Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 173–180
Infiri nıfafen ve sıkalen ve câhidû bi-emvaliküm ve enfüsiküm fi sebilillâh zâliküm hayrün leküm in küntüm ta'lemün.
Et-Tövbe: 41 (Sizler, gerek hafif ve gerek ağırlıklı olarak kuvvetliniz, zayıfınız, genciniz, ihtiyarınız, zengininiz, fakiriniz, yayanız, at- Lınız, silâhlıız, silâhsızınız hep birlikte savaşa çıkın ve Allahu tealâ yolunda mallarınızla ve canlarınızla mücahede ediniz.
Eğer, bilirseniz bu sizin hakkıızda çok hayırlı olur.)
Ey âşık-1 sadık:
Bu âyet-i kerimeyi dikkatle ve tekrar tekrar okumanı ve mânayı münifini derin derin düşünmeni âcizane tavsiye ederim. Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri, zât-ı ülühiyyetine iyman eden, âhiret ve kıyamete inanan, nârdan necata, ateşten felâha ermek isteyen, cennet ve cemaline talip olan genç, yaşlı, fakir, zengin, hasta, sağlam, silâhlı, silâhsız, atlı, atsız bütün mü'minleri mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda, din ve millet uğurunda savaşa dâvet buyurmakta ve kendilerine tefekkür ni'meti bahş ve ihsan buyurulanlara düşünmelerini ve bunun haklarında çok daha hayırlı olacağını kabul ve tasdik etmelerini hatırlatmaktadır. Zira, Allah korusun düşman bir islâm ülkesine girecek olursa, ne genç kalır ne ihtiyar, ne zengin kalır ne fakir, ne hasta kalır ne sağlam, ne ırz kalır ne iffet, ne mâ'neviyyat kalır ne mukaddesat, ne cami kalır ne türbe, ne hayır kalır ne bereket, hepsi hepsi elden çıkar. Düşmanlarımız, kadınlarımıza ve kızlarımıza tasallût ve tecavüz ederler, Allah yolunda, vatan ve millet uğurunda sarfetmeğe kıyamadığımız mallarımızı ve paralarımızı zorla elimizden alirlar, bizi zelil ve sefil ederler, gözyaşlarımıza, yalvarıp yakarmalarımıza, aldırmazlar, kutsal yapılarımızı ahır, meyhane yapar-
lar, yeryüzünden namımızı ve nişanımızı silmek için akla gelen ve gelmeyen her türlü kötülüğü başımıza getirirler. Bir gezi sırasında Selânik'e de uğramış ve orada Hamza bey caminden başka Türk-islâm yapısı kalınadığını ve o garip binanın da meyhane olarak kullanıldığını içim burkularak görmüştüm. Görenedir, görene!.. Köre nedir, köre ne?
Burada, haklı bir sitemde bulunmak isterim: Batı hayranı sözde aydınlarımız, yüce islâm dininin ve Allahu talâ'nın kanunu olan şeriatimizin mahiyet ve hakikatini ne yazık ki hakkıyle ve lâyıkıyle bilmedikleri halde körü körüne din ve şeri'at düşmanlığı yapmakta ve bunu da sözüm ona medeniyetin ve batı kültürünün bir icabı saymaktadırlar. Aralarında, belki bu konuyu birazcık tetkik ve tetebbû edenler vardır ama, onlar da islâm düşmanı batılı yazarların isnad ve iftiralarına aldanmakta ve onların yazdıklarını doğru sanmaktadırlar. Oysa, bilmiyor ve düşünemiyorlar ki, batı dünyası müslümanlara ait herşeye ve özellikle islâm dinine karşı âdeta babadan oğula miras kalmış şu'ursuz bir kin ve düşmanlık beslemektedir.
O kadar ki, Hıristiyan âleminde ve bilhassa kilise idarecilerinde islâm düşmanlığı, kendi bâtıl dinlerinin gereği olan bir TA'- ASSUP haline getirilmiştir. Insaf buyurulsun, bu derece müte'assıp islâm düşmanları da elbette oturup müslümanlar için medhiyye yazacak değillerdi. İşte, bizim yarı aydınlarımız bu zihniyetin esiri ve zebunu olmuş, batılıların hezeyanlarını gerçek gibi kabullenmişler ve bunun sonucu olarak da hâşâ (Islâm dini, terakkiye engeldir.) palavrasını benimsemişlerdir.!
Halbuki, din terakkiye engel olsaydı. Hz. İsa aleyhisselâmın getirdiği din ve şeri'at ile hiçbir ilgi ve ilişkisi kalmadığı muhakkak olan papaz uydurması hıristiyanlık batı dünyasının ilerlemesine mâni olurdu. Batı hayranı sözüm ona aydınlarımız bu gerçeği dahi farkedemeyecek kadar şaşkınlık ve sapıklık içindedirler. Batı kültürü almış olmakla ve bir batı üniversitesinden diploma elde etmekle öğünen ve böbürlenen yarı aydınlar, zahmet edip islâm dininin hakikatlerini araştırsalar, inceleseler göreceklerdir ki, biz haçlı seferlerinden iti-
baren süregelen mütaassıp islâm düşmanlığına rağmen yeryüzünden silinip gitmemişsek, bunu ancak ve yalnız dinimize, dilimize, gelenek ve göreneklerimize borçluyuz. Evet, müslüman Türk milletinin bekâsı bu üç haslete sahip çıkması ve bunları titizlikle koruyup kollaması sayesinde mümkün olmuştur.
Zira; din-i mübiyn-i islâm, din ve millet düşmanları ile savaşırken şehit olanların âhiret âleminde cennete ve ebedi ni'mete ereceğini, bu fedakârlığının karşılığını bizzat Allahu zül-celâl vel-kemal hazretlerinden göreceğini, sağ kalanların ise GAZI'lik gibi yüce bir rütbeye erişeceğini talim ve telkin eylemiştir. Eğer, bütün millet efradı vatan ve milleti için bir kuruşuna kıyamayan, bir damla kan şöyle dursun ter dahi akıtmayan yarı aydınlarımız gibi, ölümden korksalardı bugün hürriyet ve istiklâlimize sahip olabilir miydik? O yarı aydınlar, akıtılan o tertemiz kanlarla korunan ve savunulan bu hür ve bağımsız ülkede din düşmanlığı yaparak ahkâm kesebilirler miydi?
Körü körüne islâm düşmanlığı yapan ve müslümanlığa karşı çıkan bu yarı aydınlara söylenilecek çok söz vardır ama, biz kendilerine şu kadarcığını hatırlatalım. Her fâni gibi sayı- Iı nefesleri tükenip ecel kendilerine erişince, onların leşleri de beğenmedikleri ve hor gördükleri islâm şeri'ati ile kaldırılmakta ve cenaze namazları bile her vesile ile istiskal ettikleri saf ve mâ'sum müslümanlar tarafından kılınmakta ve onları vefakâr omuzlarında taşınmaktadırlar. Onlar, diledikleri kadar inkâr etsinler, istedikleri kadar reddetsinler netice budur ve kendilerini pek beğendikleri ve hayran oldukları gâvurcuklar omuzlarına almak şöyle dursun, içlerinden bir Türk daha geberdi diye sevineceklerdir.
Siz bu gafillere, bu okuduğunu anlamaktan âciz şaşkınlara aldırış etmeyiniz kardeşlerim!.. Dinimize, kitabımıza, şeri'atimize sarılmadıkça iki cihanda da bize rahat ve huzur yoktur. Gerçek bir din terbiyesi alan, islâmi hakikatleri hakkıyle ve lâyıkıyle öğrenen bir müslüman, bütün cihan kendisine verilse zaten dininden dönmez. Dininden dönmediği için de Türk-
lüğünü kaybetmez, gerçek benliğini yitirmez, vatanından ve milletinden, mâ'neviyyat ve mukaddesatından ise aslâ vazgeçmez.
Kıbrıs barış harekâtı ile, yeşil adaya ve bütün Akdeniz bölgesine sulh ve sükûn götüren kahraman Türk askeri, tarih boyunca her gittiği yere hak, adalet, insaf, vicdan ve barış götürmüştür. Rum kesiminde kalan mâ'sum Türkler, yediden yetmişe topyekûn canavarca katledilerek kitleler halinde açılan büyük çukurlara gömülürken, Türk bölgesinde kalan Rumiar, tam bir serbesti, hürriyet ve eşitlik içinde insan muamelesi görmüşlerdir. Rum kesiminde kalan camilerimiz yıkılır, 'minarelerimiz top mermileriyle tahrip edilirken, Türk bölgesinde kalan papazlar, kiliselerinde tam bir hürriyet havası içinde icrayı âyin etmişlerdir. Medeniyet dünyası ve ehl-i salip koruyucusu batı âlemi, bu faciaları ne kadar görmezlikten ve bilmezlikten gelseler de, filimlerle, fotoğraflarla, belgelerle, barış gücü subay ve askerlerinin müşahedeleriyle sabit olan bu hakikati eninde sonunda kabul etmek zorunda kalacaklardır. Müteassıp islâm düşmanı batılilar görmeseler dahi, herşeyi hakkıyle gören ve bilen Allahu azim-üş-şân olanları görmekte ve bilmektedir.
Insana sadakat yakışır, görse de ikrah;
Doğruların yardımcısıdır Hazret-i Allah...
Kıbrıs barış harekâtında görev alan yiğitlere sesleniyorum:
Ey şanlı kumandan, ey şerefli Türk eri kahraman Mehmetçik, ey Kıbrıs'ta hak ve hakikat uğuruna seve seve kanlarını döken ve canlarını veren aziz şehitler, ey mert ve bahadır Kıbrıs gazileri! Bilmiş olunuz ki, sizler Allahu talâ'nın en sevgili kulları ve Resûl-ü müctebâ'nın en değerli ümmeti, müslüman Türk milletinin göz bebeklerisiniz... Şanlar, şerefler ve eşsiz zaferlerle dolu tarihimize yepyeni bir zafer daha kazandırdınız, Türk'ün gücünü, hakseverliğini, adaletini, gayret ve hamiyyetini bir kerre daha ispatladınız. Din, dil ve mez-
hep farkı gözetmeksizin Kıbrıs'ta herkese hak ve hukuk kus rallarını uyguladınız. Mazlûmları ezilmekten ve kahrolmaktan kurtarırken, yeşil adada tam bir sulh ve sükûn sağladınız.
Erinden generaline kadar dünya rütbeniz ne kadar yüce ise, Allahu tealâ ve Resûl-ü müctebâ katında da dereceleriniz o kadar yüksektir. Kırk milyon Türk, sizinle iftihar ediyor, size özeniyor, ihraz ettiğiniz yüce makama imreniyor. Mazhar olduğunuz mâ'nevî makam ve dereceleri, izzet ve ni'metleri dille anlatmak ve kalemle yazmak mümkün değildir. Şehit torunları ve gazi evlâtları olduğunuzu bütün dünya hayret ve dehşetle gördü, anladı ve bildi. Din ve millet düşmanları yerindi, dostlarımız güldü ve sevindi. Dedelerinizin ve atalarınızın ruhlarını mesrur ettiniz. Ruhaniyet-i Muhamediyye'yi şâd-ü handan eylediniz. Türklerin, Allah ordularından bir ordu olduğunu ve hangi kavme gazab-ı ilâhi olursa o büyük ordunun zâlimleri te'dip ve terbiyeye memur bulunduğunu iki cihan serveri haber vermişti, bu mûcize-i peygamberiyyenin doğruluğunu da kanıtladınız. Allahu tealâ, zâlimleri sevmediğini Kitab-ı keriminde açıkça ve kesin olarak beyan buyurmaktadır. Bugün, karşınızda size mermi yağdıran zâlimler, Allahu tealâ'nın gazabına uğradıkları için karşılarında sizleri buldular, hizaya geldiler. Zaferlerinizle melekler bile öğünüyor ve seviniyor. Gazanız mübarek olsun, şehitlerinizin aziz ruhları şâd olsun, menzilleri mübarek olsun, ruhları sizlere yardımcı.
olsun...
Türk'ün, zulüm ve haksızlık karşısında nasıl coşup taştığını bütün dünyaya ilân ve isbat ettiniz, Allah yolunda savaşırken tozlanan ayaklarınız, bastığı her karış toprağa şan ve şeref verdi. Döktüğünüz kan ve ter, Allah katında kaybolmadı.
Bütün günahlarınızdan arındınız, affı ilâhiyye mazhar oldunuz, kahraman isimleriniz ve menkıbeleriniz tarihin köhne yapraklarına altın varaklı sahifeler eklediler, kıyamete kadar ölmeyecek ve yaşayacaksınız ve sizden sonra geleceklere kahramanlıkta önder ve rehber olacaksınız.
Envâr-ül-Kulûb, Cilt 3 -- F: 12
Ey Kahraman Mehmetçik!..
Emin ol ki, bu gazan ile gelecekte insanlık dava ve idealine ihanet etmeğe yeltenecek, insanların hak ve hürriyetlerine kastedecek zâlimlere ve hainlere lâyık oldukları ibret dersini de vermiş oldun. Hiçbir zâlim ve hain, bir daha böylesine vahşi cinayetler işlerken bu dersi unutmayacaktır. Senin verdiğin bu ibret dersini hatırladıkça, bu çeşit cür'et ve küstahlıkta bulunamayacak, haksızlık ve kötülükleri eskisi gibi rahatlıkla yapamayacak ve kendi kendisini frenleyecektir. Bu büyük ders, bütün dünyada aynı hırs ve hevese kapılan canilere ve vahşilere de ibret olacaktır.
Yalnız Kıbrıs'taki soydaşlarımızın değil, zâlimlerin pençesinde inleyen bütün mâ'sum insanların hürriyet ve istiklâllerine kavuşmalarına örnek ve önder oldunuz, sâ'yiniz meşkûr ve hizmetleriniz insanlık âlemi için makbul olsun. Kutsal dinimiz, asil milletimiz ve mübarek vatanımız şerefli ellerinize tevdi olunmuş bir Emanetullah'tır. Allahu teâlâ ve tekaddes hazretleri, mâ'sum insanlara yardımcı olmak şeref ve saadetini sizlere bahşetti. Şan ve şerefiniz ne kadar büyükse, sorumluluğunuz da o kadar büyüktür. Zira, mazisi şanlar ve şereflerle dolu bu kahraman milletin geleceğinden de sizler mes'ulsunuz. Milletin umudu sizlerdedir, duaları sizinledir, en iyi dilekleri sizin içindir.
Sizlerden kat'iyyen umulmaz ve beklenmez ya, yine de söylemek lâzımdır ki, aman sakın zafer serhoşluğuna kapılmayınız. Düşmanlarınızın hiyle ve hud'alarına aslâ inanmayınız. Hz.
Ömer radıyallahu anh'in şu vecizesini daima hatırlayınız: (MU-
ZAFFER ORDULAR, YAPTIKLARI ZULÜMLER SONUCU MAGLÜP OLURLAR.) Kalplerinizdeki iyman ve damarlarınızdaki asil kan sizleri zulümden, kötülükten alıkoyacaktır, onun için Allahu teâlâ'ya tevekkül ediniz, yalnız ona ve başınızdaki kumandanlarınıza güveniniz, başınıza konulan zafer tâcını şerefle taşıyınız. Karşılaşacağınız güçlükleri bu suretle yenersiniz, bütün engelleri bu iyman ile aşarsınız ve daima zaferden
zafere koşarsınız. Zira, Allahu azim-üş-şân Kur'an-ı aziyminde şöyle buyurmaktadır:
1 abaK55 Ve kâne hakkan aleyna nasr-ül-mü'miniyn...
Er-Rûm: 47 (Mü'minlere nusret uhdemize hak oldu..)
Evet, hakkıyle iyman eden mü'minlere yardım etmek, Allahu teâlâ'ya vacip olmuştur. Kâmil iyman sahibi er oğlu ere bundan büyük müjde ve beşaret haberi olabilir mi? Hakkın yardımı daima üzerinizde bulunacak ve her müşkilinizde imdadınıza yetişecektir. Aslâ unutmamalıdır ki, Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretleri, dilediğini dilediği gibi yapmağa kadir ve muktedir olmakla beraber vâ'dinden aslâ dönmez, ahdinde sadık kalır:
Ve men-nasru illâ min indillah-il aziyz-il-hakiym...
Al-i Imran: 120 (Yardım, ancak hükmünde yegâne galip ve hakim olan Allahu teâlâ tarafındandır.)
âyet-i kerimesi de bu görüşü te'yid etmektedir. Allahu azim-üş-şân, her emrinde aziz ve galiptir, herşeye hakimdir.
Nusret, galibiyet ve selâmet ancak ondandır ve onun yardımı erişince yenilemeyecek hiçbir kuvvet, mağlûp edilemeyecek hiç bir ordu yoktur. Tam bir teslimiyyetle zât-ı ülûhiyyetine tevekkül edeni her zaman ve her yerde mansur ve muzaffer kılar.
Allahu sübhanehu ve tealâ, kendisine tevekkül edenle beraberdir:
af.
iyilars Vo in jüriydü en yahde'üke fe-inne hasbekallahu hüvellezl eyyedeke bi-nasrihi ve bil-mü'miniya..
El-Enfal: 02 (Düşmanlarınız, ne kadar kuvvetli olsa ve size hiyle ve hud'a yapmağa kalkışsa, Allahu tealâ'nı yardımı kâfidir. Zât-1 ülûhiyyetine hakkıyle iyman edenleri yardımları ile te'yid ve takviye eder, onların düşman hiylesine düşmesine fırsat vermez.)
Mü'min kuluna yardım edenlerin en hayırlısı, bizzat Allah celle hazretleridir:
Ve hüve hayr-ün-nâsırıyn...
Al-i Imran: 150 (O Allahu tealâ ki, yardımcıların en hayırlısıdır.)
Hakka hakkıyle iyman ve tevekkül eden, onun nusretini uman mü'minler için Allahu talâ'nın yardımı yakındır:
Elâ inne nasrallahi kariyb...
El-Bakara: 214 (Bilmiş olun ki, Allahu talâ'nın yardımı yakındır.)
Mü'minlerin hemen her işlerinde olduğu gibi düşmanları ile yapacakları savaşlarda da şu üç hususa dikkat ve riayet etmeleri, zaferin sağlanmasında en büyük âmil olur: