Ara
Menü

Sayfalar 351–356

1.635 kelime

İrşad I · kaynak sayfaları 351–356

siz olarak haşrolunur. Bana, ümmetimin günahları arzolundu.

Kur'anı unutanın günahından daha büyük bir günah görme.

dim!) buyurdular. Çocuğa Kur'anı öğrettikten sonra, ilmihalini, abdestini, guslünü, farzını, vacibini, iymanın şartını, islâmın binasını, sünneti, nafileyi, haramı, helâli öğretmeleri ana.

babaya farzdır. Ilme merak edenleri büyük mekteplere göndermek vatana, millete büyük insan yetiştirmek lâzımdır. Okuma merakı olmayanı salih bir kimsenin yanına vererek san'at Öğretmek ana ve babaya düşen vazifelerdendir. Kötü insanların yanına vermekten sakınmalıdır. Öğreneceği san'at makbul san'at olmalıdır. Kötü kişinin yanında kötü huy sahibi olursa, evlâdın girdiği günahın bir o kadarı ana ve babanın defterine kaydolur. Kefen satıcılık, kahvecilik, çöpçülük gibi işlere ve insanların hor gördüğü san'atlara çocuğu vermemek, ana ve babaya düşen en büyük vazifedir. Çocuğu iyi vazifelere, san'atlara ve ahlâkı bütün kimselerin yanına vermelidir. Ziraatçılık, makinistlik, demircilik, motor, elektrikçilik, marangozluk, kunduracılık, dokumacılık, hayvan yetiştirmek, Kaptanlık, balıkçılık, madencilik gibi san'atları ulema ve evliyaullah makbul saymışlardır.

Çocuk doğduğundan itibaren dört ay (lâ ilâhe illallah) der.

Dört ay (Ya Rabbi ana ve babamı afveyle) diyerek duâ eder.

Çocuğun küçüklükte ağlaması bu tesbihlerdir. Ağlıyor diye.

rek ana ve baba kızmamalıdır. Zira, tesbih ettiği için bu ağlamasından gözünden yaş gelmez demişlerdir. Çocuk söylemeye başlayınca ona yedi defa (lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlüllah) ve âyetel kürsîyi ta'lim eylese ve sûre-i haşrin sonunu telkin eylese ana ve babaya evlâdı hakkında hesap olmıyacağr haberde varid olmuştur.

Evlâdın kendisinin olduğunu bildiği halde, (Bu benim evlâdım değildir) diye inkâr eden babaya Allah yıldızların sayısı ve ağaç meyvaları ve yaprakları kadar günah yazıp kıyamette rezil rüsvay eder.

Evlâdları evlenme çağına gelip de evlendirmeyen ana ve baba, evlâdlarının nefsinden ötürü girdiği günahın yarısıni

yüklenir. Evlendirme çağına gelen evlâdlarımızı ehl-i ırz bir kimse ile erlendirmeliyiz. Emr-i Nebî (S.A.V.) böyledir.

Erkek olan evlâdlarımızı, evlenme çağına geldiginde, ev- Indirmeğe gayret etmeliyiz. Çocuklarımıza inkisar etmemeliyiz. Onlara karşı daima güler yüzlü, yumuşak sözlü, şefkatli olmalıyız.

Abdullah'ül Mübarek Hazretlerine bir kimse gelip evlâdından şikâyet etti. Abdullah'ül Mübarek o zata (Evlâdına beddua cttin mi?) diye sordu. O da (Evet ettim,) dedi. (Ne için ondan şikâyet ediyorsun? Evlâdını bedduan ile sen kötü yapmışsın)

buyurdular. Evlâtlarımıza daima hayır dua etmeliyiz. Zira, ana ile babanın evlâda duası, Nebi'nin (S.A.V.) kendi ümmetine olan duası gibidir. Hattâ âsi dahi olsalar, onların ıslâhı için Rabbil Alemine dua etmemiz lâzımdır.

Hocamdan işittim. Hocam gözleri ile gördüğünü yemin ile söyledi. Memleketlerinde bir kadının üç çocuğu varmış. Çocukjarın yaramazlığına kızan ana, onlara şöylece beddua etmiş:

(Uç Cumada üçünüz de kara toprağa girin) demiş. Evet; üç cumada üçü de vere girdiklerinde hocam şahit olduğunu ifade ederlerdi. Bu kıssayı da salih bir kimseden dinledim. Trabzonila bir ailenin gayet kötü bir çocuğu varmış. Her gece sarhoş, ayyaş, küfürbaz nâra atarak bütün mahalleyi ta'ciz ederek evine gelirmiş. Bu çocuğun bu halini gören ana, baba şerrinden kendisine birşey söyliyemezler, korkularından tirtir titrerlermiş. Bir goce eve gelen bu âsî evlâd anasını ve babasını duada bulmuş ve onların duasını dinlerniş. Ana, baba şöyle dua ediyorarmış:

(Ya Rabbi bizim oğlumuzu islâh et, kötü huylarını iyi huylara tebdil et. Onu Habibin hürmetine salihlerden eyle.)

Bu duayı, dinleyen şakî evlât derhal ana ve babasının ellerine sarılıp (Beni affedin) diyerek ağlamaya başlamış ve bir daha öyle kötülükleri yapmak şöyle dursun, bilakis salihlerden olmuştur. Zira, kalpleri çeviren Allahtır. Beddua iyi bir şey değildir. Değil ki evlâdınıza beddua etmek, düşmanımızın dahi Allahdan ıslâhını istemeliyiz.

Biliyorsunuz. Hz. Omer B. Hattab'ın iymanına sebep Resûl (S.A.V.) ün onun iyman ile müşerref olması için dua buyurmalarıdır. Bu dua-i Nebi ile Hz. Ömer Islâm ile müşerref olmuştur.

Görülüyor ki, dua ile birkaç şakiler saîd, birçok kötü kişiler islâh olmuştur.

Kız evlâtlarımıza erkek evlâtlarımızdan daha fazla şefkatli davranmak lâzımdır. Evlerimize çocuklarımız için bir şey götürdüğümüzde, evvelâ kız çocuklarına vermek, sonra da erkek çocuklarına vermek âdâb-ı islâmiyedendir. Kız evlât, hanede berekettir. Bazı kimseler ailelerine kız doğurdu diye kızmaktadırlar. Böyle hareket etmek doğru değildir. Evlât, kız olsun erkek olsun hayırlı olmasını Cenab-ı Haktan niyaz etmelidir. Her şey böyledir, her şeyin hayırlısı olmalıdır. Kendi evlâtlarımıza nasıl ihtimam ve şefkat gösterirsek, vatan evlâdı bulunan yetimlere de aynı ihtimamı, sevgiyi ve şefkati göstermemiz dinimizin yüksek emirlerindendir. Yetim ve öksüz çocuklara da, Kur'anı Kerimi, âdâb ve ahlâkı, sanatı ta'lim etmek, onların da hakikî bir insan olarak yetiştirilmeleri, vatan ve millete hayırlı hale getirilmeleri bizlerin üzerine farzdır. Hem de bunlara yapacağımız iyilik, insaniyet ve şefkat, bizlere hem dünya, hem de ukbamızın ve rıza-i ilâhinin kazanılmasına sebebdir.

Mektebe giden yetim ve öksüz çocuklara elbise, ayakkabı almak, onlara kitab, defter, kalem temin etmek, büyük ecre nail olmaktır. Bir kimse, bir yetimin başını okşarsa, eline değen saçları adedince günahı mağfiret olup, her bir kıl adedince okşayana sevap yazıldığını Resûl (S.A.V.) haber vermektedir. Hali vakti yerinde olanlar, yetim çocukları kendi çocukları ile sünnet ettirmeleri, Allaha karşı şükran borcudur. Yetimlerin ve öksüzlerin terbiyesi ile uğraşmak onların ırzlarını korumak, onları himayemize almak, Resûlün rızasına sebebdir. Çünkü Resûl de babadan yetim kalmıştır. Yetimi hoşnut etmek Resûlü hoşnut etmektir.

Bir hadis-i şeriflerinde: (Yetime sahip çıkıp, tekeffül eden ister kendi yetimi, ister gayrin yetimi olsun, benim ile cennetirşâd, Cilt 1 — F: 23

te şu iki parmağımın yakınlığı gibi olacaktır.) buyurdular.

No büyük müjde yetimlere sahip çıkanlara! Yetime sahip çıkmak istemiyen, ona hakaret eden! Yakın bir zamanda sen de öleceksin. Senin de sevgili yavruların yetim kalacaktır. Onların da bir zamanlar ana ve babaları vardı. Onlar da ana ve babaları taralından okşanıyor, seviliyorlardı. Bu misafirhaneden gitmeden, ecel sana yetişmeden rızai ilâhiyeyi tahsile çalış.

Yetimlerin gözyaşlarını sil ki, bir gün sen de çok ağlayacaksın, senin de gözyaşını, yavrularının hıçkırıklarını ve gözyaşını silen bulunsun. Bu kıssayı oku, ibret al. Önderin olan kâinatın efendisine uy. Yetime nasıl ruamele etmişse, sen de öylece yap. Allahın ve Resülünün rızasını al, dünyada iken cennet nimetlerine er.

HİKÂYE Enes bin Malik anlatıyor: Bir bayram günü idi. Biz Nebi (S.A.V.) ile camiden çıkmış menzillerimize dönüyorduk. Çocuklar bayramın neşesi içinde oynuyorlar, kuşlar gibi cıvıldaşıyorlardı. Resûl Aleyhisselâm, çocukları çok severdi, onların bu neş'elerini bir zaman seyretti. Fakat, karşıda bir yavru mahzun bir vaziyette durmuş o da oynayan çocukları seyrediyor ve yüzünde hiç bir neş'c, sevinç eseri görülmüyordu. Resûl Aley.

hisselâm bu yavruya doğru gitti. Ona selâm verdi. Neden diğer çocuklar gibi oynamadığını kendinden sordu. O yavrucak cevabında (Efendim, bugün bayram onların, neş'eli günler onların. Elbette ki bayram onlara. Zira, kendilerinin ana ve babaları var. Benim ise kimsem yok. Babam bir muharebede şehit düşmüş, annemı bir zata vardı, üvey babam bana bakmıyor, beni sokağa bıraktılar. Benim de babam olsaydı şimdi ben de bayram yapardım. Bayram benim neme? Garibin bayramı ekmek bulduğunda, sırtına elbise, ayağına ayakkabı giydiğinde olur. Benim ise babam yok, karnım aç, ayağım çıplak, sırtım açık nasıl oynayabilirim?) dediğinde; Resûl (S.A.V.) gözyaşlarını tutamayıp mübarek sakalı üzerine dökülüverdi. Nasıl dökülmesin, bu yetimin zârından arş-ı âlâ titremiş, kürsiy-i ilâhî yerinden oynamıştı. O raûf, rahînı olan onsekiz bin âleme rahmet

olarak gönderilen şefik, bu hale ağlamaz mıydı? Kalbinde merhamet, şefkat, iyman bulunan her insan bu hale ağlardı. Resûl Aleyhisselâm o yavruyu saçlarından okşayarak (Ister misin bundan sonra senin baban Resûlüllah, anan Aişe, ablan Fatıma, enişten Haydar-ı kerrar, kardeşlerin cennetin delikanlıları olan Hasan ve Hüseyin olsun) deyince, çocuk efendimize hitaben:

(Sen Allahın Resûlü Muhammed Aleyhisselâm mısın?) deyip efendimizin ellerine sarıldı. Efendimiz bu yavruyu elinden tutup hane-i saadete götürdü. Işte, Muhammed ümmeti olan, önderine uyarak Resûlünün yaptığını yapar.

Anlatmadan geçemiyeceğim.

HİKÂYE Bir kurban bayramı arefesi, bir müslüman oğluna elbise almak üzere, çocuk elbiseleri satan dükkânın birisine girer. Elbiseci ermeni imiş. Dokuz vaşında bir erkek çocuğu için bir el bise çıkarmasını dükkâncıya söyler. Dükkâncı bir takım elbise çıkarır. Dar mı gelir geniş mi gelir diye çocuğun boyu, genişliği üzerinde fikir teatisi yaparlarken, oradan elbise almak isteyen z.atın çocuğu boyunda ve vücudu yapısında bir fakir yavru geçtiğini görüp, (İşte benim çocuğum bu çocuk' kadardır. Bu çocuğa bu elbise uyarsa, benim çocuğuma da uyar) deyip o çocuzu çağırır ve mezkûr elbiseyi giydirirler. Çocuk elbiseyi kendisine verdikleri zehabına varıp sevinerek elbiseyi giyer. Tamamen çocuğa ısmarlama gibi olur. Sonra (çıkar oğlum) deyip elhiseyi çıkarırlar. Çocuğa: (Haydi git oğlum) deyip onu savmak istediklerinde, gözleri yaşarıp mahzun bir vaziyette dışarı çıkmak üzere iken elbiseci ermeni işin farkına varıp, gafil müslüman müşteriye hitaben: (Efendi size başka bir elbise vereceğim. Bu elbiseyi maalesef size veremiyeceğim. Başka bir elbise seçiniz) deyip mahzun bir vaziyette dükkândan çıkmak üzere olan çocuğa seslenip; (Oğlum elbiseni almadan nereye gidiyorsun?) diyerek çocuğu çağırır ve elbiseyi ona teslim eder.

(Evlâdım azıcık dur, sana ayakkabı, gömlek de alacağım) der Bizim gafil islâm müşteri, (Benim seçtiğim elbiseyi ne için baş-

kasına verdin?) diye öfke ile giderken, ermeni arkasından seslenip: (Senden para alacaktım, bu işten ise Allahın rızasını aldım) der. Çocuğu giydirip, kuşatıp evine yolcu eder. Meğerse çocuk yetim imiş.

O sene devrin şeyhülislâmı hacca gitmiş. Arafatta iken bir rüya görür. Rüyasında iki melek birbirine hitaben: (Bu sene yapılan haccı, Allah Istanbul'da, Kapalıçarşı'da elbiseci Agop ağanın yaptığı hayır hürmetine kabul buyurdu) derler. Şeyhülislâm uykudan uyanıp tefekküre varır ve rüyayı kaydeder. Gördüğü günün tarihini bir yere yazar. Istanbul'a döndüğünde evine uğramadan Kapalıçarşı'ya gider, elbiseci Agop efendiyi bulur. Kendisinden arefe günü hayır yapıp yapmadığını sorar ve kendisine gördüğü rüyayı tebşir eder. Agop efendi de (Bu hâdiseyi benden başka kimse bilmiyordu), diyerek kalbine doğan iyman nuru ile küfür perdesi kalkar ve islâmla müşerref olur.

Kelime-i tayyibeyi getirip Allaha makbul bir kul olur.

Ehli küfür, yetime yaptığı iyilikten dolayı iymana dahil olursa, iymanlı bir müslümanın bir yetime iyilik etmesinden hâsıl olacak sevabı senin irfan ve iz'anına bırakıyorum.

HIKAYE Yine bir dul kadın, bir arefe günü bir hacı efendinin dükkânına gider. Yanında bulunarı masumu gösterip: (Efendi hazretleri, ben fakir bir kimsenin hanımı idim. Ecel geldi efendimi aldı, bu yavrumla ben kimsesiz kaldık. Ne üstümüzde elbise, ne ayağımızda ayakkabı, ne de karnımızda bir lokma var. Bizlere merhamet elinizi uzatın, Allah rızasını alınız, Allah sizin ailenizi ve çocuklarınızı bizim gibi yapmasın) dediginde; hacı efendi avazı çıktıgı kadar: (Bıktım sizlerden, sabahtan beri kaçıncı oldu) deyip bu iki garibi kapısından kovar. Bu bedbaht ana ve yetim yavrusu gözyaşlarını tutamayıp oradan mahzun bir vaziyette dönerken, hacının komşusu olan bir yahudi, kadını yanına çağırıp hacıdan ne istediklerini ve neden kovulduklarını sorar. Kadın yahudiye cevaben:

— O benim büyügümdür, kovar da döver de, sana ne oldur

Sayfalar 351–356 · İrşad I — tarikat.org