Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 668–674 hazretleri cennet ve cehennemi seyredip, cennetin ni'metlerini ve cehennemin nekbetlerini müşahede buyurdukları zaman (ALLAHÜMME İNNİY E'ÛZÜ BİKE Bİ-MU'AFATİKE MİN UKUBETIKE) yani (Allahım!.. Senin azabından affina, celâlinden cemaline sığınınım.) diye tazarrû ve niyazda bulununca, Cenab-ı vâcib-il-vücud ve sahib-ül-keremi vel-cûd hazretleri: — Ey benim Habib-i edibim!.. Ne cennet sevaba, ne de cehennem ıkaba mahal olamaz. Ancak, benim emrimledir. Eğer, cennet rahat mahalli olmak elinde olsaydı, Adem Safi cennetten ihraç olunmaz ve bu kadar belâ çekmezdi. Eğer, cehennem yakınağa müstakillen malik olsaydı, Halil'im Ibrahim'i yakardı. İyi bil ki, cennet rahat mahalli değildir, ibadet karşılığı da değildir. Cennet illâ ve ancak benim rizamdır. Netekim, cehennem de ikab ve azap mahalli değildir. Illâ ve ancak benim gazabımdır. Kul, oraya günahlarından ötürü değil, adaletimin tecelli ve infazı için girer. Kendisinden razı olduğum kimseye, cehennem bir gülzâr ve gülistan olur. Gazap ettiğim kimseye de cennete bile girse o cennet zindan olur,…
ÜYE KÜTÜPHANESİ
Okumaya kaldığınız yerden devam edin.
Tam metin Meclis üyelerine açıktır. Üyelik ücretsizdir; okuduğunuz bölümü defterinize kaydedebilir ve özel notlarınızı aynı yerde tutabilirsiniz.