Ara
Menü

Sayfalar 357–363

1.748 kelime

İrşad II · kaynak sayfaları 357–363

erzak çekerdi. Işte, o erzakları bağlayan iplerin çürüğüdür.»

buyurmuşlardır. Cenabı-fâtihi-Hayber, Sakiyi-kevser efendimiz her gece kimsenin haberi olmadan arkasında taşıdığı yiyecekleri ve yakacakları taşırdı. İşte bu ağırlıklardan, mübarek omuzunu ipler kesmişti. Cenabı Ali efendimizin, birinci cild, birinci risalemizdeki, menakıbını okuyunuz.

Hazreti Ömer radıyellabu anh, Mülkü İran'ı zaptedip, mağrur Iranlıların tahtlarını başlarına geçirip; Fahri-risaletin elçisini katleden ve mektubu Muhammediyyeyi yırtan, o zâlimlerin hakkından geldikten sonra, Müslüman arapların bu galibiyyetini bir türlü hazmedemiyen bu ateş perest kavimden hakkı ile müslüman olmayan zerdüştiler; Eba Bekir, Ömer ve Osman'ı, İmamı Ali'nin hakkını gasbetti diye nifak çıkarıp Ehli-beyt ve Hânedanı-Mustafayı perde ederek, bilhas sa, mülklerini yıkan Âdil Ömer'e, düşmanlık etmeyi vazife bildiler gayeleri Imamı Aliyye ve evlâdına muhabbet değil; aslında Omer'e buğz ve düşmanlık idi. Yukarda söylediğimiz gibi Hz. Omer, Resûl Aleyhisselâmın kayın pederi, ayni zamanda İmamı Ali'nin Ümmü-Gülsüm ismindeki kerimelerini almakla Imam Ali'ye damat olmak şerefini kazanmıştı. Aynı zamanda İmam Ali'de, Ömer ibni Hattap gibi bir zatı damad edinmekle şerefbahş olmuştu. Kayın pederin şerefine göre bir damad, damadın şerefine göre bir kayın peder! Hz. Omer için, «Imamı Aliye lâyık bir damad değildi demek Imamı Ali kendine damad seçemedi» demek olmaz mı? Bu İmamı Aliyi görüşsüzlükle ithamdır. Biz bile kızımızı, lâyık olmayana vermeyiz. Nerde kaldı ki, Imamı Aliyyel Mürteza kendine lâyık olmayana kızını versin?!

İşte, bu incelikleri düşünmeden, bu münafıkların sözüne uyanlar; Emevîlerin de zulümlerini istismar ederek, islâmı parçalamaya muvaffak oldular. Hele Imamı Hüseyinin katli bu gürûhun ekmeğine yağ, bal oldu. İslâm arasında bir kör döğüşüdür başladı. Münafık sözüne uyan (Şiî'yiz!) diyen zümre, Hüseyin'in katlini sünnîlere yükledi. Münafık sözüne inanan sünniler de, Hüseyin'i Iranlılar katletti dediler. Sünnileri harici olarak gösterdiler. Haşa! İmamı Aliye muhalif bildirdiler.

İranların meşhur şairi Firdevsî bile «Şeyhnamesinde»

zımnen Hazreti Ömer'e çatıyor. O bile, İran milliyetçiliğinden kendini kurtaramıyor, şöyle ki: «Ey felek; yuh olsun sana!

Deve eti, kertenkele yiyen Araplara, mülki iranı verdin» di-

yor. Arap kelimesi altında tecavüz Ömer ibnil-Hattab'adır.

Bir kimse; Allaha Peygambere, yevmi cezaya inanıyor ise kendini şirkten, küfürden kurtarıp hidayetine sebep olan mürîdine buğz ve sebbeder mi? Ona hakareti lâyık görürmü?

İgte, Iran kendilerini tarîki-islâma götüren, nârı cahimden kurtaran; Resülün kayın pederi, Imamı Alinin damâdı, İranı ateşpareslikten kurtaran, Hz. Ömere buğz ve hakaret etmede! fran dediğimiz zaman, bütün fran'ı itham etmiyoruz.

İranlılardan, sadece Ömer ibni-Hattab'a buğz edenleri kast ediyoruz.

Müfsidlerin sözlerine, münafıkların iğfalatına katılan Türk bektaşileri ve Alevileri de; Rabbül-âleminin sevgili Resûlünün eshabı kiramı olan Ebu Bekir'i, Ömer, Osman, Said Ibni ebî vakkas'ı, aşere-i mübeşşereden birçoğunu, eshabı suffeyi ve diğer eshabı hâşâ birer Ehli-beyt düşmanı olarak tanıtmışlardır. Bu suretle, perde arkasından Resûle ve ezvacina ve Ehli-beytine nice rezilâne hakaretler yağdırmışlardır.

Zamanımızda ayni hiyle, şöyle devam etmektedir: Bu insanlık harici kimseler, Resûle hakaret etseler, cahil müslümanlar anlayacak ve Resülüne hakaret edenin hakkından gelecektir. Onun için Arablara hakaret ederek, Arab kavmini perde ederek Resûl aleyhisselâma tecavüz etmektedirler. Ayni gaye başka yoldan devam ettirilmektedir.

Dinsiz islâm düşmanları da: «Efendim! islâm dini yüksektir. Yüce bir dindir. Velâkin bu yobazlar olmasa?» Senin yobaz zannettiğin kimseler olmasa din kendi kendine ortadan kalkar. «Yobaz adını koyduğun bu zevatı ortadan kaldırıp İslâmı sen mi yayacaksın, yahut islâm dinini sen mi temsil edeceksin?!

…..» Rüzgâra karşı tükürenin tükürüğü yüzüne yapışır. Güneşi balçıkla sıvayıp örtmeye yeltenenler aldanırlar.

Iki cihan fahrine, ehli-beytine ve onun sevgıll eshabina utanmadan dil uzatanların akibetleri ise muhakkak hüsran ile neticelenir.

tranhlar, kendilerinin hidayetine sebep olan zata düşman oldukları gibi, onların delâletine kanan bektaşiler ve aleviler de Iran'a düşman olmuş; senelerce birbirlerinin kanlarını dökmüşlerdir.

SÜNNİLER KİMLERDİR?

YEZİDİLER KİMLERDİR?

HARİCİLER KİMLERDİR?

ZEYDİLER KİMLERDİR?

Birbirimizi tanımamız için bu meseleden bir nebze bahs edeceğim. Bu, akaid kitabı olmadığı için, yapacağım hatâ kendi cehlime râcidir. Zira, bu asırda hâlâ kendimizi tanımıyoruz.

Bir takım münafıklara uyarak, Türk vatanında ikilik çıkarıp birbirimizi kırıyoruz. Allah korusun! Vatandaki nifaklar, vatanın elimizden çıkmasına, bizim köle olarak yaşamamıza, dünya haritasından silinmemize sebeb olur.

HİKAYE Bir çadıra bir fil koydular, kör olan birkaç kişiyi de o çadıra sokup; işte fil budur dediler. Her amâ filin ayrı ayrı uzuvlarını tuttu. Amalar çadırdan çıkarıldı. Bir tanesine «Fil neye benziyor?» dediler. Amâ, «Fil, bir sütûna benzer» cevabını verdi. Anladılar ki, bu âmâ filin ayağını tuttu. Diğer âmâ «Hayır, fil sütûna değil, bir duvara benzer» dedi. Biri, «Yelken bezine», bir diğeri «Su hortumuna» benzediğini söyleyip birbirlerine girdiler. Bunların hepsi de haklı idi. Duvara benzeten filin karnını, yelken bezine benzeten onun kulağını, su hortumuna benzeten ise hortumunu tutmuştu. Filde ayni uzuvlar vardı ama, o uzuvlar fil degildi.

Işte inanış bakımından bazı mezheplerin anlayışı, âmâların fili tarifine benzer. Hepsi haklı, onların birbirine zıt anlayış, birbirlerine zıt tariflerinin hepsi de filin üstünde mevcut, hepsini toplarsak fil meydana gelecektir.

Körler haklı oldukları halde, birbirlerini incittikleri gibi, ayrı ayrı inançlara sahip olanlar da kör döğüşü ile birbirlerini kırmışlar. Şimdi, biz fili âmâlara gösterip onun ne olduğu-

nu anlatmaya gayret edeceğimiz için, birer âmâ olan bizlere mezhepleri tarif ederek hakikatı göstermeğe çalışacağız.

SÜNNILER:

Ben fakir; akâidde, ehli-sünnet-vel-cemaat mezhebine sâlikim. Amelde mezhebim Eba-Hanifedir. Hanefi mezhebindenim. Yol, secerem Hazreti Hüseyn'e ve oradan Sallallahu aleyhi ve selleme bağlanmakta. Yâni, Hüseynîyim, Elhamdülillâh.

Sünniler:

1 — Allaha inamr, Resülüne iyman eyler. Amentü billahta bulunan iyman umdelerini lisanları ile ikrar, kalpleri ile tasdik ederler.

2 — Bütün Resûl-i rabbil-âleminin eshabina muhabbet ve hürmet ederler. Kezâ Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali'ye, onların her birine ayrı ayrı sevgi, hürmet ederler.

3 — Evlâdı-Muhammed'e ve ezvac ve ahbabı Muhammed'e ve imamı Ali'ye ve evlâdı Ali ve ezvacı Ali'ye muhabbet ve hürmet ederler.

Imamı Ali'ye karşı yapılan isyanı hiç hoş görmezler. Imamı Aliyyel-Murtezayı hak üzere müçtehid bilirler. Imamı Alise mepla. teami i cân mrmelip ba tecavitz. yel Sifyarın oğlu Muaviye'nin ha'talı müçtehid olduğunu söylerler. Imamı Hasan, Imamı Hüseyin'e ve evlâtlarına muhabhet ederler.

Ali-Muhammed'e her namazlarında salâtü selâm ederler.

Imamı Hüseyin'i Sünniler şehid etmemiştir. Hiçbir sünnînin buna rizası yoktur. Sünnîler Yezid'i sevmezler. Yezid'i seveni de sevmezler. Lâkin, ona, lânet de okumazlar. Yezid'e lânet okumamaları; ona hürmetlerinden ötürü değildir. Lisanlarını lânet okumakla kirletmemek içindir. Zira lânet okuyanın âhirette eline bir sevab geçmiyecektir. İşte bunun için lânet okuyacaklarına Ali-Muhammed'e, bol bol salâvat okurlar.

Yezîd'in ve âli Yezîdin, evlâdı Muhammede yaptığı zulme sa-

bır edemedikleri vakit, Allahın kitabındaki âyetiyle lânet ederler. «Elâ lânetullahi alezzalimin.» derler. Diğer eimmei-isnâaşere yâni oniki imama, ondört masuma ihanet edenleri de sevmezler. Allahın emri olan beş vakit namazı, gusül abdestini, senede bir ay orucu tutarlar. Ömürlerinde, zengin iseler vaktinde haccederler. Mallarının kırkta birini, her sene müslüman kardeşlerine verirler. Allahın kitabullah ile haram kıldıklarını haram, helâl kıldıklarını da helâl itikat ederler. Şarab da içmezler.

Şimıdi, bize Yezid-i demek caiz midir? Vicdanın var ise, bir düşün. Aramızdaki fark nedir sana Yezidi'leri de anlatayım. Dinle ve Sünni kimmiş? Yezidi kimmiş? Harici kimmiş insaf ve iz'an ile aradaki ayrılığı bal çıkar!.

YEZİDILER:

Allaha inanırlar, Allahı hayır tanrısı bilirler. Şeytanı ise şer tanrısı bilirler, İblise taparlar. İblise: «Meliki Tâvus» derler. Allaha ibadete lüzum yoktur. Şeytana tapalım ki, bizi fenaliga götürmesin derler.

Muhammed Aleyhisselâtu vesselâma berberlik yaptığına inandıkları Muaviye'nin, bir traş esnasında, Efendimizin başını kanattığını ve bu kanı emdiğini sonra bu kan ile beraber güya nûr-u-nübüvveti yuttuğunu söyleyip bu nûru nübüvvetin ondan hâşâ Yezîd'e geçtigini iddia ederler. İmamı Hasan ve İmamı Hüseyin'e düşmandırlar.

derler.

Sünnilere Hüseyni Bir sünni öldüren Yezîd'in sorusuz cennete gideceğine inanırlar. Şarab içerler, gusül etmez namaz kılmazlar. Eshabı resûlü tanımazlar. Kur'anı-Kerîmi de kabul etmezler. Inandıkları iki suhuf vardır ki birine, Ritabu rîş, diğerine kitâbul esved derler.

İşte Yezidi bunlardır. Bunların sünnilerle hiç bir münasebeti olur mu?

Allahtan korkmadan, peygamberden utanmadan, Imamı Ali, İmamı Hasan ve Hüseyin'den ve evlâdı Muhammed'den hayâ etmeden, biz sünnîlere Yezidi diyenlerde insaf var mıdır?

Şimdi haricileri oku. Biz sünnîlere haricî diyen gâfil, oku da insafa gel!

HARICİLER:

Hâriciler, Allah ve Resûlüne inanırlar. Kur'ana, meleklere, öldükten sonra dirilmeğe iyman ederler. Beş vakit namaz kılarlar, oruç tutarlar hac ederler, zekât verirler. Haramı haram, helâlı helal kabul ederler. Bunlar, Eba-Bekire ve Omer radıyellahu anhumaya hürmet ve sevgi gösterirler, velâkin Hz. Osmanı, Imamı Aliyi ve Muaviye'yi sevmezler.

Maalesef bunlar, «Ali ve Muaviye, hükmü Kur'ana karşı gelip, kâfir oldular.» derler.

Şimdi, Sünnîlere Harici diyen, insan mıdır? İmam-1 Aliye karşı dehşetinden Allaha sıgındıgımız, bu iftirayı yapan gâgafiller için kullanılan «Hârici» lâkabını hangi vicdan sahibi, sünnîlere yükleyebilir?!.. Bu bir cehalet ve bir denâattir. Sünniler böyle sakat akaîdden beridirler.

ZEYDİLER:

Imam Zeyd, Imamı Zeynel Abidin hazretlerinin mahdumu mükerremleridir. Zeydiler aynen sünnîlerin akidindendir. Yalnız, imamı Aliyi bütün sahabenin fevkinde bilip; dördüncü halife olması onun şanına noksanlık vermez, nasıl Kur'an'ın dördüncü kitab olması da onun ganına noksanlık vermedi ise bu da böyledir derler. Kur'a'nı-Kerim dördüncü olarak gelip, bütün kitapların efdâli olduğu gibi, Imâmı Alide hulefânın dördüncüsüdür, en edâlidir derler.

Bu mezhep; Ehli-beyit mezhebidir. Hazreti imamı âzam, imamı Zeyd hazretlerinden biat aldığı için, gehid olarak katl olunmuştur.

Bektâşilerden ve Alevilerden bahs etmeyeceğim. Yalnız, Alevi kardeşlerimiz, yanlış belleyip te, sünnilere, Yezîdi yahut Harici dedikleri için bu mezheplerden bir parça bahs ettim ki sunnileri ogrensinler. Tanisınlar. Yezidi ve Haricileri bizder ayırsınlar. Istevenler büyük akaid kitaplarına bakıp bütün islâm fırkalarını ögrenebilirler.

Şimdi, hazreti Ömer'in kim olduğunu da bir nebze anlatahım:

Bu zatı akdes, bir Iranlı köle tarafından gehid edilmiştir.

Ömer'i benim medhimle değil, Şiî'nin, ve Alevînin zemmiyle de değil; Hazreti Sünbül Sinanın «Lemezât» adlı kitabından me-

nakıbını sana burada nakil ederek tanıtacağım. Artık bunu dinledikten sonra kararı senin vicdanına terk ediyorum

HIKAYE Hazreti Omer; hilâfetinde bir gün, Hz. Ayge validemize haber yollayıp «Bana bir ölüm vukuunda, müsaadesi olur ise;

fahriâlemin yanına defn olunmaklığıma izin verirler mi?» dedi. Ummül mü'minin Ayşe anamız da «Ömer'in oraya defin olmasına müaade ederim» dedi.

Efendimizin defn olunduğu oda, kendilerinin zamanında Hz. Ayşe'nin oturduğu oda idi. Efendimiz; Ayşe annemizin odasında, Hakka, âlemi cemale göçtüler. «Nebiler nerede Hakka mülâki olurlar ise, oraya defin olurlar» diye hadisi gerif, şerefi vurûd olduğundan; efendimizi yatağının bulunduğu yere defnettiler.

Bu hücre, Hz. Ayşe'ye aitti. Pederleri yârı-garı Resûl;

Hz. Ebu Bekir de Hakka mülâki olunca, sevgili babasını da Allah Resûlünün yanına defn ettirdi. Hz. Ömer de bu cennete girmek dilemiş ve müsaadeyi almıştı.

Fakat, tekrar yanındakilere hitap edip: «Ben öldükten sonra, Hz. Ayşe'den: Ravza-1-Resûle gömülmem için izin alınız» diye tenbih buyurunca «Ya emîrel mü'minîn! Izin almıştınız ya!» diyenlere Evet! Izin aldım, ama belki mü'minlerin annesinin yüzüme karşı olmaz demeye dili varmamıştır. Vefatımdan sonra siz yine izin isteyiniz. Şayet izin verirse, beni Ravzai-Mutahhara'nın önüne götürürsünüz. Tabutumu hücrei-saadetin önüne koyarsınız. «Ya Resûlallah! Sana Ömer'i getirdik. dersiniz. Bir işaret olur ise, beni Ravzai-nebiyye, Resûlün sol tarafı ve ayak ucuna gömersiniz. Bir işaret olmaz ise; Cennetül-Bakî'ye, Medine kabristanına gömersiniz» buyurdular ve bir gün Hz. Ömer de ecel şerbetini, Hakkın takdiri ilâhisi ile, kendini bir Iranlı zerdüşî kölenin şehid etmesi ile içti. Vasiyeti üzere tekrar Hz. Ayşe radiyellahu anhadan, Hücrei-nebiyye gömülmek üzere izin alındı, tabutu Ravzayi nebiye getirildi. İmamı Ali türbei-saadete seslenerek, «Ya Restlallah! Ömer'i, sana getirdik» dediğinde, içeriden fahri-âlemin sesi duyuldu ve «Ömeri bana getirin!» diyordu.

Anladın mı; Ömer kimdir ve sen kimsin?!..