Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 181–188
1) Hulûs-u niyyet: Hâlis ve saf bir niyyet sahibi olmak.
2) Ulûvvü himmet: Candan ve gönülden üstün ve yüce bir gayret ve faaliyet göstermek.
3) Sabır ve mukavemet...
Innemel-â'mâlü bin-niyâti ve li-kûlli emrin mâ neva...
(Bütün ameller, niyyete göredir. Herkes, neyi niyyet ederse ancak onu bulur.)
Hadis-i şerifi, hayırlı niyetlerin önemini açıklamaktadır.
Bunun için savaşa katılanlar da Allahu tâlâ'nın rizasını kazanmak için gazaya niyyet etmeli ve bu niyetlerinde sadık ve samimi olmalıdırlar. Böyle hâlis bir niyyetle savaşan mü minler, mutlaka zafere ulaşır, şehit olanlarla gaziler de Allahu tealâ'nın bahş ve ihsan buyuracağı sonsuz ni'met ve mükâfatlara nail olurlar. Gazaya iştirak edenler, Allah yolunda savaştıklarını bilmeli, Allah için öldürmeli ve Allah için ölmelidirler.
Niyetleri, ancak ve yalnız Hak rizasını tahsil olmalıdır. Gösteriş için yapılan, desinler, söylesinler, sevsinler ve övsünler diye yapılan her hareketle, mal ve ganimet toplayabilmek için atılan her adım, kişiyi belki dünyada bu muradına nail eder ama, Allahu tâlâ'nın vâ'dettiği ecir ve mükâfattan mahrum kalırlar. Halk nazarında belki muhterem ve mükerrem olurlar, fakat Hâlık katında makbul ve mûteber olamazlar. Onların, gaza. ve şehadet sevaplarından da nasipleri yoktur. Oysa, elde edilebilecek dünya menfaatleri gelip geçici ve elden çıkıcıdır, âhiret ni'met ve saadeti ise bâki ve ebedidir. Ustelik, hâlis niyyetle din ve millet düşmanlarına karşı savaşanlar, hem dünya hayatında hem de âhiret âleminde üstün ve yüce derecelere mazhar olurlar ki, bunları ne akıllar idrak edebilir, ne beyinler düşünebilir, ne kalemler yazabilir ve ne de dille tarif ve tavsifi mümkün olabilir.
Ey. âşık-ı sadık!..
Mahiyet ve muhtevâsı ne olursa olsun, herhangi meşrû ve hayırlı bir iş mutlâka Hak rizası için yapılmalıdır. Kaldı ki, Hak yolunda yapılan ve yapılacak olan bütün hayırlı ve yararlı işlerin, tam bir kalp hulûsu ile yapılması dinî bir farizadır.
Niyyet ile yapılan işler yekdiğerine muvafık ve mutabık olmalıdır. Binaenaleyh, keyfiyet din ve millet düşmanları ile yapılacak savaşlarda da aynıdır. Allah yolunda ve Allah rizasıyçün yapılacak bir savaşın, maddî ve mâ'nevi pek çok faydaları ve âhiret âlemi için de sayılamayacak kadar çok menfaat ve mükâfatı bulunduğu aslâ hatırdan çıkarılmamalıdır.
HÎKÂYE Tanınmış din bilginlerinden ve ünlü fakihlerden Gazi Darrar ibn-i Omer rahimehullah, Allah rizası için uzun yıllar serhad boylarında savaşlarda bulunmuş, mertliği, yiğitliği, cesaret ve metaneti ile şöhret kazanmıştı. Hac farizasını yerine getirmek niyyeti ile kumandanından izin istedi. Hizmet ve gayretlerini gözönünde bulunduran kumandanı da, onun feragat ve fedakârlığını mükâfatlandırmak üzere kendisine müsaade etti.
Gazi Darrar, devrin Kutb-ül-ârifiyni olan büyük şeyhlerden Hazret-i Ishak kuddise sirruh ile vedâlaşmak ve hayır duasını almak üzere kendilerini ziyarete gitti. Hac farizasını ifa kasdiyle bir süre için cihadı terkederek Mekke-i mükerreme'ye gideceğini arz, duasını niyaz eyledi ve hazretten helâllık diledi.
Hazret-i Ishak, kendisine:
— Yâ Darrar!.. Kâ'betullah'a yüz sürmek niyyet-i hâlisanesiyle hazırlandığınız için sizi kutlar ve candan tebrik ede.
rim. Fakat, cihad ve gaza gibi kutsal bir görevi, hac sevabına feda etmenize gönlüm razı olmadığı gibi, bu hareketinizi şer'an dahi caiz görmem. Zira, kendi mâ'şukunuz olan hac ve Kâ'beye, Cenab-ı Hakkın mâ'şuku olan cihadı tercih ediyorsunuz. Yâ Darrar!.. Bilmiş ol ki, sen Kâ'be-i muazzama'ya âşıksın ama,
Allahu sübhanehu ve teâlâ da cihad ve gazaya âşıktır. Kendi aşkın uğruna, Mahbub-u hakikinin mâ'şukunu terk etmen caiz olur mu? Yâ Darrar!.. Çok iyi bilirsin ki, Seyyid-ül-Enâm aleyhi ve âlihi efdal-üt-tahiyyete ves-selâm efendimiz, ömürleri boyunca yalnız iki kerre hacetmişler ve fakat cihad âyetinin nüzulünden sonra âlem-i cemale intikal buyuruncaya kadar cihadı hiç terketmemişlerdir. Ashab-ı kirâmdan bazıları, bazı gazalarda Habib-i edib-i Kibriyâ'dan hac için ruhsat istemişler ve şu Hadis-i Şerif ile karşılık almışlardır:
Ga72 Le-gazvetün fi sebiylillabi ahebbû ilallahi min erba'ryne hücceten...
(Din, millet ve mukaddesat düşmanları ile, Allah yolunda savaşmak, Allahu tealâ katında kırk defa hacetmekten daha sevgilidir.)
Ey Allah rizasıyçün haksızlık ve kötülüklere karşı çıkan, din, millet ve mukaddesat düşmanlarına Allah için kurşun sıkan kahraman gaziler!.. Rütbeni, dereceni ve Allahu tealâ indindeki şeref ve itibarını, bu Hadis-i şeriften anla….. Görevinin kıymet, ehemmiyet ve faziletini öğren ve Allah yolunda yapılan bir savaşın kırk defa hacetmekten üstün olduğunu iyi bil...
Şeyh Ishak hazretleri, irşâd ve ikazlarına şöyle devam buyurdular:
— Yâ Darrar!.. Iki cihan serverinin bu müjdesi üzerine, ashab-ı kirâm hacetmekten vazgeçtiler, savaş alanında Allah rizasıyçün kahramanca savaştılar ve canlarını Hak yoluna kur.
ban ederek şehitlik rütbesine ulaştılar. Niyyetin hâlis olduğundan, Allahu tealâ sana iki kat ecir bahş ve ihsan buyuracaktır. Zira, Allahu tealâ ve tekaddes hazretleri, dilediğine kat kat ecir verir ve dilediği kadar da arttırır:
= SASE ebats.
Vallâhu yuda'ifu limon yeşa vallahu vasi'un allym...
El-Bakara: 201 (Hak tealâ, dilediğine kat kat verir. Allahu azim-üş-şân vâsi'dir. Fazl-ü kereminden ihsan buyurduğu fazlalık, ona darlık vermez. Aliym'dir, infak edenin niyyet ve infak kudretini bilir.)
âyet-i kerimesi, bu görüşün delili ve şahididir. Yâ Darrar!
Bütün mâ'nevi sorumluluğu nefsime ait olmak şartiyle temin ederim ki, bazı yerlerde gaza hac'dan mukaddestir. Gaza meydanında bulunan bir gazi, din ve millet düşmanları karşısında metanetle durduğu her ân, bir hac sevabına nail olur. Unutmamalıdır ki, Kâ'be-i muazzamanın korunması da, savaş alanında kâfirlere ve din düşmanlarına karşı koymakla mümkündür, buyurdu.
Darrar Ibn-i Ömer, bu ikaz ve irşâd üzerine o yıl haccetmekten vazgeçerek sınır boyundaki görevi başına gitti, din ve millet düşmanlarıyla sonuna kadar savaştı. Allahu tealâ, onların hepsinden razı olsun...
Ey Allahu talâ'nın sevgili kulları!..
Askerlik ve ona düşen şerefli görey, sevap bakımından o kadar yüce ve yüksektir ki, Habib-i edib-i Kibriyâ efendimiz bu gerçeği şöyle ifade ve beyan buyurmuşlardır:
Le-mukamü sa'atin fi sebiylillahi efdalü min ihyâ'i leyle't-il-kadr inde Haceril-esved...
(Din, millet ve mukaddesat düşmanları karşısında bir saat durmak, Allahu tealâ yolunda bir saat savaşa katılmak, Kadir gecesini Ka'be-l muazzama yanında ve Hacer-ülesved önünde ibadet ve tâ'at fle ihyâ etmekten daha üstün ve hayırlıdır.)
IRŞAD adındaki üç ciltlik nâçiz eserimizin 3. cildinin 28.
dersinde Kadir gecesi hakkında bazı açıklamalar yapmıştık.
Burada tekrarına lüzum görmemekle beraber, belirtmek isteriz ki, Ramazan-ı şerifin yirmi yedinci gecesi mutlâka Leyle-i Kadir değildir. Kadir gecesi, gizlidir ve gizlenmiştir. Allahu sübhanehu ve tealâ biz âciz kullarının, yılın her gecesini ibadet ve tâ'atle geçirmemiz için yılın her gecesinde isyan ve nisanlardan sakınmamız için, lûtuf ve keremiyle Kadir gecesini, geceler arasında gizlemiştir. Onun için, mü'mine yakışan, her gecesini Kadir gecesi bilmek ve elinden geldigi ve gücünün yettigi kadar ihyâ etmektir.
Iki cihan serverine, Kadir gecesinin hangi gece olduğu sorulunca:
— Ramazan ayının yirmisinden sonraki tek gecelerde arayınız, buyurmuş olması, biz ümmetine karşı sonsuz şefkat ve merhametinin tezahürüdür. Olabilir ki, bu soru sorulduğu yıl kadir gecesi Ramazan-1 şerifin son on günü içinde bulunuyordu. Bayezid-i Bestami Kuddise sırrahus-sâmi:
- Ben, yetmiş yılda iki defa Ramazan-ı şerifin yirmi yedinci gecesi, Leyle-i kadre rastladım, buyurmuştur.
Hak velilerinden bir diğer zât-1 akdes de:
— Ben, ömrümde bir defa Ramazan-1 şerifin onyedinci gecesi Leyle-i kadre şahid oldum, buyurmuştur.
Hâsılı, Kadir gecesi gizlidir ve gizlenmiştir. Bin aydan hayırlı olduğu âyet-i kerime ile sabit olan o mübarek gecenin gizlenmesinde de sayısız sırlar ve hikmetler vardır.
Bu dersimizde asıl anlatmak istediğimiz şudur:
Bir mü min, yılın bütün gecelerinde Leyle-i kadri arasa ve gerçekten bulsa, ve o mübarek geceyi Kâ'be-i Muazzama'nın yanında ve Hacer-i esvedin önünde ibadet ve tâ'atle geçirerek bin aydan hayırlı olan o gecenin feyzine mazhar olsa, o zatın
mazhar olacağı ecir ve sevap, din ve devlet düşmanları karşısında bir saat Allah rizasıyçün savaşanın alacağı ecir ve sevapla aynı değil, Allaha daha sevgilidir. Yukarıdaki Hadis-i şerif keyfiyeti böylece tesbit buyurmaktadır, dikkat ve ibretinize sunarım.
Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri diğer bir Hadis-i şeriflerinde de şöyle buyurmuşlardır:
(Gazilerin, Allahu tealâ yolunda bir saat kadar din ve devlet düşmanları ile savaşmaları, Hakka yakın olan bir veliyulah'ın kendi evinde ve kendi nefsine yaptığı altmış yıllık nafile ibadetten, Allahu sübhanehu ve tealâ indinde daha efdal ve daha sevgilidir.)
Diğer bir Hadis-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:
(Savaş alanında bir günlük mihnet ve meşakkate katlanmak, dünya ve âhirette edilecek rahattan daha hayırlıdır.)
Gaziler serveri, mücahitler rehberi, âhir zaman peygamberi bir Hadis-i şeriflerinde de şöyle buyurmuşlardır:
Magberret kadema abdin fi sebiylillâhi illâ harrem Allahû aleyhinnar...
(Allah yolunda ayağı tozlanan bir mücahid asker, âhiret azabından ve cehennem ateşinden kurtulur.)
Onun içindir ki, Cenab-ı Fahr-i risâlet efendimizin âlem-i cemale intikal buyurmalarından sonra, vasiyyet-i peygamberiyyi yerine getirmek için Usame bin Zeyd radıyallahu anh kumandasındaki islâm ordusunu uğurlarken, Emir-il-Mü'miniyn Hz.
Ebu-Bekir-is-Sıddıyk radıyallahu anhın yaya yürümesinden utanan Usame:
— Yâ Emir!.. Lûtfedin, ya siz de ata binin veya müsaade buyurun ben de yaya yürüyeyim, demesi üzerine, Hz. Sıddıyk-ı ekber:
— Yâ Usame!.. Allah yolunda bir saat ayağımız tozlanmasın mı? buyurmuşlardır.
Evet, aziz mü'minler ve göğüsleri iyman dolu kahraman erler!..
Din ve millet düşmanları ile savaşmak, ateşe karşı nuranî bir elbise, bir zırh giymek gibidir, ki o nuranî zırha cehennem ateşi dahi tesir edemez.
Bu kadar mı? Hayır!.. Daha pek çok tebşirat-ı Muhammediyye vardır ve aklım erdiği, ilmim yettiği kadar bunları size açıklamağa çalışacağım. Canları, malları, dilleri ve kalemleriyle din ve millet, mâ'neviyyât ve mukaddesat düşmanlarına karşı savaşan gazilere gerçekten müjdeler olsun!..
Bakınız, Imâm-ül-Enbiyâ aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tehâyâ efendimiz bir Hadis-i şeriflerinde de ne buyuruyorlar:
Akreb-un-nâsi min derece't-in-nübüvveti ehl-ül ilmi vel-cihad...
(Insanlar arasında, peygamberlerin derecelerine en yakın olanlar Hak âlimleri ile Allah yolunda savaşan mücahitlerdir.)
Hak âlimleri, insanlara peygamberlerin getirdikleri şeri'ati, tarikati, hakikati ve mâ'rifeti öğretirler ve onları Hak yoluna davet ederler. Bu kutlu ve mutlu yolda Hak ve hakikate talip olanları uyarır ve irşâd ederler. Mücahitler ise, bu nurlu yol için silâhları ile savaşırlar, dini, milleti ve islâm devletini savunurlar.
Bir Hadis-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:
(Allahu tealâ katında insanların en efdali ve yararlısı, en ziyade fazilet sahibi olanı, canları ve mallarıyla cihad edenlerdir.)
Yine bir Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
(Allah yolunda ve Allah rizasıyçün, din ve millet düşmanlarına bir mermi atan gaziye, köle azad etmiş sevabı bahş ve ihsan buyurulur. Velev ki, attığı kurşun düşmana değsin veya değmesin, bu ecre nail olur.)
Yukarıda, bilvesile her işimizde hüsn-ü niyyetin şart olduğunu ve her işin niyyete bağlı bulunduğunu açıklamıştık.
Binaenaleyh, düşmana isabet etmesi niyyeti ile atılmış bir mermi isabet etmese dahi, niyyet sahih olduğundan aynı ecirle mükâfatlandırılır.
Buna mukabil, korkarak ve can kaygusuna düşerek düşmana sırt çevirmek denaatinde bulunanların da cehennem azabıyla tecziye olunacakları muhakkak ve mukadderdir. Meğer ki, başta bulunan kumandan geri çekilme emri vermiş bulunsun veya düşmanı aldatmak için yine emirle ric'at edilmiş bulunulsun. Savaşta, kayıtsız ve şartsız itaat şarttır. Barış zamanında bile askerlikten kaçanlar, büyük günah işlemiş olurlar. Hasta olmadığı halde kendisini hasta gibi göstererek, cepheden çekilen, bahane ettiği o hastalığa mutlâka uğrayacağını unutmamalıdır. Askerliğe ve savaşa ihanet edenlerin, taraf-1 ilâhiden korkunç bir musibete duçar olacakları da aslâ hatırdan çıkarılmamalıdır.
CENNET, KILIÇLARIN GÖLGESİNDEDİR. Mücahitlerin de, subayları ve erleri kılıç ve süngü kullandıklarından, ehl-i cennettirler.
Fakat, bu arada büyük bir tehdidi de haber vermek geekmektedir. Çünkü, bir Hadis-i şerifte:
(Her kim, silâh kullanmasını öğrenir ve nişancılık, atıcılık talim eder de, bu san'atını sonradan terkederse, o bizden değildir.) buyurulmuştur. Bunun için, askerlik talim ve terbiyesi gördükten sonra bunları terketmek, sırası gelince din ve devlet düşmanlarına karşı bu öğrendiklerini tatbik etmemek, Allah korusun islâm cami'asından çıkmak gibi korkunç bir tehditle karşı karşıya gelinmesiyle sonuçlanır.
HİKÂYE Ashab-ı kiramın ileri gelenlerinden İbn-i Abbas radıyallahu anh rivayet ediyorlar:
Uhud muharebesinde, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sei-