Ara
Menü

Sayfalar 385–391

1.872 kelime

İrşad II · kaynak sayfaları 385–391

bu kuvvete malik değiliz. Bahreynde, Rebir ibni Pebia namında bir kâhin vardır. Ona sorun» dediler. Nuşirevân. Abdül-Mesih namındaki bir adamını bu kâhine gönderdi.

Bu kâhinin vücudunda biç kemik yoktu. Bir tahtanın üstünde yattığı için, bu kâhine «Satıh» derlerdi. Oturamazdı, zira vücudunda cemcüme kemiğinden başka kemik yoktu. Çoir yaşlı idi. Satıh, bütün kütübü-semaviyyeyi okumuş bir âlim idi. Ilmi-kehânet de mahir idi. Her sene, bir kere Satıh'ı bir altın levha üzerine koyup çıkarırlar. Satıh'ın vereceği haberleri dinlerlerdi. Satıh, bir dahaki seneye kadar olacak haber ve vak'aları birer birer söylerdi. Dinleyenler, söylenenleri yazarlar, hifzederlerdi.

Nuşirevân'ın kulu olan Abdül-Mesih, Bahreyn'e geldiğinde;bîemri-hûda, Satıh'ın zaviyesinden çıkacağı güne rast geldi. Satıh, zaviyesinden çıkarıldı. Ilk sözü Melik Kisranın rüyasını tâbir oldu. Abdül-mesih, kendisine bir şey söylemediği halde, Kira'nın rüyasını anlatıp, tâbir etti.

Kira'nın sarayının on dört şerefesinin yıkıldığını, Save gölünün kuruduğunu beyan edip, atesperestlerin ateşinin söndüğünü haber verdi. Medayin padişahı olan Nuşirevân, bir korkulu rüya gördü ki, Arap atları ve hecin develeri ile gelip Medayin şehrini doldurup, Medayin'liler kendi develerini Medayin'den dışarı çıkardılar. Bu rüyanın tabiri budur ki: Mekke şehrinde bir peygamber doğdu. İsmi Muhammed'dir. (Sallallahü aleyhi vesellem). Hazreti Ibrahim'in esref evlâdı ve nebiylerin sonudur.' O zatı akdes, öyle bir peygarnberdir ki, Tevratda, Incilde, Zeburda ve sair kütübü semaviyelerin hepsinde medh ve senâ ile na'tı pâkları ve sıfatı ve şemâili şerifleri beyan olmuştur.

Bu günden sonra, dünyada ne kadar kâhin var ise, kâhinlikleri, hepsi iptal oldu. Zira, şeytan semaya çıkmadan tardoldu. Zira ilmiledünnün sultanı teşrif eyledi ve Nuşirevân'ın gördüğü rüyanın tâbiri ve te'vili budur ki, Arabi atlar ve hecin develi Arablar... İşte, bu doğan peygamberin ashabıdır. O şehir ve diyarları bu zevat fethedip, Nuşirevân'ın kavmini oralardan çıkarsalar gerektir. Rüyasının tâbiri budur. Kira'nın sarayının on dört şerefesi yıkılıp, sekiz şerefesi kalması ise;

Nuşirevan'dan sonra, sekiz padişah gelip, sonra o diyarlar Araplar tarafından fetih olunsa gerektir.

Atesperestlerin ateşleri söndüğü ve Save suyunun kuruirsad, cilt 2 - F: 25

duğu, mecusiler, yahudiler ve nasaranın bir çoklarının, âhir zaman Nebisi ile hidayete ermesi; hidayete ermeyenin muzmahili-perişan olmasına işarettir.

Ol teşrif eden Resülü-âzim; bütün alemi nüru-iyman ile munevver etse gerektir ve ona işarettır.

Satıh, bu sözleri söyledikten sonra, uzunca bir zaman ağladı ve: «Satıh'ın ömrü az kaldı. Ol Nebiyyi-zişânın peygamberliğini ilânına Satıh yetişemez. Işte Ona binaen ağlıyorum.»

dedi. Satıh'ın sözlerini işiten ve bunları zabt ve hıfz eden Nuşirevan'ın adamı Abdül-Mesih, bunların hepsini gelip Nuşirevân'a haber verdi. Nuşirevân, bu habere sevindi. Kendinden sonra sekiz hükümdar gelecekti. Sekiz hükümdar demek, enaz yüzelli, ikiyüz sene demekti.

Halbuki böyle olmadı. Az bir müddet içinde sekiz hükümdar gelip, geçti.

Hazreti Ömer, radiyellahu anh, zamanı hilâfetinde mülkü-İran haritayı âlemden silinip, Sasani devleti inkiraz buldu.

Medayin'e eshabı Resülüllah dolup, ateş perestleri oradan çıkarıp sürdüler. İran islâm ile müşerref oldu.

Resûlüllah sallallahu aleyhi vesellemin velâdeti şeriflerinde zuhur eden alâmet pek çoktur. Efendimizin nûraniyetinin ve gerek neş'eti ruhaniyetinin ve gerekse neş'eti cismaniyyesinin, Hazreti Adem aleyhisselâtu vesselâmdan, tâ âlemi vücüde teşrif buyurunca; sulbünden olan babalarına ve sadrından terbiye olan analarına ol nuru-âlişân hürmetine olan eltâfı-ilâhiyyeye ve kerâmâtı-sübhaniyye; Valideleri Amine hazretlerinin, efendimizi doğurduğu zamana kadar olan harikulâde ve dogum esnasında olan vukuatları yazılsa, yüzlerce kitap olacağı bir bedahattır.

LEYLE-I-MEVLUD'DA YAPILMASI GEREKEN

VAZIFEYI UMMET Rebi'ul-evvelin on ikinci gecesi; peygamberimizin doğduğu gecedir. O geceki Leyle-i Mevlûd'dur. Gayet mübarek bir gece olup, o geceye tâzim, tekrim, hürmet ve riayet etmek bir vazifeyi- islâmiyedir.

Bu geceyi ihya edenler, Leyle-i-Kadri ihya etmiş gibi ecri sevaba nail olurlar. Bu gece, Leyle-i-Kadirden de yücedir. Zi-

ra, Nebiyyi-zişânımız gelmese idi, Kur'anı-Kerîm nâzil olmazdı. Kur'anı-âzimin nüzülû, Leyle-i-Kadirde başladığı; Kur'anı- Kerimde zikr olunmaktadır. Leyle-i-Kadiri ihya etmek, bin aydan hayırlı olduğunu Kur'an-1-âzim natıktır. Mevlûdu-nebi gecesi, Efendimizin doğumu ile, Kur'an'ın nüzulü arasında münasebet olmak dolayısiyle, aynı leyle-i-Kadir gibidir. Belki, Leyle-i-Kadirden yücedir.

Her sene, Leyle-i-Kadir geldiğinde, bütün müslümanlar Leyle-i-Kadire tâzim ettikleri halde, Kadirin bidâyeti ve evveli olan Mevlûd gecesinden habersizdirler.

Birçok müslümanlar, belki de Leyle-i-Kadirden yüce olan peygamberimizin doğum gecesini gafletle geçirirler. Her mü'mine ve aşıkı-sadıka lâyık olan, Peygamberimizin doğduğu aya ve geceye tâzim etmek, riayet ve hürmet şarttır. Hele, Resûlüllahı canından ziyade, herşeyinin fevkinde sevip, iymanını kemâle getiren âşıklara, peygamberimizin doğduğu ay ve geceyi tâzim, hürmet farzdır. Farzı-ayındır. Zübde-i-kâinat odur, Hakkın sevgilisi odur.

Argın, Kürsinin ziyneti, O Resûlü-bâ-safanın ayağının tozudur. Ol, bütün alemlere rahmettir. Ol, Nebiyler serveridir.

Ol, insü-cin peygamberidir.

Ol gece, öyle bir gecedir ki, o gecenin hürmetine bütün âlemlere rahmet olunur. O gece, âşıklara, maşukunun kokusu gelir. Ol gece, âşıkı Muhammed Mustafa olan, maşuku Muhammedi görür. Ol gece, Hak teâlâ bütün eşyaya rahmet nazarı ile nazar eder. Ol gece, âşıklar maşuku ile buluşur, sohbet eder. Ol gece, gemmei-Muhammedi duyulur.

Ol geceye riayet edenler ve Muhammed Aleyhisselâma iyman eden, onu canından, herşeyinden fazla sevenlere in'amıihsan eder. Ol Nebiyyi âzamın nübüvvetine Allah şahittir. Ol gece, Allahın bürhanı tulû etmiştir. Ol gece, mü'minlere Nûr nâzil olmuştur. Ol gece, hidayete erilir. Ol gece, cennete girilir. Ol gece, cemâle erilir. Ol gece, şahid olan nebiy gelmiştir.

Ol gece, cennetin, cemâlin müjdecisi tulû etmiştir. Ol gece.

kurtarıcı, yoksullara enis, fukaraya melce, kâfire korkutucu zuhur etmiştir. Ol Allahın dâvetçisi, ol siracı-münirdir.

Ona ittibâ, ona iktida edene eseflenme, korku, mahzuniyet, keder, cefâ yoktur. Ondan irâz eden hâlâktadır, hüsrandadır. İşte bu gece, bu zatı-münir vücudiyle âlemi münevver,

kokusu ile âlemi muattar kılmıştır. Ona tâbi olan hakka tâbi, ona itaat eden Allaha itaat etmiş, ona isyan eden Allaha isyan etmiştir.

Ona itaat edene cennetin ırmakları, sarayları, haymeleri, hûrileri, gılmanları ve vildanları verilmiştir. Ona itaat eden mağfirete erdi, rızkı kerime nail oldu.

Bu gece hak geldi. Bu gece müjdeci geldi. Bu gece Hacetullah geldi. Bu gece Muhammed, bu gece gökteki Ahmed geldi.

Bu gece, bütün insanlara müjdeci ve korkutucu geldi. Bu gece bütün insanlara Resûlüllah geldi.

Semavatın ve arz'ın sahibi, ondan başka ibadete lâyık ilâh yoktur. O öldürücü ve diriltici olan Allahın Resûlü olan Nebiyyi-ümmi geldi. Hidayete götürücü, Resûlü-efham geldi.

Ona tâbi olan hidayete erdi. Hâdi geldi, Mustafa geldi, Müçteba geldi. Bu gece âlemlere rahmet geldi. Uykuyu terk et! Candi. Mârde kalplere cat yeldi. manul-beyan sahibi ismal Hak kı hazretlerinin şu beytlerini oku. Ne kadar âşıkâne:

Merhaba ey mevlûdu peygamberi, Gel beri, ey mah-i-enver, Gel beri..

Meclisi mevliddedir feyz-i-nesat, Dil; ol meclisde olur gamdan beri.

Ashabı-bâ-sefa efendimize sordular: «Yâ Resûlallah! Ne zamandan beri Nebiysiniz?» Efendimiz: «Âdem toprak ile su arasında iken, ben Nebiydim.» buyurdular.

Haberde geldi ki; Allah celle; cinsi ervahta evvel ruhu Muhamediyyeyi halk etti. Kendine secde etmeği emretti.

Ruh-u-Muhammedi, yüzyıl secdede kaldı. Nur-u-Muhammediyi on kısma ayırdı. Birinci kısmından arşı halketti, ikinci kısmından Kürsiyyi, üçüncü kısmından Levhi, dördüncü kısmından güneşi, beşinci kısımdan Kameri, altıncı kısmından yıldızları, yedinci kısımdan Melâikeyi, sekizinci kısmından Nûru-mü'mini, dokuzuncu kısmından cenneti ve onuneu kısmından Adem'i yarattı.

Nûr-u-Muhammediyyeyi, Âdem Aleyhisselâmın anlına koyup, ondan, Şit'e, ondan Îdris'e ve alâ-meratibim Hz. Abdul-

lah'a, oradan Hz. Amine'ye ve Cenabı-Ahmed'de nihayet bulup zuhuru ile zulmet içinde bulunan bu âlemi nûr'a garketti.

Işte, bu nûrun vücudu Ademde vaz' olunup, vücudu Mustafa'da zuhuru, Rebi'ül-evvel ayının on ikinci gecesi bu gecedir.

Resülün tûlûu gibi, bu gece sende de nûru-Ahmed zuhura gelebilir. Bu gece tulû gecesidir, bu gece zuhur gecesidir.

Bu gece cihan nûra, yer ve gök ehli sûrura, safaya gark olmuştur. Bu gece, cansızlara can gelmiştir. Bu gece, gönüllere sultan gelmiştir. Bu gece, enbiyalar sultanı, «LI-mâallah» tahtanın şahı, Kabe kavseyn'in mâhı, iki cihanın afitâbı, şemsi hakikat, ilmi-ledün sultanı, cihanı pür-nûr kılmıştır. Bu gecenin kadrini bilene, Kadirdir bu gece! Dertlilere dermandır bu gece! âşıka candır bu gece!

Allaha iyman eden ve onun Resülüne gönül verip ondan şafaat bekleyen her mü'mine Rebi'ül-evvel ayına tazim ve hürmet etmesi farzdır, lâzımdır.

Enbiyalar sultanı Resûlüllah sallallahu teâlâ aleyhi ve sellemin doğum gecesi olan, bu ayın onikinci gecesine izhârı muhabbet edip, tâzim gercktir. Meselâ; saadatı kiram ki, evlâoncelerdir. Onlara tazim ve hürmete resk aynı Resüle hür-v met gibidir. Bunlara ihanet aynı Resûle ihanet gibidir. Bu zovatı âli-kadro, o gecede hasscten tâzim ve izharı muhabbet edilmelidir. Zira, ceddinden şefaat bekleyen, torununa hürmet ve tâzim edip sevgi gösterir.

Hasseten bu gecede ulemaya izzet ve ikram ile tâzim ctmek lâzımdır. Zira (El-ulema veresetül-enbiya) dır. Yâni, âlimler peygamberlerin vârisleridir. İlim, sıfatullahtır. Alimlerin kadri çok yücedir. Alimin uykusu, cahilin ibadetinden hayırlıdır. Birde ilmi ile âlim olduğu gibi, okuduğu ile de âmil olursa, yarın kıyamet gününüde Resülüllahın sancağı altında haşr olur, kendisine şefaat izni verilir. Alimlere muhabbet ve tâzim ile ziyafetler verip, dâvet etmeli, yahut hanesine gidip, Leyle-i-Mevlûdu tebrik etmelidir. Bu ayda böyle hayırlar yapmak, Resûle izharı muhabbettir. Resûle aşkın nişânesidir.

Yine bu ayın herhangi bir günü, hasseten efendimizin doğduğu gece, talebelere, zaiflere, fukara, dul ve yetimlere ihsan ettiği gibi; hısım, akraba, dost ve komşularını dâvet edip.

Efendimize olan muhabbetinden; gönlünden ne koparsa, süru-

runu izhar edecek ziyafeti Kur'aniye, mevlûdu-şerif Hatmi-şerif, ve tevhidi-şerif okutmalı halkı Allaha dâvet ve Resûlüne muhabbet ettirecek vaazu nasihatlar ettirmelidir. Fahri cihanın şemâili, ahlâkı, yaşayışı, hayatı ve getirdiği dini-celili, islâmın yüceliğini ümmete anlatarak izharı sürur etmelidir.

Eskiden, Rebi'ül evvel ayı geldiğinde; bütün islâm ülkeleri bir ay donanma, şenlik yaparlar. Bütün islâm zenginleri konaklarının kapılarını, keselerinin ağızlarını açarak, izharı sürur edip; Ulemaya ve saadatı kirama va'zü nasihatlar ettirip, talebelere gariplere, yoksullara, eşe ve dosta ziyafetler verip, mevlûdu-şerifler okutup, naatı şerifler söyletip ruhu Resûlü muhabbetlerinden hoşnud ve razı etmeğe sa'yü gayret gösterirlerdi. Şimdi, islâm diyarlarında bu güzel âdetler unutulmuş, Müslümanım diyen ve Hazreti Resûlü-Ekreme iyman ettiğini iddia eden dahi, Rebi-ül-evvelden ve leyle-i-mevlûddan habersiz olarak. bu mübarek ayı ve bu mübarek geceyi gafletle geçirmekde...

İşittiğime göre, bazı islâm diyarlarında, Rebiül evvel ayında Efendimiz hakkında konferanslar verilmeğe başlanmış. u konferasların yurdumuzda da verilmesini Allahtan diler ve iymanlı Türk gençliginden beklerim.

Velhasılı, her mü'minin gücü yettiği kadar o geceye mâlen, canen... Nasıl izharı muhabbet etmeğe kadir ise, tâzim niyeti ile her türlü hayır hasenat yapması caizdir. Müslümanım deyip te, Allah ve Resûlü yoluna hiçbir fedakârlık yapmayana, Kur'anı Kerîmin cevabı İnnemel-mümininelleziyne âmenû billahi ve Resülihi sümme lem yertabu ve câhedu bi-emvalihim ve enfüsihim fi-sebiylillâhi ülâ-ike hüm üs-sadıkun.

Hucurat sûresi: 15 «Mü'minler, yalnız o kimselerdir ki, Allaha ve peygambe-

rine iyman ettiler. Bundan sonra şübheye düşmediler. Malları ile, canları ile Allah yolunda; canlarını ve mallarını feda ettiler. Allah yolunda savaştılar. Işte, iymanlarına sadık olanlar bunlardır.» diyor.

Nereden gelip, nereye gideceğini; ne için gelip; ne için gittiğini düşündün ise; Allaha ve peygamberine iyman ettinse;

yukarıda yazdığım âyet meâlinde kimin sadık, makbul mü'min olduğu beyan ediliyor. Seni, Allaha dâvet eden, sana şefaat edecek olan sevgili peygamberinin dogdugu ay ve dogdugu gece, ona olan bağlılığını, alâkanı izhar et, mesrur ol! Onun yolunda malın ve canınla fedakâr ol ki, sadık mü'min olasın ve iltifatına nail olup iki cihanda izzet bulasın!

HIKAYE Hatemoğlu Muhammed, (Rahimehullah) rivâyet ve hikâyet eyledi:

Mısır'da bir âdem vardı. İsmi Abdullah, kendi Abdullah idi. Bu zâtı-şerif her sene, Mevlût ayı olan Rabiul evvel ayında Resûl aleyhi ve sellem efendimize, tâzimen, muhabbeten; saadatı-kiramı ve ulemayı-izâmı ve huffazı Kur'an ile bütün fukarayı, zaifleri, yoksulları ve yetimleri dâvet eder, büyük ziyafetler tertip edip, bütün halka ikram eder, hattâ gayrı-müslümler bile bu ziyafetten faydalanırdı. Kedi, köpek gibi garip hayvanlar bile bu ziyafetlerden kalan kırıntılar ile karınlarını doyururlardı. Vaizler vaaz eder, hafızlar Kur'an okur, türlü türlü kasideler, nâtı şerifler söyleyip, tâzimatı-Resûl, tekrimatı Nebiyyi icra ettirip cümlesine in'am ve ihsanlar ederdi.

Insan sevdiği yoluna nesini vermez? Mal değil, canını bile fedaya hazırdır. Güzelliği fani olan bir kadın için, İngiliz kralının tahtını terk ettiğini hepimiz biliyoruz. Aşk budur, muhabbet budur. Sevdiği uğruna her şeyini feda eden; Aşkını, muhab betini böylece isbat etmiştir.

Gazeteleri okumadın mı? Vietnamlı ateşperest Budist rahipleri iymanları için, kendilerini yakıyorlar. İyman budur, dinleri bâtıl olduğu halde bu fedakârlığı gösteriyorlar. İnanan işte böyledir.

Bizim dinimizde intihar etmek haramdır. Ama hiç olmazsa iymanın bir nişânesi, aşkın, sevginin ve itaatının bir nümunesi şarttır.