Ara
Menü

Sayfalar 392–399

1.755 kelime

İrşad II · kaynak sayfaları 392–399

HIKAYE Mecnun, Leylâ'nın köyüne gitti. Köydeki köpeklerin gözlerinden ve ayakları altından öptü. Mecnun'un bu halini görüp:

— Ne yapıyorsun? Köpeğin gözü ve ayağı öpülür mü?

diyenlere.

— O gözler Leylâ'yı gördü. O ayaklar Leylâ'nın bastığı yerlere bastı Leylâ'mı gören göze hürmetim vardır. Leylâ'nın astığı yere basan ayak, benim bas tâcımdır, deyip Leylâ'ya lan askını isbat evledi ve Levlâ'sını sordu? Öldü, dediler Kabrini sordu, başka bir kabir gösterdiler. O kabire vardı, kabiri kokladı.

— Bu benim Lcylâ'mın kabri değil, dedi ve koklaya koklaya Leylâ'nın kabrini buldu ve «Işte burası» dedi ve ruhunu o kabrin üstünde teslim eyledi.

Bu hikâyede olan inceliği anlamak lûtfunu, Allah sana ve bana nasip eylesin. Amin. Seven böyle olur!

Onun için; bizim kıssamızda olan Abdullah efendi, Resûlü sevdiğinden, böylece izharı sürur eyler, her senc bu ziyafetleri icra eder, ihmal etmezdi. Komşusu olan bir yahudi ailesi, her sene bu ziyafete şâhit olurlardı. Yine bir mevlûd ayında, böyle bir ziyafeti Kur'aniye ve mevlûdlar okunup, vâzı nasihat edilip; yemekler, şerbetler dağılıyor, herkes sûrura gark oluyordu ki, komşu yahudinin karısı kocasına sordu:

— Bu komşumuz, her sene bu gecede, bu kadar insanı dâvet ediyor. Bu kadar büyük ziyafetler verip bu kadar mal sarfediyor. Bunun hikmeti nedir? Bu işte adamın ne kârı vardır?

Insan, ömründe bir kere yaptığı düğünde bile bu kadar masraf etmez. Bu nasıl insan? Her sene bu masrafı yapmakta? dediginde; Yahudi olan kocası cevaben:

— Bu ziyafetlerin sebebi, onların peygamberi olan Muhammedin doğduğu aya hürmeten ve doğduğu geceye muhabbeten ve o geceye yetiştiğinden, şükren ve sevincinden bu ziyafetleri veriyor, dedi. O gece yahudi karısı bir rüya gördü.

Rüyasında, gayet güzel yüzlü, ziyade heybetli ve yüzünün nûru güneşten daha ziyadar bir kimse; etrafında yüzleri sabah yıldızı gibi münevver birçok kimselerle beraber gelip, Abdul-

lah efendinin ziyafetinde bulundular. Abdullah efendinin evi, nûra gark olmuştu. O yahudi karısı, bu zatın güzelligine hayran olup etrafında bulunan arkadaşlarından birisine; bu zatı şerif kimdir? Bunun gibi böyle nurlu bir yüz görmedim. Böyle bir hüsnü cemale şahid olmadım. Cemâli melih, şirin, güler yüzlü ve tatlı sözlü bir zatı-akdes. Lûtfen, kimdir bana söyle?

dediginde; o zatı şerif yahudi karısına:

— Işte bu zatı şerif, âleme rahmet olan Fâhri âdem, mefharı âlem ve seyyidi-Beni-âdem, Resûlüllah, habibullah olan hazreti Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellemdir, dedi.

Yahudi karısı «Buraya niçin teşrif etti!» dediginde; ol sahabe: «Bu ev sahibi Resûlüllaha âşıktır. Her sene bu aşkı muhabbetini bu ayda izhar eder. İşte bu hane sahibinin gösterdiği bu muhabbetten efendimiz memnun olduğu için Abdullah efendinin ziyaretine gelip, ziyafetinde bulunuyorlar, dedi. O yahudi karısı o sahabeye:

— Beklesem, dışarıya çıkınca benim ile konuşur mu?

Benim sözüme cevap verir mi? dedi.

— Beklemeğe ne hacet. Içeri gir ve oturdukları yere var.

İstediğini sor. Onun huzuruna varmak isteyen men' olunmaz.

Ona sual edene cevap verir. Hiç kimscyi mahzun ve mahrum etmez. dedi O yahudi karısı Resülün bulunduğu odaya girdi ve Resûlü-Ekremin huzuruna vardığında gördü ki, efendimiz nûra gark olmuş, oturuyor ve etrafında ashabı-güzin hazeratı duruyorlar. O yahudi hatunu Resûle hitaben:

— Yâ Muhammed! diye seslendiğinde, efendimiz, — Lebbeyk! Yâni buyur diye cevap verdiler.

- Siz bir peygambersiniz. Ben ise, zavallı bir yahudiyim.

Hem de senin dininden de degilim. Böyle olmasına ragmen bana buyur diye cevap verdiniz.

— Ben, senin yüzünü gördüğümde, Allahuazimuşgan sana islâmı hidayet, ihsan edip nûru iyman ile müşerref edeceğini bildiğim için sana «Lebbeyk» diye cevap verdim, diye buyurdu. O yahudi karısı: sordu — Sen Nebiyyi-kerimsin. Hulki-âzimin üstündesin. Böyle olduğu halde bu haneye teşrif buyurmanızdaki, sırrı hikmet nedir?

— Bu evin sahibi bana muhabbetten bu kadar evlâdımı ve ümmetimin âlimlerini, hafızlarını, fukarasını, yetimlerini,

yoksullarını ve sâlihlerini dâvet ediyor. Bu kadar ziyafetler, bu kadar mal ve parayı benim muhabbetimden, bana olan sevgisinden ihsan ediyor. Ben de hak celle ve âlâdan izinli olarak, onu ziyaret etmek için evine ve ziyafetine geldim. Hak celle ve âlâ, benim bu eve geldigim hürmetine, bu ev içinde bulunanları bütün kaza ve belâlardan ve âfat ve felâketten, gelecek seneye kadar muhafaza edip türlü nimet ve rahmetine ve enval nimetine nail eyleyip selâmet ve âfiyette daim eyleye! dedikte, o yahudi hatunu:

— Ben dini bâtıldan rücu ettim. Hak dini olan dini-islâmı kabul ettim: «Eşhedü en lâilâhe illallah ve eşhedü enneke Resûlüllah» deyip islâm oldu. Ve dedi ki: «Ya Resûlallah!

Ben senin yolunda mal ve canımı bezl edersem; benim haneme de teşrif eder misiniz?» Efendimiz: «Evet, sen de bu zat gibi bize izharı muhabbet edersen, senin de hanene gelirim»

buyurdular. Kişi, sevdiği ile beraberdir.

Ol hatun her sene mevlûd ayında vus'atı kadar bezli-mal edip, mevlûdu şerif ve vâzü nasihat ve medhi Resûl okutup sâdata, ulemaya, huffaza ve talebeyi-ulûma, fukara yoksul, zuafaya, yetimlere ve dullara Allah yolunda, Muhammed aşkında bütün malımı bezl edeyim derken uyandı. Gördü ki; kendisi, evi, ve kalbi nuru iyman ile dolmuş ve hidâyeti sübhaniye mazhar olmuş. Sabah, kocam evden gitsin. Hemen müftüye gidip iyman ve islâmımı izhar edeyim. Kocam, yahudi olduğu için hemen boş düşerim. Elimde kalan malımı ve mâlik olduğum emlâkimi sarf edip bir ziyafet tertip edip mevlûdu şerif okutayım ve ol Resûlü-Ekreme intisab ettiğimi izhar, sürur edeyim diye bunları düşünürken, kocası kendisine hitab etti:

— Hanım, ne kadar tavuk ve kuzu varsa kestirelim. Her ne istersen emir eyle. Varıp alayım. Ziyafete hazırlanalım.

Komşu gibi biz de sofralar donatalım dediğinde kadın şaşırdı ve:

— Ne ziyafeti yapacaksın? dediğinde kocası:

— Senin o gördügün rüyayı ben de gördüm ve dini-islâmı kabul ettim. Nuru-iyman ile ben de müşerref oldum. Resûlüllah bana emretti ki «Senin malın yoktur.» Sen hanımının ziyafetinde hizmette bulun. Sen de hizmetinle ol gerefe naili meram olasın diye Tenbih buyurdular. Dediğinde Kadın çok sevindi. İkisi de müftünün huzurunda izharı iyman ettiler.

Ey mümini sadıklar! Bir düşünelim:

Resul Aleyhısselama can ve ma lle muhabbet edenin komşulugunda olan yahudiye islam nasip olur ise, ya Resûle aşk, şevk ve muhabbet edenin ereceği makam ne olacaktır? Işte, en ufak iltifatı ilâhi! Resûlü sevip, onun yoluna can ve malını bezleyleyenin hanesine Resûlün teşrifidir. Ya âhirette ereceği makamı ancak Allah ve Resûlü bilir.

Hak celle ve alâ, cümlemizi ömrümüzün nihayetine kadar Resülü-Ekrem Efendimize tâzim ve muhabbeti aliyyelerini daima kalbimizde tezyid eyleye. Sünneti şeriflerine iktida kalıbımızla eseri aşkı muhammedi, kalbimizde meveddetini tevsii eyleye. Onun aşkı muhabbeti ile kalplerimizi safadar eyleye.

HASSAYI AHMEDİYE VE AHVALI MUHAMMEDIYE Başımızın tâcı, derdimizin ilâcı, âmanımız, dermânımız, peygamberimiz, cemi kâinatın efendisi, halkın sevgilisi, gözümüz ve kalbimizin nüru, iymanımızın süruru efendimiz hazretleri ömrü saadetleri boyunca aslâ ihtilâm olmadılar. Mübarek gölgeleri yere düşmemiştir. Mübarek cesedleri nûr idi. Nûrun gölgesi olmaz idi. Mübarek vücudlarına sinek konmamıştır. Mübarek gözleri uyursa da, kalbi; vahyi celhi âlileri uyumaz idi. Ömrü saadetlerinde asla esnememiştir. Sünnetli olarak Mekkei-Mükerreme'de dünyaya teşrif ettiler. Kendileri nesebçe, arap kabilelerinin en necibi olan Kureye kabilesinden ve Haşim neslindendir.

En meşhur ismi şerifleri: MUHAMMED MUSTAFA'dI.

Sallallahu aleyhi ve sellem.

«Müezzemmilü, müddessirti, Ahmed, Mahmud, Beşir, Nezir, Sıracı-münir, Nebiyyar-rahme, Şefiül-tmme.» esma-i-geriflerindedir. Yukarıda zikri geçen isimlerinden her birini andıkça, yazdıkça «Sallüllahu aleyhi ve sellem.» demek, yahud yazmak lâzımdır.

Yunus Emre kuddise sırruh Hazretlerinin nutku âlileri:

Alemler nura gark oldu, Muhammed doğduğu gece.

Mü'min, münafık fark oldu, Muhammed doğduğu gece.

Gökten yere nûr atıldı, Yediler kırka katıldı, Keşişlerin dili tutuldu, Muhammed doğduğu gece.

Muhammed anadan düştü, Kafirlerin aklı şaştı, Kiliseler hep yere göçtü, Muhammed dozduğu gece.

Suyun rengi nûra döndü, Gökten yere nûrlar indi, Hep susuzlar suya kandı.

Muhammed doğduğu gece.

Hûri kızlar geldiler, Muhammede yüz sürdüler, Kundağın bile sardılar.

Muhammed doğduğu gece.

Ağlayan oğlan avundu, Doğuran ana sevindi, Nice küffar dine geldi, Muhammed dozduru gece.

Yunus eder ey kardeşler, Akıt gözden kanlı yaşlar, Secde eder dağı taşlar, Muhammed doğduğu gece.

Yine âşık YUNUS EMRE'den:

Çağırırlar ol kıyamet gününde, Mevlût okuyanlar gelsin diyeler;

Ellerine nûrdan berat vereler, Mevlûd okuyanlar gelsin diyeler.

alıverin gitsin cennet bagına alınsın ol, hem sağı soluna:

Hakkı görün, ne ihsan eder kuluna, Mevlûd okuyanlar gelsin diyeler.

Yedi tamu üstlerinden uçarlar, Sekiz cennet kapısını açarlar, Eynine hulle donlar biçerler, Mevlûd okuyanlar gelsin diyeler.

Iletip cennet bağına varalar, Hulle donların boyunca giyeler, Canların rahmet su ile yualar, Mevlûd okuyanlar gelsin diyeler.

Dy yunus! ne acep bir divan imiş, Hep âşıklar gelmiş, ol eve girmiş;

Cümlenin maksudu bir didar imig, Mevlüd okuyanlar gelsin diyeler AŞKI-I-— CERRAHIden:

Bu gece doğdu hakkın habibi, Bu gece Resûlün Mevlûd gecesi, Delilere caredir hakkın tabibi.

Bu gece Resûlün mevlûd gecesi.

Çağlasın aşk ile gözünden yaşlar, Se ece etis ma ild ear.

Dünyamız bu gece nûra büründü, Cennet bu gece tezyin olundu, Şeytanlar bu gece gökten sürüldü, Bu gece Resûlün mevlûd gecesi.

Aşıklar bu gece devran ederler;

Arşı ve Kürsiyi covlân ederler, Resûlün cemalin seyran ederler, Bu gece Resûlün mevlûd gecesi.

Bu gece uşşaka derman verildi, Bu gece canlara canân göründü Mürde canlar bu gece ihya kılındı Bu gece Resûlün mevlûd gecesi.

Aşık isen, uyuma aşk oduna yan;

Maşükun doğacak, pek yakın zaman;

Bu gelendir âsilere hem darül-eman, Bu gece Resûlün mevlûd gecesi.

Mir'atı-haktır Muhammed, hiç etme şüphe!

Ona bi'at edene verilir rütbe, Aşıkan bu gece irerler lûtfe, Bu gece Resûlün mevlûd gecesi.

Semavat nurlandı yer ziyalandı;

Gönüller ask muhabbetle pür cilâlandı, Kâfir cefalandı, mü'min sefalandı, Bu gece Resûlün mevlûd gecesi.

Doğacak bu gece şemsi hakikat, Hakkm habibi cümleye verecek hayat, Ruhu pür futübuna yüz bin salâvat, Bu gece Resûlün mevlûd gecesi.

Aşkî ne kutlu sana! Ummeti oldun;

Dünyada ve ukbâda devleti buldun, Cenâli Muhammedi düşünde gördün, Bu gece Resülün mevlüd gecesi.

Cenabı-Allah celle celalûhu, vahşet, delâlet ve zulmet içinde kalmış olan bu kâinatı islâmiyet güneşi ve Habibi hüda efendimizin tulûu ile pürnür etmiştir. Her asırda bulunan milyonlarca mü'mini bir kelimei-mübarekede ki, «Lâ ilâhe illallah» tevhidi şerifi ile birleştirmiş, tevhid ile tevhid eyleyen on sekiz bin âleme rahmet olarak irsal olan peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellemdir, ayni rahmettir.

Bindörtyüz sene evvel tulû edip, cehalet içinde yüzen Mekke ve Arap yarımadasında, mektep medrese görmeden, hoca üstad önünde ders almadan, ümmi bir yetimin getirdiği Kur'an-ı Kerîm ve harikulâde mucizat, üstün bir ahlâka sa-.

hip olup; bugün, yarın ve kıyamete kadar baki olacak dini ve ümmeti ve şeriatı diğer milletlere örnek olmuş ve olacak. Dünyanın İslâmiyet ile şerefini bulmuş olması efendimizin risalet ve nübüvvetine açık bir delildir.

Insan; ekmeğini verdiği, kisvesini giydirdiği evlât ve ailesini arkasından getiremez iken; binüçyüz küsur senedir, onun yolunda feda-i-can, bezl-i mal edenlerin, onun aşkı ile boynunu sehpaya verenlerin adedi sayılamayacak kalar çoktur ve kıyamete kadar da böyle olacaktır.

En ünlü kumandanlar, zamanlarında kendilerini sevdirmiş ve saydırmışlardır. Ölümleri ile tarihe mal olmuşlar, ancak tarih okunduğu vakitte hatırlanır iken, Efendimizin aşkı ile tâbe-seher gözlerine uyku girmeyen âşıkların adedini Allah bilir. Onun dini için mal ve canını harcamaya hazır milyonlarca müslüman, şimdi ve kımayete kadar var olacaktır.

İgte bu gönüller sultanı olmanın saltanatıdır. Nübüvvetinin bir nişânesidir.

Allahın emri ile müşrikleri, Allahın dini olan islâmiyyete çağırmaga başladığında, izharı nübüvvetlerinde kırk yaşında idi. Bütün beşer zulüm, küfr ve şirk ile yoğrulmuş, vahşet ile meze olmuş, gönüllerden Allah korkusu, merhamet, şevkat si-

Sayfalar 392–399 · İrşad II — tarikat.org