. Efendimizin sağ tarafını Mikâil aleyhisselâmın melek orduları, sol tarafını da Israfil aleyhisselâmın melek orduları gelip arkamda yer aldılar diye efendimiz buyuruyor.

Efendimiz, bu ulu meleklerden özür dilediğinde, Hazreti Israfil: (Yâ Resûlallah! Bu akşam size hizmet etmek için nice seneler Rabbime tâat edip bu vazife ile şereflendim) buyurdular. Efendimiz, Israfil aleyhisselâma: (Nasıl ibadet edip, nası niyazeyledin?) diye sual ettiklerinde, Hz. Israfil:

(Arşın altında nice bin yıl ibadet ettim. Hitabı izzet geldi ki:

Ne istersin? İstediğini kabul edeceğim. Ben dedim ki: «Ya-

rabbi! Ummeti müznibiynin şefii, kıyamet gününün sultanıni; kendi ismi şerifin ile onun ismini arşın üstüne yazmışsın.

Vücuda geldigi vakit, bir saat onun hizmetinde olayım.» dedim. O vakit Cenabı Rabbil-izzet ve teâlâ: Ricanı kabul ettim buyurdular ) İsmim ile ismini yazdığım o Nebiyyi muhteremin bir gf esi olacak ki, ona kurbümü müyesser ettim.

Nokta-i-arzdan, alemi-ulvime onu götürür. Ona zâtıma mahsus âyetlerimi gösteririm. Hazinelerimin kapısını açarım.

Onu Mekke'den (Beyti-Mukaddes'e getirir, oradan maşaallah seyr ettiririm. O gece, sen onun Mekke'den Kudüs'e kadar yanında hizmeti ile şerefyab olasın) buyuruldu.

Diğer ulu melekler de bu gece Habibi-hûda efendimize hizmet etmekle mesrûr olmuşlar. Bu gecenin hizmetine ermek için nice bin yıl Allahu teâlâya ibadet edip bu şerefe nâil olmuşlardır.

Burak, gözünün gördüğü yere ayağını basıyordu.

Ağaçları çok bir yere geldik. Hz. Cebrail: «Yâ Resûlallah! Buraya in ve namaz kıl!» dedi. Ben de indim, namaz kıldim. Cebrall aleyhisselama buranın neresı oldugunu soruugumda «Burası Medine-i-Münevveredir. Yakın bir zamanda siz buraya hicret buyuracaksınız» dediler. Oradan beyaz topraklı bir yere geldik. Cebrail aleyhisselâm: «Yâ Resûlallah!

Inin. Burada da namaz kılın» dedi. Ben de indim, namaz kıldım.

Cebrail bana burası neresidir? dedi. Ben de (Ya Cebrail! bilmem) dedim. Burası medyen'dir, dedi. Hazreti Musa Firavun'dan firar ettiğinde bu ağacın altında namaz kılmıştı.

Tekrar Buraka binip bir mukaddes yere geldik. Inip namaz kılmam söylendi. Ben de inip namaz kıldım. Cebrail: «Yâ Resûlallah! Burası Tur-u-Sinâ'dır. Hz. Musa, burada Allahu teâlâ ile konuşurdu.» buyurdu. Tekrar süvâr oldum.

Bir kasır gördüm (Burada da, inin namaz kılın) dedi.

Indim, namaz kıldım, (Ya Resûlallah, Burası Meryem oğlu Isa'nın doğduğu kasırdır) dedi. Sonra, bir bölük cemaat gördüm ki ekin ekiyorlar. Ektikleri saat hemen her ekinin bir tanesinden yediyüz tane hasıl oluyor. (Bunlar kimlerdir?)

diye sordugumda, Cebrail aleyhisselâm: (Bunlar şu timmetindir ki, fî-sebilillah mallarını infâk edenlerdir. Bir hayra yediyüz hasene alıyorlar) dedi. Bir taife cemaat gördüm ki, bunların başlarını melekler taş ile eziyorlar, yine bu başlar oluyor, yine eziyorlar, yine bütün oluyorlar. Bunları Cebrail aleyhisselâmdan sorduğumda: (Bu şekilde azâbta olanlar

senin ümmetinden namazı terk edenlerdir) dedi, devam etti:

(Namaz kılıp da başlarını rûku ve sücuddan tamam kaldırmayıp namazında sehv edenlerdir. Namaza ehemmiyet vermeyip, angarya gibi kılanlardır. Namaz kıldığı halde halktan muaveneti men'edenlerdir. Namazı, riyaen kılanlardır. Namaz kıldığı halde kâfire, zâlime, nefsine uşak olanlardır) dedi.

Ey Ummeti Muhammed! Namaz kıldığı halde, namazına dikkat etmeyene böyle azab olunursa ya, hiç namaz kılmayan (benim kalbim temiz) diyenin hali ne olacaktır? Sizin zanınıza terk ediyorum.

Bu namaz, dinin diregidir. Namaz Resülün göz nurudur.

Namaz iymanın alâmetidir. Namazını dürüst kılan, hak rızasını kazanır. Allah ve Resülü ondan razı olur.

Bir bölük aç, çıplak cemaat gördüm ki, etrafinda ateşten otlar bitmiş, melekler onları hayvan otlatır gibl o ateşten otları yemeye zorluyorlar. (Bunlar kimdir?) dediğimde:

(Bunlar senin ümmetinden zekâtını vermeyen tamahkârlardır. Fukara ve zuâfa, yoksullara, dullara ve yetimlere merhamet etmeyenlerdir) dedi.

Bir takım cemaat gördüm ki, önlerinde âlâ ve nefis yiyecekler duruyor. Bunlar da temız yıyeceklerden yemeyıı kokmus lase olanlardan yıyorlar. (Bunlar kimlerdir.) dediğimde: (Yâ Resûlallah! Bunlar, senin ümmetinden zinâ edenlerdir. Yanlarında helâl var iken, haram olan zinâ ve emsâlini irtikâp edip lâşe yerler.)

Yine bir bölük cemaat gördüm, bunlar odun yığmışlar, kaldırmak istiyorlar, kaldıramıyorlar. Tekrar, üzerine odun yüklüyorlar yine ugraşıyorlar, yine kaldıramıyorlar ve yine üzerine odun yüklüyorlar….

(Bunlar kimlerdir?) dediğimde:

(Bunlar, senin ümmetinden hâris olanlardır ki, mallarını yiyip tüketmeğe kadir değil iken, kanaat etmeyip daha ziyade yıgmaya çalışırlar. Dünya malına muhabbet edip çogaltmaya çalışanlardır. Sırtlarında bu kadar kul hakkı var iken onları yerine verip yüklerini hafifleteceğine dormadan hukuku ibâda tecavüz edip cehennemde ateşini çoğaltanlardır) dedi.

Bir büyük taş gördüm. O taşın bir küçük deliği vardı. O delikten bir yılan çıktı, büyüdü, dönüp o delige girmek istedi. O deliğe sığmayıp o taşın etrafında şaşkın vaziyette dolaşmaya başladı. (Bunun mânası nedir?) dediğimde, (Bu taş, timmetinizin gövdelerine misâldir. Bu küçük delikte ağızlarıun misâlidir. O çıkan yılan da, yalan kötü söz ve haram ke-

lâm, gıybete misâldir. Bu söyledikleri sözler, ağızlarından çıktıktan sonra bu kelâmları yutup geri almak mümkün olmadığından, bu sarf edilen sözlerden ötürü dünya ve âhirette ceza olunup azab görürler) dedi ve (Ümmetine söyle ki, ağızlarını küfür, seb, gıybet, kötü söylemekten ve âfatı lisandan muhafaza etsinler ki, dünyada ve âhirette selâmet bulsunlar) dedi.

Bir adam gördüm. Kuyudan zahmet ile su çeker. Kova kuyunun ağzına geldiğinde kovada su kalmaz. Su yerine ancak zahmet çeker. (Bu neye misaldir?) dedigimde (Sizin ümmetinizden gösteriş için ibadet edenlerdir. Allah için yapmayan, bu zat gibi zahmeti boşunadır. Zira, bu riya ile âmil olanlar, gösterişciler katiyyen âhirette ecir alamazlar. Yaptıkları ancak yorgunluktur.)

Bir kavim daha gördüm. Bunların dudakları sarkmış, Melekler bunları ateşten makaslar ile keserler. Bunların kim olduğunu sorduğumda; (Bunlar, sizin ümmetinizden na'sı gammazlayanlar ve yalan yere 'şahitlik edenlerdir) dedi.

Bir bölük kavim daha gördüm. Melekler bunların etlerini kesip, kendilerine (yiyin) diye emir ederlerdi. Bunlar yemediklerinden tekrar vurup, zorla yedirirler. Bunların kim olduğunu, ne için bu azaba düçâr olduklarını Cebrail'e sordugumda; (Bunlar, sizin ümmetinizden gıybet edenlerdir) dedi.

Başka bir kavim gördüm ki, yüzleri siyah, gözleri gök, dudakları sarkmış, ağızlarından kan, irin akmış, bir elinde ateşten şişe, bir elinde nârdan kadeh, ağızlarından akan irinler bu kadehe dökülüyor. Melekler, kadehe dolan kan ve irinleri (İçin!) diye zorluyorlar, onlar içmek istemiyorlar. Bu şekilde azab görmekteler. Bunları sorduğumda Cebrail: (Yâ Resûlallah! Senin ümmetinden içkiye tövbe etmeden ölenlerdir.) dedi.

Bir kavim daha gördüm. Karınları şişmiş. Ayaklarına zincir vurulmuş. Kalkmak istiyorlar, kalkamıyorlar, yıkılıyorlar. (Bunlar kimdir?) dedim. Cebrail aleyhisselâm (Bunlar, tefecilerdir. Insanların mallarını zorla alıp, zulmen yiyen ümmetinizdir) dedi.

Bir bölük kadın cemaatine rast geldim ki, onların yüzleri kara olmuş, vücudlarına ateşten elbiseler giydirmişler ve ateşten kırbaçlar ile dövüyorlar. Onlar bağırışıyorlardı. Bunların kim olduğunu Cebrail aleyhisselâma sorduğumda, (Bu, sizin kadın ümmetlerinizdir ki, bunların bir kısmı zinâ ettiğin-

den, bir kısnu da kocasına eza cefa edell, locasının getirdiğini ve gördüğü nimeti inkâr eden, nankörlük edip bu azaba duçâr oldular.)

Bir kısım adamlar gördüm ki, bunların boyunlarını keserler. Bunların kim olduklarını sorduğumda, (Bunlar, sizin ümmetinizden haksız yere adam öldürenlerdir. Kan dâvâsı güdenlerdir) dedi. Bir güruh gördüm ki, azâbın en şiddetlisini bunlar tadıyordu. Bu gürühun ağız ve burunlarından ateşler çıkıyor ve herbirine iki, zebani namındaki melek musallat olmuş, ellerindeki ateşten kamçılar ile bu taifeye vurup öyle azab ediyorlardı. Cebraile (Bunlar kimdir?) diye sorduğumda: (Bunlar münafiklardır. Bunlar ağızları ile iyman edip.

kalpleri küfür ve nifâk üzere olduğu için bu âzaba düçâr oldular. Bunlar cehennemin en alt tabakasında azah olsalar gerektir) dedi.

Innel-münafıkıyne fid-derkil-esfeli min-en-nâr Nisâ sûresi: 145 Bir bölük kavme rast geldim ki, bunlar ateşten bir vâ dide hapis olmuşlar. Ateş onları yakar, kül eder, tekrar derileri biter, yeniden yakar, kül eder, tekrar dirilirler ve böylece azâb olunurlar. Bunların kim olduğunu, niçin bu azaba duçar olduklarını Hz. Cebrail'e sorduğumda; (Bunlar ana ve babalarına âsi olanlardır) dedi. (Yâ Resûlallah! Bunlar ümmetinizden ana ve baba kadrini bilmeyip, ana ve babalarına idabasena eğzim elmeyen asi evna laeir ki, eür azeyen diçür ve dular.) Sonra, korkunç tüyler ürpertici bir gürültü işittim.

Bu gürültünün sebebini sorduğumda: (Yâ Resûlallah! Allah cehenneminin kenarından bir taş cehenneme düştü. Bu düşüş, üç bin senede ikmâl oldu. Şimdi, henüz dibine vardı.

Onun gürtiltüsüdür) dedi. Ufak bir taşı birinci kat semadan yere bıraksalar bu taş, bu beş yüz senelik yolu yirmidört saat zarfında alır. Cehennemin kenarından düşen bir taş üçbin senede cehennemin dibine inerse, cehennemin derinliğini var kıyas eyle... Cehennemden Allaha sığın!

Yarab! bizi Habibin hürmetine nârında yakma, cehenneminde yakma!

Sayfalar 450–455 · İrşad II — tarikat.org