Ara
Menü

Sayfalar 623–630

1.808 kelime

Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 623–630

ENVÂR-ÜL-KULÜB (Kalblerin Nurları)

DERS: 27 MÜNDERECAT:

El-Hicr sûre-i celilesinin 1 - 2 - 3. cü âyet-i kerimelerinin tefsiri - Dünyaya, yalnız yiyip içmek, şehvet ve lezzetle geçinmek için geldiklerini zanneden kâfirlerin durumları ve âkibetlerl - İyman ve islâmın kıymet, ehemmiyet ve fazlieti - Şeri'atin mâ'nası ve hükümleri - kâfirler kısım kısımdır - Behlûl Dâna'nın kuru kafalara koyduğu kıymet ve ücret - Âhiret ehline dünyanın, dünya ehline âhiretin ve Ehlullah'a ise her ikisinin haram oluşunun sebepleri Hak kelimesi üzerinde bazı yorumlar Resûl-ü zişânı sevenlere müjdeler ve sevmeyenlere tehditler Mi'râc-1 güzinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme gösterilen cehennem derekeleri - Cehennemin yedi kapısı üzerindeki yazılar nelerdir - Cehennemin her derekesindeki azap değişiktir - Habib-i edib-i Kibriyâ'nın müdavemet buyurdukları bir dua ve açıklaması - Bugün içinde bulunduğumuz ağır şartlarm sebep ve hikmetleri nelerdir - Sorumluluklarımızı bilmeli ve suçlarımızı hafifletmenin çarele.

rini aramalıyız - Dini ve milli birlik ve beraberliğimizi bozmak, milletimizi ve memleketimizi bölüp parçalamak isteyen iç ve dış düşmanlara karşı uyanık bulunmanın, birleşmenin ve anlaşmanın yolları nelerdir - Bu fâni âlemden bâki ve ebedi âleme hazırlanmanı lüzum ve ehemmiyeti - Vaktin ve insan ömrünün değerlendirilmesi nasıl olur - Yâ-Sin sûre-i celilesinin kıymet, ehemmiyet ve faziletleri - Yâ-Sin-i celiledeki bir âyet-i kerimenin de- (Devamı arka sayfada)

ğeri üzerinde bir uyarı - Kişinin kendi kendisini hesaba çekmesinin yararı - Ölmeden önce hayatın, hastalanmadan sağlığın, ihtiyarlamadan gençliğin boş kalmadan işin ve fakir düşmeden zenginliğin kıymetini bilmelidir - Dünyaya gelmek elimizde olmadığı gibi, gitmek de elimizde değildir - Dünya malı, hangi hallerde mezmum ve hangi hallerde makbuldür - Gerçek demokrasi, islâm demokrasisidir - Şeytan ile bir insanoğlunun yolculukları ve şeytanın insandan kaçışı - Ömür sermayesi boşuna israf edilmemelidir - Aşk nedir, ne değildir Aşk-ı ilâhi nasıl elde olunabilir - Allahu talâ'nın sevdiği kullarını, bütün melekler severler - Aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resûlullah üzerinde bazı açıklamalar ve yorumlar - Gerçek âşık kimlere denir - Dua..

Sallû alâ Seyyidinâ Muhammed Sallû alâ şefi-i zünubinâ Muhemmed Sallû alâ Envâr-i kulûbinâ Muhammed El-Evvelü Allah.. El-âhirü Allah. Ez-Zâhirü Allah... EI- Bâtınü Allah... Hayrihi ve şerrihi min'allah... Men kâne fi kalbihi Allah... Fe-mû'ynuhu ve nâsıruhu fid-dâreyni Allah...

Rabbişrahli sadri ve yessirli emri vahlûl ukdeten min lisani yefkahu kavli ve ufevvidû emri ilâllah vallahu basiyrün bil-ibâd...

Sübhaneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ent-el alim-ül-hakim...

Sübhaneke lâ fehme lenâ illâ mâ fehhemtenâ inneke ent-el cevvâd-ül kerim...

Sübhaneke mâ arefnâke hakka mâ'rifetike yâ Mâ'ruf...

Sübhaneke mâ abednâke hakka ibadetike yâ Mâ bud...

Sübhaneke mâ zekernâke hakka zikrike yâ Mezkûr...

Sübhaneke mâ şekernâke hakka şükrike yâ Meşkûr...

E'ûzü Billâhi min-eş-şeytan-ir-raciym Elif-Lâm-Râ-Tilke ayat-ül-kitabi ve Kur'anin mübiyn Rubemâ yeveddülleziyne keferû lev kânu müslimiyn zerhüm ye'külü ve ye-temetteu ve yülhihim-ül-emelü fe-sevîe yâ'lemün...

El-HIcr: 1-2-9 (Elif-Lâm-Râ... Bunlar, kitabın ve Kur'an-ı mübiynin âyetleridir. Ey Nebiyyi zişân!.. Onları bırak, dünyada yesinler, Envâr-ül-Kulûb, Cilt 3 — F: 40

lezzet ve şehvetle geçinsinler, amelleri onları oyalasın, lyman ve itaatten geri bıraksın, yakında hallerini ve âkibetlerini, cezalarını görecekler, kötü ve çirkin hareketlerini bileceklerdir.)

Ey ihvân-ı din-i mübiyn, aziz cemaat-i müslimiyn:

Okuduğumuz âyet-i kerimeler, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerinin her türlü kuşkudan uzak ve her çeşit şek ve şüpheden ırak olan kitabı ilâhisi ve mektub-u Rabbanisi olan düstür-u mükerremimiz Kur'an-ı azim-ül bürhanın kesin hükümleridir. Bu fâni dünya âleminde, Hak ve hakikati inkâr eden kâfirlerin gerek ölümlerinde ve gerekse kıyamet günü, küfürlerinin karşılığını mutlâka göreceklerini, adâlet-i ilâhiyyenin muhakkak tecelli edeceğini ve cezayı sezâlarının infazı için kendilerinin cehenneme sevk olunacaklarını bizzat gözleriyle göreceklerini, isyan ve günahlarından ötürü çok pişman olacaklarını, yapılan davete icabet ederek iymana ve islâma dahil olamadıklarından dolayı feryat ve figan edeceklerini, yanıp yakınacaklarını, işte o zaman mü'min ve müslim. olmayı arzulayacaklarını ve fakat bu gecikmiş pişmanlıklarının onlara hiçbir yarar sağlamayacağını beyan ve ilân buyurmaktadır. Allahu azim-üş-şân buyurmaktadır ki:

— Ey Habib-i edibim!.. Onları küfür ve inatları ile başbaşa bırak, ne cennet ve ni'met ile müjdelemeğe, ne de cehennern ve azap ile korkutmağa kalkışma... Hattâ bu gibilerle hiç ilgilenme... Onları, kendi hallerine bırak, yesinler, içsinler, şehvetlerini tatmin etsinler, dünya zevk ve lezzetleri ile meşgul olsunlar, behimi hırs ve arzularını tatmin etsinler ve ömürlerini bu yollarda harcayıp tüketsinler. Bir takım, boş, faydasız ve mâ'nasız emeller ve hayaller peşinde koşsunlar ve dünyevi arzu ve isteklerini yerine getirmekle avunup aldansınlar ve bu halleri ile ölümlerine doğru hızla koşup dursunlar. O kâfirler ve münkirler, pek yakın bir gelecekte hallerini ve âkibetlerini görecek ve bileceklerdir.

Ey benim canımdan aziz din kardeşim ve Hak yoldaşım!..

Ni'met-i iyman ile ni'metlenen, devlet-i islâm ile devletlenen, ziynet-i Kur'an ile ziynetlenen, Allah ve Resûlüne iyman

ve itaatle kıymetlenen, Şeri'at-i garrayı Ahmediyye ile heybetlenen, yüzleri iyman, islâm ve Kur'an nurları ile nurlanan, kalpleri Allahu talâ'nın emirlerini ve hükümlerini yerine getirmekle sürurlanan, rizayı ilâhiyye lâyık, cennet ve cemâle ragıb, cemâl-i bâ-kemâl-i ilâhiyye âşık, Habib-i Hüdâ, Sefi-i rûzi ceza, melce-i fukara, enis-iz-zu'afâ, server-i Enbiyâ, serdâr-1 Evliyâ aleyhi ve âlihi efdal-ül-tehayâ efendimiz hazretlerine iyman ve itaat ederek ve onu herşeylerinden ziyade severek imanlarını kemâle, iykanlarını ihsana ve islâmlarını tamama erdiren, âhirete ve cezâ gününe saffet ve samimiyetle inanan ve hesabı Hak, mizanı Hak, sıratı Hak, nuru Hak, celâli Hak, cemali Hak bilen mü'minler ve nefislerinin aczini bilerek Allahu talâ'nın kuvvet, kudret, azameti önünde huşû ve hudû ile secde kılan müslümanlar!..

Acizane sizlere hitabediyorum:

İyman, bir tâc'dır. Ne var ki, gövdeleri üstünde birer kafa taşıyan her insanın başına o tâcı koyabilmek ni'meti bahşedilmez. Zira, insan kılığında bile olsa, herkes o nurlu tâcın kadrü kıymetini bilemez. İyınan ve islâm, öyle bir ni'mettir ki, Allah azze ve celle o ni'meti herkese lâyık görmez. Çünkü, mü'minler iyınanları ile Allahu tealâ'ya vuslât ederler. İymansız kişilerin, Allahu tealâ'ya yaklaşması mümkün ve mutasavver değildir. Iyman, Allahu tealâ ile kul arasındaki yakınlığa vesiledir. Netekim, ibadet de Allahu tealâ ile kul arasındaki bâb-ı vuslâttır. Onun için, iymansız hiçbir ibadetin kıymeti ve ehemmiyeti yoktur. İymansız kişiler dünyada rahat ve huzur göremez ve ibadetsiz kişiler de iki cihanda da sefa süremezler.

Ibadetler, Allahu tealâ ile kul arasında kudsi ve mâ'nevi bir rabıta, ilgi ve ilişkidir. Bedenen yapılan hizmet ve tâ'ate ibadet, kalp ile yapılan hizmet ve tâ'ate iyman ve ikrar bedenle, kalp ile, ruh ile yapılan hizmet ve tâ'ate de istikamet denilir.

Onun için:

Istikamet bir selâmet-i rahtır, Doğruların yardımcısı Hazret-i Allah'tır...

demişlerdir. Mevlâyı müte'al, sizleri ve bizleri o istikametten ayırmasın.

Bilindiği gibi, âlemlerin Rabbinin taraf-1 izzetten Resûl-ü emcedi vasıtasiyle biz âciz ve günahkâr kullarına emr-ü ferman buyurduğu vazifeleri yerine getirmeğe ibadet denilir. İbadet, emr-i ilâhi ile nehy-i Rabbaniyye'ye riayet olunarak işlenen işlerdir ki, insanları rizaya, rıdvana, cennet ve cemâle eriştirir. Mâ'azallah, terki halinde Kul Allahu tealâ'ya vuslât edemez ve âsi olur. Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri insanı AHSEN-İ TAKVİYM üzere, yani tam bir güzellik ve özellikle yaratmıştır. Hayvanlardan ve diğer mahlükattan fark ve temyiz olunabilmesi için kendisine bazı emirler ve nehiyler tebliğ buyurmuş, bir bakıma insanlığa lâyık olduğunu isbat edebilmesi için zât-ı ülûhiyyetine ibadet ve tâ'atle mükellef kılmıştır. Böylece, işlerinde ve davranışlarında ve sıfatında onu hayvandan ayırdetmek için ibadet farizasını, yani abdiyyet (Kulluk) görev ve şerefini bahş ve ihsan buyurmuş ve bu sayede tam bir istikamet (Doğruluk) üzere bulunabilmenin Kitab-ı kerimine ittibâ ve Habib-i edibine iktidâ ile mümkün olabileceğini beyan ve ilân buyurmuştur. Binaenaleyh, Kulun Allahu tealâ'ya yakınlığı, tam ve mutlâk bir iyman-ı kâmil ile iyman ve itaat etmesi, Rabbinin her emrine baş eğmesi ve yasakladıklarından kaçınması sayesinde mümkün olur.

Işte, böyle bir iyman-ı kâmil ile salih ameller işleyen kullarına cennâti âliyatı ve Firdevs'i vâ'd ve tebşir buyurmuştur:

Innelleziyne arnenu ve amil-us-sâlihati kânet lehüm cennat-ül-Firdevsi nüzüla...

El-Kehf: 107 (Iyman edip salih ameller işleyenlerin konakları ise Firdevs cennetleridir.)

Şeri'at; din-i mübiyn-i islâmın amel, itikad ve ahlâk bakımından görevlerinin tümüne verilen isimdir. Binaenaleyh, şe-

riat bir bakıma Nuh aleyhisselâmın gemisi misalidir. Amel, itikad, ahlâk ve fazilet sahibi olan kimseler, Nuh aleyhisselâmın gemisine binenler nasıl helâk olmaktan kurtulmuşlarsa, şeri'at gemisine binenler de aynen onun gibi dünyada hırs ve emel ateşlerinden, âhirette de cehennem ateşinde helâk olmaktan kurtarmış olurlar.

Din'lenen, dünya ve âhirette dinlenir. Çünkü, zâhirlerini islâm ile süsleyenler, dinin izzetine sahip ve aziz olurlar. Bâtınlarını da iyman ile süsleyenler, âhiret âleminde aziz olurlar.

Dış yüzlerini şeri'at ile ve içyüzlerini hâlis bir iyman ile süsleyenler ise, her iki cihanda da aziz olurlar. Islâm, insanın zâhirini ve iyman ise bâtınını nurlandırarak aziz eder ki, bunlar Nuh aleyhisselâmın gemisine binerek felâket ve âfetten nefislerini koruyan kimseler gibidirler. Şeri'at gemisine binenler, kendilerini kötülüklerden koruyup kurtaran kimselerdir.

Nuh aleyhisselâmın gemisine binemeyenler nasıl mahv-u helâk olmuşlarsa, islâm ve şeri'at gemisine binmeyen ve doğru yolda gitmeyen kimseler de, bu âlemde zelil ve rezil olurlar ve mâ'nen helâka sürüklenirler. Bu sebeple, islâm ve şeri'at gemisine binebilenler, hâlis mü'minler olarak bâtınlarını iyman ile süslemek sayesinde o kurtarıcı gemiye canlarını atmağa hak kazanan mutlu ve kutlu kişilerdir.

Allahu tealâ'ya karşı isyan ederek günah işleyenler, o isyanlarını isyan ve o günahlarını günah olarak bildikleri ve bundan dolayı üzüldükleri müddetçe dinden çıkmazlar. Ne var ki, o isyan ve günahlarından dolayı, bu âlemde bir takım musibetlere ve belâlara duçar olurlar ve bazan zillet ve mezellet içinde dahi kalırlar. Şeri'at-i garrayı Ahmediyyeye hizmet ve riayet etmeyenlerin, bu âlemde zillet ve mezellet içinde kalmaları mukadder ve muhakkaktır. Eğer, affı ilâhi erişmeyecek olursa, geleceği tabiî ve âşikâr olan âhiret âleminde de sefil olmaları, Enbiyâ, Evliyâ ve sulehâ muvacehesinde rezil olmaları ve daha da acı olarak kâfirler ve zâlimler yanında mahcup ve perişan kalmaları ve onlarla birlikte ikaba ve azaba müstehak bulunmaları ve cehenneme atılmaları da mutlâk ve muhakkaktır.

Onun için, kendilerine akıl ve basiret ni'neti bahş ve ihsan buyurulan kutlu ve mutlu kişiler, iyman ve Kur'an ipine sıkı sıkı sarılırlar, şeriat gemisine sığınırlar ve selâmet sahilini bulurlar. Zira, o geminin kaptanı Nebiyyi ins-ü can aleyhi ve âlihi salâvatullah-ir-Rahman efendimiz hazretleridir. Rahmeten lil-âlemiyn olan Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem idaresindeki o şeriat gemisi, rotasını yani takip edeceği yolu Kur'an-ı azim ile tayin eder, pusulası tevhiddir, muharrik kuvveti tahmid-ü temciddir. Şeri'at gemisine iltica edebilen bahtiyarlar, saadet ve selâmet ülkesine varırlar, yol boyunca izzete ve âhirette de rif'ate vasıl olurlar, sermedi hayatı bulurlar, kudret elinden âb-ı hayatı içerek cavidani ni'metlerle i'zaz ve ikram olunurlar. Onlar için dünya hayatında olduğu gibi ebedi âlemde de korku ve üzüntü yoktur.

Bütün bunları temin edebilmenin ilk ve en önemli şartı, iyman tâcını başına koymak, şeri'at libasını eynine giyinmek, gayret kemerini bağlamak, ciğerini aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resûlullah ile dağlamak, insanlık gereği kendisinden bir suç veya hata sâdir olursa samimiyetle pişman olup ağlamaktır. Buna muvaffak olan er kişilerin ruhları ölmez ve daima diri kalır, bedenleri dünyevi ve uhrevi belâ ve musibetlerden mahfuz olur ve kendileri âşıklar, sadıklar ve sâlihler zümresine ilhak olunur. Düşününüz ki, Bilâli Habeşi radıyallahu anh gibi siyahi bir köle, şeref-i islâm ile müşerref olduğundan dolayı kendisine âhiret sultanlığı tevcih buyurulmuş ve rengi cennet hurlerinin yanaklarına ben olarak tercih olunmuştur. Buna mukabil, iyman ve itaat etmeyen kâfirler ve münkirler de, Fira'un gibi, Ebu-Cehil gibi bu âlemde devlet veya kabile reisi oldukları halde, âhiret âleminde rezil ve sefil kalmışlardır. Onun için, her dersimizde tekrar edip duruyoruz ki, Resûl-üs-sakaleyne gönül verenler iki cihanda da sultan olurlar, onu sevmeyen ve inkâr edenler ise ebediyyen hüsran içinde kalırlar.

Yukarıda me'âl-i münifini özetlemeğe çalıştığımız âyet-i kerimede de Allah azze ve celle hazretleri, Habib-i edibinin

Sayfalar 623–630 · Envârü’l-Kulûb III — tarikat.org