İrşad I · kaynak sayfaları 255–263
— Yâ Âdem (A.S.) bu üç zulmete sor... İsimleri nelerdir?
Mekânları nelerdir? Vazifeleri nelerdir?
Hazreti Adem (A.S.) birinci zulmete sordu:
— Ne kadar çirkinsin. Ismin nedir? Mekânın neresidir?
Vazifen nelerdir?
Zulmet cevap verir:
— İsmim kibirdir. Vazifem kulu, cenab-ı Hakkın gazabına uğratmaktır. Mekânım insan oğlunun başıdır. Bir başta ben olursam, kul Hakdan dûr olur.
Deyince; Âdem aleyhisselâm:
— Yalan söyleme yâ kibir!... İnsan oğlunun başında Akıt gibi bir cevher, bir nûr vardır. Deyince:
— Evet öyledir. Amma akıl gidince; ben o kafada kaim, o.
vücuda hâkim olurum.
Dedi. Adem aleyhisselâm ikinci zulmete sual edip:
— İsmin nedir? Mekânın neresidir? Vazifen nedir?
Dedi. Ikinci Zulmet cevaben:
— Benim ismim tamâ'dir. Mekânım insan oğlunun gözüdür. Ben bir Ademoğlunun gözünde bulunursam; o Âdemoğlu insanlıktan istifa edip, hayvan gibi olur. Din gider, iyman gider.
İlm-ii irfan gider. Namus, ırz, vicdan gider.
Dedi. Adem nebi (A.S.):
— Sus!.. yalan söyleme. İnsan oğlunun gözünde hayâ olur.
Deyince:
— Evet öyledir. Havâ gidince ben gelirim. Ben gelince belâ gelir.
Dedi. Uçüncü zulmete hitab edilmesi emrolundu. Hazret-i Safiyullah üçüncü zulrete:
— Ne kadar çirkin yaratılmışsın. İsmin nedir? Mekânın neresidir? Vaziten nedir? Diye sorunca, zulmet cevap verip:
— Adım haseddir. Mekânımı kalbdir. Vazifem ise, bir kalpte oturdum mu, o kalpte ne din, ne iyman, ne Hak kalır. Sahibimi ateşe yakarım. Beni hâmil olan hayvandan daha aşağı olur, şeytandan beter olur. Helâk olur, dedi. Adem nebî:
-- Sus, yalan söyleme!... Kalbde merhamet bulunur. Deyince:
— Doğru yâ Adem!... Merhametle cem' olmam. Merhamet gidince ben yerine kaim olurum... dedi.
Sür çıkar ağyarı dilden ta tecelli ide Hak Padişah konmaz saraya hane mâmur olmadan Anlayana sivrisinek saz; anlamayana davul - zurna az.
Hubbu-Câh; (yani, makam sevmek ise;) insanı helâk eder.
Taberistan valisi olacağım diye, makamından vazgeçmiyerek Kerbelâ'da Imam-ı Hüseyni şehid edenler gibi makamına, câhina doyamadan gidenler binlercedir. Onlar nâra gidip yerlerinde, makamlarında şimdi baykuşlar oturmakta; örümcekler ağ kurmaktadır.
Mal sevmeğe gelince: Karûn gibi, kendi ve malı yere batıp, sevdiği malları mirasçılarına taksim olup, onlar azabını çekmektedirler.
Karın âfeti ki, Yeme hasletidir. Yiyip semirenleri şimdi yer altında yılanlar, kurtlar yiyip semiriyorlar.
Afetül-ferc ki: Beş dakikalık lezzet için ömür boyunca zillete, rezalete o meş'um kara damga vurulup cemiyetten kovulan, Allah huzurundan tardolanların haddi hesabı mı var? Züleyha gibi şehvete düşersen, sultan dahi olsan zelîl olursun. Şehvetine sabredersen Yusuf (A.S.) gibi köle de olsan sultan olursun.
İşte tövbe ayı geldi. Allaha dön!... Allaha dön!...
Hiç vakit kaybetmeden dönülecek kapı orasıdır. Belki ömrümüzün son Receb ayını idrâk ediyoruz. Suçlarımıza tövbe edelim. Bir daha günaha, isyana dönmeyelim.
Resûl Aleyhisselâm:
Kalennebiyyü aleyhisselatu vesselâm Ettaibu minezzenbi kemen la zenbe leh.
«Tövbe eden günahı yapmamış gibidir» diyor.
Biz. zaif mahlüklarız. Allah kavidir. Biz fâniyiz, O bâkîdir.
Nasıl olur da, biz zaifler o kaviye isyan ediyoruz. Gözlerimizin.
nûrunu söndürüverirse ne yapabiliriz? Aklımızı alırsa, her ne olursak olalım, bizi akıl hastahanesine götürürler. Ellerimiz kurusa; ayaklarımız kötürüm olursa ne yapabiliriz? Allah şifa vermezse hangi doktor bizi iyi edebilir? Gelin!... ibret alalım. Her gün ahbaplarımız âhirete gidiyor. Bize de sıra gelecek. Allahü zül-celâlin, afvetmeyeceği kul ve günah yoktur. O kerem sahibidir. Şeytan bile Adem'in kabrine secde edip; (Aman yarabbi!)
dese; o bile afvolur. Biz âdemzadeyiz, Hazret-i Resûlün ümmetiyiz. Hakkın katında mertebemiz yücedir. Afvedersek afv ve mağfiret buluruz. Cennet bizim için hazırlandı. Okuduğum âyetin lûgaden mânası budur. Allah, bizleri afvına, mağfiretine çağırıyor. Cenneti bizler için hazırladığını ilân ediyor. Ne kadar günahımız çok olsa; Rabbimizin rahmetinden büyük olamaz.
HİKÂYE Gençliğinde ibadet edip, sonra ibadeti bırakan bir delikanlı bir gün aynaya bakıp saçında, sakalında, beyaz kıllar gördü:
(Eyvah! ben ne yaptım?) dedi. (Acaba!... Allaha dünsem Rabbim beni afveder mi?) diye düşündü. (Omrümü Allaha isyan ile geçirdim ne yapacağım?) diye düşündüğü sırada kendine hitap olup.
— Ey kulum!... Sen beni severdin. Ben de seni severdim.
Sen beni terk ettin. Ben seni helâk etmedim. Rızkını verdim. Yine bana dönersen, ben yine de seni severim, buyurdu.
Ailah rahmeti bol, lûtfu geniş, keremi namütenahî malikül-mülktür. Kendine döneni afveder. Suçunu bağışlar. Bahusus üç aylarda rahmeti coşar. Keremi taşar. Her gece nida olunur:
— Bizi seven yok mu? Biz de sevelim.
— Tövbe eden yok mu? Tövbesini kabûl edelim.
— Afv isteyen yok mu? Affedelim.
— Bizden isteyen yok mu? Istediğini verelim!
— Cennete talib olan yok mu? Cennet verelim!..
— Bana talib olan yok mu? Cemalimi göstereyim!..
Hz. Ebû Bekr Radiyallahü teâlâ anh buyuruyor. Recehin ilk Cuma gecesi ki: «Leyle-i Regaib» divoruz. O gecenin sabaha karşı sülüsünde Semâ ve yer melekleri Kâbede toplanıp Allaha Irgad, Cilt 1 — F: 17
niyâz ederler. Allah Celle Celalühu; onlara sorar:
— Ey meleklerim, benden isteyin, isteyeceğinizi... Deyince:
— Ey bizim rabbimiz! Sen Zat-ı ecelli âlâdan dilediğimiz:
Receb ayı hürmetine oruç tutan ümmet-i Muhammedi affeylemendir. Derler.
Allahü Zülcelâl hazretleri buyurur:
— Muhakkak onları afveyledim, cennet ve cemalimle onları şâd eyledim, diyerek biz Ümmet-i Muhammed-i rahmetine gark eder.
Elleziyne yahmilünel'arşe ve men havlehu yüsebbihûne bihamdi Rabbihim, ve yü'mlnûne bihi ve yestagfirüne lilleziyne amenu Rabbenâ ve siğte külle şey'in rahmeten ve ilmen fagfir lilleziyne tabu vertebe'û sebiyleke vakıhim azâbel-cahiym.
(Mü'min - 7)
Mânayı münifi: Allah'ın arşını taşıyan ve arşı ilâhiyeyi tavaf eden melekler rablerine hamd-ü-senâ ve onu överek tesbih ve onu noksan sıfatlardan tenzih ederler. Kalbleri ile ona inanırlar, mü'minleri affetmesi için, onları rahmetine garketmesi için dua ederler ve şöylece niyazda bulunurlar: (Ey Rabbimiz!..
Senin rahmetin ve ilmin herşeyi kaplamıştır. Mü'minler de tövbe edip senin dinine sarılan, senin rizan üzere gidenleri affü mağfiretinle şâdeyle.. Onları cehennem azabından koru, nânnda yakma..) Onların, babalarından, zevcelerinden, zürriyetlerinden salahı halde bulunanları, va'deylediğin cennetlere ithal eyle.
Çünkü, yegâne galip sensin, hakim sensin, onları kötülüklerden koru, dünyada her kimi kötülüklerden korursan kıyamet günü rahmetinle şâdedersin, büyük kurtuluş da işte budur.
Ümmül-mü'minin, Hz. Ayşe radıyallahu anhâ; Resûl aleyhisselâmdan şöyle rivayet buyuruyor:
Kıyamet gününde, bütün insanlar açtır. Yalnız, Nebiler ve enbiyanın ehilleri ile, Receb, Şaban ve Ramazan aylarında oruç tutanlar müstesnadır. Receb, Şaban ve Ramazan aylarında oruç tutanlar için susuzluk ve açlık yoktur.
Resûl sallallahu aleyhi ve sellemden şüyle rivayet edildi:
(Kıyamet günü olduğu vakit, bir münâdi nidâ eder):
— Receb ayına hürmeten oruç tutanlar nerede?
Sonra bir nûr peyda olur. Cebrail ve Mikâil nûrun gittiği tarata giderler. Receb ayına hürmet edip oruç tutanlar, onlara tâbi olup sırat denilen Cisr-i Cehennemi yıldırım gibi geçerler.
O korkunç akabeden kurtulunca; hepsi Allaha şükür edip; sıratı sür' 'atle geçirtti diye secde ettiklerinde:
— Ey Receb ayına hürmet edenler!.. Başlarınızı secdeden kaldırın. Secde etmek dünyada idi. Şimdi cennetteki menzillerinize girip, zevkü safâda olun!.. Deyu hitap olunup Recebe hürmet eden zevata böylece iltifat olunacaktır.
Resûl Aleyhissalât-ü vesselâm buyurdular ki:
«Ölüm zamanını ruhumuzun rahatlık ile acı duymadan, susuzluk çekmeden kabz olmasını o anda şeytanın şerrinden emin bulunmayı ve iyman ile göçmeyi istiyorsanız, Receb ayında geçmiş günahlarınıza nedâmet ve tövbe ederek; ekseri günlerini oruçlu olarak geçiriniz. Rabbinizi çokça zikrediniz. Selâmetle Rabbinizin izni ile cennetine giriniz.»
Enes (R.A.) Hazretleri (Ben, Muaz-ibni Cebel'e rast geldim. Kendisine sordum:
- Yâ Muaz nereden geliyorsun?
— Sallallahü Aleyhi ve sellemin yanından geliyorum, dedi.
— Bir şey söylediler mi? Kendisinden bir şey işittin mi?
dedim.
— Işittim. Bir kimse, «Lâ ilâhe illallah» dese; hâlisen, muhlisen, yani; inanarak, Allah için, Cennete dâhil olur.
Bir kimse Receb ayında Allah rızası için bir gün oruç tutsa cennete girer. Buyurdular. Dedi. Sonra ben Mescide girdim. Resûlü (A.S.) orada buldum.
- Yâ Resülallah! Muaz bana: «Lâ ilâhe illallah» diyen ve Recebde Allah rizası için bir gün oruç tutan cennete girdi dediginizi haber verdi. Dedim.
—Evet Muaz doğru söylemiş. Ben böyle söyledim. Dedi.)
Allahümme... bakil enâ üRedeyeise Samanüyle dua ederdi:
Allahümme!
Ve belliğna ilâ Ramazan...
Allah, seneyi oniki aya taksim buyurup; dördü Eşhürül-Hurum ki: Zil Kaade zil-Hicce, Muharrem, üçü birbiri ardına gelir. Birisi de Receb ayıdır. Vakti cahiliyetde bu dört aya tazim ve hürmet ederler idi. Hattâ (Sana biri hakaret etse, sen mukabele etmeyip, Allaha bırakırsan yakın bir zamanda sana hakaret eden cezasını bulur.) Kerrat ile tecrübe olunmuştur.
Kardeşlerim!.. Bugünlerin kadrini bilelim. Rabbimize itâat edip, Kur'an'ın emirlerine uyalım ki, iki cihanda azîz ola- Ya Rabbi!.. bizi kulluğundan kovma!.. bizim günahlarımızı affeyle! Bizleri nârından âzâd eyle!.. Ruhlarımızı tathir edip Habibinin ruhu ile âşinâ eyle!..
Ey Rabbimiz, bizi kullugunda dâim, ibadetinde kaim, Receb de, Şâban da, Ramazan da saim eyle. Salihlere ilhak eyle!..
Burada cem'eylediğin gibi, yarın kıyamette Habıbın sancağı altında rahmetinle cem'eyle!.. İltifatına, şefaatına mazhar kıl!.. Nârından âzâd eyleyip; Cennet-i Cemâlinle müşerref eyle!..
Sübhâne Rabbike Rabb-il-izzeti amma yasifun ve selâmün alelmürselin vel-hamd-ü-lil-lahi Rabb-il Âlemin.
EL-HAC
MUZAFFER OZAK
- HU - Açıldı bu gece cennet kapusu Şehrullaha girdik Elhamdülillâh Bilene Kadirdir hem ilk gecesi Şehrullaha girdik Elhamdülillâh Şehrullah, Recebdir. Ismi mübarek Gündüzü sâim ol tesbih ederek ’ecesi secde kıl 1, yaşlar dökerel Şehrullaha girdik elhamdülillâh Birinci gününde sâim olana Cennetler verilir tâib olana Hem gecesinde kâim olana Şehrullaha girdik Elhamdülillâh Kadrini bilene ne mutlu gündür Kalbini, yönünü hem hakka döndür Karanlık kabrini Nûr ile doldur Şehrullaha girdik Elhamdülillâh Tevhidi bırakma sakın dilinden Gayret kemerin çözme belinden Aşıklar zevk alır dostun gülünden Şehrullaha girdik Elhamdülillah Koşunuz rahmete, hem mağfirete Giriniz, nimete lûtle Cennete Hakka kulluk edin bakman mihnete Şehrullaha girdik Elhamdülillâh Resûlü kevserde bulmak isteyen Cennetin güllerin dermek isteyen Dünyada cemâlin görmek isteyen Şehrullaha girdik Elhamdülillâh Âşık-ı Cânan için canından geçer Cennet hullelerin bu ayda biçer O âb-ı hayatı buradan içer Şehrullaha girdik Elhamdülillâh
IR$ÂD
SEKIZINCI DERS MÜNDERECAT:
Bu risale-i şerifede Salâvat-ı şerifenin faziletleri, Salâvat getirmediği için Resûlün bir zâhidi Tevbihi, bir kişinin rüyada Resûlüllah ile mülâkatı, kabir azabına giriftar olan bir mevtaya Resülüillahın duâsı ve azaptan kurtulması, Hasan Basri Hazretlerinin kıssası, tefecilik yapıp, faiz yiyenlerin âhiretteki âkibeti, Hz. İsa devrinde dirilen bir mevtanın kabir âzâbının sebebi, Delâll-i Hayratın telif sebepleri ve fazileti, Peygamberl rüyada görmek istiyen bir gence bir arifin tavsiyesi, büyük tevbe duası ile islâmi hakikatlerden bahseden mübarek bir risaledir.