Ara
Menü

Sayfalar 379–384

1.833 kelime

İrşad II · kaynak sayfaları 379–384

dül-Muttalip, Kâbe'yi tavafa gitmişti. Acaip mehuf bir şey bana göründü. Bir seda işittim ve korktum. Bir beyaz kuş zuhur edip, benim gögsümü sıvadı. Korku benden zail oldu. Bende bir elem, bir keder, bir ağrı ve korku kalmadı. Bana bir kâse beyaz şerbet verdiler. O şerbeti içtiğimde, kalbim nûr-u-âzim ile pür nûr oldu, Sürûra, felâha nail olmuştum.

Uzun boylu, servi kametli gayet güzel hüsnü cemâle malik bir takım kızlar görmüştüm ki, bunlar Mekke halkından değillerdi. Abdi-Menafın kızlarına benziyorlardı, lâkin onlar dâ degildi. Etrafımı aldılar, ben içimden «Evde kimse yoktu, bu zevat buraya nereden geldi?» diye düşünürken, onlardan birisi bana: «Ben Hazreti Âdemin ailesi Havva'yım» dedi. Diğeri gülerek: «Ben Hazreti Ibrahim'in ailesi Sara'yım», diğeri tebessüm edip: «Ben Hazreti Isa'nın annesi Meryem'im». Diğeri de bana sevgi gösterip: «Firavun'un ailesi olup, Hz. Musa'ya iyman eden Asiye'yim. Bunlar da cennet hurileridir» dediler.

«Tegrif edecek olan Nebiyyi-mükerremi tâzim ve tebcil için geldik» dediler. Her ân, ve her anda evvelkinden daha ziyade ve şiddetli sadalar ve gürültüler işitirdim. Lâkin, benden korku zâil olmuştu. Gökten yere kadar bir beyaz ipek perde indirildi. Beni, bu muazzam perde ile cinlerden setr ettiler. Bölük, bölük, kuşlar geldi. Gagaları yeşil zümrütten ve kanatları yakuttan idi. Bana yaklaştılar, tâ göğsüme gagaları ve kanatları ile dokundular. Sanki, beni öpüyorlardı. Sonra da etrafımda tavaf ediyorlardı. Hak teâlâ gözümden perdeyi kaldırdı. Bütün âlemi bana gösterdi. Dünyanın şark ve garbını gördüm.

Üç sancak-ı gerif getirdiler. O sancaklardan birini, şarka (doğuya), birini garba (batıya), diğerini Kâbe'nin ütsüne diktiler. Semâda âdemler gördüm. Ellerinde cevahirden leğen, ibrikler ve altın taslar olduğu halde, boşlukta cevelân ediyorlardı. O anda Muhammedim bilâ zahmet ve megakkat doğdu.

«Allahümme salli alâ seyyidine Muhammedin ve alâ âli Muhammed ve sahbihi ve sellim.»

Baktım, gözleri sürmeli, göbeği kesik ve sünnetli. Beyaz bir örtüye sarılmış, mübarek başını yere, secdeye koymuş ve mübarek sağ elinin gahadet parmağını kaldırmıs Hak celle ve alâya tazarrû ve niyaz ediyor. Eğilip dinledim. O küçücük ağzı ile: «Eşhedü en lâilâhe illâllâh ve enni resûlüllâh. Âllahü ekber-kebirâ vel hamdü-lillâhi-kesiyrâ fe sübhanellahi bükreten

ve asilâ, Allahümme ümmeti!Ummeti!» diye haliki mâbûduna tazarrû ve niyaz ediyordu.

Diger bir rivayette; Safiyye binti Abdülmuttalip diyor ti Amin, o gece Hunur eti Am ne'nin odasin birindiğ nde tozde.

Odayı ve bizi pûr-nûr etti. Altı alâmete şahid oldum. Biri;

doğduğu saat hemen secdeye kapandı. İkinci âlâmet: Başını kaldırıp fasih bir lisan ile: «Lâ ilâhe illâllah ve enni resûlüllah» dedi. Uçüncü; bir âzim nûr zâhir oldu. Dördüncü alâmet;

ben onu yıkamak kast eylediğimde, bir ses bana «Yâ Saffiyye! Zahmet çekme, biz anı yumuş pak etmişizdir» dedi. Beşinci; sünnetli idi ve göbeği kesilmişti. Altıncı alâmet; bir beze sarmayı kasd ettigimde, ipek bir kumaşa sarılmış ve arkasında bir mühür gördüm. Uzerinde (Tebah bahya lahya Muhammed. Ente haysurun tevecceh haysü şi'te inneke mensurun Lâ ilâhe illâllah Muhammed Resülüllah) yazılı idi. Çünkü, secdc etti; dudaklarının oynadığını gördüm. Ben dahi kulağımı mübarek ağzına tuttum. (Ümmeti! Ümmeti!) diye Rabbine niyaz ve dua ediyordu.

Ey aziz, muhterem mü'min kardeşlerim! Bir tefekkür edelim. Ol Nebiyyi muhterem; anasından doğduğunda Allah celleye, (Ümmeti! Ummeti!) diye bizi haktaâlâdan niyaz edip diledi. Biz ise, onun o yüce peygamberin dünya ve âhirette şefaatına muhtaç iken, gaflet ile sünneti şeriflerini terk edip, şeriatına inkıyadı ihmal ederiz. Müslüman olana lâyık mıdır ki, onın ismini işitip, onun getirdiği Kur'ana ve sünnetine ittibâ etmesin? Onu, 'her şeyinden fazla sevmesin? Aline, ashabına, evlâdina ve ezvacına muhabbet etmemek lâyık mıdır?

Doğuşundan itibaren, beşeriyete merhamet kanadını geren Muhammed Aleyhisselâma âsi olmak; onun dinine, sünnetine, imet, tinız bize dine iz. Demet iki kısi dizi diri U'mmeti-icabet ki, biziz. Diğeri ise Ummeti-dâvet ki, henüz islâm ile müşerref olmamışlardır. Resûlün niyazı her iki zümreyedir.

Ey mü'minler! Kendimizi gafletten kurtaralım. Gece gündüz, daima Habibi-Ekrem Efendimize, evlâtlarına, ezvacına, ashabına, ensarına ve ahbabına salât, selâm okuyup Hâce-i-kâinat efendimizi her şeyimizden fazla sevelim. Zira, iymanın kemâli, onu her şeyden fazla sevmekledir. Şeriatı ile

âmil olup, sünnetine ittibâ, siyretine iktida bizim iki cihanda felâhımıza ve necatımıza sebebtir.

Allahu sübhanehu ve teâlâ, cümlemize tevfik ihsan eyleyip, bu saydıklarımla cümlemiz âmil olup, nigâhı-iltifatı-Ahmediyyeye cümlemizi nail eylesin! Bi-hürmeti-seyyidil-mürselin.

Sevgili peygamberimizin anneleri Amine hatun rivayet ediyorlar: «Oglum Muhammedi dogurduğum vakit, hemen secdeye varıp: «Yarab! Ümmetim, Ümmetim!» niyazını yapmakta iken semadan bir beyaz bulut bana doğru indi ve bulutun içerisinden, at kişnemesine benzeyen sesler geliyordu. O bulut, Muhammedimi bürüdü ve gözümden kayboldu. Bir münâdi: «Muhammed Aleyhisselâmı bütün şark ve garbı gezdirip tavaf ettirin. Deryalara, ummanlara ve denizlere ithal ettirin ki, bütün yerler ve denizlerde olan mahlûkat teşriflerini duysunlar, şekli-şemâlini ve vasfın bilsinler ve ba'sinden haberdar olsunlar. Bütün dünyada şirk, küfür, isyan ehline nezir, korkutucu ve bütün iyman, ihlâs ve itaat ehline de müjdeci geldi.» diye nida ediyorlardı. Resûlün şânını bütün kâinata ilân ediyorlardı. Onun ba'sinden sonra cümle müşriklerin ve âsilerin beli bükülecek, âlem nuru-iyman ile pûr-nûr olacak, ehli-iyman şâd, ehli-delâlet de perişan olacak diye nida olunuyordu. Bir an geçtikten sonra, ol bulut açıldı. Oğlum Muhammedin bir yeşil ipek örtüye sarılmış, üzerinden su damladığını gördüm. Ansızın bir ses işittim ki: «Bak!. Bak!. Muhammed Aleyhisselâm bütün dünyayı, dogudan batıya kadar gezdi. Bütün dünya ehli, ona mûti ve münkâd oldu. Dini, cümle dinler üzerine galip olur» dedi. Bu sözleri işittikten, duyduktan sonra oğlum Muhammede baktım. Mübarek yüzü ayın on dördü gibi münevver olmuş, kendisinden misk ve güzel kokular geliyordu, onu cennet kokuları ile muattar etmişlerdi.

Üç güzel yüzlü kişi zuhur etti. Bu üç kişinin kanatları vardı. Birisinin elinde altından ibrik, diğerinin elinde yeşil zümrütten bir leğen ve üçüncüsünün elinde beyaz bir ipek kumaş vardı. O ipek kumaşı açtı. İçinden bir mühür çıkardı. O mühüre bakanların gözleri kamaşırdı. Muhammed Aleyhisselâmı; ol ibrikten dökülen cennet suyu ile, o zümrüt leğende yedi kere yıkadılar. O nurlu mühür ile iki küreği arasını mühürediler, ol mührü geriti o ipege sardilar. Sonra, o üç zattan birisi oglum Muhammed Aleyhisselâmı kanadı altına aldı, bir miktar tuttu ve sonra bana verdi. O ipek kumaşı elinde tutan

melek. Muhammed Aleyhisselâmın kulagına gizli, birçok sözler söyledi ve iki gözünün arasından öptü ve «Tûba leke yâ Muhammed! Sen bütün kalblerde heybetli ve hürmetli oldun.

Sana ve senin ümmetine nusret verildi. Şark ve garp senin ümmetine fetih olundu. Denizlerde cezireler, kaleler ve beldelerin anahtarları senin ümmetine bahş oldu?» dedi.

Ibni Abbas (Radiyellahu anh) diyor ki: «Peygamberimizin doğduğu o mübarek gecede, Kâbe'de olan bütün putlar, yüzü üstüne düştü ve kırıldı. Hatiften bir seda peyda olup Kureyş'deki putperest müşriklere helâk ve azâb olsun. Bu akşam, muhakkak sadıkıl-vadül-emin olan Nebiyyi zişân hazretleri geldi. Lâtı, Uzza ve diger putların cümlesi helâk oldu, iblis hapis olundu ve cennatı-aliyat türlü ziynetlerle müzeyyen kllındı.» diyordu. O gece Kâbe'de bulunan kandiller kendiliğinden yandı ve cennâtı-âliyatta olan hüriler, melekler bir birilerine müjde edip Resûlün kudümünü tebşir ettiler.

Yer yüzünde insanlar ve cinnilerle, diğer bütün mahlûkat da birbirlerine müjde ve beşaret eylediler. «Hak teâlâ seni daima mesrur eylesin ya Muhammed!.. Allahu-azimüşşân, senden Ekrem bir kul yaratmadı. Senden efdal bir kimse doğmadı.

Melekler senin doğumuna sevindiği gibi, hiç bir kulun doğumuna ferahlanmadılar.» diye nida olundu.

Bütün deryalar cûşu-huruşa geldi. Bütün deryalarda olan mahlükat, velâdeti peygamberiyyi tebşir etti. Efendimizin dedesi olan Hazreti Abdül-Muttalip Kâbe'de idi. Amine hazretleri haber gönderip «Bir erkek torunları oldu. Gelsin, torununu görsün» diye dâvet ettiğinde, Hz. Abdül-Muttalip geldi ve dedi ki: «Ben Kâbede idim. Kâbe-i-Mükerremenin duvarları titreyip, ferahlarından bir birilerine seslendiler: «Bizi putlardan temizleyecek olan Nebiyyi âhir zaman doğdu ve cihana teşrif eyledi.» Ben bu sözleri Kâbe'nin duvarlarından duyduğumda, taaccüb eyledim ve bildim ki, senin doğurduğun bu mübarek evlâdımın şânı pek büyüktür» dedi. Sonra «Oğlum Muhammed'ime, şefkat nazarı ile baktım ve Allaha hamdü-senalar olsun. Bana böyle kadri yüce, şerefi âli bir torun ihsan eyledi» dedi.

Efendimizin vücudü şeriflerinden zuhura gelen o güzel koku bütün Mekke şehrini gûya Miski-Anber dolmuş gibi muattar eyledi. eşaretler ve müjde sedaları arşa yükseldi.

Efendimizin amcası olan Ebi-Lehep uyuyordu. Yüksek sedalardan uyandı. Evinin içi miski-anberle dolmuştu. Cariye-

si Süveybe'ye hitaben: «Bu sedalar nedir? Bu miski-anber kokuları nereden geliyor? Öğren bana haber ver!» dedi. Süveybe, evden dışarı çıktı. Bu âvaz ve sedaların ve müjde, beşaretlerin ne olduğunu öğrenip Ebi-Leheb'in yanına döndü ve: «Ya Eba Lehep! Müjde ve beşaret size olsun! Kardeşiniz Abdullahın bir oğlu oldu. Bu güzel kokular, o doğan muhterem yavrunun vücudü şeriflerinin kokusudur. Bu sedalar, yer ile gök arasında olan mahlükatın müjde ve tebşirat sedasıdır.» Eba- Lehep, cariyenin bu sözlerinden haz eyleyip, cariyeye hitaben:

«Ya Süveybe! Bana bu müjdeyi verdin, ben de seni azâd eyledim» dedi. Süveybe emzikli idi. Eba-Lehep «Kardeşimin oğluna git, Meme ver» diye emretti.

Resûlüllah sallallahu aleyhi ve selleme valideleri Hz. Âmine yedi gün meme verip emzirdi. Yedi günden sonra, efendimizin diğer süt annesi Hz. Halime efendimize süt verinceye kadar, Eba-Leheb'in cariyesi olan Süveybe hatun efendimizi emzirmiştir.

HÎKÂYE Rivayet olundu: Eba-Leheb'in vefatından sonra, Eba-Leheb'i rüyada görüp, efendimize iyman etmeyen bu amcasına halinden ve âhirette olan ahvalinden sual ettiklerinde şöyle cevap vermiş: «Böyle kadri âlâ olan bir Nebiyyi-zişânın amcası olduğum halde, ona iyman etmedim. Yazıklar olsun bana! İyman edip dünyada şerif, âhirette aziz olup cennet nimetleri ile mütena'im olacağım yerde, onun en büyük düşmanı olup; dünyada rezil, âhirette de sefil oldum. Küfrü dclâlette kalıp ehli-nâr oldum. Velâkin, o Nebiyyi-âlişana doğduğu gece yaptığım iki ikramdan dolayı, sair ehli-nârda olan haletler bende yoktur.

Birincisi budur ki; pazartesi gecesi oldu mu, benden azab tahfif olur. Yâni, hafifler. Tâ, salı gecesine kadar. İkincisi; Pazartesi gecesi oldu mu, gecesinde ve gündüzünde baş ve orta parmağımı ağzıma sokup emiyorum. Iki parmağım arasındar bir soğuk su geliyor. O suyu içip serinleniyorum ki, diğer ehli-nârdan olanlar bundan mahrumdur. Bu nimete ermemin sebebini sorarsanız; Muhammed Aleyhisselâmın doğumu pazartesi gecesidir. Cariyem Süveybe, doğum müjdesi getirdi-

ğinde, Resûlün doğumuna sevinip cariyem Süveybiyeyi azâd ettigimden, o gece benden azab tahfif olunur. Git meme ver dediğimde, Pazartesi günü ve gecesi, tâ, salı gecesine varıncaya kadar, parmağımdan çıkan soğuk suyu içip ferahlıyorum» dedi.

Ibni-Cevzi rahimehullah diyor ki: «Eba-Leheb, ki, Hak sübhanehu ve teâlâ; kelâmı-kadiminde, bir sûre-i-celilede kendisini ve karısını zem edip ehli-nâr olduklarını haber verdi.

Eba-Lehep, böyle kâfir iken, Kur'an-1-Kerimde zem edılip, ehli-nâr olduğu beyan edilmiş iken; efendimizin doğduğuna mesrur olup cariyesini azâd edip, Hazreti Resûle süt vermesini cariyesine emrettigi için, azâbı tahfif olur ise; iyman eden, hak teâlâyı tevhid ve Resûlü Muhammed Aleyhisselâmı tasdik, tarafı-ilâhiyeden getirdiğini kabul edip, ümmeti olan kimselere cehennemden azâd olarak rahmeti-hüdaya vasıl, nail olup, cennetine girmeğe, cemâline ermeğe katiyyen, şüpheye mahal yoktur.

Eba-Leheb, peygamberimizin amcası olduğu halde, Efendimizin amansız düşmanı idi. Bu böyle iken, efendimiz doğduğunda, efendimize yaptığı iki fedakârlıktan ötürü nârda iken, lûtfa erdi. Biz ki, Resülü Ekremin dostuyuz. Bizim erecegimiz lûtfu-ilâhiyyeyi senin irfanına bırakıyorum.

Sen; Resûlün sünnetine ittibâ eyle ki, dâreynde selâmet bulasın! Efendimizin doğduğu gece, yalnız Kâbe'deki putlar kırılmadı. Bütün dünyadaki putlar yüz üstüne düşüp kırıldı.

Ol gece, Mecusî'lerin bin yıldan beri hiç sönmeyen ateşleri küllyen sondü. Bin yıldan beri yanan ateşin hararetinden eser kalmadı. Dünyada bulunan mecusilerin tapınaklarında taptıkları bütün ateşlerin, cumlesi söndü.

Save gölü yere göçüp, sudan eser kalmadı. Sanki, üzerinde ateş yanmış gibi sıcaklık ve hararet peyda oldu. Üzerinde ahali yürüyünce, yerden tozlar kalkardı.

Kira'nın yirmi iki şerefeli köşkünün ondört gerefesi yıkıldı. O zaman, Iran padişahı olan Nuşirevan'ın, o gece tahtı yıkıldı. Kendisini bir âzim korku aldı. Sabah olduğunda bütün müneccimleri ve kâhinleri ve muabbirlerini topladı, «Bu gece, ben bir korkunç rüya gördüm. Bu rüyamı tâbir edin» dediğinde; muabbirler gördügünün ne' oldugunu sordular. Nugirevan:

«Gördüğümün ne olduğunu söylemem. Ne gördüğümü siz söyleyin. Yoksa tâbirinize inanmam» dediğinde, muabbirler: «Biz

Sayfalar 379–384 · İrşad II — tarikat.org