Ara
Menü

Sayfalar 300–307

1.757 kelime

Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 300–307

Yerlerin ve göklerin ve yerlerle gökler arasında görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen âlemlerin müstakillen mâliki, sahibi ve mürebbisi olan Allahu zül-celâl vel-cemal hazretleri, Habib-i edibi vasıtasıyle biz âciz ve günahkârlara:

(KULLARIMA HABER VER...) hitab-ı izzetiyle, zâtı Kibriyâ-i ahadiyyetine gerçekten kul olabilmek şeref ve bahtiyarlığına erişenleri taltif ve tatyip buyurmaktadır. Bu ne büyük ni'met, ne yüce devlet ve ne erişilmez mazhariyettir. Ümmet-i Muhammed'den olduğumuz için Rabbimiz bizlerden bahsederken lûtfen ve tenezzülen (KULLARIM...) hitab-ı celiliyle zât-ı ilâhiyyesine izafe buyurmakta ve daha sonra da tebşirât-ı sübhaniyyesini duyurmaktadır.

Ziyayı dide-i kalbim benim nûr-u Hüdâ'dandır, Hidayet bulduğum ancak tarik-i Mustafa'dandır...

Mevlâyı müte'al, bizleri kendisine kul ve Habib-i edibine ümmet olmak şeref ve bahtiyarlığından ayırmasın ve ümmet-i Muhammed'i kulluk makamında sabit kadem eylesin. (Amin bihürmet-i Seyyid-il-mürseliyn..)

Bilindiği gibi, âyet-i kerimelerde SEBEB-İ NÜZUL ve Hadis-i şeriflerde ise SEBEB-İ VÜRUD aranır. Rivayete göre, bu âyet-i celilenin nüzulü sebebi şöyledir:

Nebiyyi ins-ü can aleyhi ve âlihi salâvatullah-ir-Rahman efendimiz hazretleri, birgün ashab-ı kirâm rıdvanullahi tealâ aleyhim ecma'iynden bazılarının sohbet ettikleri ve aralarında lâtifeler ederek gülüştükleri bir meclise şeref bahşettiler. Onları ve dolayısiyle kıyamete kadar gelecek bütün ümmet-i Muhammed'i ikaz ve irşâd buyurmak niyyet-i hâlisanesi ile:

— Ey ashabım!.. Önünüzde ölüm ve daha sonra kabir hayatı var. Mahşer var, hesap var, mizan var, cennet ve cehennem var. Hiçbiriniz, ne olacağınızı ve Allahu tealâ tarafından nasıl bir muamele ile karşılaşacağınızı bilemez ve kestiremezsiniz. Hal ve hakikat böyle iken, ölümü, kabri, mahşeri, hesabı, mizanı düşünmeden nasıl gülüşüp söyleşebiliyorsunuz?

Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin bu haklı uyarıları karşısında, o sohbet meclisinde bulunan zevat-1 zevil-ihtiramı derin bir sessizlik kaplayıvermişti. Herkes, başını önüne eğmiş ve kara kara düşüncelere dalmışlardı ki; Zümirre, Ruh-ül-emin ve Namus-u ekber olan Cebra'il aleyhisselâm, taraf-ı ilâhiyyeden nâzil olarak, onlar ve bizler için büyük bir iltifat-ı ilâhiyye ve lûtf-u sübhaniyye'yi tebşir eden bu âyet-i kerimeyi getirmişti:

— Ey Resûller Resûlü Ahmed'im ve Mahbub-u Kibriyâm olan Muhamned'im! Kullarımı ye is ve ümitsizliğe düşürme, kullarımı af ve mağfiretimle müjdele!.. Sevinç ve sürur içinde bulunsunlar... Varlığımı ve birliğimi tasdik ve zât-ı ülûhiyyetime iyman edenlere, günah ve isyanlarına nedarnet ve tövbe eyleyenlere, iltifat ve ikramım sonsuz, lûtuf ve ihsanlarım sınırsızdır. Onlar, benim has kullarımdır. Has kullarımı da elbette rahmetimle yarlıgayacağım ve kendilerini mağfiretimle şâd ve handan kılacağım. Buna mukabil, iyman etmeyenlere, günah ve isyanlarından ötürü tövbe etmeyenlere, suçlarına ve kötülüklerine devam ve israr edenlere de haber ver ki, bu gibiler hakkında azabım gayet şiddetli ve acı olacaktır. Bu gerçeği de böylece bilsinler ve o elim azaba hazırlansınlar...

Muhterem din kardeşlerim ve Hak yoldaşlarım:

Allah celle celâlühu, bu fâni âlemde Rahmaniyyeti ile tecelli buyurarak mü'min, münâfık, kâfir, zâlim, sâlih, âbid, âsi, fâsık ayırdetmeksizin bütün yarattıklarına ni'met ve ihsanlarını esirgemez ve hepsini lûtuflarından mahrum etmez. Fakat, mü'min kullarını da zât-ı ülûhiyyetine müzâf kılarak (KULLA- RIM...) hitab-ı izzetiyle onlara verdiği kıymet, ehemmiyet ve fazileti de açıklar.

Bu âyet-i celile, bu görüş ve kanaati te'yid ve tesbit eden ve ehl-i iymanın şeref ve itibarını yücelten âdil bir şahittir. Fâni dünya âleminde bütün yarattıklarına ayırdetmeden lûtuf ve ihsanlarda bulunan Allahu zül-celâl vel-cemal hazretleri, mü'min kullarına yarın Tübl-es-serâ'irde Rahimiyyet'i ile tecelli buyuracak, dünyadaki ikram ve ihsanlarının kat kat fazlasını bahşederek mükâfatlandıracaktır.

İyi bilmelidir ki, dünya hayatında bütün yarattıklarından esirgemediği merhamet, onun sonsuz merhametinin yüz cüz'ünden birisidir. Ahiret hayatında ise, mü'min kullarına geriye kalan doksan dokuz cüz'ünün ihtiva ettiği ihsan ve ikramlarını hazırlamıştır.

Binaenaleyh, âhiret hayatında kâfirlerin ve zâlimlerin nasipleri ancak ve yalnız elim azabı tatmak olacak ve onlar küfür ve zulümlerinin cezasını çok acı ve dayanılmaz azaplara uğrayarak tadacaklar ve ödeyeceklerdir.

Mü'minler, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerinin dostları ve kâfirler ise Mevlâyı müte'alin düşmanlarıdırlar. Onun için, bu âyet-i kerimede müminlere müjde ve kâfirlere de büyük bir tehdit vardır. Yani, Allah'ın dostları için rahmet ve mağfiret ve Allah'ın düşmanları için de korkunç bir azap, mihnet ve eziyyet hazırlandığı beyan buyrulmaktadır. Bizleri, şeref-i iyman ile müşerref kılan ve kulluğuna kabul buyuran yüce Rabbimize hamd-ü senâ ve şükürler ederiz. Unutmamalıdır ki, şükür ve maddî ve mâ'nevi nimetlerin çoğalmasına, küfür ise maddî ve mâ'nevi ni'metlerin yok olmasına sebeptir. Ni'metler, şükürle ziyadeleştiği gibi, küfürle de zeval bulur.

Ne kadar sevinsek, ne kadar öğünsek yeridir kardeşlerim...

Allahu talâ'ya olanca saffet ve samimiyetimizle güvenelim, tam bir ihlâs ve sâfiyyet ile Rabbimize dayanalım ve aslâ ye'se ve ümitsizliğe kapılmayalım. Elimizden geldiği ve gücümüzün yettiği kadar kulluk makamında sabit olalım, helâlinden kazanıp, helâl yiyelim ve içelim, helâlinden en güzel şeyleri giyinelim, fakat hudud-u ilâhiyyi aslâ aşmayalım. Allahu talâ'nın bütün emirlerine uyalım, nehiylerinden kaçınalım ve sakınalım, kulluk görevlerimizi tam ve eksiksiz olarak yerine getirmeğe çalışalım ve teslim-i külli ile Hakka teslim olalım, tevekkül edelim. Kul ne kadar günahkâr dahi olsa, mü min ve Muhammedi olduğu için Allahu talâ'nın mağfiretine ve rahmetine lâyık olur. Varsın, kâfirler ağlasınlar, âsiler döğüsünler, münafıklar saç ve sakallarını yolsunlar. Zira, onlara bahş ve ihsan buyurulan bu fâni mülk ellerinden çıkınca, ölümleri ânından itibaren

— 303 _ azab-ı ilâhiyye'ye uğramaları muhakkak ve mukadderdir. Ölüm, mü'minlere ve kâfirlere mev'uddur. Kabir, mü'minler için cennet bahçelerinden bir bahçe, kâfirler, zâlimler ve âsiler için de cehennem çukurlarından korkunç bir çukurdur.

Yâ Ilâhi!.. Lûtuf ve ihsanlarınla biz kullarını sevindir, isyan ve isyanlardan yüzlerimizi hak ve hakikate döndür, tevfikini refik eyleyerek gerçekleri gördür, rizayı ilâhiyyene varan doğru yola varalım, sana lâyık kul ve Habib-i edibine lâyık ümmet olalım ve son nefesimize kadar kulluk makamında bulunalım.

Ey Fazl-ü keremine nihayet olmayan ekrem-el-ekremiyn!..

Ey rahmet ve mağfiretine müntehâ bulunmayan erham-er-râhimiyn!.. Rahmetinle tecelli buyurarak bizleri rahmet deryasına daldır, rahmet ve mağfiretinle yüzlerimizi güldür, iyman-ı kâmil ile öldür, kerem-ü inayetinle oldur, kalplerimizi aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resûlüllah ile doldur.

Cezbe-i feyz-i ilânidir gönüller hemdemi, Aşk-u şevktir sohbet-i hassın kadim-i mahremi, Almak istersen sekiz cennet sefasından nasip, Sen araştır cennet-i unsurda sırr Âdem'i...

Nokta-i imkâna ibretle bakabilen gözler, Seyreder her katresinde onsekiz bin âlemi...

Evet kardeşlerim, mâ'murlar yıkılır, doğanlar ölür, mü'minler olur, toplananlar dağılır, herkes kendi amelinin cezasını görür, ehl-i iyman affa ve mağfirete erer, kâfirler ve zâlimler de yakın bir gelecekte hasret ve nedamet ateşinde yanar ve erir. Cennet haktır, cehennem de haktır. Mü'minler saadet ve selâmette, riza ve ndvandadır. Kâfirler ise azap ve iztırapta, niyrânda ve virandadır.

Ey âşık-ı sadık!..

Mü'mine lâyık olan ve yakışan sıfat HAVF-U RICA'dır.

Mü'min, Allahu zül-celâlden daima korkmalı ve fakat onun son-

suz rahmet ve mağfiretinden ümidini kesmeyerek her nefeste merhametini niyaz etmelidir.

Korku ve tekvâ iki kısımdır:

BİRİNCİSİ: Allahu talâ'nın celâlinden ve nârından korkmaktır.

İKİNCİSİ: (Rabbim, bana kulum demezse, halim nice olur?) kaygusuyla Allahu talâ'nın cemaline eremeyeceğinden endişelenmektir.

Bir kimsenin müttaki olduğuna sekiz sıfat şahitlik eder:

1) Allahu tealâ, müttakilerle beraberdir. Onun için, müttaki olan dilini yalandan, dedi-kodudan, şunu bunu çekiştirmekten, bir meclisten bir meclise, bir kişiden diğerine söz taşımaktan, boş, lüzumsuz, faydasız ve anlamsız konuşmalardan arındırmalı, dilini Kur'an-ı aziymi okumak, zikrullah ile meşgul olmak, ilim müzakeresi, tetkik ve tetebbu'u ile süslemek gerektir.

2) Karnını helâlinden doyurmaktır. (Müttakiler az yerler ve ancak yeteriyle yetinirler.)

3) Gözleri ile harama bakmamak, dünyaya meyletmemektir. (Müttakiler, gözlerinde ibret alma hassası bulunanlar ve baktıklarından ibret alanlardır.)

4) Elleri harama sürmemek, haramla kirletmemek ve ellerini ancak ve yalnız tâ'at-i ilâhiyyede kullanmaktır.

5) Ayaklarla Allahu tealâ'ya isyana gitmemek ve ayakları da ancak ve yalnız tâ'at-i ilâhiyye yollarında kullanmaktır.

6) Kalbini halka düşmanlıktan, hasedden, kinden arındırmak ve o kutsal uzvu Allahu talâ'nın bütün yarattıklarına karşı şefkat ve merhamet duyguları ile süslemektir.

7) Bütün amellerinde ve işlerinde riyâdan uzak, nifaktan ırak bulunmak ve her ne yapacaksa Allah rizasıyçün yapmağa çalışmak ve alışmaktır.

8) Hak'tan gayrısına kulak vermemektir.

Pâk et harem-i dideni didâr görünsün, Ref'eyle gam-1 zulmeti envâr görünsün, Sofi idegör benliğini yokluğa tebdil, Kaldır aradan varlığı, ki var görünsün...

Evet kardeşlerim, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri müttakiyler ve muhsinlerle beraberdir. Gerçek müttaki ve muhsinler, Allahu azim-üş-şânın dostları ve velileridir. Allahu tealâ'nın dostlarına da, dünya hayatında bıraktıkları şeylerden ötürü üzüntü ve ezinti gelmez ve onların ne ölümden, ne kabirden ve ne de mahşerden korkuları da yoktur. Ölüm, onlara gülerek gelir. Kabirde, kendilerine sorular tatlı dil ve güler yüzle sorulur. Mahşerde, o dehşetli günde arşın gölgesindeki Livâ-i Hamd adı verilen iki cihan serverine ait sancak altında cem ve haşrolunurlar. Kerem-i inayet-i ilâhiyye'ye ve şefaat-i Nebeviyye'ye nail ve mazhar olurlar, mizanda zelil ve hesapta rezil olmadan cennete ve cemale varırlar:

Innel-müttekiyne fi cennâtin ve uyûnin âhiziyne mâ atâhüm Rabbühüm innehüm kânu kable zalike muhsiniyn..

Ez-Zariyât: 15 - 16 (Şüphesiz ki, müttakiyler cennetlerde pınar başlarındadırlar. Rableri celle şânenin kendilerine verdiklerini sevinçle alır kabul ederler. Zira, onlar daha önce dünya hayatında güzel işler işlemişler, iyilikler etmişlerdir.)

Müttakiylere bahş ve ihsan buyurulacak cennetleri ve cennet ni'metlerini ve derecelerinin yüceliğini gören âsilerin ve kâfirlerin kalpleri inkisara uğrar ve çok pişman olurlar ama, ne fayda!..

Envar-il-Kulüb, Cit 9 - P: 20

Onun için, ümmet-i Muhammed'in âsi ve günahkâr olanları hakkında (NEBBİY İBÂDİY ENNİY EN-EL-GAFUR-UR- RAHIYM — Ey Nebiyyi zişân!.. Kullarıma haber ver ki, ben hakkıyle gafur ve rahiymim. Mağfiret isteyeni af ve tövbe edene rahmet ederim.) hitab-ı izzetiyle affı ilâhiyye mazhar olacakları tebşir buyurulmuştur.

Resül-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, bir Hadis-i şeriflerinde:

— Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri, kıyamet günü ümmet-i Muhammed'den bir günahkârı cehenneme atmaları için zebanilere emir ve ferman buyurur. Zebaniler günahkârı cehenneme doğru sürüklerken o günahkâr kul, niyaz eder: (Yâ Rab!.. Bana lûtfet, beni affeyle...) diye yalvarır. Melekler, bu niyazına ve yalvarmalarına aldırış etmeyerek onu sürüklemeğe devam ederler ve o günahkâr tekrar niyazda bulunur: (Yâ Rabbi!.. Ey benim Kerim olan Rabbim... Lûtfeyle ve beni affet...)

Zebaniler, aldıkları emri yerine getirmek üzere onu cehenneme dogru götürürlerken, yine yalvarır: (Yâ Ekrem-el-ekremiyn!..

Bana lûtfet...) Işte o zaman, Allahu tealâ ve tekaddes hazretleri meleklere irade buyurur: (Getirin o kulumu...) Zebaniler, o günahkâr kulu tekrar Hakkın huzuruna iletirler, geri çekilerek onu Rabbi ile bırakırlar. Allahu zül-celâl vel-cemal hazretleri, o günahkâr kuluna hitap buyurur: (Ey kulum! Benden ne lûtuf bekliyorsun?) Kul, cevap verir: (Yâ Rab... Düstur-u mükerremimiz olan Kuran-ı azim-ül-bürhanında:

Ve Rabbük-el-Gafuru zür-rahmeh..

El-Kehf: 58 (Rabbin celle şâne rahmet ve mağfiret sahibidir.)

âyet-i kerimesini hatırlayarak, birinci defa lûtfunu niyaz ettim. Sonra:

1%o, b sçyweüs Ve men yağfir-üz-zünube ilâllah...

Al-i-Imran: 135 (Allahu tealâ'dan gayrı günahları mağfiret buyuracak kim var?)

âyet-i kerimesini hatırlayarak, ikinci defa lûtfunu niyaz ettim. Daha sonra da:

Kul yâ ibâdiyelleziyne esrefu alâ enfüsihim lâ taknatu min rahmetillah innallahe yağfir-üz-zünube cemi'a innehu hüvel-gafur-ur-rahiym...

Ez-Zümer: 53 (Ey Nebiyyi zişânım!.. Mü'min kullarıma benim dilimle de ki, ey netislerini israt etmekte haddi aşan kullarım, Allahu tealâ'nın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Zira, Allahu tealâ bütün günahları mağfiret buyurur. Şüphe yok ki, Allahu azimüş-şân rahmet ve mağfirette beliğdir.)

âyet-i celilesini hatırlayarak üçüncü defa lûtfunu, af ve mağfiretini niyaz ettim.) O zaman, Allahu zül-celâl vel-cemal hazretleri buyurur: (Madem ki, benim lûtuf ve keremime talip oldun, seni bağışladım, suçlarını affettim, haydi cennetime git...)

Ger azab-ı âhiretten bulmak istersen halâs, Arif ol, cehl od'undan kopiser cümle azap...

Bu Niyazi kendinden demez bu sözü ey oğul!

Hep onu söyler duyarsın gökten inen dört kitap...

Sayfalar 300–307 · Envârü’l-Kulûb III — tarikat.org