Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 660–667
Ey kâfirler ve ey münafıklar; haydi durmayın, yiyin için, zevk ve safa edin, olmadık hayaller kurun ve avunun, ham emeller peşinde koşun, her emelinize ulaştıkça keyfinizden coşun, keyfinize bakın, tatlı canınızı üzmeyin sakın, iymanı ve ibadeti bırakın, Allah'a inanmayın, peygamberleri yalanlayın, Kur'an'ın dâvetine, Resûl-ü zişânın açık seçik tebliğine kulak asmayın, bildiğinizden şaşmayın, dilediğiniz gibi yaşayın. Kıyamet gününü yalanlayın. Fakat! Evet, fakat pek yakın bir zamanda ne kadar yanılmış ve aldanmış olduğunuzu görecek ve çok ama pek çok döğüneceksiniz... Muhbir-i sadık efendimizin haber verdiklerinin, Kur'an-ı azim-ül-bürhanın bildirdiklerinin Hak ve gerçek olduğunu, bütün cehennem derekelerinde müşahede buyurdukları azap ve ıztırabın sizleri beklemekte bulunduğunu anlayacak ve bütün bu azapları mutlâka tadacak- SInlz.
Sahib-i makam-ı Mahmud aleyhi ve âlihi salâvatullah-il- Vedûd efendimiz, müşahede buyurdukları diğer hususları şöylece beyan buyuruyorlar:
Cehennemin ikinci tabakasındaki azap, biricisine nazaran iki nevi fazlaydı. Bu tabakadaki melekler gayet öfkeli ve şiddetli, sayıları da daha kalabalıktı.
Cehennemin üçüncü katında kapı açılır açılmaz, bu tabakada olan azabın, ilk iki kattakilerin cem'i suretiyle daha da arttığını Cebra'il kardeşim bana haber verdi.
Cehennemin dördüncü kapısı açılarak bakıldığında, bir takım dereler görünüyordu. Her biri, ateş üstünde kaynayan su gibi fokur fokur kaynayan bu derelerin görünüşü gayet korkunçtu. Bu derelerin derinliğinin yetmiş yıllık yol olduğunu yine Cebra'il kardeşim bana haber verdi.
Cehennemin beşinci tabakası açılarak bana gösterildiğinde, ateşten bir vâdi gördüm. Ustü ateşten bir örtü ile örtülmüştü. Cebra'il aleyhisselâm Mâlik'e bu örtünün kaldırılmasını emretti ve Mâlik zebanilere bu ateşten örtüyü kaldırttı. rada, hurma ağacının gövdesi kadar belki daha da kalın yzlanlar, katır iriliğinde akrepler etrafa dehşet saçıyorlardı. Cebra'il bana: (Yâ Resûlallah!.. Bu gördüklerinizin sayısını, an-
cak Allahu tealâ ilmi ile bilir.) dedi. Bu vâdinin adı VEYL idi.
Yılanların ve akreplerin çokluğu ve iriliği de buradaki azabın şiddeti hakkında fikir veriyordu.
Cehennemin altıncı tabakasının kapısı açıldığında yine ateşten bir vâdi göründü. Üstü de yine ateşten bir örtü ile örtülmüştü. Cebra'il kardeşir: (Yâ Resûlallah!. Bu vâdiye SIC- CIYN vâdisi denir. Burası kıyamet ve hesap gününe kadar kapalı kalacaktır. O gün, burada kâfirler, âsiler ve zâlimlerle, terazi ve ölçeklerinde eksik verenler ve adaletten ayrılarak zulme sapanlar, bu SICCIYN vâdisinde azap göreceklerdir. Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri, onlardan mutlâka intikam alacaktır:
Vallâhü aziyzün züntikam...
Al-i-Imran: 4 (Allahu tealâ, her hükmünde galiptir. Azap etmekten men'edilemez. Kendisine isyan edenlere intikam eder.)
Cehennemin yedinci katı bana gösterildiğinde, oradaki meleklerin kaba saba, asabi, şiddetli ve kuvvetli olduklarını gördüm. Bunların sayılarını Allahu sübhanehu ve tealâ'dan gayrı kimsenin bilmediğini Cebra'il haber verdi. Bunların ellerinde ateşten çengeller bulunuyordu. Bu derekede azap görenleri bir kuyudan çıkarıyor, diğer bir kuyuya atıyorlardı. Daha sayamayacağım ve anlatamayacağım şekilde azap görenler vardı. Bunlar:
Yâ Gıyâs-el-müstegiysin agısnâ!..
diyerek feryat ediyorlar, fakat melekler onların feryat ve figanlarına aldırış etmeksizin azaplarını sürdürüyor ve kendilerine aslâ merhamet etmiyorlardı. Hattâ, bir çoklarının azapları daha da artırılıyordu.
Cebra'il aleyhisselâma:
— Ey Cebra'il kardeşim!.. Bunlardan daha şiddetli azap görenler de var mıdır? diye sordum.
— Vardır yâ Resûlallah! diye cevap verdi. Daha korkunç azaplara duçar olanlar vardır ki, bu gördükleriniz onun yanında azap değil merhamet gibi kalır.
Ateşten bir takım tabutlar gördüm, bunların kilitleri dahi ateştendi. Cebra'il aleyhisselâm bana bunları göstererek:
— Yâ Resûlallah! Bu tabutlarda, halka zulmeden zâlimlerle, tevazû içindeki halka karşı kibirlenen ve bu kibirleri yüzünden şeytan gibi hakka karşı gelen münkirler azap görürler.
dedi.
Kâfirleri, zâlimleri ve kibirlileri bu tabutlar içine koyarak başaşağı asarlar ve ateşe atarlar, bu dere o kadar derindir ki dibine inmek mümkün değildir. Ayrıca, bunların azaplarını arttırmak için yılanlar ve akrepler de vardır. O vâdide bir çok ağaçlar gördüm ki, üzerlerinde ateşten meyveleri bulunuyordu. Korkunç bir değirmende zâlimlerin başları un gibi ezilip ufalanıyor ve sonra tekrarlamıyordu. Bu vâdide görünenlerin hepsi siyahı zifir gibi idiler. Cebra'il aleyhisselâm bana o ağaçların ZAKKUM olduğunu ve meyvelerini cehennem ehlinin yediklerini bildirdi:
Le-âkilune min şecerin min zekkumin femâliune minhel-butüne feşâribane aleyhi min-el-hamiym...
El-Val'a: 51-52 -98 (Muhakkak ki zakkum ağacından yiyecek, karınlarınızı onunla dolduracaksınız. Üstüne de Hamiym denilen o kaynar sudan içeceksiniz.)
Evet, cehennem ehlinin yiyecekleri ZAKKUM ve içecekleri HAMİYM'dir. Bütün bu azap ve ıztıraplar, Allahu tealâ'ya
- 663 → inanmayan, kıyamet ve âhirete, peygamberlere, semavi kitaplara iyman etmeyen, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerine ortak koşan, yetim malı yiyen, haksız yere adam öldüren, zinâ ve livata eden, içki içen, anaya babaya ve ders gördüğü hocaya meşrû emir ve işlerde itaat etmeyen ve ihsanda bulunmayan, dedikodu eden, düşmana sırt çevirerek savaş alanından kaçan, namuslu kadın veya erkeklere iftirada bulunan, yalancı şahitlik yapan, faizcilik ve tefecilik ederek halkı soyan, ömürleri boyunca küfür ve isyan üzere yaşayan kâfirleri, zâlimleri, suçluları bekleyen korkunç âkibet bunlardır. (Allahümme ecirnâ min-en-nâr...)
Resûlulllah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki:
— Gördüğüm bu yedinci kat cehennemin adı HAVIYE idi. Bu derekedeki azap ve ıztırap, diğerlerinden çok daha fazlaydi. Sordum: (Yâ Mâlik!.. Bu korkunç derekede kimler azap göreceklerdir?) Cevap verdi: (Yâ Resûlallah!.. Burada, Fira'vun ile Karun ve Haman ve onların hallerine mirasçı olan zâlimler, Hz. Isa aleyhisselâma semadan sofra indirdiği takdirde kendisine iyman edeceklerini söyleyip, inen o sofradan yemek yedikleri halde yine de Hz. Isa aleyhisselâma iyman etmeyen sofra ashabıyla senin ümmetinden münafık olanlar, cehennemin bu derekesinde azap göreceklerdir.) dedi.
Ey ehl-i irfan!..
Cehennem derekelerinin ve isimlerinin tertibi üzerinde âlimler ihtilâf etmişlerdir. Biz, bu ihtilâfları te'life çalışarak sizlere kısa da olsa bazı bilgiler sunmak istedik. Buna nazaran:
Altıncı tabakanın ismi CAHİYM'dir ve burada müşrikler azap görürler.
Beşinci tabakanın ismi SAKAR'dır ve burada yıldızlara tapanlar azap görürler.
Dördüncü tabakanın ismi LEZZA'dır ve burada Iblis ve tâbileri hapsolunacak ve azap göreceklerdir.
Üçüncü tabakanın ismi HUTAME'dir ve burada Yahudi'-
ler ve hakkı inkâr eden hahamlar azap görürler. (Bunlar, Hz.
Isa aleyhisselâmın nübüvvetini inkâr etmişlerdi.)
Ikinci tabakanın ismi SA'IYR'dır ve burada Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin nübüvvetini inkâr edenler azap görürler.
Birinci tabakanın ismi de CEHENNEM'dir ve cehennemin en üst katıdır. Diğer altı tabaka, bunun altında yaratılmıştır. Cehennem adı verilen bu tabakanın azabı ve ateşi, diğerlerine nazaran daha az ve hafiftir. Bu tabakada, ateşle dolu denizler ve deryalar bulunduğunu bildiren muhbir-i sadık efendimiz, Cebra'il aleyhisselâma atfen şu bilgileri vermektedir:
— Cebra'il kardeşim bana dedi ki: (Yâ Resûlallah!.. Yedi kat yerleri ve yedi kat gökleri bu deryalardan herhangi birisine atsalar ve bulunması için bir meleğe emir verseler, bin yıl arasa bulması mümkün değildir. Orada vazifeli bulunan zebaniler o kadar cesim-ül-cüsse yani iri gövdeli idiler ki, Cebra'il kardeşimin haber verdiğine göre, bunlardan birisi yerleri ve gökleri bir tarafına koyacak olsa, diğer tarafının haberi bile olmazmış. Bu ateş denizlerinin dalgaları öyle korkunç sesler çıkarıyorlardı ki, gürültüleri dünyaya aksederek yankılansa, yeryüzünde canlı mahlük kalmazdı. Diğer derekelerde azap görenlerden birisi bu derekeye getirilecek olsa, bin yıl buradaki azabı duymaz, ancak bin yıl sonra azaba giriftar olduğunu anlayabilir. En hafif azabın bu derekede olduğu düşünülecek olursa, daha aşağıdaki altı tabakada tatbik olunan azabı tahmin etmek belki biraz kolaylaşır.
Resûl-ü zişân aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Mennân efendimiz buyuruyorlar ki, Mâlik'e cehennem adı verilen bu birinci derekede kimlerin azap gördüklerini sorduğumda, Mâlik başını önüne eğdi, yüzünü yere döndürdü ve bu soruma cevap vermedi, daha doğrusu sükûtla karşıladı. Israr ettim ve sorumu tekrarladım. Yine cevap vermedi ve Cebra'il aleyhisselâma gizlice bir şeyler söyledi. O zaman, Cebrail kardeşim ona emretti: (Yâ Mâlik!.. Alemlerin efendisi soruyor, mutlâka cevap vermelisin...) dedi. Mâlik: (Yâ Resûlallah!.. Beni mâ'zur
görünüz ve bağışlayınız. Sizi üzmek istemedik.) şeklinde özür beyan edince, sorumu tekrar ettim ve: (Bilmek ve bildiklerimle gördüklerimi ümmetime iletmek istiyorum. Tâ ki, ona göre tedbirli ve hazırlıklı bulunsunlar ve bu âkibetlere giriftar olmasınlar.) dedim. Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri Mâlik'e emr-ü ferman buyurdu ve soruma cevap vermesini irade eyledi. O zaman, Mâlik:
— Yâ Resûlallah!.. Cehennemin bu derekesi, senin ümmetinin âsileri içindir. Buranın hal ve ahvalini mübarek gözlerinizle gördünüz. Bu gördüklerinizi ümmetinize haber veriniz ve onlara bu azaplara duçar olmamaları için nasihat ediniz ki, bu korkunç âkibetten kaçınsınlar, bu azap ve ıztırabı görmesinler, Allahu talâ'nın emirlerine ve nehiylerine aynen ve harfiyyen tâbi olsunlar ve kendilerini böylesine korkunç ve müthiş bir azaba iletecek fiil ve hareketlerden sakınsınlar:
Yâ eyyühelleziyne âmenu ku enfüseküm ve ehliyküm nâren ve kuduhennesü vel-hicaretü aleyha melâiketün gılâzün şidadün lâ ya'sunallahe ma emerehüm ve yef'alûne mâ yü'merun...
Et-Tahrim: 6 (Ey iyman edenler! Allahu talâ'nın emirlerine uymakta ve nehiylerinden kaçınmakta kendinizi ve öğüt vererek, eğitip terbiye ederek ailenizi ve o ateşten koruyun ki, yakıtı insanlarla taşlardır. Ona memur çok haşin ve sert ve şiddetli melekler vardır. Allahu talâ'nın emirlerine isyan etmezler ve emrolundukları işi derhal yerine getirirler.)
Mâlik devam elli:
— O büyük gün, başlarında ben olduğum halde burada
görevli bütün melekler, Rabbimizin emirlerini âsilere hiç acımadan tatbik ederiz. Onun için ben Allahu tealâ'ya âsi olanlara merhamet edemem, ak sakallı pirler eğer âsi iseler, bizden hürmet göremezler, tazecik gençler şefkat bekleyemezler, dedi.
Hâce-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Malik'in bu beyanatı üzerine ağlamağa başladı. Mübarek başından sarığını çıkardı ve emmesini yere koyarak, cehenneme girecek olan âsi ümmeti için şefaat dileğiyle Rabbine niyaza ve yalvarmağa başladı. Ummetinin çok zayıf olduğunu, bu türlü azaba tahammül edemeyeceğini beyanla o kadar ağladı ki, başta Cebra'il aleyhisselâm olmak üzere mukarreb melekler de dayanamayıp aglamaga başladılar.
Işte, o zaman âlemlerin Rabbinden hitap erişti:
- Habibim!.. Senin, yüce katımdaki merteben ve değerin tahmin ve tasavvur edemeyeceğin kadar büyüktür. Duaların makbul ve müstecâb c::
Hatırını hoş tut ve üzülme, seni elbet muradına eriştiririm, ümmetini sana bağışlar ve onları azabımdan ve celâlimden azad ederim. Sen, bugün bu âlemde öyle. abdiyyette bulundun ki, Kur'an-ı azim-ül-bürhanımda sana:
Tâ-Hâ... Mâ enzelnâ aleyk-el Kur'ane li-teşka...
Tâ-Hâ: 1-2 (Ey Habib-i edibim!.. Biz, sana Kur'anı eziyyet ve meşakkat çekesin diye göndermedik.)
diye hitap buyurmadım mı? Dünya âleminde seni bu âyet-i kerime ile taltif ve tatyip ettiğim gibi, âhiret âleminde de sana öyle bir makam bahş ve ihsan ederim ki, ona MAKAM-I- MAHMUD denilir:
Asâ en yeb'aseke Rabbüke makamen mahmuda...
El-fare: 79 (Ümit edebilirsin ki, Rabbin celle şâne seni bir makam-ı Mahmud'a gönderecektir.)
Bu makamı sana vermemin sebebi, âsi ümmetlerini sen (YETER!) deyinceye kadar bağışlayacağım ki, ben senden razı olduğum gibi, sen de benden razı olasın:
Ve le-sevfe yu'tike Rabbüke fe-terde...
Ed-Duba: 5 (Elbette Rabbin sana, sen razı oluncaya kadar verecektir.)
Cenab-ı Cibril oldu delilin yâ Resûlallah, Bilenler bildiler kadr-i celilin yâ Resûlallah...
Nevâl-i lezzet-i zevk-ü visâlin fikreden cana, Gıdayı ruhtur zikr-i cemilin yâ Resûlallah...
Nice Yusuf cemali hicrile Yakub eden sensin, Melâhatte senin yoktur mesilin yâ Resûlallah...
Ne denlû illet-i isyanla dil mübtelâ olsa, Şifa cuy-i şefaattir alilin yâ Resûlallah...
Ol Resûl-ü Kevneyn, imam-ül-haremeyn ve ceddül Haseneyn-il-ahseneyn efendimiz hazretleri devamlı olarak şu duayI okurlardı:
Allahümme inniy e'ûzii bi rıdâke min sahatike ve bi-mu'afatike min ukubetike ve e'ûzü bike minke lâ uhsâ senâ'e aleyke ente kemâ esneyte alâ nefsike...
Ulemâ-i kâmiliyn ve meşâyih-i vâsıliyn buyurmuşlardır ki:
Fahr-i kâ'inat aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyât efendimiz