Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 607–614
lerden ve fuhşiyyâttan önlüyorsa, günah işlemekten Hakka âsi olmaktan koruyor ve kurtarıyorsa, kıldığın gerçekten namazdır. Eğer, namaz kıldığın halde kötülüklerden ve fuhşiyyâttan kaçınamıyorsan, günah ve kötülükleri rahatça işleyebiliyorsan, darılma kardeşim, sen namaz kılmıyor, namaz gösteriyorsun.
Oysa, namaz kulu Hakka iletecek bir mi'râcdır. Kötülük ve günah işleyerek kılınan namazlar ise, kulu ancak Rabbinden uzaklaştırır:
Men lem tenhehu salâtühu an-Il fahşâ-i vel-münkeri lem yezded min'Allahi illa ba'da...
(Kıldığı namaz, kendisini Allahu tâlâ'nın men'ettiği ve benim zemmettiğim kötülüklerden, günahlardan ve mâ'siyyetlerden alıkoymaz ve önlemezse, o kimsenin namazı kendisini Allahu azim-üş-şândan uzaklaştırmaktan gayrı hiçbir fayda vermez.)
Hadis-i şerifi, bunun delili ve isbatıdır.
Cehennem ateşinde yanmak istemiyorsan, o korkunç ateşin sana haram olmasını arzu ediyorsan, beş vakit namazın ilâ.
hî bir emir olduğunu, kulluk görevi bulunduğunu bilerek kıl...
Abdest alırken başlayacak olan dikkat ve ihtimamın kıyam, kıraat, rükû, kavme ve secdelerinde, celselerinde, tahiyatta devam etmeli, tâ'dil-i erkâna itina göstermeli, huşû ve hudû içinde namaz kılmağa gayret ve himmet etmelidir.
Kıyamet günü, ilk muhasebe namazdan başlar. Namazın hesabı doğru ve kesin olarak verilebilirse, diğer amellerin de kabulüne yardımcı olur. Mâ'azallah, namazın hesabı verilemezse, bu hesapta eksiklik ve noksanlık çıkarsa, emin ol iş biraz çetin olur. Bir mü'min, bazı günahlarından dolayı cehenneme
girse bile, secde eseri bulunan uzuvlarını ateş yakmaz. Allahu teâlâ'ya iymanın alâmeti ve belirtisi namazdır.
Seyyid-ül-Enâm aleyhi ve âlihi efdal-üt-tahiyyete ves-selâm efendimiz hazretleri buyurmuşlardır ki:
— Bir kimsenin kapısı önünden bir nehir geçse ve o kimse günde beş vakit o nehre girerek yıkansa, nasıl ki kendisinden kirden ve kirlikten eser kalmazsa, beş vakit namaz da aynen böyledir. Beş vakit namazını dikkat ve itinâ ile kılanlarda da günah ve mâ'siyyet kirleri görülmez. Kıldığı namazlar, onu arındırır ve paklar.
Bir diğer Hadis-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:
— Beş vakit namaza devam edenler, Allahu tâlâ'nın bes büyük lûtfuna mazhar olurlar. 1) Kabir azabından halâs olurlar. 2) Kabir darlığından kurtulurlar. 3) Amel defterleri sağ ellerine verilir. 4) Sırat'ı yıldırım gibi sür'atle geçerler. 5) Cennete girerler.
Ancak, tekrar ediyorum ve tekrar etmekte fayda görüyo rum:
Namazları, angarya nevinden, yasak savma kabilinden, tavuk yem gagalar gibi değil, şartlarına ve âdâbına aynen ve harfiyyen dikkat ve riayet ederek kılmalı, göstermelik için değil, hakkıyle namaz kılmağa çalışmalıdır. Bunun için de: (Adam sende, bizden geçti, varsın gençler okusun) dememeli, ilm-ü-ha.
li okuyup öğrenmeli, ef'al-i mükellefiyni, on sekiz şer'i hükümleri, namazların farzlarını, vâciplerini, sünnet ve müstehaplarını, ne gibi hallerin namazlarımızı ifsad ettiğini, hangi hallerde sehiv secdesi yapmak gerektiğini, keza gusülün, abdestin ve orucun farzlarını, vaciplerini, sünnetlerini, müstehaplarını güzelce bellemelidir. Yaşlılar bana gücenmesinler, vaktiyle okuduk.
larını unutan ve bilmeyerek namazı bozan hallerde bulundukları halde farkında olmayanlara sık sık rastlıyoruz. Sormak ve öğrenmek ayıp değildir. Iki cihan serveri: (İhtiyarlar, ilim tahsili için gençler arasında oturmaktan utanmasınlar.) buyurmuşlardır. Sormamak, öğrenmemek ve bilmemek hem ayıptır, hem de günahtır. Insan, bir işe başladı mı, onu en güzel ve en
mükemmel şekilde yapmaya çalışmalıdır. Görsünler, desinler mescide gidiyor diye söylesinler diye yalan yanlış abdest alıp, tâ'dil-i erkânına, şartlarına ve âdâbına riayet etmeden namaz kılmak, boşuna yorgunluktan başka bir şey değildir. Öylelerini görüyoruz ki, mahalle mescidinde bir gece önce yatsıyı kıldıran imam efendinin, yanlışlıkla kendilerine beş rekât namaz kıldırdığını, ertesi gün sorup şer'i hükmünü öğrenmeğe çalışmaktadırlar. Bu çok mühim gerçeği gözden kaçırmayalım, sorup öğrenmekten, okuyup anlamaktan korkmayalım. Boş kafa ile kılınan namazlar, sahibine ancak hasret ve nedamet getirir. Bre müslüman, madem kılıyorsun hakkıyle kıl... Dünya siyaseti denildi mi, kimseye ağız açtırmıyorsun, meslek hatıralarını birer birer anlatıyorsun, boş ve faydasız hikâyeleri dilinden düşürmüyor ve hiç unutmuyorsun. Ibadet ederken bu kayıtsızlık, bu vurdum duymazlık neye?
- Bak emekliye ayrıldı, saçı sakalı ağardı, hâlâ namaz kılmıyor, cami-i şerife gelmiyor! demesinler diye mescide gitmenin ve namaz kılmanın sana hiçbir faydası olmaz. Hazır bu yola girmişsin, yaz kış, soğuk sıcak demeden mescide gelmişsin, zahmetlere katlanıp abdest almışsın, ne olur şunun en iyisini, en mükemmelini yapsana... Bilmediklerini sorup öğrensene...
Elin ağzı torba değil, çekip büzesin... Eğer, konuşacaklarsa önleyemezsin, iyisi mi doğrusunu yap kimsecikler ağzını açıp bir şey diyemesin, gönlün rahat etsin... Evet, namazını vaktinde ve cemaatle kıl, kazaya bırakma, vaktini geçirmeden namazını kılmakta, ecel erişmeden tövbe etmekte acele et.. Kötülük lerden, dünya kir ve pisliklerinden ellerini yıka, gönlünü, gözünü ve özünü tövbe ve nedamet ile arındır.
Aziz din kardeşlerim ve Hak yoldaşlarım:
Beş vakit namaz, bülûğa yani erginlik çağına ermiş kadın veya erkek her iyman edene farzdır. Erkek çocuklar on iki ve kızlar dokuz yaşından itibaren namaz kılmakla mükelleftirler.
Onlara, bu farzı öğretmek de anne ve babaların görevleridir.
Bilindiği gibi namaz EF'AL-I MÂ'LÜME ve ERKÂN-I MAHSU- Envar-ül-Kul0b, cilt: 2 — F: 39
SA'dır. Namaz, Resûl-ü zişân efendimizden görüldüğü, onun kıldığı gibi kılınır, başka türlü namaz olmaz. Kıyama, rükû'a ve secdeye kudreti olmayanlar, iymâ ile kılarlar. Yani, ayakta duramıyor, eğilemiyor ve başını secdeye koyamıyorsa, bunları başı veya gözüyle işaret ederek kılabilir. Terki ise, kat'iyyen caiz değildir. Hiçbir sebep ve mazeretle namaz terkedilemez. Son nefesimize kadar Rabbimize ibadetle mükellef bulunuyoruz.
Namaz diyip geçmeyelim: Iki rekât namaz, kâ'inatın bütün mertebelerini câmidir. Iki rekât namazda bütün mahlûkatın ibadetlerinin zübdesi, özü ve özeti müşahede edilir. Onun için, namazın kıymet, ehemmiyet ve faziletini anlamalı ve takdir etmelidir.
Ademiyyet mertebesine, namazda kıyamla işaret vardır.
Hayvaniyyet mertebesine namazda rükû ile işaret vardır. Cemadat mertebesine namazda secde ile işaret vardır. Melekler mertebesine, namazda huzur ile işaret vardır. Meleklerin kıyam ve ku'udu, nebatlar ve hayvanların tesbihi ve tefridi, cemadatın tevhid ve takdisi bir araya geldiğinden, Allahu teâlâ'ya yapılan ibadetlerin umdesi sayılır.
Namaz, kalbin tevhidi sureti olup, tevhid-i ef'ali isbat ettiğinden aynı bâptan addolunur. Abid ile mâ'budun birleştiği makamdır ve onun için de mü'minlerin mi'râcıdır. Resûl-ü zişânın gözünün nuru, dinin direği, iyman ve islâmın alâmetidir, iyman ve islâmın işaretidir. Terki büyük günah ve inkârı ise mâ'azallah küfürdür.
Bir Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
(Allahu teâlâ'ya kıyamete, peygambere lyman eden namazını terketmez. Vaktinde kılar ve kazaya da bırakmaz. Namazımı tâ'dil-i erkânına riayetle huşû ve hudû içinde kılar, ölümün şiddetinden, kabrin zulmetinden, mahşerin dehşetinden ve ce.
hennem azabından kurtulur, cennet ve cemale nail olur.)
Ey âşık-ı sadık!..
Sabah namazını, Âdem aleyhisselâm yere indirildiğinde iki rekât olarak kılmıştır.
Öğle namazını Yunus aleyhisselâm balığın karnından kurtulduğunda dört rekât olarak kılmıştır.
İkindi namazını Ibrahim aleyhisselâm, Nemrud'un nârindan kurtulduğu zaman kılmıştır.
Akşam namazını İsa aleyhisselâm, Yahudi'lerin kendisine hazırladığı hıyanetten kurtulduğu zaman kılmıştır.
Yatsı namazını Musa aleyhisselâm Tur'da kendisine vahyolunduğu zaman dört rekât olarak kılmıştır.
Binaenaleyh, beş vakit namazlarını kılanlar bu beş peygamberin sevabına nail olurlar.
Namaz, Mi'râc-1 güzinde elli vakit olarak farzolunmuş, ancak Rahmet-i ilâhiyye ile beş vakte indirilmiştir. Bunun için beş vakti muntazaman kılanlara, elli vaktin ecri ihsan buyurulur. Beş vakit namazın, Mi'râc-ı güzin hediyesi olduğunu bilerek kılan mü'minlere müjdeler olsun.. Namazda nice esrar-, ilâhî vardır. Bir kaçını sayarak açıklamağa çalışalım:
Insan vücudunda cismani kuvvetler beş olduğu gibi, ruhanî kuvvetler de beştir. Bunun için, namaz gerek vücudumuzun ve gerekse ruhumuzun Allahu teâlâ'ya şükrüdür.
Şeytan, insanın vücuduna beş kapıdan girebilir: GÖZ KULAK - AĞIZ - NEFİS - KALP... Hakka, hakkıyle namaz kilan gözüyle harama bakmaz. Kulağı ile dedi - kodu, boş ve faydasız sözler dinlemez.. Ağız, yalan ve kötü söz söylemez ve. haram yemez. Nefis, salâh bulur, kötü şeyler ve kötülükler düşün mez. Kalp, haktan gayriye yer vermez. Gözü ibrette, özü şükür ve itaatte, kulağı faydalı nasihatte, ağzı zikir ve halâvette, kalbi şefkat, merhamet ve muhabbette olur. Beş vakit namazını kılanlar, şeytana bütün kapılarını kapatmış olurlar.
Her insan için, beş korkunç geçitten geçmek muhakkak ve mukadderdir. Bu geçitlerden ve akabelerden geçmeyecek hiş kimse yoktur. Bu beş tehlikeli ve korkunç geçit şunlardır:
1) Ölüm şiddeti 2) Kabir zulmeti 3) Mahşerin vahşet ve dehşeti 4) Sıratın rikkati 5) Nârın şiddeti Bu beş tehlikeli ve korkulu geçitten selâmetle geçişten, kişiyi ancak kıldığı namaz kurtarır.
Sabah namazını kılanlar, ölüm acısını hiç duymazlar. O vakitte kılınan iki rekât farz, kılanın cismini de ruhunu da nurlandırır.
Öğle namazı vakti, güneşin en hararetli ve parlak olduğu zamandır. Vaktinde öğle namazlarını kılanların kabirleri de nurlanır..
Ikindi namazı, insanı mahşer korkularından emin eder.
Akşam namazı, bilindiği gibi üç rekâttır. Sırat da üç kısımdır. Çıkış, düzlük ve iniştir. Akşam namazını vaktinde kılanlar, sıratın bu üç bölümünden de rahatlık ve kolaylıkla geçerler, selâmete ererler.
Yatsı namazı vaktinde, insan tabiatının harareti galip geldiğinden, o tabii harareti abdestle söndürerek yatsı namazını kılanlar, âhirette cehennem ateşinin şiddetinden de korunmuş ve kurtulmuş olurlar.
Kurre't-ül-ayn isimli kitapta, namazı özürsüz olarak ter.
kedenlere on altı musibetin ârız olduğu haber verilmektedir.
Bu musibetlerin altısı dünyada, üçü ölüm ânında, üçü kabre girildiğinde ve üçü de mahşer yerindedir.
Dünyada uğradığı musibetler şunlardır:
Ömrü bereketsiz olur. Yüzünden nur-u ilâhî gider. Diğer iyi amellerinden tad almaz. Duaları âcilen yerine gelmez. Melekler kendisine buğzederler. Mü'minlerin namazlarında yaptıkları dualardan mahrum kalırlar.
Ölüm ânında uğradığı musibetler de şunlardır:
Zelil ölür, müjdeci melekler gelerek kendisini cennetle tebşir etmezler. Aç ölür ve kendisini suya atsalar hararetini gideremez ve susuz ölür.
- 613 _ Kabirde görecegi musibetler şunlardır:
Kabir azabına uğrar, azap melekleri kendisine daima musallât olurlar, vakitleri girdikçe terkettiği namazları için kendisine aynca azap olunur.
Mahşerde uğradığı musibetler de şunlardır:
Hesabı gayet şiddetli görülür. Allahu teâlâ'yı gazaplı bulur.
Affı ilâhî imdadına yetişmezse cehenneme atılır.
Allahu azim-üş-şân, Kitabullah'ın neresinde salâtı yani namazı zikretmişse, hemen arkasından zekâtı da zikreylemiştir.
Onun için, sizlere biraz da zekât konusunda bilgiler sunmak isterim:
Dersimizin başında okuduğunuz âyet-i kerimede: (Allahu tâlâ'nın kitabı olan Kur'an-ı aziymi okurlar, namazlarını erkânına dikkat ve riayet ederek kılarlar, onlara rızık olarak bahş ve ihsan buyurduklarımızdan başkalarını da infak ederler ve bu infaklarını gizli veya açık olarak yerine getirirler,) buyurulduğu hatırlanacaktır. Bu âyet-i kerimede de, islâmda en mühim olan iki rüknü belirtilmektedir. Namaz ve hemen onun arkasından zekât ve yardım emrolunmaktadır.
Bir kimse namazını kılsa ve fakat zekâtını vermese, kıldığı namaz reddolunur. Zira, bir kimse Allahu teâlâ'ya iyman etse de, Resûl-ü müctebâ'ya inanmasa veya Resûl-ü zişâna iyman etse de Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretlerine inanmasa, iymanının reddolunduğu gibi, namaz kıldığı halde zekât vermeyenin de namazı reddolunur.
Rabbimizin, bu iki ameli daima bir arada zikretmesinin sebebi de şudur: Bu amellerden birisi terkolunursa, diğeri de kabule şâyan olmaz. Bunun için, namazını kılanlar nisaba mâlik iseler mutlâka zekâtlarını da vermelidirler. Zekât verenler de namazlarını kılmalıdırlar ki, ibadet hem ruhan, hem bedenen ve hem de mâlen yerine getirilmiş olsun.
Namaz kılmayanların veya kıldıkları halde şartlarına ve âdâbına riayet etmeyenlerin uğrayacakları musibetleri açıklamıştık. Şimdi de, zekâtlarını vermeyenlerin uğrayacakları azabın bazılarını söyleyelim. Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sel-
lem efendimiz hazretleri bir Hadis-i şeriflerinde buyurmuşlardır ki:
— Kendisine zekât vermek vacip olduğu halde, sahip olduğu malın zekâtını vermeyenlerin bu malları, azap için birer çivi haline getirilse ve mahşer günü cehenneme girdiğinde kızgın ateşte kızdırılarak vücuduna çakılsa gerektir.
Bir diğer Hadis-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:
— Zekâtı verilmeyen mal, âhirette ateşten bir yılan suretine sokularak zekâtını vermeyen tamahkâr âsinin boynuna dolanır. Zekâtını vermeyerek muhtaç mü'minlere yardım etmeyen o elleri koparsa gerektir.
Ebül-Leys (Tenbih-ül-gafiliyn) adlı eserinde şu Hadis-i şerifi zikretmiştir:
Allah celle, cennetinin kapısına şu yazıyı yazdıracaktır:
Ey cennet!.. Sana, üç kimsenin girmesini haram kıldım.
Birincisi cimri ve tamahkâr olanlar, ikincisi zekâtlarını vermeyen âsiler, üçüncüsü karılarını başkalarına kiralayan ahlâksız ve haysiyetsizlerdir.
Kendilerinde bu kusurlardan herhangi birisi bulunanlar, iyman ile âhirete göçtükleri takdirde, iymanları sebebiyle cennete de en son gireceklerdir. Zira, Allahu teâlâ'ya iyman edenler, cehennemde ebediyyen kalmayacaklardır. Cezalarını gördükten sonra cennete gireceklerdir. Kebâ'ir dediğimiz büyük günahları işleyenler, işledikleri günahı helâl saymadıkça kâfir olmazlar. İşlediği günah küçük veya büyük, kişi günah işlediğini bilirse, günahkâr olur, fakat dinden çıkmaz. Küçük günahlarda ısrar edenler ise sonunda helâk olurlar.
Tamahkâr ve cimri olanlar, ne kendileri yerler, ne de başkalarına yedirirler. Bazıları da, kendileri yer, başkalarına yedirmez. Zekâtlarını vermeyenlerle karılarını başkalarına kira-