Ara
Menü

Sayfalar 587–593

1.781 kelime

Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 587–593

re bize el uzatmadan, hüsran acılarını tatmadan, bir daha uyanmamak üzere sonsuzluk uykusuna yatmadan, şaşkınlıkla ellerimizi ısırıp üstümüzü başımızı yırtmadan, firkat ve hasret bâdesini tatmadan aklımızı başımıza devşirelim, başımıza gelecekleri düşünelim, haneler harap ve bedenler türap olmadan, gözlerimize birer avuç toprak dolmadan, gül yüzler solmadan, yılanlar ve çıyanlar arasında kalmadan, haram ile beslenen nazik tenler korkunç ateşler içinde yanıp kaybolmadan Allahu talâ'nın Bâki ve Kavi, kendimizin ise fâni ve âciz olduğumuzu gözönüne getirelim, Rabbimizden korkalım ve nehyedip yasakladıklarından şiddetle ve dehşetle kaçalım, teslimiyyet bayrağını hemen açalım, nedametle gözyaşlarımızı saçalım, tövbe ve istiğfar edelim, Rabbimizden affımızı dileyelim, emirlerini cana minnet bilelim, günah defterimizdeki kötüklüklerimizi silelim, bir daha onları işlemeyelim.

Rizayı ilâhiyyeyi istihsal, ancak ve yalnız Resûl-ü zişâna imtisâl ile mümkündür. Örneğimiz O'dur, önderimiz O'dur, rehberimiz O'dur. O'nun ve asabının yolundan ve izinden gidenler, rizaya ve rıdvane erişirler, iki cihana sultan ve mahbub-u Rahman olurlar, zât cennetine vasıl ve didâra nail olan zümre-i uşşâka ilhak olunurlar. Kaldı ki, akıl ve irfandan nasibi olanlar, kötü ve çirkin hareketlerden sakınır ve hattâ süpheli buldukları fiil ve hareketlerden dahi kaçınırlar. Sonunda mahcup ve mahzun olacak, kendilerini rezil ve zelil kılacak davranışlarda bulunmazlar. Emirlerine karşı çıkarak yaradanını küstürmekten ve Resûl-ü zişânı üzmekten son derece tevakki eylerler. Kul olarak aczini, cehlini, hiçliğini bilir ve böylece nefsine ârif olarak ne için yaratıldığını, bu dünya âlemine ne maksatla gönderildiğini öğrenirler, nereden gelip nereye gittiklerinin şu'uru içinde bulunurlar, bir katre meniden halkolunduklarını, önünde sonunda çürüyüp kokuşacaklarını ve kara topraklara karışacaklarını anlarlar, gözleri baktığı herşeyden ibret alır, kulakları dinlediği hak kelâmında bir;

öğüt bulur, dilleri zikrullah ile mutma'in olur, kalpleri Hakkın tecelli edeceği hale gelir, kalıpları ibadet, tâ'at ve hayır-

larla huzur bulur ve işte böyleleri insan-ı kâmil olur. Bu zevât-1 âlişan, hangi yüzle huzurııllah'a varacağını düşünür, Allah ve Resûlü ile arasındaki muhabbet ipini koparmaz, Rabbine hasım ve düşman olmaz. Allahu tealâ'dan korkar, ibadet ve tâ'atini hergün biraz daha arttırır. Fakat, kendi ibadet ve tâ'atine güvenmez, Rabbinin rahmet ve mağfiretine, keremine fazlına ve inayetine güvenir. Her zaman ve mekânda, her nefeste ve her ânda Allahu talâ'nın seveceği ve razı olacağı, Resûl-ü müctebâ'nın hoşnud kalacağı amellerde bulunur. Özellikle, bu mübarek ayda Rabbine ibadet ve tâ'atini çoğaltır;

oruç, namaz, sadaka, yardım gibi güzel ameller yanı sıra tevhid, tesbih, tehlil ve tekbirini artırır, tefekkürde bulunur, kendisine bahş ve ihsan buyurulan sayısız ni'metlere karşı teşekkürde bulunur. Habib-i edib-i Kibriyâ'nın sünneti üzere bu mübarek muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu günlerinde oruç tutmak suretiyle sünnet-i seniyye-i Muhammediyye'ye tâbi olur.

Zira, Sahib-i şeri at aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyât efendimiz de Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu günü oruç tutarlardı. Bazı yıllar, Muharrem'in birinci gününden onuncu gününe (Onuncu gün dahil) kadar oruç tuttukları rivayet edilmektedir. Bununla beraber, bu on günlük orucu tutamayanların, hiç olmazsa, yukarıda da belirttiğimiz gibi dokuzuncu ve onuncu günü oruç tutmaları gerekir.

Ibn-i Abbas radıyallahu anh rivayet ederek haber vermişlerdir ki, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Medine-i münevvere'yi teşrif buyurduktan sonra, o belde-i tâhirede bulunan Yahudilerin oruçlu olduklarını gördüler ve sordular:

— Muharremin onuncu günü olan aşura günü, oruç tutınanızın sebebi nedir?

Yahudi'ler cevap verdiler:

— Bugün, bizler için pek yüce bir gündür. Zira, Allahu tealâ bugün, Hz. Musa aleyhisselâm ile kavmini, Fira'un ve kavminin zulmünden kurtarmış ve o zâlimleri denizlere gar-

kederek mahv-u helâk eylemiştir. Musa aleyhisselâm, kavminin felâha ve düşmanlarının azaba kavuşmasından ötürü, Rabbine şükren oruç tutmuştur. Bizler de, Musa aleyhisselâma ittibâ'en bugün oruç tutarız.

Iki cihan serveri, Yahudilerin bu cevabı üzerine saadetle şöyle buyurdular:

— Bizler, Hz. Musa aleyhisselâma sizlerden daha ehak ve elvakız. Onun için, Musa kardeşimin sünnetini ihyâ etmek, sizden çok bize düşer, dediler ve kendileri oruç tuttukları gibi, ashah-1 kirâma da oruç tutmalarını emreylediler.

Nebiyyi ins-ü-can aleyhi ve âlihi salâvatullah-ir-Rahman efendimiz hazretleri, Aşura günü oruç tutmanın fazileti hakkındaki şu Hadis-i şerifleriyle bizleri irşâd ve ikaz buyurmuşlardır:

Sahabe-i kirâmdan Ebi-Katade radıyallahu anh'ten rivayet olunmuştur ki, Resûl-ü ekrem ve Nebiyyi muhterem sallallahu aleyhi ve sellem: (Her kim, Aşura günü Allah rizası için oruç tutarsa, Hak tealâ hazretlerinden o kişinin geçmiş bir yıl içindeki günahlarının af ve mağflret olunması için rica ve ni yaz ederim.) buyurmuşlardır.

Hiç şüphe yoktur ki, Habib-i edib-i Kibriyâ'nın rica ve niyazı taraf-ı ilâhiyyeden red olunmaz. Ancak, hemen ilâve edelim ki, bahis konusu günahlar küçük günahlardır. Büyük günahların affı ve bağışlanması için kişinin hâlisen li-Vechillâh tövbe ve istiğfarda bulunması ve bir daha o ve benzeri günahları işlememesi gerekir. Bilindiği gibi, büyük günahların affı için nedâmet ve tövbe şarttır. Aldığı şeyi vermesi, vurduğundan rızalık alması şarttır.

Ashab-ı kirâmdan Ibn-i Mes'ud radıyallahu anh'ın, Resûl-ü zişândan rivayet ettikleri bir diğer Hadis-i şerifte de:

(Her kim, Muharrem'in onuncu günü olan Aşura günü, nafakası üzerine vâcip olan ehl-ü iyâli için evine getirdiği yiyecekleri âdetinden ziyade eylese, Allah celle celâlühu o kimsenin evinde ertesl yıla kadar yümn-ü bereket ihsan ve inayet buyurur ve o ev halkı o bir yıl içinde bereket-i ilâhiyye nail olur.) buyrulmaktadır.

Süfyan bin Uyeyne hazretleri diyorlar ki:

— Ben, elli yıldır aşura günü ev halkının rızıklarını genişlettim. Ve bunu elli yil tecrübe ettim ve tam elli yıldır evimde bereketten gayrı bir şey görmedim. Rızık ve geçim darlığı çekmedim. Öyle bir bereket hasıl oldu ki, arttı hiç eksilmedi, buyurmak suretiyle Allahu talâ'nın indinde aşura gününün ne büyük bir gün olduğunu beyan ve ilân eylemiştir.

Allah azze ve celle, âriflerin o gün ne gibi amellerle meşgul bulunacaklarını rahmet ve inayeti gereği olarak bildirmiştir. Dikkat ve ibretinize sunmakta fayda gördüğüm bazı olayları da arzedeyim:

Allahu sübhanehu ve tealâ, Muharrem'in onuncu günü olan aşura günü Hz. Adem aleyhisselâmın tövbesini kabul buyurmuştur. O halde, ey benim canımdan aziz kardeşim ve Hak yoldaşım!.. Sen de ârif ol ve Rabbine tövbe ve istiğfarda bulun ki, tövbelerin kabul ve günahların affolunsun. Aynı zamanda, tövbende sabit ol ki, tevvâbiyn'den ve muhlislerden olasın.

Zira, tövbe ile arinanları Allah azze ve celle sever:

'SûnU Sail Innallâhe yuhibbüt-tevvabiyne ve yuhibbül-mutatahhiriyn...

El-Bakara: 222 (Allahu tealâ, günahlarından tövbe ile arınanlan sever. Fenalık ve kirliliklerden temizlenenleri de sever.)

Aşura günü oruç tutanlar, bütün yıl oruç tutmuş gibidir.

O gün oruç tutanlara, Allah azze ve celle bir yıllık oruç sevabı bahş ve ihsan buyurur. Aşura günü tutulan orucun kıymet, ehemmiyet ve faziletini tarif ve tavsif edebilmek mümkün değildir.

Ashab-ı kirâm ve tâbi'ıyn rıdvanullahi aleyhim ema'ıyn, Aşura günü oruç tuttukları gibi, çocuklarına da oruç tuttururlardı. O mini mini yavrulara hiçbir şey yedirmez ve içirmez ve âdeta zor kullanarak oruç tutmalarını sağlarlardı. Hattâ, iki

cihan serverinin sevgili torunları Imam-i Hasan-i Müctebâ ve Imam-ı Hüseyin-i mazlûm-u Kerbelâ'ya mübarek dillerini emdirerek oruç tutmalarını temin buyururlardı. Habib-i edib-i Kibriyâ'nın mübarek dilini emen iki şehzade, onun berekâlıyla Aşura günü akşama kadar yemek ve içmek ihtiyacını duymazlar ve bu büyük ziyafet-i Resûl ile yetinirlerdi.

Bazı Hak velileri, Aşura günü vahşi hayvanların ve kuşların da hiçbir şey yemediklerini ve âdeta oruç tuttuklarını müşahede buyurduklarını haber vermişlerdir.

Bera'at-ül-istihlâl adındaki kitabın müellifi: (Aşura günü, bütün din sahipleri indinde öyle muazzam bir gün ve öyle kutsal bir zamandır ki, millet-i Ibrahim olan din-i mübiyn-i islâmda da tebcil ve takdis olunması elbette lâyık ve münasiptir.

Bu bakımdan, bu büyük güne bütün mü'minlerin gereği gibi kıymet ve ehemmiyet vermeleri icabeder.) buyurmuşlardır.

Aşura günü oruç tutulmasının, bir sünnet-i mü'ekkede olduğu muhakkaktır. Mü'ekkede tâbirinde de belirtildiği vechile, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin bu oruca devam ettiğinde tam bir ittifak bulunduğu anlaşılmaktadır.

Aşura günü oruç tutmak üç mertebedir:

1) Ednâsı, Muharrem ayının yalnız onuncu günü oruç tutmaktır.

2) Ondan âl'âsı, Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu günleri oruç tutmaktır.

3) En âlâsı ise, Muharrem ayının dokuzuncu, onuncu ve on birinci günleri oruç tutmaktır.

AŞURA GÜNÜ YAPILMASI GEREKEN DİNİ VAZİFELER BİRİNCİ VAZİFE: Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu günlerini oruçlu olarak geçirmektir.

IKİNCİ VAZİFE: Aşura gecesi ve günü kaza namazı kılmaktır. (Kaza namazı yok ve kişi sahibi tertip ise, Allah rizası için nafile namaz kılınmalıdır.) Bilindiği gibi sahib-i tertip demek, kazaya kalmış namaz borcu olmayan kimse demektir.

Ey âşık-ı sadık!..

Şu gerçeği iyice bilmeli ve bellemelisin ki, kıyamet günü kullara ilk soru namaz konusunda ve namaz hesabında olacaktır. Onun için, sakın namazlarını kazaya bırakma!.. Hele hele, namazını aslâ ve kat'a terk etme!.. Namaz kılmayı, canına minnet bil, gaflet ve cehaletle ve bilhassa tenbellikle kazaya kalmış namazların varsa, ölüm gelip çatmadan hemen tamamlamağa bak!.. Dost acı söyler ama, unutma ki her acıda bir şifa vardır. Unutma ki, namaz hesabını üzaklığı ile ve güzelce verebilenlerin, o büyük günde ve hesap ânında diğer bütün hesaplarının kolay geçeceğini Sahib-i şeri'at aleyhi ve âlihi efdal-üt-tahiyyat efendimiz haber vermiştir.

UÇUNCU VAZIFE: Aşura günü mü'minin yapması gerekli vazifelerden birisi de zâhirini gusülle ve bâtının tövbe ve istiğfar ile temizlemesidir. Evvelce de tekrarlamıştık; yalnız gusül ile dışlarını temizlemekle yetinenlerin, içyüzleri günah, isyan ve isyanlarla kirlenmiş ve kararmışsa içi idrar dolu bir şişeye benzerler. Içyüzleri gerçekten temiz olduğu halde, dışlarını şeri'atın emrettiği ve gösterdiği şekilde temizleyemeyenler de, affınıza sığınarak söyleyeceğim, helâda kullanılan ibriğe benzerler. Mü'mine lâyık olan ve yakışan, dışını şeri'atle ve içini mâ'rifetle tathir ve tezyin etmektir.

DORDUNCU VAZIFE: Aşura günü hısım ve akrabaya ikram ve ihsan etmektir. Eğer, aralarında fakir olanlar varsa, şefkat ve merhametle el uzatmak ve gönüllerini almak lâzımdır.

BEŞİNCİ VAZÎFE: Ehline ve iyâline, yani geçindirmekle mükellef bulunduğu hane halkına ikram ve ihsanı artırmak, mümkün olabildiği kadar onları sevindirmektir.

ALTINCI VAZÎFE: Alimleri, salihleri ve iyi halleriyle tanınmış yaşlı büyükleri ziyaret etmektir.

YEDİNCİ VAZİFE: Fakirlere ve yoksullara, açlara ve muhtaçlara yardım etmektir.

SEKIZINCI VAZIFE: Hak velilerinin türbelerini ziyaret etmek ve bir gün kendisinin de öleceğini düşünerek âhiret için hazırlanmaktır.

DOKUZUNCU VAZIFE: Yetimlerin başlarını okşamak, ağlayanların gözyaşlarını silmek ve dindirmek, onları sevindirmektir.

Ibn-i Melek hazretleri ZUHR-ÜL-ÂBIDIYN adındaki kitabında: (Bir kimse, Aşura günü bir yetimin başını şefkat ve merhametle okşasa, Hak tealâ ve tekaddes hazretleri o kimsenin yetimin başını okşarken elinin değdiği saçların sayısınca cennet dereceleri bahş ve ihsan buyurur.) demektedir.

Evet, Aşura günü Allahu azim-üş-şân indinde makbul olan günlerin en yücesi ve en muazzamıdır. Zira, Hâlik-1 zül-celâl vel-kemâl hazretleri Arş'ı, Kürsi'yi, Levh'i, Kalem'i Aşura günü yaratmıştır. Hz. Adem aleyhisselâmın tövbesi, Aşura günü kabul buyurulmuştur. Nuh aleyhisselâmın kavminden iyman ve itaat edenler, Aşura günü Tufan'dan kurtulmuşlardır.

İlâhi azap bugün kaldırılmış, Nuh aleyhisselâm ve kavmi gemiden karaya inebilmişlerdir. Hz. Ibrahim aleyhisselâm, Aşura günü Nemrud'un ateşinden necat bulmuştur. Halilullah'ın nuru, hasmının ateşini bugün söndürmüştür. Hak yoluna ve dost uğruna canını ateşe attıran Ibrahim aleyhisselâma nâr- Nemrud nur olmuştur. Hz. Musa Kelimullah aleyhisselâm, bugün düşmanına galip gelmiştir. (ENE RABBÜKÜM-UL A'LA) diyen Fira'vun, Aşura günü bir hiç olduğunu anlamış ve gözlerinde ibret olanlara büyük bir ders-i ibret olmuştur. Hz. Yusuf aleyhisselâm, zindandan bugün kurtulmuştur. Bütün dinler ve peygamberler, Aşura günü birer ni'met-i ilâhiyyeye nail ve mazhar olmuşlardır.

Nihayet, server-i kâ'inat efendimiz hazretleri, bugün Medine-i tahireye şeref vermişlerdir. Bugün, islâm yüce bir devlete ve iyman nice bir satvete erişmiştir. Bugün, iyman küfre galip olmuştur. Bugün, âşık mâ'şuka vuslât bulmuştur. Hz. Imam-1 Hüseyin radıyallahu anh, bugün şehitlik rütbesini ihraz buyurmuştur. Bugün, evlâd-ı Hayder'e gönül verenler didara na'il ve şefaate nail olmuşlardır. Bugün, âşık-ı didâr ve talib-i cemâl olanlar matlûp ve maksudlarına erişmişlerdir. Bugün, Hz.

Envar-ül-Kulüb, Cilt 3 — F: 38

Sayfalar 587–593 · Envârü’l-Kulûb III — tarikat.org