Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 330–337
tiler. Doktor çağırdılar, muayene neticesinde önce diri olduğunu sandı, tekrar ve dikkatle baktı ölü olduğunu tesbit etti, bir mâna veremedi ve yüzündeki örtüyü kaldırarak yeniden yüzüne baktı ve hazır bulunanlara:
— Vallahi bu işe aklım ve tıp bilgim kâfi gelmiyor, dedi.
Anlayamıyorum, bu zât ölmüş mü, yoksa diri mi? Ben bu işe akıl erdiremedim.
Gerçekten, Ibn-i Cellâ'nın yüzünden ve bedeninden akan terler ALLAH LILLAH yazıyordu.
Ruh-u pür-fütuhuna Fatihâ-i şerifeler ithaf ederek bu zât-1 akdesin bir sözünü teberrüken sunuyorum:
(Bir kimse, övülmekle yerilmeği eşit tutarsa, o zat zâhiddir. Bir kimse, beş vakit namazlarını muntazaman ve vaktin girişinde kılarsa, o zat âbiddir. Bir kimse, her işi Allahu tealâ'dan bilir ve Allahu tealâ'dan olduğuna inanırsa, o zat muvahhiddir. Muvahhid olanlar, ancak vahidden bilir ve vahidden görür...) buyurmuşlardır.
Hasta gönül eyleme benlik, Gönül alçaklığı nâdanlık mıdır?
Çalış ki, kemliğe yapasın iyilik, Her iyiliğe iyilik insanlık mıdır?
İrfan mektebinden çıkma kenara, Yakma vücudunu nafile nâra, Arif o!, her aybı kendinde ara, El ayıbını görmek insanlık mıdır?
Sümmani söz söyler iktidarınca, El elden üstündür arşa varınca, süleyman'a bil ki vâ zetti karınca Tasihat dinlemek noksanlık mıdır Aziz din kardeşim ve sevgili Hak yoldaşım:
Dünya ve âhirette saadet ve selâmete erişmek istersen, Sehl bin Abdullah-il-Tusteri hazretlerinin şu yedi tavsiyesini, yedi öğüdünü mutlâka yerine getir ki, ölmez olursun. Kalple-
rin öldüğü gün, kalbin diri kalır, beyinler kafatası içinde kaynadigı gün, arşın gölgesinde serinlenir ve dinlenirsin. Bütün insanlar, o günün şiddet ve dehşetinden titredikleri sırada, bütün korkulardan emin olursun. Livâ-i hamdin altında âşıklar ve sadıklarla beraber bulunursun. Herkesin ayıpları açıklanıp bütün mahşer halkı önünde rezil ve mahcup olduğu zaman, senin ayıpların ve kabahatlerin örtülür. Asiler cehenneme sürülürlerken, cennete dahil ve didâra nail olursun.
Bu yedi tavsiye şunlardır:
1) Allahu talâ'nın kitabı olan Kur'an-ı aziyme sıkı sıkı sarılmalı, emirlerine ve hükümlerine aynen ve harfiyyen uymalı, nehiylerinden son derece sakınmalıdır.
2) Resûl-ü zişânın sünnet-i seniyyelerinden küçük veya büyük demeyip hepsine elden geldiği ve güç yettiği kadar uymalı ve bu hususta tam bir saygı ve titizlik göstermelidir.
3) Helâl kazanmalı, helâlinden yiyip içmeli ve helâlinden giyinmelidir.
4) Hiç kimseye ezâ ve cefa etmemeli, zulüm ve haksızlıklardan tamamiyle el çekmeli, mahlûkata karşı şefkat ve merhamet göstermeli ve hiç kimseden ah almamalıdır.
5) Küçük veya büyük, gizli veya açık bütün günahlardan isyanlardan ve kötülüklerden son derece sakınmalıdır.
6)
İşlenilen günah ve kötülüklere derhal tövbe ve nedamet etmeli, istiğfarda bulunmalı ve bir daha günah ve kötülük işlememeğe azmetmeli ve sebat göstermelidir.
7) Hukuk-u ibâd dediğimiz kul hakkına son derece hürmetkâr ve riayetkâr olmalı, aldığını mutlâka vermeli, kimsenin maddî veya mâ'nevi hakkına tecavüz etmemeli, hasımlarını razı kılmağa çalışmalıdır.
Sehl bin Abdullah-il-Tusteri kuddise sırruh hazretlerinin, bazı ögütlerini de teberrüken bilgilerinize sunuyorum:
— Yardımcı ancak Allah'tır.
— Hakka delil ancak Resûlullah'tır.
— Çoğaltılması gereken şey, ancak Allah korkusudur.
— Bütün hayırlı ameller, ancak sabırla gerçekleşebilir.
— Çok namaz kılmak ve oruç tutmakla Hakka vuslât olmaz. Vuslât-ı ilâhi ancak beş vakit namazı huşû ve hudû ile kılmak, Allah yolunda ve Allah için cömert olmak, nefsini ancak Allah yoluna feda etmekle mümkün olur.
Kur'an-ı kerime sarılmak demek, onun hükümlerini, emirlerini ve nehiylerini bilmekle mümkündür. Bu ise, ancak ilimle mümkündür. Ilim ise, ancak Allahu tealâ'yı tanımakla mümkündür. Allahu tealâ'yı tanımak, ondan korkmakla mümkündür. Allahu tealâ'dan korkmak ise, hikmetin başıdır. Allahu zül-celâl vel-cemal katında kulların en mükemmel ve mükerremi, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerinden en fazla korkandır. Allah Teâlâdan korkandan bütün cihan korkar. Zira, Allah celle celâlühu, zât-ı ülûhiyetinden korkanlarla beraber olduğunu ilân buyurmuştur. Alemlerin Rabbi bir kul ile beraber olunca, o kul kimlere ve hangi kuvvetlere galip gelmez?
Hangi güç ona karşı koyabilir?
Allah Teâlâdan korkarak onun kitabına sarılan, onun emirlerini seve seve yerine getiren, yasakladıklarından da son derece sakınan ve kaçınan, ibadet ve t'atinden haz duyan, bütün ihtiyaçlarını ancak ve yalnız Rabbine arzeden, onun kudret, kuvvet ve azametini düşünerek ona hakkıyle ve lâyıkıyle kulluk eden, kendi aczini ve hiçliğini anlar, bizden önce gelmiş geçmiş ümmetlerin Kitabullah ile sabit olan hal ve âkıbetlerinden ibret alır, müttakiylerin erdikleri derecelerin yüceliğini ve âsilerin düştükleri derekelerin niceliğini Kitabullah'tan ögrenir ki, ancak bunları yapabilen ve yerine getiren kimselere, Kur'an-ı aziyme sarılmış denilebilir.
Yoksa, Kitabullah'ın kabına, cildine, sahifelerine, harflerine ve tezhibine sarılmakla, Kur'an-ı kerime sarılmak müm-
kün değildir. Hiç şüphe yoktur ki, Kitabullah'ın cildine, kabına, sahifelerine ve harflerine de hürmet ve riayet lâzımdır ama, ehl-i hakikat için buna hakkıyle Kur'an-a sarılmak denemez.
Bunun içindir ki, Mefhar-i kâ'inat aleyhi ve âlihi efdal-üttahiyyât efendimiz: (Kur'an-1 azim-ül-bürhan, bir çok okuyanlara lânet edecektir.) buyurmuşlardır. Çünkü, emirlerine ve hükümlerine uyulmaksızın okunan Kur'an, okuyan kişiden davacı olacaktır, Allahu tealâ ve tekaddes hazretleri cümlemizi gafletten uyandırsın, bizleri Kur'an boyası ile boyandırsın ve cehaletle kararan gönüllerimizi Kur'an nuruyla nurlandırsın. Hakkın tevfiki kula refik olmayınca, arapça bilse dahi her okuyan Kur'anı anlayamaz. Kur'an-ı aziymi anlayabilmek, tevfik-i ilâhiyye erişmekle mümkündür. Her okuyup anlayan da ilâhi emirleri yerine getiremez. Zira, ilâhi emirleri yerine getirebilmek de, yine tevfik-i Rabbani ile mümkündür. İlâhi emirleri yerine getiren herkes de rizayı Rahman'a erişemez. Zira, ilâhi emirleri yerine getirmekte ihlâs şarttır. İhlâs ise, yine tevfik-i sübhani ile mümkündür.
Allah celle celâlühu, Resûl-ü Hâşimi hürmetine bizlere tevfikini refik eylesin...
HİKÂYE Büyük Hak velilerinden Süfyan-ı Sevri Kuddise sırruh hazretleri hikâye etmişlerdir:
Birgün, Sultan-ül-ârifiyn Hz. Îmam-1 Cafer-üs-Sadık efendimizi ziyarete gitmiştim. Lûtfen huzurlarına kabul buyurmak tenezzülünde bulundular ve ziyaret sebebini sordular:
— Ey âlemlere rahmet olan iki cihan serverinin muhterem torunu, mübarek cemalinizi görmeğe ve her biri birer dürrü yektâ değerinde olan nasihatlerinizi dinlemeğe geldim.
Gönüllere şifa, ruhlara gıda ve kalplere cilâ olan öğütlerinizle amel etmek bahtiyarlığına erişirsem, Hak rizasına kavuşacağımı bilenlerdenim. Onun için, feyiz almaya ve necat bulmaya geldim, dedim.
Bana şöyle buyurdular:
— Ey Süfyan!.. Bilmiş ol ki, yalancılarda mürüvvet, hased edicilerde rahat, kötü huylularda etendilik ve izzet, devlet idare edenlerde dostluk ve kardeşlik olmaz.
— Yâ İmam... Lûtfedin, bana biraz daha nasihat eyleyin, diye niyazda bulundum, devam buyurdular:
— Yâ Süfyan!.. Nefsini, Allahu talâ'nın men'ettiği haramlardan geri tut ki, Allahu tealâ ve tekaddes hazretlerine hakkıyle ve lâyıkıyle kul olabilesin. Allahu talâ'nın sana nasip eylediğine kanaat eyle ki, zenginlik sıfatı ile sıfatlanarak zenginlerden olasın. Halk ile iyi geçin, onlara iyi muamele et ki, herkes tarafından sevilip sayılasın, ehl-i islâm arasında makbul ve mahbubul-kulûb olasın. Günahkâr olanlarla sohbet ve ünsiyyet etme ki, kötü kişilerin günahlarına ortak ve Rabbine âsi olmayasın...
Kendisinden, biraz daha nasihat niyaz ettim, şöyle buyurdular:
— Sefihler ile düşüp kalkmak, selâmet yolundan sapmaktır. Edepsizler ile bir arada bulunmak insana töhmet ve elem getirir, kötü gözle baktırır. Dilini muhafaza etmemek, insanın başını belâya sokmağa ve pişman olmağa sebeptir.
Değerini bilenler için, Hz. Imamın bu öğütlerinden her biri başlı başına birer hazine ve baha biçilmez birer definedir.
Sermaye-i akl oldu şarab-ı hayret, Bu mes'eleyi yazdı kitab-ı hayret...
Hamid-il-Leffaf şöyle buyurmuşlardır:
Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri, bir kişinin helâkini murad buyurursa, o kulu üç şeye mübtelâ kılar ve sonra o üç şeyden ötürü kendisine ikab eder:
I) O kula ilim verir, fakat o kuldan ilmiyle amel etmesini men'eder.
II)
Salihlerle sohbete nail eder, fakat sohbet ettiği salihlerin hak ve hukukuna riayet etmekten kendisini mahrum kılar.
III) O kula tâ'at kapılarını açar, fakat kendisini ihlâstan yoksun bırakır.
Kulun, bu üç belâ ve musibete mübtelâ olması, kendi kötü niyetindendir. Kul, niyyeti hâlis olursa, okuduğu ilimle amel eder, daima ihlâs üzere bulunur ve kendisine nasip olan ilmin menfaatini dünya ve âhirette görür. Yine, o kulun niyyeti hâlis olsa sohbet ettiği salihlerin haklarına riayet eder ve bütün amellerinde olduğu gibi bunda da ihlâs üzere bulunurdu.
Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri, bütün faziletlere ilmi vesile kılmıştır. Ne var ki, ilmi okuyan, yazan, yazdıran ve okutanın da ilmiyle âmil olması, bu faziletleri ihraz etmesine sebep olur. İlmi ile âmil olmayan âlim helâk olur. İlim, bütün fazilet ve şereflerin başıdır. İnsanları, insanlar arasında yükselten ve yücelten ilim olduğu gibi, Allahu tealâ indinde vüksek derecelere yükselten de yine ilimdir. Hz. Adem aleyhisselâma verilen ilimden ötürü Allahu tealâ bütün meleklerine ona secde etmelerini emir ve ferman buyurmuştur. Adem aleyhisselâmın meleklerden üstün ve yüce olması, mazhar olduğu ilim sebebiyledir.
Allahu azim-üş-şân, ilmin şeref, fazilet ve ehemmiyetini düstur-u mükerremimiz olan Kur'an-ı azim-ül-bürhanda beyan ve ilân buyurmuştur:
Vellezlyne it-ül-ilme derecât...
El-Mûcadio: 11 (Ve özellikle kendilerine ilim verllenlerin, ilimleriyle âmil olan alimlerin derecelerini artırır.)
Ibn-i Abbas radıyallahu anh: (Alimlerin, diğer mü'minlerden indallah dereceleri yediyüz derece fazladır. Her derecenin arası, beşyüz senelik yoldur.) buyurmuşlardır.
Alimlerin haklarına hürmet ve riayet ediniz sevgili kardeşlerim. Hele âlimlere saygısızlıktan son derece sakınınız. Âlimlere, her zaman ve her yerde ve her meşrû işte hürmetkâr olunuz. Meclislerinize gelmek lûtfunda bulunan âlimleri, kendinizden üstün tutunuz ve onlara ikramda bulununuz. Zira, ilmiyle âmil olan âlimler, Hak tealâ katında mukaddemdir:
Hel yestevilleziyne ya'lemûne velleziyne lâ ya'lemûn...
Ez-Zümer: 9 (Bilenlerle, bilmeyenler bir olur mu?)
Elbet bir ve eşit olmaz. Bilen ve bilmeyen hiçbir işde müsavi olamaz. Meselâ, ilmi olmayan bir kimse bir hayır işlese, bir hayra on sevap vardır, ki böyle olduğu âyet-i celile ile sabittir. Oysa, o hayrı işleyen âlim ise bir hayra en az elli sevaptan beşyüz sevaba kadar ecir verilir. Allahu sübhanehu ve tealâ, dilerse daha fazla da ecir verebilir:
basitğ zelar Vallahu yudâ'ifü limen yeşâ vallahu vasi'un aliym...
El-Bakara: 261 (Hak tealâ, dilediğine kat kat verir. Allahu tealâ, vâsi'dir.
fazlından ihsan buyurduğu ona darlık vermez. Alim'dir, infak edenin niyyetini ve infak kudretini hakkıyle bilir.)
Bu âyet-i celileyi ayrıca yorumlağama lüzum var mıdır?
Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, bir Hadis-i şeriflerinde:
(Mücerret iyman, çıplaktır. Bu çıplak iymanın elbisesi tekvâ, ziyneti hayâ ve meyvesi de ilimdir.) buyurmuşlardır.
Bir diğer Hadis-i şeriflerinde de:
(Ey ünmetim!.. İlmi talep edin, ilim tahsil edin, okuyun ve öğrenin. Zira, ilme talip olan kimse kıyamet günü huzur-u izzete yüzü ak olarak gelir. Alimlerin yüzleri o gün, ayın bedr-i tam yani dolunay gecesi gibi kabirlerinden kalkarlar. Cahiller cahil olarak ve alimler âlim olarak haşrolunurlar.) buyurmuşlardır.
Başka bir Hadis-i şeriflerinde de:
(Kulun, Allahu tealâ'dan göreceği mükâfat, ancak sahip bulunduğu ilim ve mâ'rifeti kadardır,) buyurmuşlardır.
HİKÂYE Bir zamanlar, halk arasında ilim mi efdaldir, mal mı efdaldir konusu bazı tartışma ve atışmalara yol açmıştı. Bazıları:
— Ilim, maldan üstündür! tezini savunurlarken, bir kısmı da:
— Hayır!. Mal, ilimden üstündür, diyorlardı.
Her iki taraf da kendi görüşünü isbat edebilmek için deliller deriye sürüyor ve örnekler gösteriyordu. Nihayet, işin içinden çıkamayacaklarını anlayarak İbn-i Abbas radıyallahu anh hazretlerine müracaat ettiler. Her iki tarafı da dinledikten sonra, İbn-i Abbas radıyallahu anh şöyle buyurdu:
— ilmin mal üzerine yedi şerefi vardır:
1) İlim, peygamberler mirasıdır. Netekim, fahr-i kâ'inat aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyât efendimiz: (Biz, peygamberler bölüğünün altun ve gümüşten mirasımız olmaz. Peygamberlerin mirası, ancak ilim ve hikmettir. İlim, bizden sonrakilere bıraktığımız en büyük sadakadır.) buyurmuşlardır. Oysa, başta Fira'un olmak üzere diğer bütün hükümdarlar ve şakilerle âsiler ölünce geride kalanlara mal ve para bırakırlar.
Envâr-ül-Kulüb, Cilt 3 — F: 22