Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 308–315 Akıl yönünden tevfik-i ilâhiyye sahip olan kimse, o günlere ve o vartalara varmadan, daha bu âlemde iken bu âyet-i kerimeleri hatırlamalı ve günahlarının affını Rabbinden niyaz etmelidir. Bunun için de, Allah korkusu ile ağlayarak yalvarmalıdır ki, gözyaşı nâr-ı cahiymi söndürür, gönlünü muhabbetle Hakka döndürür ve işlediği günahlara gerçekten pişman olarak ve tövbe ederek kendisini affettirir. Zira, Allah celle celâlühu, günahları affedicidir, kapısına gelen ve affı için el açıp boyun büken, gözyaşları döken ve suçlarına tövbe eden kullarını reddetmez ve mahrum göndermez. HİKÂYE Mâlik bin Dinar rahimehullah diyor ki: Behlûl-u Dânâ, birgün kabristanda oturmuş ve ellerini semaya açarak âlemlerin Rabbine yalvarıyor, sonra bir süre yere bakıp duruyor, sağına bakıp gülüyor, soluna bakıp ağlıyordu. Yanına sokularak kendisine selâm verdim ve kendisiyle konuşınağa başladık: — Yâ Behlûl!.. Bakıyorum, kabirler arasında oturmuşsun. Canlılardan kaçıp kabristanda oturmanın hikmeti nedir? — Yâ Mâlik!.. Kabristanda oturmayı, canliların arasında oturmaya tercih etmemin…
ÜYE KÜTÜPHANESİ
Okumaya kaldığınız yerden devam edin.
Tam metin Meclis üyelerine açıktır. Üyelik ücretsizdir; okuduğunuz bölümü defterinize kaydedebilir ve özel notlarınızı aynı yerde tutabilirsiniz.