Ara
Menü

Sayfalar 338–344

1.893 kelime

İrşad I · kaynak sayfaları 338–344

ri, batında içtihad sahibidir. Evradı ve ezkârının müellifidir.

Fatih devri meşayihindendir. İstanbul'un fethinde bulunan ululardandır. Fatih Hazretlerinin cenaze namazında imam olan zattır. Yeniçerinin Karamani Mehmet Paşayı sst eraçti h pareti seyath zanyesake siğıdanıda, Nicemer paşanın Şeyh Vefa hazretlerinin zaviyesine sığındığını haber alıp zaviyeyi kuşattıklarında, hazret dışarıya çıkıp bir kere «Allah» nârasını savurduğunda orada bulunan yeniçerilerin hepsinin bayılıp yere yıkıldığını, akılları başlarına geldiğinde bir bir oradan savuştuklarını Menakıb-1 Şeyh Vefa'da yazmaktadır. Kerametleri sayılmakla bitmez. Biz burada hazreti bilmiyenlere tanımak arzusu ile keremetinden bir nebzecik maksaddis Yaber de edilen duayı Hak Paziyar reddeylemiye cegi, ehline malümdur.

Kerametlerinden birini daha, buraya yazmakla risalemizi süsleyelim.

Bir kadın gelip oğlunun esarette kaldığını hazreti şeyhe bildirir ve oğluna sağ olarak kavuşması için hazreti şeyhin duasını ister. Hazreti Şeyh de:

— Hanım! Gitme otur, şimdi evlâdın gelir kavuşursun, derler. Bir saat kadar bir vakit geçer, yahut geçmez. Kadının oğlu sırtında aşçı gömlegi, kolları sıvalı bir şekilde zaviyeden içeriye girer. (Al hanım oğlunu) buyururlar. Kadın evlâdına sarılır, evlâd - ana kavuşurlar. Oğlan şaşkın bir vaziyette ne oldugunu nasıl buraya geldigini soranlara şöyle anlatır.

(Beni esir edip, esir pazarında sattılar. Bir hıristiyan beni köle olarak satın aldı. Bana vazife olarak da aşçılık yapmanı buyurup mutfaga vazifeye verdi. Esaretimden beri orada aşçılık yapmakta idim. Bugün sahibim ava çıkıp tavşan avlamış, pişirmek için bana verdiğinde mutfakta bir kara kedi peyda oldu tavşanı elimden kaptı ve kaçırmağa başladı. Ben de kedinin ağzından almak için peşine düştüm. Kediyi yakalayım derken kendimi burada buldum. Zira, kedi agzında tavşan ile buraya girdi) der. Bir de bakar ki kara kedi şeyhin dizi dibinde, tavşan da yerde yatıyor. Hazreti Şeyh lâtife ederek:

- Al tavşanı gotur, pışır de katır karnını şışırsın. der.

Bu nımet-i ilahiyyeyi ve keramet-i veliyyi ve himmet-i evliyayı görüp Allaha hamdü sena ederler ve şeyhin tahtı hizmetine girip, dünya ve âhiret maksuduna ererler. Şimdi, o zata «Esir Bey» derler ki hazreti şeyhin zaviyesinde ebedi uykusunda yatıp, ruhu cennet bahçelerinde gezmektedir. Şeyhin kedisi de orada kendine mahsus efendisinin türbesi kapısındaki kabrinde yatmaktadır. Ihmal etme ziyaretlerine git. Böyle şey olmaz deme, inkârı bırak.

Hazret-i Süleyman'ın velisi olan Asaf-1 Berhaya Belkıs'ın tahtını bir goz açıp kapayasıya üç aylık yoldan getirdıgıni Allah Kur'an-ı Keriminde sure'i Nemlde zikrediyor. Beni İsrailin nebisi olan Hazreti Süleyman'ın evliyası, bir göz açıp kapayıncaya kadar taht-ı Belkısı getirirse, enbiyalar serveri rahmeten lil âlemin olan Hazreti Muhammed Aleyhisselâmın evliyasına böyle bir ufak kerameti çok görüp gafillerden, münkirlerden olma.

Beni Israil velilerinin kerametlerine inanıyoruz, onlardan da böyle kerametler zuhurunu Kur'an-ı Kerim haber veriyor.

Beni Israil evliyası izn-i ilâhi ile ölüyü ihya ederse ve tarfetül-aynda Belkıs'ın tahtını üç aylık yoldan getirirse, sevgili Habibinin velisinin nelere kadir olduğunu senin irfanına terkederim. Enbiyadan zuhur eden mûcizat, evliyaullahtan zuhur eden keramet onların kendilerinden olmayıp, Allah onların elinden, zuhura getirip halkeder. Bu böyledir bilmiş olasin.

Hazreti mahbubu kibriyanın velilerine böyle ufak kerametleri çok görme. Bunu da unutma, velinin kerameti; şerefi;

tâbi olduğu Nebisine aittir.

Bız gelelım kıssamıza: Hazreti şeyh Vefa'nın bir erkek çocuğu olmuş. Oynama çagına geldigi vakıt, sokaktan geçen sakaların kırbasını elindeki çivi ile deler fışkıran suya ağzını verip su içermiş. Kırba; eti, mubah olan hayvan derisinden tabaklanıp yapılır. O vakit Istanbul'a kırk çeşmeler yapılmamış kırk çeşme suyunu Îstanbul'a getiren, Avrupalilar'ın muhteşem Süleyman dedikleri yirmiyedi muharebeye yani gazaya iştirâk eden, biz Türklere Rodos'u ve Macaristan'l zapteden Viyana'yı kuşatan Sultan Süleyman Handır. Sakalar

şeyhin hatırı ve şeyhe olan hürmetlerinden ve edeplerinden ötürü çocuğun yaptığı bu kabahati babasına söylemezlermiş.

Nasıl söylesinler? Resûlüllah «Çocuk babasının sırrıdır» buyurmuşlardır. Ana, evlada hamıle, kaldıgı zaman bır nesneyı çalsa, meselâ gül yahut karabiber. O çaldığı şey çocugun yüzünde yahut vücudunda yahut da ahlâkında görülür, bu böyledir. Ananın veyahut babanın yaptığı kabahat, evlât üzerinde zuhura gelir.

Bunun böyle olması akıl ve basiret sahiplerine büyük âyatı beyyinnattır. Yapacağımız bir kabahatin cezasını çocugumuz çekebilir.

Bu nasıl adalettir demeyiniz. Bir baba, hırsız yahut katil olsa evlâdına, katilin yahut hırsızın oglu derler... Görüyorsunuz ya babanın yahut ananın kabahati çocukla zikrediliyor. Gayri meşru çocugun zuhura gelmesi, anasının yaptığı kabahatin ortaya çıkmasıdır. Çocuğun bu kabahatte hiçbir suçu olmadığı halde anasınin yaptıgı kabahat ile zikrolunup, anasının suçu ile suçlanır ve onun nâs içinde hor hakir olmasına sebep olur, onun yaptığı kabahati evlât çeker. Biz sözümüze gelelim: Böylece aylar geçer, çocuk elindeki çivisiyle sakaların kırbasını delip su içmeye devam ederken, sakalardan biri çocuğun bu hareketinden usanıp hazreti şeyhe gider, çocuğu babasına şikâyet eder. Hazreti Vefa (Allah sırrını takdis buyursun.) Oglunun ne vakittenberi sakaların kırbasını deldiğini sorar; şikâyetçi saka da sokağa oynamağa çıktığından beri der. Hazreti şeyh bütün kırbaları delinen sakaları huzuruna davet edip hepsinin kıralarımı yeniler. Ve hepsinden helâllık alır ve onlara der ki: (Ben çocugumun terbiyesini veririm, siz üzülmeyin, bu yapılan kabahat benim yahut anasının kabahatidir. Çocukta kabahat yoktur) diyerek sakaları tatyîbi hatır eder. Sonra, haremini yanına çagırıp ne gibi bir suç işlediğini kendisinden sorar. Kadın ağlayarak (Vallahi efendi bilerek Allahın hiçbir emrini geri bırakmadım, yapma dedigi şeyi irtikâp etmedim. Yalnız şu var ki, ben çocuga hamile iken, sizin izniniz ile bitişik komşuya oturmağa gitmiştim. Komşu bir iş için benim oturduğum odadan dışarıya çıktığında konsolun üzerinde duran limon gözüme ilisti. Istemeğe utandım, nefsimi körletmek için limonu iğne

ile delip agzıma götürüp suyunu içtim,) dediginde hazreti şeyh (Tamam hastalık teşhis olundu, elhamdü lillâh.) diye müsterih olur.

Görüyorsunuz; ana igne ile limonu gayri meşru olarak emerse, çocuğu da çivi ile kırbayı delerek suları içer. Ailesine komşudan helâllık almasını tenbih buyurur. Kadın komşuya yaptıgını anlatıp helallık diledi. Komşusu da (Ne kıymeti var limonu yeseydin), dedi. Ve hakkını helâl etti. Hazreti Şeyh, çocuğunu yanına çağırıp, sakaların kırbasını delmemesini dahi çocuga tenbih etmek luzumunu duymadı. Ertesi günü çocuk elindeki çivi ile yerleri çiziyor, önünden gelip geçen sakaların, değil kırbasını delmek onlara bakmıyordu bile.

Bu kıssadan âkillere ve ehli ferasete yüz bin hisse vardir. Çocuklarımızın yaptıgı itaatsizlikler ve kabahatler hep ana ve babanın isyanının evlâd üzerindeki zuhurudur. Bazan, böyle de olmayabilir. Amma yüzde doksan dokuz bu böyledir. Allah, dilerse zalimden âdil, âdilden zalim getirebilir.

O emrinde hakimdir. Istediği gibi mülkünü tasarruf edebilir.

Bu böyle olunca ana ve baba çocuk üzerinde çok itinalı olma- Iı haramdan sakınmalı, Allah ve Büyüklerine itaatta olmalıdır ki evlâd da aynı haramdan kaçınan, Allaha ve Peygambere ve büyüklerine itaatkâr olanlardan olsun. Ana babanın haramı irtikâbını bir tarafa bırakın, bazı takva ile hareket etmeyip mubâh olan şeyleri işlemekle çocuğun mâneviyatta ilerlemesine mani olanlar bile olmuştur. Meselâ şeriatta ana cünüpken evlâda süt veyahut mama verebilir. Fakat, evlâdının mânen yücelmesini isteyenler abdestsiz olarak yavrusuna, süt meme, mama vermemelidir. Zira, çocugun mâneviyatına tesiri olur. Velhasıl yavrunun üzerine mânen ve maddeten dikkatle durmalıdır ki evlâdın dünya ve âhireti ma'mur olsun. Şu kıssayı ibretle oku:

HIKAYE Yazıcıoğlu Mehmet efendi Hazretleri. (Muhammediye) ki.

tabının müellifidir. Hacı Bayramı Veli Hazretlerinin yetiştirdiği yüce kişilerden biridir. Yazmış olduğu (Muhammediye) indi Re-

sûlullahta mergub ve makbul olduğu rivayet edilir. Bir hanede bulunursa o haneye yümni bereket getirir. Hemen her müslüman Türkün evinde bir adet Kur'an-ı Kerim, mevlidi şerif ve Muhammediye bulunduğu herkesçe malûmdur. Türk mutasavvıflarından İsmail Hakkı Bursavî —tefsir sahibidir, arapça olarak Ruhul Beyan tefsirini yazmıştır. Birçok islâm diyarında bastırılmış ve okunmuş ve hâlen de okunmaktadır. Kıyamete kadar da okunacaktır. Bu zatı muhterem (Muhammediye) ye şerh yazmıştır. Pek mühim bir kitaptır. İşte bu kitabı yazan Yazıcıoğlu iki kardeştir. Biri, Mehmet, diğeri Ahmedi Bicandır.

Mehmet efendi hazretleri Gelibo'luda yatmaktadır. Hâlen kabri münevverleri ziyaret olunmaktadır. Kardeşi Ahmedi Bican efendi (Envâru'l Aşıkın) namlı kitabı farsçadan türkçeye çevirmiştir. İşte bu Ahmedi Bican efendi, bir gün camii şerifte ders verip halkı irşâd ederken, ağabeyi Mehmet efendi camie girip kardeşinin ders takririni bir müddet dinledikten sonra, tebessüm ederek camiden çıkar. Ağabeyinin bu hali ders veren kardeşinin nazarından kaçmaz. Ahmedi Bican efendi, akşama eve gelince olan hâdiseyi anasına naklederek ağabeyinin neden kendisine tebessüm ettiğini ağabeyisinden sorarak öğrenmesini rica eder. Anası, Mehmet efendi eve geldiğinde vukuatı nakledip, kardeşinin ders verdiği esnada ne sebepten güldüğünü sorduğunda Mehmet efendi: (Muhterem anneciğim, ben kardeşimin ders takririne gülmedim. Kardeşim ders verirken onu o kadar çok melâike dinliyordu ki camide, kendilerine oturacak yer kalmadığı için melekler birbirlerini çiğniyordu. Bu hali gördüğümden, meleklerin benî âdemden birinin dersini dinlemek için birbirlerini çiğnemeleri hoşuma gitti de onun için tebessüm ettim)

dedi. Anası Ahmet efendiye bu olan hâdiseyi naklettiğinde Ahmet efendi müteessir olup, (Ağabeyim melekleri görmek derecesine nâil olmuş, benim ise bu nimetten neden mahrum olduğumu kendisinden sorunuz diye anasından rica ettiğinde; anasi Mehmet efendi hazretlerine:

— Oglum, sen melekleri görüyorsun da kardeşin neden göremiyor?... dediginde, (Anam bu noksanlığı sen kendinde ara) buyurdular.

O vakit, anası tefekküre varıp şöyle söyledi: (Sana hiç abdestsiz süt vermedim. Fakat Ahmet küçük, kundakta idi.

Komşu kadın bize gelmişti. Namaz vakti geçecek diye namaza durmuştum. Ahmet aglamaya başlayınca, komşu kadının Ahmedi susturmak gayesiyle ona süt verdigıni sezdim, Hemen namazı bozdum. Fakat iş işten geçmiş, Ahmedim, komşu kadının sütünü içmişti. Kadına abdestli olup olmadığını sorduğumda abdestsiz olduğunu söyledi,) deyince Mehmet efendi hazretleri (işte anneciğim kardeşimin melekleri görmemesi bu yüzdendir) buyurdular.

Ey mü'minler! Babalık ve analık ancak dünyaya çocuk getirmek olsaydı, hayvanlardan farkımız kalmazdı. Hayvaniar da sevki tabii ile bir dişisini bulup babalık vazifesini yapar çekilir gider. Evlâda karşı vazife bu ise, bizlerin de hayvanlardan farkımız kalır mı?

Hayvan, hayvanken yavrusuna nasıl avlanacagını, düşmandan nasıl korunacağını ve düşmanla nasıl mücadele edecegini ögretip dünya hayatına alıştırıyorlar.

Evlâdlarına yalnız dünya hayatını ögretenler, âhiret, Allah, Peygamber, din diyanet öğretmiyenler tıpkı hayvanlar gibidir. Evlâd ve ehillerine dünya ve âhiret öğretmeyenler bu hayvanlardan da aşağıdırlar. Zira, hayvanlar için âhiret hayatı olsaydı belki bu hayvancıklar yavrularına dünya hayatını ta'lim ettikleri gibi âhiret hayatlarını da ta'lim ederler idi. Hayvanların Ahiret nasibi olmayıp yalnız dünyada nasipleri oldugundan vazıtelerinı tam olarak yerine getırıyorlar.

Bu hayvancıklar yavrularından bır menfaat beklemiyerek, yalnız ana, baba olarak vazifelerini ifa ederler.

Biz ise, evlâdlarımızdan bize yardımcı olmalarını ve bize bakmalarını, bize itaat etmelerini bekleriz. Evlâtlarımızdan beklediğimiz bu güzel huylara karşı biz evlâtlarımıza ne yapabildik, bir düşünelim. Evlâtlarımıza karşı olan hangi borcumuzu ödeyebildik ki onlardan ne bekleyebiliriz? Yukarıda saydığım evlâdın ana, baba üzerindeki haklarından kaçıı yerine getirebildik?.

Evlâdlarına karşı olan borçlarını ödemeyen, ana ve baba-

larını, evlâtları döğseler onların bu hususta hakları vardır. Onların bu hareketleri yarın kıyamette uğrayacakları azabın yanında ehven kalacaktır. Ama yine de insan olmak dolayisiyle sûlb babalarımızın, bize öğretmediklerini, yol babamız olan Hz. Fahri Âlem ve onun ilim ve haline varis olan din babalarımızdan ana ve baba hakkını öğrenip, onların bize bir seferlik dünyaya gelmemize sebep teşkil ettiklerini bize hatırlatarak, bize sevki tabiî ile verdikleri sütlerine mukabil onlara meşrû yerlerde itaatın farz olduğunu bildirdiklerinden onların bizlere yapmadıkları vazifelere karşı yine de ekserimiz onlara itaat eder, onlara bakar, onlara evlâtlık ederiz. Bir kimse, evlâdına dünya ve âhiretini öğretmeden, onu büyütmesinden, onu küçükken öldürmesi evlâdır. Insan öldürmenin enbüyük günah olduğu dürt kitap ehlince malûmdur. Işte, evlâtlarına dünya ve âhireti öğretmeyen ana ve babalar, böyle büyük günahı irtikâp etmektedir.

Evlâdına dünya ve âhiret hayatını öğretmeyenler; onları öldürmekten daha büyük günaha girmiş olurlar. Zira, küçükken yavrusunu katleden baba ve ana, ancak yavrusunun dünyasını viran edip, âhiretini ma'mur ederler. Fakat, evlâdına dünya hayatını. Allahını ve Peygamberini, öğretmeyen ana ve baba ise, evlâdının dünyada rezil, bedbaht, sefil olmasını, âhirette ise ebedi hayatına mani olur, onu ebediyyen öldürürler.

Bu iki katlin hangisi ehvendir? Sizlerin iz'an irfanına terk ediyorum.

HİKÂYE Bu kıssayı ibret ile oku. Bir ananın bir oğlu vardı. Çocuk günlerden bir gün elinde bir yumurta ile eve geldi, anasına yumurtayı verdi. Annesi memnun oldu. Nasıl memnun olmasın?

Evlâdı küçük yaştan ona bakınağa başlamıştı. Ona yumurtayı nereden aldığını sormadı. Bil'akis, (Aferin evlâdım) dedi. Çocuk bir zaman sonra, bir tavuk, bir müddet sonra kaz, hindi, keçi, koyun, sığır, öküz derken büyük bir şaki oldu. Bu çaldıklarını annesine getirdikçe kadın memnun o muş, her seferinde onu aferinlerle taltif etmişti. Artık taltife hacet kalmıyordu. Bu şakî

Sayfalar 338–344 · İrşad I — tarikat.org