İrşad II · kaynak sayfaları 373–378
Taberiye gölünün ise suları taşmıştı.
Kâbe'de bulunan putların hepsi yüz üstüne kapanmış;
Lât, Uzzâ, Menât denilen üç büyük put, parça parça olmuş, Kâbe'nin duvarlarından sesler gelip: «Müjde! Bu gece cihanın şemsi doğdu. Yakında bizi putlardan müşriklerden kurtaracak. Onun ümmeti bızı yalın ayak taval edip, hakka vuslal olacaktır!» dive ilân ediyordu.
Alemler nura gark olmuştu. Alem, başka bir âlem olmuştu. Kâhinlerin dili tutulmuştu. Dağlar, taşlar, ağaçlar secde etmişti. Kâbe; secde edip, kıyama durmuş, bir tagı bile yerde kalmamıştı. Bunu gören müşrikler şaşırmışlardı, ne oluyordu bu gece!
Bu gece; Nebiyler hâtemi, Resûller hâtimi, Allah'ın habibi, mergubu-mahbubu-melcei-fukara, enisi zuhafa, on sekiz bin âleme rahmet, gökte Ahmed, yerde Muhammed dünyaya teşrif ediyordu. Artık, yahudinin yıldızı sönmüştü. Suyun rengi nûra dönmüştü. Artık zâlimin boynu bükülecek, mazlümlar gülecekti. Zira mü'minlere müjdeci gelmişti Kâfirlere, zâlimlere korkutucu göderilmişti.
Hazreti Amine diyor ki: Muhammedime hâmile olduğumu anladığım zaman, Recep ayı idi. Bir gece, bulunduğum odaya ansızın bir zat girdi. Ben, bu zatı hiç görmemiştim. Yüzü güzel, cismi lâtif idi. Ben korktum, ürperdim. Benim kalbime nazar edip, karnımda olan mâsuma dogru işaret edip: «Esselâmü-aleyke ya Muhammed! Esselâmu aleyke ya Ahmed!»
diye selâm verdi. Ben ona: «Ya seyyidi! Siz kimsiniz» dedigimde, o zatı-şerif: «Ben Ebül-beşer Adem safiyyim. Sana müjdeye geldim. Ya Amine! Sana müjde ve begâret olsun!
Sen; seyyidül-beşer olan, Allahın sevgilisine hâmilesin!» deyip kayboldu.
Ikinci ay, yâni, Şaban ayı olduğunda: yine bir gün ansızın bir zat bana göründü. Bu zatı-akdes de nûr içinde idi. Bana ve benim karnımdaki yavruma işaret edip: «Esselâmu aleyke ya gâyetel-mahbûb, Esselâmu-aleyke ya nihayetel-matlûb!» dediğinde, ben korku ile ona: «Siz kimsiniz?» deyince; «Korkma Ya A mine: ebit nemil ve Resüllele nemlerine dedi ve kayboldu.
Hamileliğimin üçüncü ayında, yine birgün ansızın içeri vakarlı ve nurlu bir zat girip, kalbime nazar edip: «Esselâmu aleyke ya Müzzemmilü, esselâmu aleyke ya Müddessiru.» diye
selâm verdi. Ben ona hitaben: «Ya seyyidi, kimsin?» dediğimde ol dahi: «Ben Idris peygamberim. Sana müjde olsun ya Amine! Sen, cümle peygamberlerin imamı olan nebiyyi-zişan aleyhi salavaturrahman hazretlerine hâmile oldun.» dedi ve kayboldu.
Dördüncü aydı. Birgün, ansızın esmer renkli güzel bakışl1, yüzü nurlu bir zatı akdes bana göründü. Kalbime nazar edip, karnımda olan yavruma işaret edip: «Esselâmu aleyke ya Saffetel-halk!» diye selâm verdiğinde ben: «Ya seyyidi, kimsiniz?» dedim. «Benden korkma! Ben Nuh aleyhisselâmım. Sana müjde ve beşarete geldim. Müjde olsun ya Amine!
Seni, nebiyyil-memdûh, sahibul-nasri-vel-futüh olan nebiyyi zîşâna Hamile olmaklığınla tebşir ederim.» dedi.
Beşinci ay olduğunda.. Yine bir gün, hüsnü mükemmel, yüzü münevver bir zat bana görünüp, kalbime nazar ederek hamlime işaret etti ve: «Esselâmu aleyke ya zeynelmürselin, Esselâmu aleyke ya hatemen-nebiyyîn!» diye selâm verdiğinde ben o zata da «Siz kimsiniz?» diye sorduğumda, o zâtı-münevver: «Ben, Hûd peygamberim. Sana beşaret ve müjdeye gönderildim. Müjde ve beşaret olsun. Yâ Âmine! Sen, nebiyyil- Mahmud, sahibülkeremi velcüd olan Allahın habibine hâmile oldun» dedi, ve kayboldu.
Altıncı ay olduğunda bana yine bir zâtı-nûrani görünüp, sadrıma nazar, ve karnımdaki yavruma işaret edip: «Esselâmu aleyke ya Resülallah, esselâmu aleyke ya habibullah» diye selâm verdiğinde ben o zata «Siz kimsiniz?» diye sordum:
«Ben Halilullah, Ibrahim peygamberim. Sana tebşirata ve müjdeye gönderildim. Müjdeler olsun Yâ Amine! Sen, Nebiyyül-celil, sahibi vechülcemil olan, peygamberi âhirizzemana hâmilesin» dedi ve kayboldu.
Yedinci ayda, yine bir hüsnü melih ve vechi sabih zat, bana görünüp kalbime nazar, karnımdaki hamlime işaret ederek: «Esselâmu aleyke ya nebiyallah, esselâmu aleyke ya safiyyelleh» deyip selâm verdi. Ben kendisine kim olduğunu sarduğumda; o bana cevaben: «Ben Ismail nebiyyim, sana müjdeci gönderildim. Müjde olsun ya Amine! Sen Nebiyyi Melih, sahibün nesebissahih, vellisanül-fasih velkadrur-recih olan bir peygambere hâmilesin» deyip kayboldu.
Sekizinci ay olduğunda, yine bir zatı münevver göründü.
Uzunca boylu, yüzü nurlu idi. Benim kalbime nazar, karnımdaki yarvuma işaret ederek: «Esselâmu aleyke ya habiballah-
ülgaffar, Esselâmu aleyke ya Resûlallahil-cebbar» diye selâm verdi. Ben o zata: «Ya seyyidi, siz kimsiniz?» dedigimde, oldahi: «Ben Musa aleyhisselâmım. Sana müjde ve beşaret olsun, Yâ Amine! Sen şu «nebiyyillezi-ünzile-aleyhil-Kur'an ve yukemmiluhürrahman seyyidi. Veledi-Adnan» olan peygamberi âhirrızzemana hâmilesin.» dedi ve kayboldu.
Dokuzuncu ay oldugunda, bana bir zat göründü. Softan elbisesi vardı. Yüzü nurlu idi. Kalbime nazar edip, rahmimde olan mâsuma işaretle: «Esselâmu aleyke ya nebiyallah. Esselâmu aleyke ya resûlallah» deyip selâm verdiğinde ben ona kimligini sual ettim. O zatı akdes de bana cevaben: «Ben, Meryem oğlu İsa'yım, Mesih'im Sana müjde ve beşarete gönderildim. Sana müjde ve beşaret olsun ya Amine! Sen rahmetellilâlemin olan mahbubu hüdaya hâmilesin ve bu hamlini doğurma zamanın çok yaklaştı, hazır ol!» dedi ve kayboldu.
Müjdeciler gelip, Habibi-hudânın müjdesini ve kudûmuşerifini hazreti Amine'ye bildirdiler. Hazreti Amine, cenabı Resûli-Ekreme hâmile olduğunda; o seneye kadar Mekke'de kıtlık vardı. Şiddetli bir rüzgâr, ortalığı kasıp kavuruyordu.
Habibi-hüda ana rahmine düşünce, hakteâlâ onun hürmetine bereket verdi, beşere rahatlık ihsan buyurdu. Rüzgâr durdu, yağmurlar yağdı. Halk huzura kavuştu ve mesrûr oldu. Hattâ, Araplar o seneye «Senei Fitıh?» diye ad koydular. Efendimizin yümmü bereketinden, o sene hâmile olan kadınlar hep erkek evlât doğurdular ve mesrûr oldular. Zira, Arablarda, devri cahiliyyette erkek evlâdı makbul idi. Kız çocuklarını öldürürlerdi. Efendimizin teşriflerine hürmeten bütün hâmile hanımlar erkek evlât doğurmuştur.
Efendimizin doğumu yaklaşınca, Hazreti Abdül Muttalip; oğlu Hazreti Abdullah'ı yanına çağırdı «Evlâdım; senin, doğacak olan bu mükerrem evlâdın hakkında ben acayip bir rüya gördüm. Bütün ehli-kitap, bu sene âhir zaman peygamberinin zuhurunu haber veriyorlar. Bu peygamberin Arabi, Kureyşî ve Mekki olacağını bildiriyorlar. Bana, rüyamda bir zat görünüp Abdullah'dan olacak ve Âmine'den doğacak torununun ismini MUHAMMED koyacaksın, dedi. Bizim kavmimizde şimdiye kadar Muhammed isminde kimse yoktur. Zannedersem bu doğacak çocuk, âhir zaman peygamberidir. Alâmetler bunu göstermektedir. Bütün Arap kavmi içinde ve belki bütün insanlar arasında da mâlûmdur. Hele, ehli-kitap bu zâtı-akdesin teşrifini beklemektedir. Sana ve bana, âlemi ma-
nâda bu doğacak mükerrem evlâdımızın izzeti, rif'ati ve uluvvu menzileti, kerrat ve merrât ile gösterildi. Şimdi, onun teşrifi için ihtimam lâzımdır. Bu, hurma mevsimidir. Medine'nin hurması meşhurdur, Medine'ye git, hurma al» dedi.
Cenabı Abdullah, Medine'ye hurma almağa gitti. Mekke'ye dönerken; Medine'den iki konak ayrılınca ölüm erişti. Orada, âlemi âhirete göçtü. Habibullah, babadan yetim kaldı ki, daha anasının karnında idi. Bütün melâike teessür edip, agladılar, Hak teâlâya niyaz edip: «Ey bizim Rabbimiz! Senin indinde cümle kullarından aziz, mükerrem, bütün âlemleri onun hürmetine hâlk ettiğin, Habibi - ekremini ana karnında iken yetim etmenin sırrı hikmeti nedir? Ya Rabbena! Bize bildir!»
dediklerinde, Hak teâlâ buyurdu ki: «Ey meleklerim! Babanın vazifesi evlâdını terbiye te'dip ve hıfz içindir. Benim Habibime, benden başka kimsenin terbiye, te'dip ve muhafazasına hacet yoktur. Onu, ben terbiye ve te'dip edeceğim. Onun muhafızı benim. Onu, ben muhafaza edeceğim. Onun, hâfızı ve yardımcısı benim. Bundan başka her çocuk babasını (Baba)
diye çagırıp imdat ve yardım istedikleri halde; Habibim Muhammed «Yarab!» diye bana nida edip, imdat istesin, benden gayrısından imdat ve yardım istemesin diye onu yetim bıraktım.» buyurdu.
Resûl Aleyhisselâtı vesselâm efendimiz bir hadisi şeriflerinde:
«Muhakkak, beni Allah terbiye etti ve en güzel terbiye ile...» buyurdu.
Hazreti Abdullah vefat ettiğinde, bir sürü koyun, beş deve, bir de emzikli habeşi cariye ki, ismi Ummü-Eymen'di. Bütün kalan mîrası bu kadardı.
Resûl aleyhisselâm, dünyaya teşrif edince, bu Hz. Ummü nâmındaki cariyeden süt emmiş, bu kutlu cariye, Habibi-Ekremin süt anası şerefini almıştı. Sonra, Halime hatun hazretlerinden süt emip, ikinci süt annesi Hz. Halime hatun olmuştur. Radiyellahu anhuma.
Hazreti Âmine radiyallahu anha buyuruyorlar ki; «Ben, Muhammedime hâmile iken diğer hamile kadınların gördüğü
elemleri görmedim. Hâmile oldugumu anladığım zaman, karnımdan daima güzel kokular gelir ve gece oldugunda zikir, tesbih sesleri duyardım. Bana; yerlerden, göklerden bir takım sesler gelip (Yâ Amine! müjde sana. Sen, hayrel-beşere hâmilesin.) derlerdi. Vakta ki, yavrum karnımda altı aylık oldu;
rüyamda bana bir zat gelip: «Yâ Âmine! Sen cümle âlemlerin hayırlısına hâmilsin. Hamlini doğurduğun zaman, adını MU- HAMMED tesmiye eyle! Bu yavrunun şanını muhafaza eyle!
diye tenbih eyledi.» diyor.
Ibni Abbas radiyellahu anh'dan rivayet olundu ki: «Semadan melekler nâzil olup, Hz. Amine'nin etrafinı sardılar, Sultan Amine'yi ortaya aldılar. Tâ ki, ona hiçbir zarar erişmeye... O meleklerden bir melek nida edib dedi ki: «Yâ Amine! Ben sana karnında olan veledi Mükerremini hayır, bereket ile müjdelerim. Zira, o evlâdı-mükerrem cümle Resûllerin seyyidi ve enbiyanın hatemi ve âhırıdır. Allahu teâlânın evvel ve âhirinin üzerine hüccetidir. Bu mâsum doğduğunda, bu dua ile onu halikına sığındır:
İşte; bu duayı çocuğunun üstüne oku, dedi. Hazreti Amine Ben uyandığımda; bu hırzı yâni bu duayı baş ucumda gümüş bir sahife üzerinde yazılı buldum.» diyorlar.
Ulemal-dın dıyorlar kı; bu duayı hangı sabıyye yazıp, uze.
rine assalar cümle âfattan beri olur, nazardan, mânevi kuvvetlerin, şerrinden mahfuz ve emin olur buyurmuşlardır.
- 378.- Cenabı-risâletmeâb efendimiz, Pazartesi sabahı duha vaktinde alemi şereflendirdiler.
Mekke'den hicret pazartesi, Medine'ye teşrifleri, sûrei-Mâde'nin nüzülü, Mirâcı, ve Mekke'nin fethi hep pazartesi günüdür. Alemi bekâya pazartesi günü teşrif buyurmuşlardır.
Cenabi-risâletmeâb efendimiz, Rebiulevvelin on ikinci Pazartesi günü, Rumî nisanın yirmi veya yirmi ikisinde; duha vaktinde zuhur edeceği için; nisan yağmurları buna binaen mübarek ve şifalı ve berekete sebeb olmuştur. Efendimiz doğduğu gece, Kâbe ikiye ayrılmıştı. Bu vak'adan dolayı, Kureyş çok korkmuşlar, türlü türlü bu hadiseyi tefsir etmişlerdi. Kimisi. Hz. Amine'nin pederinin o gece âlemi bekaya gitmesinden ötürü olduğunu ileri sürüyordu. Zira, o gece Resûl hazretlerinin anne dedeleri olan Vahab bin Abdi-Menaf ki, arabın sayılı kişilerindendi. Efendimizin doğduğu gece onun vefat haberi Mekke'ye yayılmıştı.
Kureyş, bu münazaada iken, Kâbe'nin içinden işittikleri bir seda: «Ey cemaatı Kureyş! Kâbe bir kimsenin ölümüne sebeb yapılmadı. Lâkin, dünyanın nûru, âhiretin şerefi, cennetin sıracı olan Muhammed bin Abdullah, ana karnından dünyaya gelmek üzeredir. Ol bir peygamberi âlicenabtır ki, müşriklerin putlarla, esnamlarla, ve şirki tuğyanla telvis ettikleri Kâbe'yi, Onların bu delâletlerinden ve hiyanetlerinden tathir edip, evvelki gibi nûru cemalimi yerine getirip, nûru-iyman ile pûrnur ve kıblei-enam ve ümmeti uzak yerlerden gelip yılda bir kere hac ile Kâbe'yi yâni beni tazim ederler» diye Kâbenin kendisi Kureyş'e sesleniyordu. «Işte bu şerefe mebni ikiye bölündüm» diye seda işittiler.
Velâdeti gecesi, Allahı azimüşşan celle şanuhû ve amme nevaluhû, meleklerine: «Habibimin doğduğu gecenin sabahı, göklerin bütün kapılarını açınız. Cenneti tezyin ediniz. Cennetin bütün derecatını ve sekiz cennetin kapılarını küşad ediniz!» emrü fermanını buyurdu.
O gün, güneş sair günlerden daha fazla ziyadar oldu.
Nûr-u-ziyası bütün dünyayı nurlandırdı. Tâ ki, ol gecenin, ol günü ve güneşinin nûrundan bütün dünya ehli, Nûr-u-asli olan Hazreti Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi vesellemin teşrif buyurduklarına, âgâh olup mesrur olalar...
Hazreti Âmine diyor ki: «Muhammedimi doğurmak üzere idim. Yanımda erkek ve kadın kimse yoktu. Kayınpederim Ab-