Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 248–254 saç bırakırlardı. Zira, düşmanın âdetini bilirler ve şehitlik rütbesini ihraz ettikleri zaman, zâlimler kulak ve burunlarını keserlerken, kirli ellerini vücutlarına sürmemeleri için tepelerinde perçem bırakırlardı. Netekim, derviş Mehmed de bu âkibetten kurtulamadı. Kanıyla biçtiği kefenine bürünüp yatarken, korkak adımlarla yanına sokulan bir aşağılık düşman neferi, onun perçeminden tuttu ve mübarek başını keserek gövdesinden ayırdı ve insanlığın yüz karası bu alçak bir iş becermiş gibi atına atladı ve hayvanı mahmuzladı. Kıssanın bundan sonrasını, dilerseniz olaya bizzat şahit olan kale kadı'sı ve Türk gazilerinin kumandan vekili olan zatın ağzından dinleyelim: (Düşman askeri, derviş Mehmed'in başını kesmiş ve atına atlayarak uzaklaşmağa çalışırken, onunla birlikte Anadolu'dan gelen arkadaşı derviş Deli Hüsrev korkunç bir nâ'ra attı: — Mehmed!.. Canını dosta verdin, başını sakın düşmana verme!.. Bu tüyler ürperten sayha üzerine, şehit derviş Mehmed in yattığı yerden doğrulduğu ve dört nala kaçınağa çalışan düşman askerine yetişerek onu atından aşağı düşürdüğü,…
ÜYE KÜTÜPHANESİ
Okumaya kaldığınız yerden devam edin.
Tam metin Meclis üyelerine açıktır. Üyelik ücretsizdir; okuduğunuz bölümü defterinize kaydedebilir ve özel notlarınızı aynı yerde tutabilirsiniz.