Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 536–542 davranmaktan son derece çekinir ve sakınırdı. Müslüman Türk, düşmanları ile Hak için savaşır, düşmanını öldürünce bile onun cesedine ihanet ve tahkir ctmez, orta yerde bırakarak ve kokuşmasına sebep olarak onu rezil ve zelil etmez, bir çukur açar ve ölüye en büyük ikram olan defin görevini yerine getirirdi. Savaşırken yaraladığının da gerekirse yarasını sarar, kendisi susuzluktan helâk olmak derecesine bile gelse, yanında bulunan suyunu o yaralı düşmanına içirirdi. Zira, asıl insan olmak buydu ve bu gerçek insanlık da müslüman Türk'e lâyık idi. Halböyle iken, insan-ı kâmil olan müslüman Türkü insan olarak tanımayan, insan suretindeki hayvanlar, Berlin'e milyonlarca bomba atarak, yaşlı, genç, çocuk, ihtiyar, kadın, hasta, âciz ve alil yüzbinlerce insanı iğrenç intikam duygularının mağlûbu olarak bir anda mahv-ü helâk edenler ilim ve teknikte başarının zirvesine ulaşmış Japonları yenemeyeceklerini anlayınca Hiroşima'ya atom bombası atarak yüzbinlerce mâ'sum insanı bir ânda yok edenler mi insandırlar? Insanlığı kurtarmak maksadiyle…
ÜYE KÜTÜPHANESİ
Okumaya kaldığınız yerden devam edin.
Tam metin Meclis üyelerine açıktır. Üyelik ücretsizdir; okuduğunuz bölümü defterinize kaydedebilir ve özel notlarınızı aynı yerde tutabilirsiniz.